Herkes kısa diye bana linç girişiminde bulunmadan önce açıklamasını yapıyım dedim.
Bu bölümde dahil olmak üzere bir iki bölüm daha kısa ama diğerlerini istediğiniz gibi uzun yazıyorum.
Onu burada tesadüfen görmek bana iyi gelmişti.
Belki de kötü ah bilmiyorum sadece çok özledim.
-"Duha ? İyi misin ?" Omzum dürtülene dek transa girmiş gibi Mirza'nın olduğu yere kitlenmiştim. Başımı hafifçe salladığımda artık orada olmadığını fark ettim.
-"İyiyim." diyip aldığım titrek nefesle beraber elimde sıktığım içki şişesini yeniden dikledim.
Yanına gitmek için can atan bedenimi koltuğa sabitlemiş asla hareket ettirmiyordum. Elim ayağımın buz kesilmesine rağmen ensemden aşağıya terler boşalmıştı. Nasıl bir ikilem ?
Acaba o beni gördüğünde ne hissetmiştir ? Oldukça merak ediyorum.
-"En sevdiğim gel !" Alp elimi sıkıca tuttuktan sonra oynayanların arasına sürükleyip en önlere girdi.
-"Alp istemiyorum ben." dememe rağmen takmadan sırıtıp şarkıya eşlik etmeye başladı.
Onaylamazca başımı salladım ve dj kabininde duran adama baktım. İnsanları çoşturmayı iyi biliyordu. O sırada Rüya da yerinde duramazken yanımıza geldi. Diğer insanlar gibi bağırarak şarkı söylüyordu.
-"Çok güzelsin lanet olsun insan mısın ?!" diye yüzüme doğru şarkıyı söyleyince o haline ister istemez gülmüştüm.
Ellerimi tutup kendi kendine beni de hareket ettirmeye çalışıyordu.
-"Hadi ama eğlen biraz !" Dudağımın içini ısırıp umutsuzca yüzüne baktım. Ona eşlik edemeyeceğimi anlayınca vazgeçti.
İçimdeki o büyük yer kaplayan sıkıntı geçmedikçe iyi olamayacağım. İyi olmam için de tek bir kişiyi istiyordum.
-"Ben oturuyorum." diyip yanlarından ayrıldım. Saçlarımı geriye atıp masada duran paketten aldığım dalı yaktım.
Kendi yarım kalmış ikinci şişemi bitirip bir yenisine geçerken Alp gelmişti ve kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
-"Yavrum abartma demedim mi ben sana ? Hassas bünyen zaten iyice kötü olacaksın."
Komalık olsam bile içmek ve Mirza'nın gözlerini aklımdan çıkarmak istiyorum. Bu yüzden omuz silkip arkama yaslandım. İçtikçe hafifleyen bünyemle beraber vücudum da ısınıp gevşiyordu.
-"Ver ver bir tane daha." Alp'in oturduğu tarafa bakmadan elimi uzatırken hıçkırıp dikleşmeye çalıştım. Diğer elimde de bitmeye yüz tutmuş sigaramdan son dumanını çekip küllüğe attım.
-"Sen dayak istiyorsun. Mekan boşalmaya başladı kalk gidiyoruz." Kollarımdan ceketimi geçirip çantamı da boynuma geçirdi ve ayağa kaldırdı. Yer ayaklarımın altından kayıyormuş gibi olunca kendimi hop Alp'in göğsünde buldum.
-"Ay yer kaydı."
Koltuk altlarımdan tutarak ayakta tutmaya çalışsa bile ben dengemi kuramıyordum.
-"Of Duha seni buraya getiren de suç !" Bir elini belimden diğerini diz kapaklarımın arkasından geçirip havaya kaldırması bir oldu.
-"Oo ne kadar güçlüsünüz." diye mırıldanıp başımı omzuna yasladım.
Gözlerimi her yumduğumda hatırladığım o adamı yanımda istiyorum. Vazgeçmesin gelsin istiyorum.
-"Güzelim niye ağlıyorsun ?"
Ağlıyor muyum bilmiyorum ki.
Kalabalığı yara yara çıkışa ulaştığında beni yere bastırıp tuttu. Diğer eliyle ıslanmış yanaklarımı sildikten sonra belime destek oldu ve bir adım attırdı.
-"Alp bekle."
Yüreğimi ağzıma getiren ses ne yazık ki aklımı başıma getirmemişti. Hızla arkama döndüğümde yere kapaklanacakken Alp yeniden kurtardı.
-"Mirza sende mi buradaydın ?"
Uzun boyuyla , geniş gövdesiyle önümüzde dikildi. Tam buradan buram buram kokusunu alabiliyorum. Gözlerimiz birleşince yalpalayıp düşer gibi oldum. Alp hemen beni kendine yaslamıştı.
-"Neden sarhoş olmasına izin veriyorsun ?"
Çok da umrunda sanki.
-"Sanane be." dedim. İsteyerek demedim gerçekten ağzımdan kaçtı. Ben böyle konuşmam ki.
-"Durduramadım maalesef. Şimdi eve götürüyorum yatar kendine gelir."
Kendim yürümek istediğimden Alp'in ellerini itip gördüğüm arabasına gitmek için ayağımı harekete geçirdim. Saniyeler içerisinde nasıl oldu bilmiyorum ama Mirza'nın kucağında kollarındaydım.
-"Tamam sen geç bu bende."
-"Ama Mirza olmaz-"
-"Sıkıntı yok halletmemiz gereken meseleler var. Yanına geri getiririm." dedi kollarında olduğum kocaman adam.
Çoktan hayranı olduğum adam.
-"Tamam sana emanet."
Konuştuklarını dinlemeye halim kalmayınca başımı yasladığım göğüste seslice esnedim.
-"Mirza ?" dedim mantığımdan bağımsız olarak.
Bindiği arabanın arkasına yerleşip beni kucağında yatırmaya devam etti.
-"Efendim?" Ah günlerdir duyamadığım sesi ne de güzel geldi ruhuma.
-"Seni özledim." dedim ve ardından huzurlu bir uykuya kendimi bıraktım.
'
Mirza Acar
Pürüzsüz yanağını okşamaya devam ederken güzelliği karşısında nefesimi tuttum. Bu küçük haliyle nasıl kalbimi böyle etkisi altına alabiliyor ?
Kesinlikle kolay kolay etkilenen birisi olmadım. Ama şuan bana sokulmuş arada mırıldanan ufaklık aklımı başımdan alıyor. Görmediğim her an ise aklım gidiyor. Kendini nasıl onca zaman benden ayrı tutmayı başardı bilmiyorum ama çok bile dayandım. Sadece sakinleşmesi hazmetmesi için zaman tanımam gerekiyordu. Bana onun geleceğini düşünerek kendimi ikna etmeye çabalamama rağmen inatçı minik kedi gelmiyordu.
Duha'ya karşı hislerim çok farklı. Kendimi yada kalbimi kandırmıyorum. Bal kadar tatlı dudaklarının tadını sürekli almak istiyorum. Hiçbir kadını daha önce ikinci kez görmek istemedim. Ama bu küçük kızı her an görmek istediğimi fark ettim. Hatta ilk geceden itibaren.
Saf duru bir güzelliği var.
Karşısında tamamen savunmasızım.
Kedi gibi mırıldanmaya başlayınca tatlılığı yüzünden dudaklarım yukarı kıvrıldı. Saçlarının arasına yüzümü sokup sıcak boynuna dudağımı bastırdım.
Kokuna tapıyorum minik kız.
-"Günaydın." dedim kulağına fısıltıyla.
Rahat olan vücudu saniyesinde ellerimin altında kasıldı. Ve bir kaç saniye içinde kendini geri çekmiş büyük yatağın diğer ucuna kaymıştı. Büyümüş gözleriyle bir bana bir odaya bakarken durumu kavramaya çalışıyor olması çok masum.
-"S-Sen ? Ben neden buradayım? Nasıl geldim buraya ?"
Uzanıp elinden tuttuğum gibi göğsüme çektim.
-"Sakin ol. Sadece konuşacağız." dedim korkmaması için. Ona rağmen titrediğini hissediyordum. Saç diplerinden parmaklarımı geçirip usulca okşadım.
-"Bu olmamalı." Güçsüz sesini zar zor duyduğumda elimin altından kurtulmak için çabalıyordu.
Küçük bedenini sıkı sıkı kavrayıp göğsüme sabitledim.
-"Sorgulamadan böyle kalalım." dedim duyacağı yükseklikte.
Saniyeler içerisinde kıpırdanmayı bırakıp derince nefes aldı.
Bende onunla daha iyi vakit geçirmek istiyordum ama ortada Hüma ile olan gereksiz nişanlılığım varken beni isteyeceğini sanmıyorum. Onu haklı buluyorum. Ve bir an önce o saçma işi sonlandırmalıyım.
-"Ben gitmek istiyorum Mirza."
Oflamamak için kendimi zorladım ve inatçılığı yüzünden hafiften sinirlenmeye başlıyordum. Bedeninden kollarımı çekip yataktan kalktım. Kenara koyduğum sigara paketime uzanırken o da ayağa kalkıyordu.
-"Gitmek yok güzelim." diye ona nazikçe karşı çıktım.
Hiçbir zaman yumuşak bir adam olamadım. Aileme karşı çok sert değildim fakat ne zaman o sert duruşumu kenara koyup yakın olmaya çalışsam Hüma kendisine pay biçip ona iyi davrandığımı sanardı. Bu yüzden yanında değil gülmek fazla konuşmuyordum bile. Ümit falan verdiğimi düşünmemeliydi.
Nefesini duyacağım yükseklikte verirken bana arkasını dönmesiyle hareketsiz kaldı. Yaktığım sigaramla yanında durdum. Biçimli kaşları çatılmış minik burnu havada duruyordu. Gözleri odayı saran camlardan dışarısına odaklanmıştı.
-"Beni dağa mı kaçırdın ?!" Bir hışımla bana dönünde söylediği cümleyle dişlerimi gösterecek derecede güldüm.
Bu kız beni öldürüyor.
Eğilip yanağına sert bir öpücük bıraktım. Yumuşacıktı teni. Taptaze. İstediğim her an öpebilsem.
-"Ya evet nerden anladın ? Dağa kaçırdım ki sen benden kaçama diye nasıl fikir ?" diyip göz kırptım.
Parıl parıl parlayan gözleri bana öfke dolu bakmıştı.
Bir kadını sinir oldukça değiştirebiliyormuş.
-"Nasıl bir zorbasın sen ya ?! Benim yanımda Alp vardı nasıl beni almana izin verdi ?! Ya annem ! Benimle saatler boyunca sorumsuz oluşum yüzünden tartışacaktır. Of Mirza !" Elleri saç diplerinde odada bir ileri bir geri hızla yürüyordu.
Gözüme sigarayı söndürecek yer kestiremeyince odanın banyosunda çöpe atıp yanına geri döndüm. Rahatlatmak amaçlı arkasından sarıldığımda yüzü yemyeşil ormanı gösteren cam tarafındaydı.
-"Endişelenme Alp halletmiştir. Hem inan seni o sarhoş halinle ondan alırken gıkını çıkartmadı. Sen şimdi neden huysuzluk çıkarıyorsun ?" derken başının üstüne dudaklarımı değdirip çekiyordum. Sıkıca sardığım için benden uzaklaşamıyordu.
Bir kaç saniye sessiz kaldı.
Dirsekleriyle kollarımı itmeye çalışınca zorlamadan çekildim. Küçücük boyuyla bana kafa tutarcasına önüme dikildi.
-"Ben huysuzluk yapıyorum öyle mi ?! Senin nişanlı oluşun hiç sorun değil ama benim burada durmak istemeyişim sorun oluyor ! Kusura bakma da senin yerinde ben olsaydım sen benim yüzüme bile bakmazdın ! Yanında durduğuma şükret !" Geceden beri ciğerlerime dolan kokusuyla beraber saçlarını savurarak geçip banyoya girdi.
Afrasına tafrasına bittiğim ufaklık.
Bu işi hallettiğimde onu yumuşatmasını iyi bilirim.
Duha Soylu
Sırtımı yasladığım banyo kapısında derin soluklar alırken yaşadığım sarsıntı yüzünden ellerime kadar titriyordum.
Asla ve asla Mirza'nın yanında uyanacağım aklıma gelmezdi. Ciddi bir beyin sarsıntısı yaşamadığım için Allah'a şükretmeliyim. Ve ayrıca gayet başarılı öfkeli rolü oynadığım içinde aynı şey geçerli.
Bir yanım nişanlılık olayıyla yanıp kavrulurken diğer taraftan şefkati karşısında kalbim eriyordu.
Ne olurdu böyle bir engel olmasaydı ?
Güzel olacak çok şey vardı fakat şimdi burada hayal kurmanın zamanı değil. Rastgele girdiğim kapının banyo olmasının şansı ile elimi yüzümü yıkamak için lavaboya yürüdüm.
Berbat gözüküyorum.
Saçlarım iyi durumda olsa bile dün geceden kalma makyajım göz altlarıma bulaşmıştı.
Daha fazla kendimden iğrenmemek için makyaj tamamen çıkana kadar banyo dolabında bulduğum şeylerle uğraştım. İyi bir görüntü kazandığımda banyodan usul adımlarla ayrıldım. Çıktığımda Mirza yoktu.
Bu dağ başında beni yalnız bırakmış olamaz değil mi ?
Tam odanın açık kapısından çıkacakken berjerde duran çantamı görmemle gözlerim parladı. Anında içinden telefonumu çıkarttım ki siyah ekranla karşı karşıya kaldım.
Lanet olsun.
Şarjım bitecek zamanı buldu.
Oflaya puflaya odadan çıktım. Önümde tahtadan merdivenler bulunuyordu. Başka gidecek yerin olmayışıyla tek yön olan merdivenlerden aşağıya indim. İnerken sağ cephe tamamen camdı ve uzun çam ağaçları çok hoş gözükmüştü.
-"Mutfaktayım küçük huysuz gel." Kalbimi hızlandıran sesi duyduğum yöne gittiğimde o heyecanımı belli etmedim.
Tezgahın arka tarafında bir şeyler yapıyordu. Arkası dönük olduğu için göremedim.
-"Eve gitmek istiyorum. Ya götür yada yürüyerek yola gireyim. Hangisi ?" dedim oldukça ciddi tavrımı bozmadan.
-"Önce karnını doyuralım. Aç karnına seni yolda bulan hayvanlar bile yemez." diyince kaşlarımla beraber omuzlarımda düştü.
Dalga geçme ihtimaliyle gerçeklik payını kafamda tartarken dışarısının tamamen orman oluşu gözümde belirdi.
Ve gerçeklik ağır bastı.
En iyisi gidene dek tartışmaya girmeden sessiz kalmaktı. Uzun tabureye oturup ellerimi masanın üstünde birleştirdim. Ufak ufak kahvaltı tabaklarını masaya dizerken arada bana attığı bakışlarla yanaklarımı kızartıyordu. Kızardığımı görünce de gülüyordu ve bu onu çok tatlı yapıyor !
-"Bir ara senin elinden yemeyi bekliyorum. Hep ben hep ben olmaz." derken hazırladığı çay dolu bardakları koyuyordu.
Kısa bir süre içerisinde hazırladığı kahvaltı açıkçası midemin açlığını bana fark ettirdi.
-"Nişanlın hazırlamıyor galiba." diye kısık sesle mırıldanırken gözlerim kahvaltılık çeşitlerindeydi.
-"Onunla herhangi bir şey yaşamıyoruz. Döndüğümüzde bu nişanlılık olayı bitmiş olacak." dediğinde kesin ve net tavrı beni susturmaya yetmişti.
Sanırım ikna oluyordum.
•••



