Mirza ilk içkisini bitirdiği sırada babası arayınca kalkıp gitmek zorunda kalmıştı. Kapıdan çıkmadan yanağıma kondurduğu öpücüğü ise gece uyuyana kadar gözümün önündeydi.
Ertesi günler baya sıradan geçti. Mirza ile hiç konuşmadan geçirdiğimiz günler bile olduğu için biraz moralsizdim. Ama aklım dağılsın diye annemin butiklerinden birinde vakit geçiriyordum. Bu durumdan yalnızca annem memnun. Ben Mirza'yı görmek istiyorum !
Haftaları tek düze geçirirken bugün bir farklılık yapmıştım. Kendimi ne zaman kötü hissetsem bana en iyi gelen insana giderdim. Kahvaltı saatinden önce kalkmış soğuk havaya karşılık bir mont üstüme almıştım ve taksiyle babamın yanına gitmiştim.
-"O kadar da kötü değil ama bakma bana hep kötü olayları anlattım." dedim saatler sonrasında gülümseyip. Gülümserken gözlerimi kırpınca bir kaç damla daha yaş akmıştı.
-"Evde seni görmeyi özledim baba. İnan sen olmadan orası bana evimmiş gibi gelmiyor. Yerine yabancı bir adam oturduğunda tam şu göğsümün ortası sıkışıyor." Hıçkırıklarımın ardı arkası kesilmezken mezarlık bekçisinin uzattığı mendili aldım. Buraya her gelişimde gelip kontrol ederdi beni.
-"Su ister misin ?" diye sordu.
Başımı iki yana sallayıp soğuk mermer taşına yasladım. Yerde oturmaktan hiç gocunmuyordum. Toprağa değdiğimde babamı hissederdim.
-"Birazdan yağmur yağacak gibi duruyor çok durma tamam mı ?" diyip uzaklaştı. Montumun şapkasını kapayıp ıslanmış yanaklarımı sildim.
Kaç saattir burada durduğumu bilmiyorum ama kimsenin merak ettiğinide sanmıyorum. Annem sabahları beni evde göremeyince babama geldiğimi biliyordu , alışmıştı.
Gök gürültüsü ile irkilip gökyüzüne baktığım sıra cebimde telefonum titremeye başladı. Bulanık gözlerim dolayısı ile göremeyince tekrar silip öyle baktım.
Mirza arıyordu. Hemde üç dört gün üzerine.
Şimdi konuşmak içimden gelmeyince meşgule attım. Çiçeklerle döşenmiş babama bakarken burnum sızladı. Göz bebeklerim ağlamak için titrerken yeniden Mirza aradı.
Titrek bir şekilde nefesimi üfleyip aramasını yanıtladım.
-"Neden aramama cevap verilmiyor acaba ?" Sesini duymak biraz olsun bana iyi gelmişti. Elimin tersiyle gözlerimi silip burnumu çektim.
-"Kusura bakma müsait değilim açamadım." Ağladığımı bu kadar belli etmesen keşke sesim.
-"Duha...orada herşey yolunda mı ? Evde misin ?" Duygusal anınızda birisi size bir şey sorunca ağlama isteğiniz artıyor mu ? Benim tam olarak artıyor ve anında hıçkırmıştım.
-"Yolunda , ben sadece babamın yanına gelmiştim de sonra konuşsak daha iyi olucak. Seni ararım görüşürüz." dedim ve telefonu kapayıp cebime geri koydum.
Kollarımı mezarlığın kenar mermerine koyup yüzümü gömdüm. Sarsıla sarsıla ağlarken yağmurun altında ıslanmak umrumda bile değildi. Bir tek sevgi gördüğüm insanın toprağın altında olmasına dayanamıyordum.
-"Keşke yanımda kalsaydın. Sana son kez bile sarılamadan gitmemeliydin. Hala seni çok özlüyorum." dedim yarım saat süren ağlamamın sonunda.
Buraya her girişimde bütün savunma sistemim çöküyordu. Çok kırılgan ve savunmasız oluşum babasızlığım yüzündendi. Benim tek koruyucum o'ydu. Yanımda olmadığı için de haliyle fazla dağılmamı engelleyemiyorum.
-"Güzelim ? İyi misin ?" Arkamda hissettiğim varlığın sonrasında bedenime sarılan kollar karnımda buluşmuştu. Dizlerimin üzerine çöktüğüm için arkamdan bana sarılan her kimse geldiğini göremedim ama sesin sahibi kalbimi titreten adamdı.
-"Mirza ? " Kollarıma gömdüğüm yüzümü kaldırıp arkaya doğru döndüm. Fazlalaşan yağmur damlaları göz yaşlarımın silip süpürdüğü yüzümü ıslatıyordu.
-"İyi misin ?" diye tekrardan sorarken elleri yüzümü kavramıştı.
Başımla onaylayıp kurumuş dudağımı ıslattım.
-"Nereden buldun beni ?" diye aklıma ilk geleni sordum.
Ağlamaktan çatallaşmış sesimi düzeltmek için bir çaba sarf etmeden konuşmuştum.
Yüzümün herbir yanını inceleyip baş parmağı ile dudağımın kenarını okşadı. Soluk boruma bir şey takılmış gibi nefessiz kaldım.
-"Babanın cenazesine gelmiştim. Bulmam zor olmadı."
Bir şey demedim. Gözlerimi aşağıya indirdiğimde yağmurdan ıslanmış toprağa diz çöktüğü için kumaş pantolonu çamur olmuştu.
-"Üzerin kirlendi." dedim ve ellerimle yüzümü silip montun şapkasını açtım.
-"Sorun değil. Gidelim mi ?" diyip benide beraberinde yerden kaldırdın. Gri eşofmanım çamur içerisindeydi.
-"Olur." dedim ve sızlayan gözlerimi kapayıp açtım. Elini omzuma atıp beni göğsüne çekti. Onun yardımıyla mezarlığın çıkışına kadar yürüdüm. Arabasına bu halde binip binmeme konusunda tereddüt yaşarken bu durumu anlayıp beni oturttu.
İlk kez bindiğim arabasının içerisine tamamen kendi kokusu hakimdi. Bu çok hoştu ancak kokusuna kapılabilecek kadar halim yoktu. Ne hale geldiğini bilmediğim yüzümü daha fazla görmesini istemediğimden camdan tarafa çevirdim.
-"Beni mahalleye götürür müsün ?" diye sordum.
Arabasını çalıştırmış yolda ilerliyordu.
-"Neden ?"
Omuz silktim.
-"Eve gitmek istemiyorum." Başım ağırıyordu ve annem üstümü başımı böyle görünce bana bir sürü cümle kuracaktı.
-"Anlaşıldı." dedi yalnızca. Gittiğimiz yol mahalleye gidilecek bir yön değildi. Hatta ben çevreyi anlamaya çalışırken arabası bir sitenin içerisine girip durdu.
-"Nereye geldik ?" dedim kaşlarımı çatarak.
-"Benim evime geldik küçük hanım." diyerek arabadan indi. Benim kapımı açarken çekinerek ona baktım. Evine gitmenin nasıl bir fikir olacağından emin değilim. Heyecan vericiydi ama bugün olmasaydı keşke.
-"Şey ailenle yaşamıyor musun ?" diye sordum arabadan indiğim sırada.
-"Ailemle yaşadığım eve gitmek isteyeceğini sanmıyorum." diyince yanaklarım kızarmaya dönmüştü.
Arkasından küçük adımlarla ilerleyip karşımızda bulunan kocaman lüks apartmana girip en üst katına çıktık. Beyaz kapıya cebinden çıkarttığı anahtarı sokup kapıyı açtı. Kendisi girmeden eliyle içerisini gösterdi. Kapıyla arasından geçip evine girdim. Çamur sürünmüş parlak ayakkabılarını kenarda çıkardığını görünce aynısını yapıp çıkarttım. Yüreğim kuş gibi çırpınırken ona fark ettirmeden hızlı hızlı soluk alıp veriyordum.
Ona ait bir bölgeye girmek beni tuhaf şekilde mutlu hissettirdi. Tepeden tırnağa ürpermiş ve büyülenmiştim.
Arkamda kapanan kapıyla bir an boş bulunup irkildim. İçerisi bütün bir evdi. Salonla mutfak birleşikti. Küçük olmasına rağmen çok güzeldi.
-"Yemek yedin mi ?" diye sorarken yanımda belirdi.
Tamamen beyaz ve gri renklerden oluşmuş evini incelemeyi bir kenara bıraktım.
-"Hayır kahvaltı saatinden önce çıkmıştım." Ancak açlık hissi pek gelmemişti.
Yüzüne bakmam için çenemi kavrayıp kendisine çevirirken ellerimi olabildiğince sıktım.
-"İyice küçülmeyi planlıyorsun sanırım. Saat 1'e geliyor ve hala açsın demek ? Şimdi ilk önce elini yüzünü yıkıyorsun ve üzerini temizliyorsun , arabama pis binmene izin verdim ama evimde öyle dolaşmamalısın." dedi dudaklarını büküp. Şaka yapar gibi bir hali vardı ancak haklıydı.
-"Evet aslında ben belki de eve gitmeliydim." dedim utançtan başımı eğip.
İşaret parmağını kıvırıp burnuma yavaşça vurdu.
-"Sözümü dinle. " Omuzlarımı kavrayıp beni önünde yürüttü ve banyonun içine kadar getirdi. Tamemen beyaz mermerden oluşan banyonun büyük kısmını duşakabin kaplamıştı.
-"Kıyafetlerini önce makineye at. Çıktıktan sonra kurutma makinesine atarsın , bende sana uygun bir şeyler bulmaya çalışırım." Cevabımı beklemeden çıktığı banyonun kapısını kapattı.
Gittikten hemen sonra telefonuma sarıldım. Anneme Rüya'da olduğuma dair bir mesaj atıp telefonu lavabo tezgahına koydum. Aynada gördüğüm görüntü beni korkutmamıştı. Sadece gözlerim ve burnum biraz kızarıktı o kadar.
Mirza'nın dediği gibi eşofman takımımı kısa programa atıp ellerimi ve yüzümü yıkadım. Soğuk su beni kendime getirirken banyonun kapısını tıklatmıştı.
Bedenim kapının arkasında kalacak şekilde eğilip açtığım kapıdan Mirza'ya baktım.
-"Bununla idare et uzun olur büyük ihtimalle." Uzattığı siyah kıyafeti aldığımda uzaklaştı. Kapıyı tekrardan kapattıktan sonra verdiği v yakalı tişörte bir kaç dakika baktım. Bu kısalıkta elbise elbette giymişliğim var fakat bu Mirza'ya ait bir tişört !
Allah'ım onun kıyafetini giyeceğim ! Onun kokusunun olduğu bir parça vücuduma değecek inanamıyorum.
Gözlerimi büyüterek tişörtü iç çamaşırlarımın üstüne geçirdim. Dediği gibi kalçamı kapatacak kadar uzundu. Ayağımda beyaz çoraplarımla beraber komik olmuştum. Saçlarımı aynada düzeltip banyodan çıktım. Mirza ortada görünmüyordu. Su kaynama sesi gelince mutfağa göz attım.
Tişörtün eteklerini çekiştire çekiştire camın önüne geldim. İki cephede geniş geniş siyah pervazlı camlar vardı. Beyaz bir L koltuğun karşısında kitaplarla çevrelenmiş büyükçe televizyon yer alıyordu. Bir camın önünde de yüksek ve büyük yaprakları olan yeşil bitki vardı.
Çok hoş bir daire.
-"Geldim-" Sesini duyunca ona döndüm. Devam edecekken aralık kalan dudakları beni görünce durmuştu. Gözleri bacaklarımda ve yüzümde uzun uzun dolaştı. Yutkunduğunu gördüğümde ona bakma şansım olmuştu. Üzerinde siyah keten bir pantolonla gri kapşonlu sweat vardı.
Başını hafifçe sallayıp dalgınlığından sıyrılırken mutfakta dolabı açmıştı.
-"Tost yer misin ?" dedi az önceki duraksama yaşanmamış gibi normaldi.
-"Olur. Bende yardım edebilirim." diyip yanına yürüdüm. Dolaptan çıkardığı malzemeleri tezgaha koymuş dolabı kapatmıştı.
-"Şunu kesebilirsin mesela." Dediği gibi peyniri dilimleyip tabağa dizdim. Isıttığı makineye tost ekmeğini yerleştirip sırayla yaparken onu hayranlıkla izliyordum. Yüzüne daldığımın farkında bile değilken başıma gelecek olan duygularken korktuğumu anladım.
Mirza her kızı büyüleyecek bir adamdı ve bende onun büyüsüne çoktan kapılmıştım.
Bunun bir sonu yoktu. Kendime dur da diyemezdim. Her görüşümde duygularım katlanarak artacaktı.
-"Beni öyle izlersen kendimi yakabilirim. İstemezsin değil mi ?" diyince gülerek başımı iki yana salladım.
-"Bardaklar nerede ?" diye sordum o havayı dağıtıp.
Başımın üzerinde kalan dolap kapağını açınca iki tane bardak alıp tezgahta duran poşet çaylardan koydum.
-"Neden o kadar zaman sonra geldin ?" Bardaktaki çayı beklemeye bıraktığım sıra ona dönüp bunu sormuştum. Beklemediği için kaşlarını çatıp bana üstten üstten baktı. Yaptığı tostların olduğu tabağı masaya koyduktan sonra önümde durdu.
-"Çok yoğundum. Çözmem gereken meselelerim vardı. Sonrasında sana gelip dinlenmek istedim." Saçımın bir tutamını kulağımın arkasına itip yüzüme olağanüstü güzel tebessümüyle baktı.
Kalbimi teskin etmeye çalışırken banyoda çamaşır makinesinden ses gelmişti. Geri çekilip etkisinden sıyrıldım.
Ona kapılıp hissettirdiklerinde boğulmama çok az kalmıştı.
Fırsatı değerlendirip banyoya gittim. Yıkanmış iki parça kıyafeti kurutma makinesine koyup çalıştırdım. İçeri geri gittiğimde televizyonla koltuk arasındaki sehpaya tabakları ve bardakları koymuş oturuyordu.
-"Ellerine sağlık güzel görünüyor." dedim yanına otururken.
-"Afiyet olsun. Ye hadi daha fazla bekleme." Kendi tabağını yanına alıp ayaklarını sehpaya uzattı.
Bu tip şeylerde nedense aklımda hep annem beliriyor. Çünkü bütün davranışlarımı o şekillendirmişti. Ve şuan sehpaya ayak uzatması bana farklı gelmişti. Fazla rahat.
Bardağı koltuğun kenarına koyup tabağı kucağıma aldım. Oturunca tişört daha da kısalmıştı ve rahatsız olmuştum. Mirza hiç oralı değildi. Açtığı televizyonda kanalları geziyordu. İçinde bulunduğumuz durumu düşününce iç gıdıklayıcı şekilde güzeldi. Aynı evde aynı koltukta kimse olmadan baş başaydık.
Tostların bittiği tabakları mutfakta makineye koyduktan sonra Mirza'ya ikinci bardak çayını yapıp verdim ve banyoya gittim. Bitmiş programı kapayıp eşofmanlarımı giyindim. Fark ettim de gri sweatlerimiz Mirza ile çok benzerdi. Saçımı içerisinden çıkarıp yanına döndüm. Otururken rahatını bozmadan sol kolunu geri açtı. Önce tuhaf tuhaf baktım. Bana sert bir bakış atınca anlatmak istediğini anlayıp başımı yavaşça göğsüne koydum.
Bu nasıl bir mutluluktur böyle ?
Kolunu bana sarıp iyice göğsüne bastırırken derin bir iç çektim. Hayatımda hiç böylesine rahat bir yere başımı koymamıştım. Ayaklarımı altımda kıvırıp iyice göğsüne sokuldum. Tek dileğim eğer zaman duracaksa tam şuan durması yönündeydi.
•••




