.
.
.
Ben Dora.
Sıkıcı bir iş yerim vardı. Her gün aynı şeyi yapmak bir zaman sonra zulüm gibiydi. Tamı tamına bir sene dört ay olmuştu. Dosyaları teslim al, kontrol et, rafa kaldır.
Dosyaları teslim al, kontrol et, rafa kaldır.
Dosyada eksik çıktı, sorumlu kişiye bildir.
Dosya tamamlandı, kontrol et, rafa kaldır.
Artık dosyaların kokusunu bile ayırt edebildiğimi fark ettim. Eski olanlar daha ağır, daha boğucu kokuyordu. Hani direkt tozdan hapşurtan türden. Yeni gelenlerde asistanın fondöten izleri, çay izleri falan vardı. Temiz bir hastanede çalışıyordum vesselam…
ve benim için hepsi aynı sonla bitiyordu.
Teslim al, kontrol et, rafa kaldır.
Saatin tik-taklarıyla yarışır gibi yapıyordum bazen. Kendime küçük oyunlar uyduruyordum. "Bu dosyayı 30 saniyede kontrol edebilir miyim?" ya da "Gözüm kapalı şu rafı bulabilir miyim?" gibi saçma şeyler. Başta eğlenceliydi. Sonra onlar da sıradanlaştı.
Yanımda çalışan iki kişi daha vardı. Özüm ve Ahmet; Ahmet elli yaşında ve sürekli eşini şikayet eden biriydi. Sürekli ondan bahsediyordu, biz de bu onun sevme biçimi diyip geçiştiriyorduk. Bazen o kadar çok konuşuyordu ki molaya çıkıp bir sigara içmeden yapamıyordum.
Özüm ise otuz üç yaşındaydı. Baya dert ortağı olmuştuk, ikimiz de bu sıkıcı ve amele hayatından çıkmak için çabalıyor, aynı kişilere lanet okuyorduk. İyi bir arkadaşımdı fakat bazen fazla alanıma giriyordu. İş arkadaşlığını aşmıştı artık bizimkisi.
Bu üçlü birbirimize 'xyz takımı' diyorduk. Baya sıkıcı bir gruptu ama güzel dedikodu döndürüyorduk. Hele Ahmet abinin dişil enerjisi bazen bizden fazla oluyordu. Türk kahvemizi hazırlıyor sigara eşliğinde dedikodu yapıyorduk.
İş yerinde herkesle konuşurdum, herkes beni tanıyordu ama samimi bulduğum kişi sayısı beş parmağımı geçmezdi. Çoğu kişinin arkamdan konuştuğunu biliyordum. Zaten idari birimdeysen biri illaha arkandan konuşuyordu. Orası yalakaların ortamı. Öne geçmek için her şeyi yapıyorlar. Herkes suçu birbirine atıyor, ihale suçsuzun üstüne kalıyordu. Başhekim gelince ses tonları daha cırtlak bir hâl alıyor, daha cilveli oluyorlardı.
Kadınlar kahkahalarını bir tık yükseltiyor, erkekler gömleklerini düzeltiyordu. Sanki adam başhekim değil de casting ajansından biri. Bir anda herkes işini çok seviyormuş gibi davranıyordu.
Ben öyle olamıyordum işte. Hocayı görünce yüzüm düşüyordu. Bazen odasına çıkıp her şeyini kırmak, en sonunda da onun kafasını kırmak istiyordum. Çünkü bu - 2. katta görünmeyen oda sadece burasıydı. Kasvetli, hemen morgun yanında, "arşiv halleder" düşünceleriyle.
Kısacası hayatım bok çukuru gibiydi. Evden işe, işten eve sıkıcı bir insandım. Ha gezmeyi seviyorum orası ayrı. İş harici çok sevdiğim dört arkadaşım var. İkisi liseden ikisi üniversiteden. Asgari ücret olan maaşımı aldıktan sonra kendime küçük ödül olarak arkadaşlarımla buluşuyordum. Fazla bir şeyim yoktu.
Aşk hayatım desen...
O da yoktu.
Platoniktim bir ara. Hatta uzun bir süredir... Hayatımdan 'Han' isimli biri geçti. 2023 yılında aşık olmuştum ve hayatımda ilk defa öyle hissetmiştim.
Üniversitedendi.
İşin kötü tarafı şu ki bazı insanlar hayatına sevgili olarak değil, karakter gelişimi olarak giriyor. Kendimi geliştirmek için bir materyaldi Han.
Çok konuşan biri değildi, centilmendi. Sınıfımızda nazikliği ve kibarlığı ile bilinirdi. Beni de etkileyen tarafı bu olmuştu. İnce ruhluydu, gözlerinin taa derinlerine bakıyordu.
Mesela bir gün kantinde oturuyorduk. Hatırlıyorum, yağmur yağıyordu ve herkes cam kenarlarını doldurmuştu. Elinde kahve vardı. Bana dönüp hiçbir şey yokmuş gibi "Sen çok yoruluyorsun bence." demişti. Kimsenin fark etmediği şeyi fark etmişti.
Ben o zamanlar da böyleydim. Sürekli güçlü görünmeye çalışan ama içten içe tükenmiş biri.
Şaka yapıp geçiştirmiştim tabii: "Fakirlikten olabilir."
Han gülerken kafasını hafif aşağı eğiyordu. Sanki kahkahasını saklamaya çalışıyormuş gibi. Gereksiz detay ama bazı insanlarda en saçma şeyi bile unutamıyorsun. Doğu ağzıyla kibar olmaya çalışıyordu. Böyle küçük yakınlıklar ise ondan hoşlanmama sebep oldu. Abartılacak bir mesele değildi ama onu kendi içimde fazla büyütmüştüm.
Ya da onun sayesinde gözlüğü bırakmam?
Gözlükle kendimi daha güzel hissediyordum. Sekiz yaşından beri gözlük takınca ona alışmaya başlamış, gözlüksüz kendimi hep çirkin hissetmiştim. Gözlüğü takınca gözlerim küçücük görünüyordu. Çıkarınca ise tam tersi, kocaman oluyordu. Anneannem eşek gözlü diyor bana.. Bu çirkinlik algımı kıran ise Han olmuştu.
Onunla konuşurken gözlüğümü çıkarıp temizlemeye başladım. Sonra bir an Han’ın bana baktığını fark ettim. Öyle sıradan bir bakış değildi ama. Sanki ilk defa gerçekten yüzüme bakıyormuş gibiydi, gözlerimi övmeye başladı.
"Lens kullansana, bence böyle daha güzelsin." dedi.
Çok basit bir cümleydi belki ama bazı iltifatlar insanın içine yanlış yere oturuyor ve benim için her şey tam orada başladı zaten.
Sonra sürekli ondan bir şeyler duymayı bekler oldum. O da iltifat etmeye devam etti. Küçük küçük şeyler… ama ben büyütüyordum.
Kırılma noktası ise ara tatil zamanı olmuştu.
Bir gün okulun eski fotoğraflarına bakarken ilk gün çekilmiş toplu bir kare gördüm. Her bölümden insanlar vardı. En arkada yere çökmüş iki kişi dikkatimi çekti. Ben ve Han.
İlk gün ayakta durmaktan sıkılıp yere çöktüğümü hatırlıyordum. Sonra yanıma biri oturmuştu ama yüzüne bile bakmamıştım. Fotoğrafta fark ettim ki o kişi Han’mış.
İkimizin de üstünde mavi kot ve siyah tişört vardı. Saçma gelebilir ama o fotoğrafı görünce "acaba kader mi?" diye düşündüm. İnsan hoşlanınca her şeyi işaret sanıyor çünkü.
Bunu ona anlatıp uğraşacaktım hatta. Sonra hesabına girdim.
Beni takipten çıkarmıştı.
Şaşkınlık önce. Çünkü ona karşı hislerimi belli ettiğimi düşünmüyordum. Benim sevme biçimim uğraşmaktı. Laf atıyordum, sataşıyordum, dalga geçiyordum. O da beni eğlenceli buluyordu sadece. Arkadaş gibi. Arkadaş gibiydik, neden beni takipten çıkarmıştın ki? Ulan çocuk... Senin için lense geçmiştim, kızıl saçlarımı ışıltılı bir kahverengiye boyatmıştım. Hayır bir de ara tatilden sonra beyefendiye sürpriz yapacaktık.
Neyin sürprizi bu geri zekalı? Sevgili misiniz siz? Al işte takipten çıkarmış seni!
Ara tatilden sonra okul açıldı, stajdaydık. Koridorda karşılaştık.
"Günaydın," dedi sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ben kaşlarımı çatıp cevap vermedim. Çünkü beni takipten çıkarmıştı ama diğer günler hâlâ aynı şekilde davranıyordu. Aynı iltifat eden, aynı nazik Han’dı ama geri zekalı gibi davranıyordu.
Tüm hafta onu düşünmüştüm.
Bir gün seçmeli ders için koridorda oturuyorduk arkadaşım ile. Han geldi. Ayıp olmasın diye yana kayıp oturmasını söyledim. O da yanıma oturdu. Sonra yüzüme döndü.
Yaklaştı.
Biraz daha yaklaştı.
Gözlerimin içine bakıp: "Lens takmışsın." dedi. Sanırım o cinsel gerilim denen şey bende ilk defa oluyordu. İlk defa bana bu kadar yakındı. Yemin ederim iki santim daha yaklaşsa çocuğu öpecektim.
Arkadaşım bile hislerimi bilmemesine rağmen bize şaşkın şaşkın bakıyordu.
Ama ben artık yorulmuştum çünkü bu çocuk beni takipten çıkıp sonra gelip gözlerimin içine bakıyordu.
Ders başlayacaktı. Arkadaşım içeri girdi. Ben ise sınıfa gitmek yerine Han’ın kolundan tuttum.
"Beni neden takipten çıkardın?" dedim. Direkt, bodoslama, heheytt...
Geri zekalı öyle şaşırdı ki sorumu iki kere tekrar ettirdi bana. Sonra yüzü değişti ve sıkıntılı bir ifadeyle:
"Sanırım seni kız arkadaşım çıkarmış," dedi.
Ben ona nasıl baktıysam artık… yüz ifadesi direkt düştü. Özür dilemeye başladı. Ben hiçbir şey demeden başımı sallayıp sınıfa yöneldim. O da arkamda "Bunu sonra konuşalım!" diye seslendi.
Konuşmadık.
Neyse bunu daha uzun uzun anlatmayacağım, bir ara anlatırım. Kısacası benim kalbim arsızdı ve hâlâ onun için atmaya devam ediyordu.
Belki eskisi gibi aşk değildi ama bağımlılıktı. Etrafımdaki tüm erkekleri sadece onu göreyim diye soyutlamıştım bir kere.
Onsuz geçen ilk sene benim için çok zordu. Ağlaya ağlaya arkadaşıma "Ben Han'ı seviyorum." dediğimi hatırlıyorum. Sevgilisi olan birini seviyordum. Gurur kırıcıydı. Sana karşılık vermesini istiyorsun ama araya girmek istemiyorsun. Seni sevsin istiyorsun ama sevgilisi olan birinin seni sevmesi ne kadar iyi bir şey? Ya da bir seçenek mi olmuştum? Beni seçmesini mi istiyordum? Seçerse ilişki ne kadar sağlıklı olacak? Yıllardır ilişkisi olduğunu öğrendiğim insanın ilişkisine çomak mı soktum? Ya kürt sevgilisi bana büyü yaparsa?
O yüzden ona bir beklenti içerisinde olmadan hislerimi söyledim ve onu tamamen hayatımdan çıkardım. En azından söyledim ve kurtuldum dedim. Bir daha bir şey hissetmem dedim ama öyle olmadı.
Mezun olduktan sonra hemen bir hastanede işe başladım. Kafamı dağıtırım ya da yeni bir insan hayatıma girer diye düşündüm ama olmadı. Hastanenin acil kısmında "Han" diye sayıklayarak serumlarımı yedim ya da eve doğru yürürken "Han" diye ağlamaya başladım. Bu artık sevgiden ziyade takıntı olmuştu. Her ay ateşim çıkmaya başlıyor, biriyle konuşmaya başladığımda onda bir "Han" arıyordum.
Bu benim için de, karşımdaki insan için de saygısızlıktı.
Seneler sonra ise kendime karşı geliştirdiğim özsaygıyla gözlerim de açılmıştı. Yıl artık 2023 değil, 2026'ydı. O eski Dora yoktu. Dora artık en ufak şeylerden etkilenmeyecekti.
Değil mi Dora?
Dora?
.
.
.
