Sarayın duvarları bu gece diğerlerinden daha sessizdi. Her adım, yankısını taş zeminlerde fazlasıyla duyuruyordu. Lea, uzun koridorda ilerlerken içini kemiren huzursuzluğu bastırmak için dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerinde hâlâ Victor’un dudaklarına eğildiği anın izleri vardı; kendini geri çekmiş, hiçbir şey söylemeden odadan çıkmıştı. Şimdi ise aklında dönen sadece bir şey vardı: Bu yakınlık, planını tehlikeye atacak kadar gerçek miydi?
Sabah olduğunda, saray meclisi olağanüstü toplanacaktı. Kral, Gölge Vadisi’ndeki son durumu ve yaklaşan diplomatik ziyareti değerlendirmek istiyordu. Lea da bu toplantıya katılacaktı. Ancak onun zihni ne siyasi meselelerdeydi, ne de babasının vereceği raporla ilgileniyordu. Tek düşündüğü, Victor’un ona nasıl baktığıydı. O bakışta bir şey vardı—gizlenmemiş bir his, bastırılmamış bir eğilim.
Ama Lea, duygulara yer olmadığını biliyordu.
Toplantıdan sonra, Victor onu gizlice sarayın batı kanadındaki eski kütüphaneye çağırdı. Orası, yıllardır kimsenin uğramadığı bir yerdi. Victor’un sesi notta kısa ve netti: “Konuşmamız lazım.”
Lea, saatin gelmesini beklerken aynadaki yansımasına baktı. Yüzünde kararsızlık vardı. Onu görevine bağlayan babasının gölgesi bir yana, içindeki çarpan kalbinin sesi artık daha baskın çıkmaya başlamıştı.
Kütüphaneye girdiğinde Victor oradaydı. Pencerenin önünde durmuş, dışarıyı izliyordu. Dönüp ona baktığında gözlerinde yorgun ama kararlı bir ifade vardı.
“Beni neden çağırdın?” dedi Lea, sesi sandığından daha sakin çıkmıştı.
Victor ona doğru bir adım attı. “Dün gece... Bir şey oldu. Ve biliyorum, sen de hissettin.”
Lea gözlerini kaçırdı. “Yanlış hissetmişsindir.”
“Hayır,” dedi Victor, “Ben seni ilk gördüğümden beri, bir şey vardı. Ama artık kaçamıyorum bundan. Ne kadar bastırmaya çalışsam da... Seni düşünüyorum, Lea. Sürekli.”
Lea bir anlığına hiçbir şey söylemedi. Kalbi delice atıyordu. Ama dudakları görev bilinciyle hareket etti.
“Victor... Biz bir anlaşmanın içindeyiz. Bu evlilik bir oyun. Benim için başka bir anlamı yok,” dedi, ama sesindeki titreme onu ele veriyordu.
Victor yaklaştı. Aralarındaki mesafe neredeyse yoktu. “Ama senin kalbin ne söylüyor?”
Lea'nın gözleri doldu. “Ben... bilmiyorum.”
Victor yavaşça eğildi, dudakları onun yanağına hafifçe dokundu. Lea'nın gözleri kapandı ama bir anda geri çekildi. “Gitmem gerek,” dedi nefes nefese. Ve arkasını dönüp hızla odadan çıktı.
Koridorlarda koşarken, kalbi her zamankinden hızlı atıyordu. Ama bu sefer korkudan değil, bastırılmış bir arzunun yankısından.Koridorun sonundaki ağır ahşap kapı aralandığında içeriden loş bir mum ışığı ve hafifçe yanan şöminenin çıtırtısı yayıldı. Lea, odasına girerken ardında kalan sessizlikte Victor’un varlığını hissetmeye devam etti. Yatağın kenarına oturdu, ayakkabılarını çıkardı ama gözleri hâlâ boşluğa dalmıştı. Dudakları hâlâ az önceki yakınlaşmanın sıcaklığıyla titreşiyordu.
“Ne yapıyorum ben…” diye fısıldadı kendine. Bu görevin duygulara yer bırakmaması gerekiyordu. Sarayda her bakış, her kelime bir anlam taşıyordu ve yanlış bir adım, krallığı tehlikeye atabilirdi.
Ama yine de… Victor’un gözleri… O gözlerde bir şey vardı. İnandırıcı bir merhamet, hatta belki de anlayış. Lea’nın kalbi göğsünde bir kez daha çarptı, bu kez daha hızlı.
Ertesi sabah olduğunda sarayda garip bir gerginlik vardı. Hizmetkârlar fısıltılarla konuşuyor, askerler avluda daha sıkı eğitim yapıyordu. Lea, babasının gönderdiği bir mektubu odasında buldu. Mühür kırıldığında içerideki satırlar doğrudan gözlerine kazındı:
“Kraliçe’nin çevresindeki danışmanlardan biri seni izliyor olabilir. Dikkatli ol. Yüzündeki ifadeyi kontrol et. Sana güveniyorum. Unutma: Görev her şeyin önünde gelir.”
Lea mektubu yavaşça katladı. Demek babası da fark etmişti. Bu saray, düşündüğünden daha fazla tuzakla doluydu.
Kahvaltı salonuna indiğinde Victor oradaydı. Sessizce oturmuş, önündeki çayı karıştırıyordu. Lea içeri girince başını kaldırdı, göz göze geldiler. Victor gülümsedi ama Lea başını çevirip karşı masaya oturdu. Artık aralarındaki sınırları daha sıkı çizmesi gerekiyordu.
Ama Victor yaklaşmakta kararlıydı.
“Dün gece… seni kırdıysam—”
Lea elini kaldırarak durdurdu. “Kırmadın. Sadece… unut gitsin.”
“Unutmak istemiyorum,” dedi Victor yavaşça. “Bir şeyler hissediyorum Lea. Ve eğer sen de aynı şeyleri hissediyorsan…”
Lea’nın yüzü taşlaştı. Duygularını saklamak için büyük bir çaba harcadı. “Hissettiğim tek şey görev bilinci,” dedi soğukça. “Sakın başka bir şey sanma.”
Victor bir an sessiz kaldı. Ardından başını eğdi. “Anladım.”
Ama Lea, onun o sözlerle gerçekten vazgeçmediğini gözlerinden okuyabiliyordu. Belki de asıl tehlike buydu: Onun vazgeçmeye niyeti yoktu. Ve kalbi, bunu tehlike olarak görmek yerine neden sevinmişti?Lea, kahvaltısını bitirip salonu terk ederken, Victor arkasından sessizce yürüdü. Adımları dikkatliydi ama kararlı. Sarayın her köşesinde onları izleyen gözler olduğunu ikisi de biliyordu; bu yüzden her hareketlerinde ölçülü davranmak zorundaydılar.
“Lea,” dedi Victor, sesini alçaltarak, “görünüşte birbirimizin düşmanı olabiliriz. Ama seninle aynı hedefi paylaşıyoruz. Krallığın geleceği. Bunu unutmamalısın.”
Lea durdu, yüzünde sert bir ifade vardı. “Senin hedeflerin farklı, Victor. Benim görevim babama ve krallığa hizmet etmek. Bazen, sevgi değil, soğukkanlılık gerekir.”
Victor başını hafifçe eğdi. “Biliyorum… ama bazen de kalbin sesini dinlemek gerekir.”
Lea bu sözlere karşılık vermedi. Sadece sarayın kalabalığında kayboldu.
Günler ilerledikçe, Victor’un Lea’ya olan ilgisi gözle görülür biçimde artıyordu. Sarayda geçirdikleri vakitler uzuyor, birlikte yaptıkları görüşmeler daha derinleşiyordu. Ancak Lea, duygularını bir kenara itiyor, görevinin ağırlığını omuzlarında hissediyordu.
Bir akşam, sarayın gizli koridorlarında Victor ile karşılaştılar. Mum ışıkları titrek bir aydınlık yayarken, aralarındaki hava gerilmişti.
“Lea, biliyorum senin kalbin kapalı. Ama bilmeni isterim ki, ben senin yanındayım. Sadece bir varis değil, aynı zamanda yanında savaşacak biri,” dedi Victor, gözlerine içtenlikle bakarak.
Lea derin bir nefes aldı. “Victor, seninle evlenmek zorundayım. Ama bu, kalbimi sana vermek anlamına gelmez.”
Victor hafifçe gülümsedi. “Ben de kalbimi sana vermeye hazır değilim. Ama bu, birlikte güçlü olamayacağımız anlamına gelmez.”
O gece, sarayın büyük salonunda düzenlenen ziyafette herkes kendine ait maskelerini takmıştı. Lea ve Victor, kalabalığın içinde yan yana duruyordu. Müziğin ritmi, sarayın görkemli atmosferi, ikisinin arasındaki gizli duyguları örtemiyordu.
Victor, Lea’nın elini tuttu. Yavaşça yanağına eğildi; dudakları ona dokunmak üzereyken, Lea geri çekildi.
“Gitmeliyim,” dedi fısıltıyla, kalbi deli gibi atıyordu.
Victor donakaldı. “Lea…”
Ama Lea çoktan uzaklaşmıştı, adımlarını hızlandırarak sarayın karanlık köşelerine daldı. İçinde fırtınalar kopuyordu. Bir yandan Victor’a karşı hissettiği çekim, diğer yandan görev bilinci onu parçalıyordu.
Bu duygu karmaşası, Lea’yı hem güçlendirmiş hem de zayıflatmıştı. Artık saraydaki her adımında, her konuşmasında bir dikkat süzgecinden geçiyordu. Victor ise onu izliyor, onun gerçek yüzünü anlamaya çalışıyordu.
Böylece ikisi de birbirine daha da yakınlaşırken, sarayın içindeki tehlikeler ve entrikalar yavaş yavaş şekillenmeye başladı.Lea, sarayın koridorlarında tek başına yürürken, içinde büyüyen karmaşayı bastırmaya çalışıyordu. Victor’un o anki yakınlığı, ona ait olmayan hislerin kıvılcımlarını uyandırmıştı. Ama görevi, ailesi ve krallığın geleceği adına bu hisleri yok saymak zorundaydı.
Sarayın ağır kapıları arkasında, yüksek duvarların gölgesinde başka planlar da hazırlanıyordu. Krallığın dışındaki güçler, Lea ile Victor’un sahte evliliğini zayıflık olarak görüyor, bu durumu kendi çıkarları için kullanmaya kararlıydı.
Lea, sarayın danışma odasında babasıyla yüz yüze geldi. Kral, ağırbaşlı ve kararlıydı.
“Lea,” dedi babası, “Senin güçlü duruşun, krallığın bu karanlık günlerinde en büyük silahımız olacak. Victor ile arandaki soğukluk, düşmanlarımızın iştahını kabartabilir. Ama sen ne yaparsan yap, onları yenmek için sabırlı olmalısın.”
Lea başını salladı. “Babam, onunla aramızda mesafe koyuyorum. Ama içten içe hissediyorum ki, bu iş sadece bir görevin ötesinde olabilir.”
Kral gözlerini ona dikti. “Görevini unutma, Lea. Aşk bir gün gelir, yerini ihanete bırakabilir.”
Victor ise, kendi odasında yalnızdı. Lea’dan uzak kaldığı her an, onun yüzü zihninden silinmiyordu. Kendi içinde büyüyen duygularını kabullenmek istemese de, gerçekle yüzleşmek zorundaydı.
“Lea…” diye fısıldadı kendi kendine. “Sana ait olmayan bu hislerle nasıl savaşacağım?”
Ertesi sabah, sarayda yeni bir gün başladı. Dışarıda kartalların çığlıkları yankılanırken, içeride güç ve ihanet dolu oyunlar çoktan başlamıştı.
Lea ve Victor, bu karanlık atmosferde birbirlerine hem yakın hem de uzak durmaya devam edecek, yavaş yavaş birbirlerinin kalplerine giden yolları arayacaklardı.Lea, sabahın erken saatlerinde kraliyet bahçesinde yürüyordu. Hava soğuk ama güneş yumuşak ışıklarıyla sarayın taşlarını ısıtmaya başlamıştı. Zihninde Victor’la geçen geceyi tekrar tekrar oynatıyordu. O an, dudakları neredeyse ona dokunacakken, aklına gelen sorular onu durdurmuştu. “Gerçekten buna hazır mıyım? Kalbimi açarsam, kaybedersem ne olur?”
Bahçenin sessizliğinde yürürken, sarayın diğer sakinlerinden biri olan Prens Eldrin yanına yaklaştı. Yüzünde gizemli bir gülümseme vardı.
“Sabahlar, Lady Lea,” dedi hafif bir alayla. “Gecenin kraliçesi miydiniz?”
Lea kaşlarını çattı, “Eldrin, şimdi değil. İşler yeterince karmaşık.”
Prens Eldrin sinsi bir şekilde gülümsedi. “Aşklar, entrikalardan daha karmaşıktır, bilirsiniz. Hele ki sarayda…”
Lea onu dikkatle süzdü. Eldrin, sarayda olup bitenleri en iyi bilenlerden biriydi ve her hareketi bir amaca hizmet ediyordu. Bu yüzden ona fazla güvenmezdi.
“Bu sarayda kimseye tam anlamıyla güven olmaz,” dedi Lea, sesini alçaltarak.
Eldrin kafasını salladı, “Haklısınız, Lady Lea. Ama bazen, en beklenmedik dostluklar bile kurtarıcı olabilir.”
Lea derin bir nefes aldı. “Şimdilik dikkatli olmam gerekiyor.”
Lea’nın saraydaki konumu giderek güçlenirken, Victor da varis olarak üzerindeki yükün farkındaydı. Ancak her geçen gün Lea’ya karşı hissettiği çekim artıyor, bu da ona tuhaf bir güç veriyordu.
Geceleri, sarayın sessiz koridorlarında, Victor bazen Lea’nın kapısını çalıyordu. Kısa ama anlamlı bakışlar paylaşıyorlardı. Aralarındaki mesafe yavaş yavaş eriyor, ama hala bilinmezliklerle doluydu.
Bir gün, sarayın büyük salonunda önemli bir toplantı vardı. Krallığın geleceği için alınacak kararlar ve yapılacak ittifaklar konuşulacaktı. Lea ve Victor, yan yana otururken, aralarındaki sessizlik yüklenmiş duygularla doluydu.
Toplantı boyunca göz göze geldiklerinde, aralarındaki çekim daha da belirginleşiyordu. Her ikisi de içten içe bu durumun karmaşasını yaşıyordu.
Lea, Victor’un bakışlarından kaçmak için odasına çekildiğinde, kalbinde yeni bir his büyüyordu. Artık görev ile duygular arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlamıştı.
Ve sarayın içinde, her adımda hem aşk hem de ihanetin gölgesi uzanıyordu.Lea, odasının penceresinden dışarı bakarken, içini bir huzursuzluk kaplamıştı. Victor’un yakınlığı, onu hem çekiyor hem de korkutuyordu. Görevleri, aileleri, sarayın karmaşası arasında kaybolmamak için kendini güçlü tutmaya çalışıyordu. Ama kalbi, Victor’un her küçük jestinde ritmini biraz daha hızlandırıyordu.
O gece, sarayın koridorlarında yankılanan ayak sesleri arasında Victor sessizce kapısını çaldı. Lea, kapıyı aralamaya cesaret edemedi ama onun sesini duydu:
“Lea, konuşmamız gerekiyor. Yarın sabah, tüm saray huzurunda yemin törenimiz var. Bu yemin sadece bir söz değil, bizim kaderimiz.”
Lea derin bir nefes aldı, “Biliyorum, Victor. Ama bazen bu sözler içimi acıtıyor. Biliyorum, sen de hissediyorsun.”
Victor kapıyı araladı, gözleri kararlı ama yumuşaktı. “Seni koruyacağım, Lea. Her ne olursa olsun.”
Lea, kalbindeki karmaşayı bastırmak için kendini geri çekti, “Git, Victor. Bu gece yalnız kalmam lazım.”
Victor ağır ağır kapıyı kapattı, ama adımlarında bıraktığı sessizlik, Lea’nın ruhunda yankılanmaya devam etti.
Ertesi gün, yemin töreni için sarayın büyük salonu hazırlanmıştı. Saray halkı, krallık yetkilileri ve önemli misafirler salonu doldurmuştu. Lea ve Victor, yan yana, kaderlerine yemin etmek üzere duruyorlardı.
Lea’nın kalbi deli gibi atıyordu. Gözlerini Victor’dan kaçırdı ama onun kararlı bakışları onu sabitledi.
“Kralımız ve kraliçemiz olacak bu iki kişi, sarayın ve halkın huzurunu, güvenini ve refahını sağlamak için yemin ederler,” diye seslendi yüksek rahip.
Lea ve Victor eş zamanlı olarak, “Yemin ederiz,” dediler.
Ancak Lea’nın içinde fırtınalar kopuyordu. Bu yemin, sadece krallık için değil, kendi içinde verdiği bir savaştı.
Tören sonrası sarayda sessiz bir kutlama vardı. Ancak Lea, kalabalığın arasında kendini yalnız hissetti. Victor’un gözleri onu arıyordu ama Lea, yine de mesafesini korudu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, sarayın loş koridorlarında Victor sessizce Lea’nın yanına geldi. Gözlerindeki içtenlik, onu yumuşatmaya başladı.
“Lea,” dedi yumuşak bir sesle, “bu yemin sadece söz değil. Seninle… Daha fazlasını istemek benim kaderim.”
Lea, bir an duraksadı. Victor’un elini tuttu ama kalbini susturamadı. “Victor, seninle olmaktan korkuyorum. Hem görevim hem de kalbimle savaşıyorum.”
Victor ona yaklaştı, dudakları neredeyse onun dudaklarına değiyordu. “Sana zarar vermeyeceğim.”
Ama Lea, tam o anda aklı başına geldi, onu nazikçe itti ve “Git,” dedi, “Git ve kendini koru. Ben… Bu gece yalnız kalmalıyım.”
Victor, gözleri dolu dolu, ağır adımlarla uzaklaştı. Lea kapısını kapattığında kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi.
Lea, yalnızlığında savaşını sürdürürken, sarayın dışındaki karanlık gölgeler harekete geçmişti. Krallığın geleceği, aşk ve ihanetin iç içe geçtiği bu noktada şekilleniyordu.Lea’nın odasının kapısı arkasında, kalbinin ritmi hâlâ kontrol edilemez bir hızdaydı. Duvarda asılı eski harita, sarayın ışıkları altında solgun görünüyordu. O haritada, Lea’nın hayatını değiştirecek pek çok nokta vardı; ama en önemlisi, Victor’un gizemli geleceği.
Sabahın erken saatlerinde, sarayın büyük salonunda yeni bir gündem belirlenmişti. Kralın sağ kolu, Lord Emeric, krallığın güvenliğini sağlamak için yeni tedbirler alınması gerektiğini belirtti. Gölge Vadisi’ndeki huzursuzluklar büyüyordu ve bu, hem krallığın itibarını hem de Lea ile Victor’un planlarını tehlikeye atıyordu.
Victor, lordların arasında soğukkanlı ve kendinden emin bir şekilde yer aldı. Gözleri zaman zaman Lea’ya kaydı, ama bu kez Lea, ona bakmaktan kaçındı. İçinde hâlâ gecenin yankıları vardı; Victor’un ona yaklaşması, dudaklarının neredeyse onun dudaklarına değmesi...
Toplantı sona erdiğinde, Lea sarayın bahçesine çıktı. Taze açan çiçeklerin kokusu, ona biraz olsun huzur verdi. Ancak yüreğindeki fırtına dinmemişti. Victor yaklaşırken, adımlarını yavaşlattı. Bu sefer Lea kaçmadı.
“Lea,” dedi Victor, “Biliyorum, bu ikimiz için de kolay değil. Ama birlikteyiz, istediğimiz geleceği yaratabiliriz.”
Lea derin bir nefes aldı. “Victor, kalbim seni istiyor ama görevim ve sorumluluklarım beni sürekli engelliyor.”
Victor ona dokundu, “O engelleri birlikte aşarız. Yeter ki bana güven.”
İki beden arasındaki mesafe azaldı. Bu sefer Lea, Victor’un gözlerindeki kararlılığı ve içtenliği gördü. Kalbi yine hızlı atıyordu ama bu sefer korku değil, umut vardı.
Fakat sarayın dışındaki gölgeler, onların aşkını yakalamak için fırsat kolluyordu. Çünkü Lea ve Victor’un kaderi, sadece kendi ellerinde değildi. Krallığın karanlık sırları ve hain planları, her an patlak verebilirdi.Sarayın taş koridorlarında yankılanan ayak sesleri, Lea’nın içinde büyüyen huzursuzluğu daha da artırıyordu. Gün boyunca bastırmaya çalıştığı duygular, gece çöktüğünde daha da belirginleşiyordu. Victor’un ona sarıldığı o anın sıcaklığı, zihninden silinmiyordu. Ama görevler, sorumluluklar ve krallığın beklentileri her şeyi daha karmaşık hale getiriyordu.
Lea, bahçedeki bankta otururken, yanında beliren Victor’un varlığı onu hafifçe irkiltti. Victor, gözlerini Lea’dan kaçırmadan, “Gözlerin hiç bu kadar anlamlı olmamıştı,” dedi alçak bir sesle. “Biliyorum, ikimiz için de zor. Ama birlikte yürürsek, üstesinden geliriz.”
Lea, dudaklarını sıkarken, “Biliyor musun, sana karşı hissettiklerimle savaşmak, krallığın geleceği için savaştığımdan daha zor,” dedi sessizce. “Babamın gözü üzerimde. Eğer zayıflığımı gösterirsem, bu iş biter.”
Victor yavaşça elini uzattı, parmaklarını onun eline değdirdi. “Zayıflık değil, cesaret gösteriyorsun. Korkularınla yüzleşmek cesaret ister. Ve ben yanındayım, Lea.”
İkisi arasında sessiz bir an yaşandı. Sarayın uzak köşelerinde dolanan casuslar, sarayın içinde planlanan hainlikler... Hepsi, bu anın kırılganlığını tehdit ediyordu.
O gece, Lea yatağına yattığında kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Victor’un sıcaklığını, dokunuşunu düşündü. Aşkın ne kadar tehlikeli bir oyun olduğunu biliyordu. Ama artık kaçmak istemiyordu. Bu savaşı kendi kurallarıyla kazanacaktı.Lea ertesi sabah sarayın büyük salonunda babasının karşısına geçtiğinde, yüzündeki kararlılık gözlerinden okunuyordu. Kral, onun bu duruşundan memnundu; çünkü krallık için yaptığı fedakarlıkları biliyordu. Ancak Lea’nın iç dünyasında fırtınalar kopuyordu. Victor ile yaşadıkları o gece, her şeyi değiştirmişti.
Kral, “Lea, bugün önemli bir toplantımız var. Komşu krallıklarla yapılacak ittifak görüşmeleri. Sen de yanımda olacaksın,” dedi ve gözleri sertleşti. “Bu senin için bir sınav olacak.”
Lea başını salladı. “Hazırım, babam.”
Toplantı odasında bir araya gelen soylular ve diplomatlar, krallığın geleceğini belirleyecek kararlar almak üzereydiler. Lea, her kelimeyi dikkatle dinliyordu. Victor ise yanındaki koltukta, onun gözlerini zaman zaman buluyor, güç veriyordu.
Görüşmeler boyunca, Lea’nın zihninde tek bir düşünce vardı: Victor’a olan duyguları ve bu duyguların krallığın kaderine etkisi. İttifaklar güçlenirken, kalpler ise birbirine daha da yakınlaşıyordu.
Toplantı sonrası saraya dönerlerken, Victor’un eli Lea’nın eline değdi ve bu küçük temas, aralarındaki buzları tamamen eritti. Ancak Lea, bunu kendine itiraf etmekten hâlâ çekiniyordu.
Sarayın labirent gibi koridorlarında, entrikalar sinsice ilerliyordu. Her adımda dikkatli olmak zorundaydılar. Çünkü her güç oyununda, birisi kaybediyor, diğeri kazanıyordu.
Lea derin bir nefes aldı. “Bu savaşın içinde aşka yer yok,” diye fısıldadı kendi kendine. Ama kalbi onunla aynı fikirde değildi.Lea, sarayın en gizli köşelerinde dolaşırken, kulak misafiri olduğu fısıltılar onu endişelendirdi. Krallığın ileri gelenlerinden bazıları, Victor’un genç ve deneyimsiz olduğunu, bu evliliğin krallığa zarar vereceğini söylüyorlardı. İçlerinden biri, özellikle güç peşinde olan Lord Malric, bu evliliği engellemek için planlar yapıyordu.
Victor ise bu dedikodulardan habersiz, Lea’ya yaklaşmak için her fırsatı değerlendiriyordu. Saray bahçesinde karşılaştıklarında, gözleri kısılmış, gülümsemesi hafifçe yayıldı.
“Lea, bu sarayda yalnız olmadığını unutma. Yanındayım,” dedi yumuşak bir sesle.
Lea, kısa bir tereddütten sonra, “Biliyorum Victor. Ama bu oyunlar çok karmaşık. Bizim dışımızda güçler hareket ediyor,” dedi.
Victor, elini nazikçe ona uzattı. “Birlikteysek, her engeli aşarız. Sana söz veriyorum.”
Lea, bir an tereddüt etti; kalbi hızla atıyordu. Ama aklı devreye girdi ve Victor’un elini nazikçe geri çekti. “Şimdi değil,” dedi, “ama belki yakında.”
Geceleri uyuyamayan Lea, kendi içinde savaş veriyordu. Babasının ona yüklediği sorumluluklar ve kalbinin istemleri arasında sıkışmıştı. Victor’un ona karşı hissettiği şeyler, giderek daha belirgin hale geliyordu.
Bir akşam, sarayın yüksek kulesinde, yıldızların altında Victor ona yaklaştı. “Lea,” dedi, “biliyorum bu iş kolay değil. Ama seni gördüğümden beri… hayatım değişti.”
Lea gözlerini kaçırdı. “Victor, biz farklı dünyaların insanlarıyız. Bu görev… bu evlilik, sadece bir araç.”
Victor, kararlıydı. “Ama ben sana aşık oldum. Gerçekten. Ve seni korumak istiyorum.”
Lea, kalbinin derinliklerinde hissettiği o sıcaklığı inkar edemedi. Ancak yine de kararları netti. “Duygularımız ne olursa olsun, önce krallık.”Lea’nın kalbindeki fırtına dinmek bilmezken, sarayın içinde sessizce yürürken kulağına gelen yeni dedikodular, onun adımlarını hızlandırdı. Lord Malric’in adı daha sık geçmeye başlamıştı; bu adam sadece güç için her yolu mubah gören biri, Victor’a ve Lea’ya karşı sinsice planlar yapıyordu.
Bir akşam, sarayın zindanlarına gizlice sızan bir muhbir, Lord Malric’in planlarından bahsediyordu:
“Krallık tahtını ele geçirmek için Victor’u ortadan kaldırmak istiyor. Bunu yaparken de, senin konumunu kullanacak.”
Lea’nın içi buz kesildi. Bu bilgi, artık sadece görev değil, hayatta kalma meselesiydi.
Ertesi sabah, Victor’a hemen haber verdi. İkisi, sarayın gizli koridorlarında buluştu. Victor’un gözlerindeki ciddiyet, Lea’nın endişesini artırıyordu.
“Malric, babamın zayıflığını gördü ve harekete geçti. Ona fırsat vermemeliyiz,” dedi Victor.
Lea, kararlılıkla başını salladı. “Ama nasıl? O sadece sarayın içinde değil, dışarıda da destekçileri var.”
Victor bir an düşündü, ardından gözlerini Lea’ya dikti. “Birlikte hareket edeceğiz. Önce içerdeki hainleri bulmalı, sonra da dış güçleri engellemeliyiz.”
Lea, kalbinde bir yerlerde Victor’a karşı beslediği duyguların güçlendiğini fark etti. Ama yine de söylemedi, içindeki sorumluluk ve görev bilinci onu geri çekiyordu.
Günler ilerledikçe, sarayda gizli toplantılar, fısıltılar ve gölgeler çoğaldı. Lea ve Victor, birbirlerine destek olarak ilerliyor, düşmanlarına karşı güçlerini birleştiriyordu.
Bir gece, Victor Lea’nın odasına gizlice girdi. Gözlerindeki sıcaklık ve kararlılık, Lea’yı etkiledi.
“Seni korumak istiyorum, Lea,” dedi, “senin yanında olmak istiyorum.”
Lea, bir an durdu. Kalbi hızla çarparken, Victor’un elini tuttu. “Biliyorum, ama bu savaş kolay değil.”
Victor, usulca yanağını okşadı. “Ne olursa olsun, beraberiz.”
O an, aralarındaki mesafeler biraz daha kısaldı. Ama Lea’nın aklında hep bir soru vardı: Bu aşk, krallığın kaderini nasıl değiştirecekti?