Gece ilerledikçe arkadaşlarım yeni kızlarla tanışmam için baskı yapmaya başladılar, ancak benim aklım da kalbim de sadece o mumya kostümlü kızdaydı. Yıllardır kiminle konuşursam konuşayım zihnimden atamadığım birisi vardı; ama bu gizemli kız, bana o büyük yokluğu bile unutturmuştu. Sanki tüm hücrelerimle sadece onu bulup konuşmak istiyordum. Herkes kostümlerin arkasına saklandığı için onu seçebilmek imkansız gibiydi ve ne yapacağımı bilemez haldeydim.
Benim bu durgun halim arkadaşlarımı memnun etmedi; hatta lisedeki zorbalarıma benzeyen tavırlarla, "Seni görünce korkup kaçtı tabii, baksana haline," diyerek dalga geçmeye başladılar. Artık kendime bakan, güçlü bir adam olmama rağmen bu sözler canımı sıktı; onlara "Kendimi iyi hissetmiyorum," diyerek yanlarından ayrıldım. Onu bulma ümidimi tamamen yitirmiş, pes etmiş bir halde kapıya doğru yürümeye başladım.
Tam o sırada, kapı yakınlarında dengesini yitirmiş, neredeyse düşmek üzere olan bir kız fark ettim. Yardım etmek için yanına hamle yaptığım an, kollarımın arasına yığılıp bayılıverdi. O an kalbim duracak gibi oldu; saatlerdir aradığım, bir türlü bulamadığım o kız tam şu an kollarımdaydı. Tam çıkıp gidecekken yollarımızın bu şekilde kesişmesi sanki bir işaretti.
Fakat o an çok garip bir şey daha oldu: Yanındaki arkadaşı, sanki bir hayalet görmüş gibi dehşet içinde bana bakıyordu. Arkadaşının bayılmasından çok, benim varlığıma şaşırmış gibiydi ve bu bakış beni huzursuz etti. Yine de şu an bunu düşünecek vaktim yoktu; kucağımdaki bu mucizevi kızı bir an önce kendine getirmem gerekiyordu.