Üniversiteye başlarken içimde iki farklı ses vardı: Biri yeni insanlar tanımak için can atan o sosyal kız, diğeri ise "Ya onlar göründükleri gibi değilse?" diye fısıldayan korkularım...
Daha ilk gün, korkularımın haklılığını gördüm. Yurttaki odaya girdiğimde, kızlar çoktan kendi dünyalarını kurmuş, kaynaşmışlardı. Aralarından birinin sınıf arkadaşım olduğunu görünce kısa bir an umutlandım. "Belki de en yakın arkadaşım olur," diye düşünmüştüm. Fakat yanılmıştım. Beni sadece ilk gün okulda yalnız kalmamak için bir "güvenlik kalkanı" olarak kullandığını anlamam uzun sürmedi.
Kendimi yavaşça geri çektim. Hata yapma lüksüm yoktu; aslında kaybedecek bir şeyim de yoktu ama artık kırılmaya mecalim kalmamıştı. Sınıfta birçok kişiyle tanıştım, gruplara girdim ama kimse bana, benim onlara verdiğim değerin yarısını bile vermedi. Biri hariç: Su.