-SONRAKİ SABAH-
-Seoyeon
Yine yazı yazdık… Hocam bilerek mi yapıyosunuz ya… Bi’ kelime vardı, yazasıya kadar canım çıktı. Ve yine defterleri hocaya verdik. Umarım bu sefer yine karışmaz… Diyecektim ki, Minseo seslendi.
SY: N’oldu?
MS: Korkuyorum.
SY: Niye?
MS: Ya Seojun bize bulaşırsa, baksana dik dik bakıyor…
Baktım, vallaha da bakıyor.
SY: Önüne dön.
İç çekip önüne döndü. E yani, ne sandın Seojun?
SY: Sen ondan korkma, o senden korksun.
MS: Tamam… Konuşabildin mi Suhoyla?
SY: Hayır. Keşke…
MS: Konuşursunuz yaa…
Minseo lavaboya gidecekti. Ben de koridorda gezinirim diye onunla geldim. Lavaboya yakın bir yerde bekledim. Tam o sırada…
SHO: Seoyeon! Bakar mısın?
SY: Eee… Ne oldu?
LAN… SUHO… NASIL YANİ… AY Bİ DAKİK-
SHO: Şu defterleri alıp sınıfa dağıtır mısın? Tabi uygunsan.
Tabii uygunuz da defter demeseydin iyiydi.
SY: T-tabii…
Gülümsedim biraz. Sınıfa gittim.
-Minseo
Bu okulda kendimi yalnız hissediyorum. Bi’de kuzenim olmasa… Of.. N’apardım ben şu kapıdan çıkınca kuzenimi görmeyecek ols-… SEOYEON?! NER’DE BU?! YA OF İNŞALLAH SINIFTADIR… KORKTUM.
-Seoyeon
Sınıfta yine herkes var… Herkes defter dağıtmamı bekliyor… Neyse. Önden başladım dağıtmaya. İsim isim veriyodum. Tam kendi sıramın oradayken bir iki çocuk sırası gelmeden defterini filan aldı. Kafam karıştı orada. Sonra kendi defterimi koydum. Seojuna da verdim. Herkesi bitirip oturdum kiii…
HS: Seoyeon benimle dalga mı geçiyorsun sen?!
SY: Ee… Neden? N’olmuş ki?
HS: Defterlerimizi karıştırmayı kes. 3. Kes yine olursa-…
Hayy ben…
-Minseo
Bunu bırakırsan daha çok konuşur. Bari ben de olaya gireyim bu sefer.
MS: Ne olurmuş karıştırırsa?
HS: Hah… Sen kimsin ki? Hem sana konuşmuyorum.
MS: Bana konuşmadığın konuşmayacağım anlamına gelmez. Alt tarafı bir defter.
Elindeki defteri alıp Seoyeona, Seoyeon’unkini alıp Seojuna verdim.
MS: Tamam, defterini de aldın. Hadi git şimdi.
HS: Sizinle işim bitmedi..
MS: Yaa? Benim de seninle.
-Seoyeon
Oyy… İyi oldu he. İnşallah bize çok bulaşmaz da..
SY: KANKA ŞAKA MIIII
MS: SLAY ALL DAY
SY: NO EX, NO NEXT. FOR ME, WE ARE THE BEST.
MS: JDKSDSJSKJDSHJ
SY: HASJKDKWLSLDHD
-Minseo
Ayı gibi anırdıktan sonra Suho bize “Bi’ susun lan artık” bakışı attı. Biz de sus pus oturduk. Sonraki teneffüs Suah yanımıza geldi.
SH: Kızlaarr! Beraber bahçedeki banklara oturalım mııı??
MS: Olur tabii!
JK: O zaman biz gidiyoruz, siz de gelin <3
SY: Tamam! ^^
Kızlar gidince tahtada yazılı son cümleyi not edip bahçeye doğru gittik. Normal bir şekilde bahçede yanlarına gidecekken yanımdan Seojun geçiyordu. Yanlışlıkla omzuna çarparak gittim.
HS: Senin benimle sorunun ne?!
MS: Kusura bakma. Yanlışlıkla old-
HS: Ya yanlışlıkla, ya da değil. Benim peşimi salın artık.
MS: Senin peşinde olmak isteyen mi var? Hadi git.
HS: Ödeşeceğiz. Bunlar senin rahat günlerin.
Şu çocuktan nefret ediyorum. Öfleye pöfleye kızların yanına geldik.
SH: Bir sorun mu var? İyisiniz di’mi?
SY: Sorun yok, birşey olmadı. Sonra anlatırız.
JK: Pekala. Acelemiz yok.
-Seoyeon
Kızların yanına oturduk. Öyle sohbet ediyorduk.
SH: Okuldakileri tanıyor musunuz? Özellikle Lee Suho veya Han Seojun. İkisi de iyi insanlar aslında.
MS: Evet. Tanıyoruz. Onları bilmeyen mi var?
SY: Aynen.
JK: Kang Sujin peki? Aslında iyi bir kız, fakat bir aralar sıkıntı yaşamıştık. Özür diledi.
MS: Haa evet onu da biliyoruz
SY: O da tanınır biri. Sizleri de biliyorduk.
SH: Vaayy. Siz nasıl her şeyi ve herkesi biliyorsunuz?
Şimdi bittik… Ne diyeceğiz?
MS: Ortak bir arkadaşımız var. Burada okuyor.
JK: Yaaa… Adı ne?
İşte şimdi bittik…
MS: Ee.. şey…
SY: Adını belirtmemizi istemeyecektir. Tanımadığınız biri zaten.
JK: Hmm.. Pekala.
Bir şeyler daha konuştuk ve günün bitmesine az kalmıştı.
-Minseo
Son dersti. Çoğu ana karakterle az çok tanıştığımız için, göz temaslarımız sıklaştı. Suho arada gülümsüyor, Jukyung daha gülümsüyor. Suah sırıtıp göz kırpıyor. Sujin arada sırada sırıtıyor. Ve Seojun.. Öldürecek gibi bakıyor. Allah’ım… neydi günahım?…
Normalce eve dönüyoruz. Evimizin yolunu öğrendik. Kimseye yakın bir yer değil. Eve geldiğimizdeyse,
MS: Artık eve dönüş için bir şeyler yapmalıyız.
SY: Burası iyi ya :D
MS: İyi de çıkmalıyız.
SY: Nasıl olacak?
MS: Her 7 saat içinde kodların yeri değişiyor. Kodları toplayıp, en az 15 kod bulunca onları bir mektup haline getirmeliyiz. Ben bu sefer 3 farklı kodu birkaç kez yazmayı denerim.
SY: Vaayy… Zor olmalı. Ben çantamda bir kağıt bulmuştım. Sayılar yazıyor. Kod mu bu?
MS: Evet…”735482” ilk kodu bulduk. Ben de çantamda bulmuştum. “511033” yazıyor. Bir tane daha bulup mektup haline getirelim. Hatta şimdiden başlayalım.
SY: Tamamdır. Zarf ve kâğıdı getireyim.
Geldiğinde kodları çokça yazmıştım. Ama 1 kod olmadan.
SY: Ya biri görürse? N’aparız?
MS: Arkasına bir mektup gibi bir şey yazalım.
SY: Mesela?
MS: Aşk mektubu.
SY: ÇOK MANTIKLI HSKJDLSKD
MS: Tabee.. “Öncelikle seni çok…”
Baya bi yazdım. Geriye son bir cümle kalmıştı.
MS: “Cevap yazmayı unutma… Minseo…” Bitti!
SY: Bakayım… Çok iyi! Yarın 3. Kodu bulup yazarız.
Başımı salladım. Zarfı çantama koyup yattım ve sonraki günü bekledim…