-Minseo
Açtığımız kapı bir lavaboya açılmıştı. Burası çok tanıdığımız bir yere benziyordu ama anlamamıştık.
Ben(MS): Burası ne ya böyle? Çok tanıdık…
Kuzenim(SY): True Beauty’e benziyor LDŞWLELDĞW
MS: Ay keşke. Yine hangi lanet olası yerdeyiz acaba
SY: Oha… Galiba gerçekten… True Beauty evreni girişiydi orası… Üstümüzdekilere bak…
Bu sözün ardından üstümdekilere baktım. Hakikaten de True Beauty ya burası… İşte şimdi başlıyoruz…Nasıl çıkacağız ki dikkat çekmeden?…
-Seoyeon
Yine ne halt yedik sormayın. Kang Sujin mi desen, Han Seojun mu desen, bütün zorba ve baş belaları burada. Bizi çiğ çiğ yerler. Tam lavabodan çıkma kararı almışken içeri Im Ju Gyeong girdi. Hafif bir makyaj yapıyordu sanırım. Bizi görünce makyaj yapma konusunda çekindi.
SY: Sorun yok, makyaj yapabilirsin!
MS: Evet! Endişelenme!
JK: Ah, sağolun kızlar~!
Vay be… Onu da mı görecektik. Sahi, biz nasıl böyle akıcı Korece biliyoruz?
MS:Kanka geri, gidelim. Bi sınıfımızı tanıyalım :)
SY: Aynen, acaba sınıfta kimler var…:)
-Minseo
Sınıfa geldik. Ve maalesef ders çoktan başlamıştı.
Bay Han: Evet çocuklar. Bugün okula yeni iki arkadaşınız geldi. Kim Seoyeon ve Lee Minseo.
Bütün sınıf aralarında fısıldaşmaya başladı. Çoğu kişi “Bunlar kim? Hangi okuldanlar?” gibi şeyler söylediler. 4 kişi dışında. Kang Sujin, Im Ju Gyeong, Han Seojun ve Lee Suho. Sujin bize garipseyerek baktı. Han Seojun da. Sanki bizi içten içe yargılıyor gibi baktılar. JuKyung, bize gülümsedi. Biz de ona. Suho ise sırasında başka bir şeylerle ilgilenip bize biraz baktı sadece. Garip.
-Seoyeon
Hoca bize yerimizi gösterdi. Yerimize oturduğumuzda bütün gözler üstümüzdeydi. Off.. Herkes bize odaklandı. Neden bu kadar dikkat çektik ki? Koreli değiliz diye mi? En azından bir kaç dakika sonra bize çok bakılmadı. Ama daha sıkıntılı bir durum var. Oturduğumuz yer. Minseo’nun önünde oturuyorum, fakat solumda Suho var. Sağımda ise Jukyung. Of çok riskli bir yer ama ya. Neyse. En azından kuzenimle beraberim.
-Minseo
AĞLAMAK İSTİYORUM, AĞLAMAK İSTİYORUM, AĞLAMAK İSTİYORUM, AĞLAMAK İSTİYORUM… YA OF ÖNÜMDE SEOYEON’UM VAR, ALLAH’A ŞÜKÜR. AMA YANIMDA SEOJUN VAR OFF.. BİTTİM BEN. EN AZINDAN KUZENİM ÖNÜMDE, O BENİ KORUR ^^. Off.. Ağlamak istiyorum…
-Seoyeon
Derste bir yazı yazdık, defterimize. Korece yazarken “biraz” zorlandım aslında ama… iyi yazdım bence. Hoca defterlerimizi aldı. Sonraki ders geri verecekti. Varya, Kore’den bir defter almışım, of of çok iyi. Gri bir defter, telli. Güzel baya. Çantamı filan da beğendim. İnşallah çabucak çıkarız buralardan… teneffüsteydik. Sınıftan bir iki kız benle hem konuşmak hem de okulu gezmek için benimle takılmak istedi. Kabul ettim. Sorun olmaz herhalde.
-Minseo
Seoyeon kaçırıldı. Şaka bi yana gitti kız. Beni götürmediler. Aman hiç gezemem zaten. Koskoca okul. Tam bu sırada bir kız gelip defterleri bir masaya koydu.
Kız:Defterlerinizi alabilirsiniz.
Bi erkekle ben vardım sınıfta. Bende gittim kendiminkiyle Seoyeon’un defterini aldım. Uğraşmasın geldiğinde. En üste koymuş defterini. Benimki de en altta. Ama benimkinin üstünde Seoyeon’un defterinin aynısından vardı. Baktım, onunkinin üstünde adı yazıyordu. Diğeri boştu. Seoyeon yazanı aldım. Biri defterini almasın diye çantasına koydum. Sonra otur otur canım sıkılınca, Korecem gelişsin diye bulduğum her şeyi okudum. Hatta okumaya biraz fazla dalmıştım. Ta ki, ders başlamadan bağırışmalar duyasıya kadar…
-Seoyeon
Dersin başlamasına az kalmıştı. Baktım, Minseo bir şeyler okuyordu. Rahatsız etmedim. Defterleri masaya bırakmışlar. Kendiminkini bulmak uzun sürmedi. Uzaktan baksamda anlaşılam bir defter zaten. Aldım bir güzel, oturdum yerime. Sıraya koydum defteri. Sonra, biraz geçince bi baktım, Seojun bana dik dik bakıyor. Anlamadım. Sonra kalktı, yanıma dikildi. “N’oldu” der gibi başımı salladım.
HS:Ver.
SY:Hm?
HS:Defterimi ver.
SY:Defterin mi? Ama bu benim defterim?
Sonra bir dakika işareti yapıp çantama baktım. Çantamda… Defterim vardı. Baktım, çantamdakinin üstünde “Seoyeon” yazıyor. Elimdeki boş.
SY; Aa.. Kusura bakma. Fark etmemişim…
İki defteri de elimden aldı, ikisine de baktı.
HS:Tamam. Bir dahakine dikkatli ol.
SY:Tamam…
Defterimi şak diye sırama koyup gitti. Ayı mısın Seojun? Aman banane… diyip önüme döndüm. Rezil oldum… Fena rezil oldum bu sefer…
-Minseo
Öküz. Neyse… Bana bulaşmasın da… N’aparsa yapsın.
MS:Kanka, ben fena sinirlendim.
SY: Sen ne diyosun kız ben rezil oldum asıl.
MS: Of ya bittik biz…
SY:Evet… sinirim bozuldu.
Biz öyle güzel güzel Türkçe konuşurken Suah geldi. Jukyung da vardı.
SH:Vayy… Hangi dil konuşuyorsunuz? Nerelisiniz?
MS: Türkçe.
SY:Türkiye’de doğup büyüdük.
JK:Ooo… Duymuştum. Neyse. Bir ara beraber takılalım.
MS:Ee.. olabilir tabi.
SY:Olur tabii ki!
Seoyeon bana “K-dramadayız, rahat ol” diye fısıldadı. Haklı…