Anneannemin evine akşam saatlerinde vardığımda evin etrafında bir sürü renkli fenerler ışık yayıyordu. Yoluna ayak bastığım anda çiçek kokuları burnuma dolmuştu.
-"Kuzum ! Yavrum hoşgeldin !"
Evin kapısında görünen anneannem bana doğru yürürken gülümsedim ve koşarak boynuna sarıldım. Yumuşacık yanaklarını öptükten sonra beni incelemesini bekledim.
-"Görmeyeli bir kaç ay oldu ama sen çok değişmişsin güzel kızım benim." dedi ve yeniden yanağımı öpüp okşadı.
-"İçeriye götürüyorum Duha hanım." Arkamdan gelen şoför bavulumu içeri geçirirken onay verdim.
-"Çok güzel bir bitki çayı koymuştum. Hadi gel rahatlatır." Anneannemin elinin değdiği her şeyde muazzam bir lezzet vardır.
Hilal teyzemin yemeklerini de çok seviyordum fakat anneanneminkiler bir başkaydı. Şoför evden ayrılır ayrılmaz anneannem beyaz ahşap kapıyı üzerine kapayıp terliklerini girişte çıkarttı. Bende kısa botlarımı orada bırakıp tek basamak yüksekliğinde olan girişe ayak basıp içi ferah özlediğim eve baktım.
Kapının karşısından yukarıya ahşap merdivenler uzanıyordu. Üstte sadece yatak odaları ve banyolar vardı. Alt katta ise geniş alanın bir yanında mutfak diğer yanında evi ısıtan soba ile oturma grubu yer alıyordu. Ekstra olarak farklı farklı antika dekor eşyaları vardı.
Pofuduk gözüktüğü gibi rahat olan toz pembe üçlü koltuğa oturdum.
-"İyi ki geldin nasıl özlemişim." diyip yanıma oturdu ve buharı tüten fincanı uzattı.
-"Bende öyle. Çok güzel olmuş !" dedim bir yudum aldığım çaydan sonra.
Yaşına rağmen oldukça dinç olan anneannem bana sıcacık bir gülümseme gösterip ayağa kalktı.
-"Aç mısın ?" diye sordu.
Başımı iki yana salladım. Yola çıkmadan önce Rüya ile hamburger yemiştik.
Bu sırada kapı tıklanınca sorgulayan bakışlarımı anneanneme yönelttim. Buraya yakın yerleşim yeri çok uzaktı kim gelmiş olabilir ki ?
-"Otur sen bakıyorum ben." dedikten sonra dış kapıya ilerledi. Merak ettiğim için çayımı sehpaya bırakıp arkasından gittim.
Uzun boylu sarışın bir adam kapıdaydı. Benim yaşlarımda belki daha büyüktür emin olamadım. Gözlerini gözlerime değdirdi.
-"Araba sesi duyunca bakmak istedim." dedi gözlerini benden çekerken.
Anneannem elini sırtıma koyup yanına çekti.
-"Torunum geldi. Bahsetmiştim sana tanıştırayım sizi. Duha bu Demir. Bir süre önce tanıştık ve bana burada yardımcı oluyor. Biliyorsun iki tane at almıştım ve Demir onlarla çok iyi ilgileniyor."
Geniş omzunu yasladığı kapıdan uzaklaşıp elini uzattı. Nezaketen elini sıktım.
-"Memnun oldum Demir." dedim minik bir tebessümle.
-"Bende öyle. O zaman siz rahatsız olmayın bir sorun olursa seslenirsiniz." dedi elini çekip.
Anneannem kapıyı iyice açtı ve
-"Gel sende çay içiyorduk." diyerek davet etti Demir'i.
Emin olamayan bakışları vardı.
-"Yok sağol ben gits-"
-"Aa geç hadi itiraz etme. Duha'dan çekinme bir süre burada olacağı için alışırsınız."
Anneannemin ısrarını geri çeviremeyen Demir oturma grubunda tekli koltulta yerini almış üzerindeki nubuk kahve ceketini çıkartmıştı. Avucunda tuttuğu fincanı incelerken ona saçma bir şekilde bakmayı sonlandırdım.
-"Neler yapıyorsun başka ? Anlat bana merak ediyorum. Anneni sormuyorum onun hayatı hep aynı geçiyor. Teyzenlerle zaten hep konuşuyorum." dedi anneannem bana dönerek.
Bitirdiğim çay fincenını kenara koyup dudaklarımı araladım.
-"Bir değişiklik yok aslında. Her şey bildiğin gibi." Mirza'dan bahsetmeli miydim bilmiyorum. Aramızda bir yabancı varken özel hayatımı konuşmak istemedim.
İlerleyen saatlerde fırından yeni çıkardığı kekinden bir dilim yemiş yatmak için odaya çıkmıştık. Demir , anneannemin fazla eşyaları koyduğu biraz ilerideki kulübede kalıyormuş. Ona orada hoş bir yaşam alanı oluşturduğunu söylemişti.
Pijamalarımı giyinip yatağa girdiğim gibi kısa başlığa yaslandım. Elimde duran telefonumdan sabırsızlıkla Mirza'nın numarasına tıkladım. Bir kaç çalıştan sonra açıldı ve huzur kokan sesi duyuldu.
-"Sonunda aklına geldim demek." diyerek giriş yaptı.
Mutlulukla çıplak ayaklarımı yatağa sürtüp iç geçirdim.
-"Sen hep aklımdasın." dedim kızaran yanaklarımın eşliğinde.
Uzaktan gelen gülme seslerini duyup algıladığımda Defne ve Olcay'dı.
-"Öyle olmayı umuyorum. Ne yapıyorsun ?"
-"Yattım şimdi. Sen ne yapıyorsun ?" diye sordum.
-"Eve geçtim oturuyoruz bahçede." dediğinde orada Hüma'nın olabilme ihtimaliyle tüylerim diken diken oldu.
-"Kendi evinde değilsin yani.."
-"Değilim. Yemeğe gelmiştim kaldım öyle güzelim." dedikten sonra tek düşündüğüm Hüma ile aynı ortamda olduğuydu.
Yüzümün düşmesiyle birlikte konuşma hevesim kırılmıştı.
-"Anladım pekala bir şey söylüyor musun ? Çok uykum geldi de." dedim düşük ses tonumla.
-"Pek gelmiş gibi hissetmedim."
Gelmedi çünkü.
-"Dinlenmek istiyorum. Yarına daha hareketli bir gün geçiririm."
Bu Mirza'yı ikna etmemde yeterli olmuştu. Telefonu kapattıktan bir süre sonra uyuya kalmıştım.
Geçtiğimiz üç dört gün çok eğlenceliydi. Günde bir kaç kere Mirza , Alp ve Rüya ile konuşuyor devamında hep evin etrafında bir şeyler yapıyordum.
Erkenden kalkıp yeni doğmuş ve her birine üşenmeden isim taktığım civcivleri seviyor sonrasında çiçekleri suluyorduk. Anneannemin işlerine yardım etmekten büyük zevk duyuyordum.
Sadece Mirza'yı çok özlemiştim. Bir iki kere görüntülü konuşmuş olsak bile kokusunu özledim.
-"Anneanne ?"
Merdivenin son basamağından inip mis gibi kokmuş kızarmış ekmeğe yöneldim. Ama anneannem ortalıkta yoktu. Sabahın en erken saatinde çiçekleriyle sohbet etmeye çıkıyordu.
Karnımı doyurup yeniden yukarı odama çıktım. Giydiğim pijamaları yatağın kenarına bıraktım ve ufak lastikle saçlarımı tepede bol bir topuz yaptım. Dışarısı diğer günlerden daha çok serindi bu yüzden dışarıya göre uygun kıyafetleri üzerime geçirdim. Siyah bir tayt , yanları yırtmaçlı ve önü arkası v olan siyah uzun bluzu giyinip evden çıktım. Kapının önünde ayağıma düz taban botlarımı geçirdikten sonra uzaktan görünen anneannemle Demir'in yanına yürüdüm.
-"Günaydıın." dedim yüksek enerjimle.
-"Günaydın." dediler bir ağızdan.
Demir su doldurduğu kovayı anneannemin peşinde dolaştırıp gösterdiği yerlere su döktürüyordu.
-"Bitti bunlar. Ben gidip kurabiyelerimi hazırlayacağım." dedi anneannem ev yoluna geçerken.
Bugün Alp gelecekti. Anneannem beni sevdiği kadar Alp'e de düşkündü.
Burada olduğumu bildiğinden biraz kafa dinlemek için geleceği haberini dün gece vermişti.
-"Atları gezdirelim mi biraz ne dersin ?"
Demir'in sorusuna gülümseyip başımı salladım. Açıkçası ona kısa sürede ısınmıştım. Biraz soğuktu ama iyi birisiydi. Çok yardımseverdi.
Atları hazırladıktan sonra küçüklükten öğrendiğim tecrübeyi kullanıp kolaylıkla atın sırtına yerleştim. Arkamdan gelen Demir atı ağır ağır yürütüp yanımda sürdürdü. Geniş ağaçlı arazide dolaşırken özgürlüğü kanımda dahi hissediyordum. Yüzüme rüzgar vurdukça ve o temiz havayı içime çektikçe gülümsemem büyüyordu. Hafifçe eğilip elimle atı okşadım. Çok uslu bir at. Kendisini sevdirmeyi beceriyordu.
-"Arazinin sınırına geldik. Bu kadar uzaklaştığımızı fark etmemiştim." dedi gördüğümüz demir tellerin sonucunda.
-"Olsun dolaşmış olduk." dedim sırtımı dikleştirip.
Geldiğimiz yolu geri dönerken yarı yolda atlardan indik. Atlarla yan yana yürümek zevkliydi. Yanında kocaman heybetli asil bir hayvan duruyordu.
-"Şehirde büyüyüp yaşıyor olmana rağmen kolay uyum sağlıyorsun." dediğinde çamur sürülmüş botlarımı izliyordum.
Başımı kaldırıp beni izleyen mavi gözlerine baktım.
-"Burayı oldum olası sevmişimdir. Şehirden değilde annemden uzaklaşmak bana iyi geliyor." diye itiraf ettim.
Demir'e bir şey söyleyince o nedenini sorgulamıyordu. Tuhaf sorularda sormuyordu ve bu iyi bir şey.
-"Yine de oraya alışıksın. Bende şehir yaşantısını pek sevmem. Zaten yurtta büyüdüğüm için şehirin güzelliklerini görecek konumum olmadı." derken ileriye bakmış öyle konuşmuştu.
Yavaşça tüylerini okşadığım attan elimi çekip derin bir nefes aldım.
-"Hayat herkese adil davranmıyor." dedim nefesimi geri üfleyip.
-"Burası adil işte." Etrafına bakıp gülümseyince bende gülmüştüm.
Evet hayatın herkese eşit huzur verdiği bir yerdi.
-"Burnum ıslandı." dedim kaşlarımı çatıp. Gökyüzüne doğru baktığımda bulutlar her yanı kaplamıştı.
-"Yağmur dökmek üzere. Az bir yolumuz kaldı , üşüdün mü ?"
Başımı iki yana salladım.
-"Hayır , iyiyim."
Geri kalan yolu sessizce yürümüştük. Çiseleyen yağmur hızını yavaş yavaş arttırıyordu. Atların bağlandığı ahıra yaklaştığımızda ileride evin ön bahçesinde üzeri kapatılmış bir tahta oturma alanı vardı. Ve orada ayakta durup etrafı gözleyen anneannem , Alp ve Mirza bizi gördü.
Mirza ?
Kalp atışlarım anında hızlandı. Nasıl da özlemiştim ama !
-"Ver bana sen geç." dedi varlığını unuttuğum Demir.
Elimde sıkıca tuttuğum bağı ona uzattım. İki atın ortasında ahıra girdi. Çimlere basa basa eve yürüdüm.
-"Merhaba , hoşgeldiniz." dedim gülümsememi bozmadan.
Gözlerimi alamadığım Mirza ifadesiz bakıyordu. Elleri kumaş pantolonun cebinde kaşları hafif çatık öylece duruyordu.
-"Hoş bulduk dağlar kızı ne var ne yok ? Yüzüne renk gelmiş buralarda." Alp sarılınca geri çekilmeyip karşılık verdim.
-"Burası herkese iyi geliyor." diyip gözlerimi Mirza'ya kaydırdım. Bana değil , ahıra bakmayı sürdürüyordu.
-"Yağmura yakalanacaksınız diye endişelendim kızım." omzuma dokunan anneanneme göz ucuyla baktım. Dikkatim Mirza'da iken ne olduğunu çözmeye uğraşıyordum.
-" Anlamadan fazla uzaklaşmışız."
-"Anladım canım. Bu delikanlı senin için geldiğini söyledi. Anlatacak bir şeylerin olmalı değil mi kuzum ? Hadi sizde eve gelin." Anneannem beni önden yürütürken omzunun üstünden onlara seslenmişti.
Evin içerisine girdiğimizde ilk işim izin isteyip yukarı çıkmak oldu. Kirlenmiş kıyafetlerimi banyoya attıktan sonra eşofman takımı giyinip alta geri indim. Mirza sobanın başında Alp'le yakmaya çalışıyorlardı.
-"Mirza ?" dedim usulca.
Anneannemin mutfakta kulak kabarttığını biliyordum fakat daha önemli olan Mirza'nın haliydi.
Elinde tuttuğu ufak odunu sobaya atıp elini silkeledi. Ardından bana baktı. Kaşını kaldırdığında bu sessiz ve sertçe 'Ne ?' anlamına geliyordu.
-"Konuşalım mı ?"
-"Olur." dedi yalnızca.
-"Biz yukarı çıkalım. Geliriz olur mu ?" dediğim anneannem itirazsız başıyla onayladı.
Merdivenlerden çıkarken arkamdan gelen Mirza'yı kaldığım odaya yönlendirip kapıyı kapattım. Ağır adımlarla ormana bakan camın önüne ilerlemişti.
-"Buraya kadar beni görmeye geldiğini biliyorum. Ama bu surat neden anlamadım." dedim tam arkasında durup. Yakın olunca aldığım koku bana dünyaları vermişti. Sarılmak için can atan kalbimi sakinleştirdim ve beklemesini içimden fısıldadım.
Geniş omuzlarını silkti.
-"Geldim de gerek yokmuş. Sen burada gayet iyisin. Keyfin yerinde bana ihtiyacın yokmuş." dedi gözlerini ormandan ayırmadan.
Sakince nefes alıp verdim. Mirza'yı birazcık tanıdıysam eğer bu tepkiyi Demir yüzünden verdiğini biliyordum.
-"Demir yüzünden kızmana gerek yok. Emin ol karşılıklı olarak kardeş gibi olduk. Burada anneanneme yardım eden birisi ve yanlış anlayacağın hiçbir şey olmuyor." diye açıklamasını yaptım.
Sırtını izlemeye devam ederken bana dönünce başımı kaldırıp gözlerine baktım.
-"Her gününü her saatini yabancı bir adamla mı geçiriyorsun ?!" diye sesini yükseltince gözlerimi büyüttüm.
Anneannemin duyması kesinlikle en son isteyeceğim şey.
-"Saçmalama Mirza. Az önce ilk kez anneannem olmadan atları dolaştırmaya çıkmıştık. Onun haricinde hep anneannem ile birlikteyim." dedim bende aynı onun gibi kaşlarımı çatarak.
-"Her ne olursa olsun senin yakınında olmasını istemiyorum. Ayrıca ben seni almaya geldim."
Dudağımın içini ısırıp kollarımı göğsümde birleştirdim.
-"Pardon ama bunu bana Hüma ile aynı evde kalan kişi mi söylüyor ?!" Sanırım ilk kez Mirza'ya karşı bu yanımı kullanıyorum.
Ama kabul edin haklıyım !
Daha farklı bakmaya başladığı saniyelerde işte ilk kavgamıza başlıyoruz diye düşünmüştüm. Oysa onun tek yaptığı ensemi kavrayıp sertçe öpmeye başlaması oldu. Şaşırmanın yanı sıra çekilmemin sebebi uygun olmayan bir yerde öpüşüyorduk.
-"Çok özlediğim için geldim tartışmak istemiyorum. Ve Hüma o gece evde değildi için rahat etsin diye söylüyorum." dedikten sonra yeniden dudağıma uzandı. Bu defa öptürmedim. Yalnızca dudağına minik bir öpücük bırakıp boynuna sarıldım. Yetişmem için belime sarılıp kaldırdı.
-"Ne kadar kıskanç bir erkeksin sen böyle ?" dedim gülerek.
Burnunu sürttüğü boynumdan çekip yanağımı öptü.
-"Evet minicik bir kızı fazlasıyla kıskanıyorum. Paylaşmak istemiyorum"
Siyaha dönük saçlarının arasından parmaklarımı geçirip hasret kaldığım yüzünü gülümseyerek izledim. Her bir ayrıntısını özlemiştim.
Belki birbirimize yaş farkından uygun olmayabilirdik ama ben ona küçük gelmeyi çok seviyordum. Böyle sarıldığında kollarına sığabilmeyi beni minik sıfatıyla sevmesini her şeyini ayrı seviyordum.
-"Alta inelim mi ? Anneannem şimdi sorularıyla beni bekliyordur." diye sorunca başıyla onaylayıp beni yere indirdi. Odadan çıkarken evin içini bembeyaz yapan bir şimşek çakmıştı. İrkilip Mirza'ya yaklaşmamla arkasından titreten gök gürültü sesi duyuldu. Zaten onu duyduğumda üstüne çıkacak gibi göğsüne sokulmuştum.
Karizmatik gülüşüyle beni göğsüne çekti.
-"Gök gürültüsünden mi korkuyorsun sen küçük sevgilim benim ?"
Büyümüş gözlerimi gözlerine getirip başımı aşağı yukarı salladım. Merdivenlerin son basamağında ondan ayrılmak zorunda kalmıştım.
-"Bende şimdi size seslenecektim. Buyurun oturun."
Anneannem orta sehpaya yaptığı kurabiye , kek ve çaydan koymuş pembe desenli antika küçük tabaklarını herkesin önüne dizmişti. Mirza , Alp'in yanına oturdu. Anneannem tekli koltuğu sehpaya yaklaştırırken bende kenardan aldığım kabarık yer minderini popomun altına yerleştirip oturdum.
-"Buraya gelseydin." dedi Mirza koltuğu işaret edip.
Anneannem bir ona bir bana bakmıştı.
-"İyi burası rahat." dedim ve kurabiye tabağına uzandım.
Beş dakika sonra çalan kapıyı açmaya gitmek için kalktım. Gelen üzerini değiştirmiş ama yinede yağmurdan nasibini almış Demir'di.
-"Evle kulübe arasında bu kadar ıslanmayı nasıl başardın ?" dedim şaşkınlıkla gülerken.
Yağmurluğunu kapının yanında duvara monte edilmiş askılığa asıp ayakkabılarını çıkarttı.
-"Sorma ıslak sıçana benzedim." dedi ve alnına düşmüş ıslak sarı saçlarını eliyle savurdu.
Söylediği cümleye kıkırdarken yan yana içeri geçmiştik. Mirza bana uyarıcı olan sert bakışını atınca gülümsemeyi kestim.
-"Sıcak çay iç ısınırsın hemen." dedi anneannem , sobaya elini uzatmış olan Demir'e.
-"Ellerine sağlık ne güzel kokuyorlar." Demir sanki bilerek diğer minderi yanıma koyup oturdu. Bir dizini altına kırmış diğerine elini yaslamıştı. Fazla yakınımda hissedince çaktırmadan kenara kaydım. Mirza'yı iyice kızdırmak istemem. Ki şuan ona bakmaya korkuyorum.
-"Afiyet olsun oğlum. Ee sen şimdi kendini tanıtmaya başlayabilirsin." Anneannem konuyu dolaştırmadan Mirza'ya yöneltti.
Çay fincanını dudağından çekip sıcak çayla ıslanmış dudağını yaladı.
Yapmasana...
-"İsmim Mirza Acar. Duha size bahsetmedi sanırım biz...birlikteyiz." dedi işaret parmağını oynatıp.
Yutkunup gelecek tepkiyi bekledim. Anneannem önce şaşırmıştı ama ustalıkla gizledi.
-"Şey ne desem bilemedim. İkiniz adına sevindim tabii fakat biraz...şey değil misin ? Imm...şey ?"
Mirza güldü.
-"Yaşlı mı ?" diyince yanında sırıtan Alp'in boşluğuna vurup gülmesini kesti.
-"Yok öyle söylemek istemedim oğlum. Ama büyük görünüyorsun. Bu elbette engel değil. Rahmetli eşimle aramızda 15 yaş vardı ve inan onun olgunluğuna o zamanlar hayrandım." Anneannem duygu içerikli gözleriyle bana gülümseyerek baktı.
-"Aramızda ki yaş farkını biz bir sorun olarak görmüyoruz."
-"Evet anneanne. Bahsedecektim sadece uygun zaman olmadı kusura bakma." diyerek Mirza'ya katıldım.
-"Olsun kuzum önemli değil. Tebrik ederim inşallah çok mutlu olursunuz."
Bu konunun ardından farklı sohbetlere girilmişti. Çay faslını bitirip ısınan evde huzur bulurken Mirza'nın yanında oturmuş odunların yanarken çıkarttıkları sesi dinliyordum.
-"Bu arada Alp burada kalacak ama Mirza oğlum senin de gitmene izin veremem. Şiddetli bir yağmur var bu havada araba kullanmamalısın." dedi anneannem ördüğü örgüsünden başını kaldırdığı sırada.
Mirza oturduğumuz yerden görünen cama çevirdi başını. Yağmur az önce azalttığı şiddetini yeniden arttırmıştı.
-"Evet abi kal sende yarına birlikte gideriz." dedi Alp.
-"Çok sağolun ama gideyim ben sorun olmaz benim için yağmur." dedi Mirza , anneanneme hitaben.
Anneannem kaşlarını çattı.
-"Bir gece şehirde kalmasan eksilmezsin canım. Ne güzel temiz hava al biraz."
İkna etme üzerine anneannemden iyisi bulunmazdı.
Bu gece en sevdiğim yerde en çok sevdiğim adamla mutluluğun doruklarını yaşayacaktım.
••