Partileri oldum olası çok severim; o yüksek sesli müzik ve kalabalığın enerjisi bana her zaman iyi gelmiştir. Su da bu tutkumu çok iyi bildiği için, doğum günümde beni eğlenmek için şehrin en popüler kulübüne götürdü. Küçük bir şehirde yaşadığımız için seçeneklerimiz kısıtlıydı ama gittiğimiz yer kesinlikle ortamın kalbinin attığı noktaydı. Ben böyle ortamlara hızlıca uyum sağlardım, ancak Su benim kadar çabuk alışamazdı.
Gecenin ritmine kendimi kaptırmış eğlenirken, bir garsonun yanımdan geçerken bana çarpmasıyla her şey bir anlığına durdu. O an burnuma çok tanıdık, zihnimi altüst eden bir koku geldi. Konuşmak için arkama döndüğümde garson mahcup bir şekilde "Pardon," dedi. Sorun değildi; ben de çalışan biri olduğum için bu tür kazaların nasıl hissettirdiğini çok iyi biliyordum. Garson oradan uzaklaştı ama o koku gitmek yerine her geçen saniye daha da yaklaşıyordu.
Bu koku beni sanki bir zaman makinesindeymişim gibi dört yıl öncesine götürüyordu. Artık çevreye odaklanamıyor, gözlerimle delicesine o kokunun sahibini arıyordum. Tam o sırada onu arkasından gördüm. Kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı, elim ayağım birbirine dolandı. O koku, o omuz yapısı... Bu kesinlikle oydu, başkası olamazdı. Ama bir yandan da kendime telkinlerde bulunuyordum; bildiğim kadarıyla üniversite okumuyordu ve bu şehirde yaşamıyordu. "Yine fazla içtim, yine onu özlemeye başladım," dedim kendi kendime.
Ona uzun süre daldığımı fark eden arkadaşları, beni işaret ederek ona bir şeyler fısıldadılar; "Seni beğendi galiba, yarım saattir sana bakıyor," dediklerini duyunca utançtan ne yapacağımı şaşırdım. Beni görmesine fırsat vermeden hemen arkamı dönüp masayı değiştirdim. İçten içe onun olduğundan emindim ama ya değilse? Bir grup erkeğin diline düşmek gururumu fazlasıyla kırardı.
Alkolün etkisiyle kendimi yavaş yavaş kaybediyordum ama onun bana doğru adım adım yaklaştığını fark ettim. Kaçmak istedim, ayaklarım geri gitmedi; o an her şey bir anlık karanlığın içinde yok oldu sanki.