İçeriğe geç

Toz Mavi Hayaller

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Toz Mavi Hayaller

Bölüm 8

Savaş ve Barış

Büyük bir kavganın ardından Sergen ve Abdullahın arasına girdim onları birbirinden ayırdım. Çok öfkeliydim ve Abdullaha dönüp bağırmaya başladım...

MAVİ; Sen ne yaptığını sanıyorsun ! Sana benim çevremdeki insanlarla kavga etme hakkını kim verdi? Derdin ne senin kafayımı yedin?

ABDULLAH; Mavi başka birinin sana sarılmasına katlanamam. Ben ilk okuldan beri sana deli gibi aşığım anlıyor musun?

MAVİ; Bana aşık olmanı anlayabilirim ama ben sana aşık değilim. Benden de benim çevremden de uzak dur anladın mı?

ABDULLAH; Bunu istesemde yapamam Mavi. Yıllardır bunu sana söylediğim günü ve birlikte yapmak istediklerimin hayallerinj kurdum ben.

MAVİ; Bir sevgi karşılıklı değilse zorlayamazsın Abdullah. Ben seni sevmiyorum bu yüzden benimle hayaller de kuramazsın sen.

ABDULLAH; Sorun bu Sergen denilen adam değil mi? Onu seviyorsun değil mi?

MAVİ; Hayır Sergen benim kardeşim Abdullah. Ben başka birini seviyorum ve tanıdıgınıda hiç sanmıyorum.

ABDULLAH; Hiçmi şansım yok Mavi.

MAVİ; Malesef hiç şansın yok Abdullah. Ben seni sevmiyorum.

Sergenin kolunu tutup oradan uzaklaştırdım yoksa daha büyük olay çıkacaktı. Sergen çok öfkeliydi adeta burnundan soluyordu. Abdullaha birkaç kere daha vuramamak onu delirtmişti. Eee doğal olarak acısını benden çıkartacaktı...

SERGEN; Anlamıyorum ya bu kadar iyi olmak zorunda mısın sen? Ne için adamı elimden alıyorsun ya niye niye!!!

MAVİ; Ne yapsaydım bıraksaydım da birbirinizi mi öldürseydiniz.

SERGEN; Sanane kızım sanane ya ! Bıraksaydın öldürseydik. Kim lan o benim üstüme atlıyacak.

MAVİ; Sergen artık kendine gel bagırmayı da kes ! Bugün gel bir gün geçirelim dedin. Geldi geçti uzatma nolur.

SERGEN; Tamam haklısın. Gel bak sana ne göstericem.

Biraz yürüdükten sonra cebinden bir anahtar çıkarttı ve işaret parmağı ile mavi bir motorsiklet gösterdi. Şaşkın bakışlarım ile göz göze geldik...

MAVİ; Ohaaa şaka bu değil mi?

SERGEN; Hayır inanmak istemeyeceğin kadar gerçek.

MAVİ; Cok iyi bayıldım.

SERGEN; Hadi kaskını tak gidiyoruz.

MAVİ; Tamam nereye gidiyoruz?

SERGEN; Manzara , çay ve sohbet.

MAVİ; Hadi bakalım.

Biraz kahkaha attıktan sonra motora bindik ve şehrin ayaklarımızın altında olduğu bir bağ evine gittik. Sergen hemen semaveri yaktı. Bende bardakları hazırladım. Çaylarımızı alıp oturduk hava serindi ama soğuk içime işlemiyordu. Bir sigara yaktım şehire doğru. Bir elimde çay bir elimde sigara düşünüyordum. Babamın okuduğu şiirden

bir mısra geldi o an aklıma...

MAVİ; " Çaylaŕın en demli yerinde kelepçe gibi dostluklar , sigaralar bir havanın şablonu olmaktan mağrur..."

SERGEN; Vayyy babamdan yürürüm bu geceye diyorsun yani.

MAVİ; Evet bu şiir dostluğumuzu en güzel özetleyen mısralara sahip.

SERGEN; Bende ikimizi özetleyen bir şarkı çalayım o zaman.

MAVİ; Hadi bakalım.

SERGEN; Buldum açıyorum.

" Bir hüzün çöküyor ansızın dünyama , bir anda susuyorum bakıyorum etrafa , düşünüyorum bomboş bakışlarımla, bir çaya bir sigaraya müptelayım bu sıra..."

Ozan manas ile damga vurmuştuk bulunduğumuz duruma. Bir elimde çay bir elimde sigara ile tam olarak müptela olmuştum. Gülmeden duramadım tabi. Sergen de benimle dalga gecmeye başlayınca çayı sehpaya bıraktım ve saçlarını karıştırdım ellerimle. Sergen çok sinirlenmişti ama beni gülerken görebildiği için sesini çıkartmamıştı. Çok iyi bir dosta sahiptim ben bir çok insanın arayıp bulamadığı ama benim denk geldiğim çok temiz kalpli dostlarım oldu. Bir off çektim ve şehire doğru baktım. Yaşamak istediğim yer burası değildi. Bazı insanların aksine benim hayalini kurduğum şehir hayatı değildi. Böyle şirin bir kasabada insanlara uzak minicik bahceli bir ev istiyordum. Kapısından çıktığım zaman ormanın sessizliği ama kuşların gürültüsü ile dolu bir yer. Bahçemde tuval'im boyalarım huzurumu resimlerim ile anlatacağım bir yer. Aslında çok bir şey istemiyordum ama konu ben olunca bunlar imkansızdı. Çok yorulmuştum yaşamaktan ve biliyorum birgün öldüğüm zaman anlayacaklardı beni. Çünkü kimse kimseyi ölmeden anlamıyor. Dalıp gitmiştim yine hayallerimin yarım kalışlarına hayatımı istediğim gibi yaşayamamış olmama. Bir anda Sergen'in dürtmesi ile sıyrıldım bütün düşüncelerimden...

SERGEN; Hayırdır daldın gittin yine mavi.

MAVİ; Ben sence hayırlı şeyler için dalıp gider miyim?

SERGEN; Eğer aklında hala ufak bir ev ve sevdigini alıp kaçma düşüncesi varsa mavi bundan vazgeç.

MAVİ; Neden ama Sergen hiç mi haketmiyorum ben sevmeyi mutlu olmayı.

SERGEN; Tabiki hakediyorsun Mavi ama sorun bu değil.

MAVİ; Sorun neymiş merak ediyorum.

SERGEN; Bak Mavi benim bir Babam yok bunun ne demek olduğunu bile bilmiyorum ama bildiğim birşey varki bu hayatta kimsenin kötü bile olsalar ailesinden daha değerli birşey yok. Keşke babam olsaydıda ben onun için bırak kişilerden vazgeçmeyi hayatımdan vazgeçseydim. Baban ögrenirse yıkılır Mavi bütün güveni biter ve senin ile bir daha konuşmaz.

MAVİ; Haklısın evet ama çok seviyorum be kardeşim.

SERGEN; Eğer kaderinde varsa zaten dünya karşına gelse engel olamaz.

MAVİ; Haklısın konuşmak iyi geldi teşekkür ederim ama artık gitmem lazım.

SERGEN; Rica ederim hadi hazırlan bırakayım seni ben.

MAVİ; Our kardeşim.

Hazırlandım ve motora bindik. Yolda giderken sergen cebindeki ses bombasını açıp bütün istasyon caddesine Barış manço'nun Karasevda şarkışını dinletti. Rezil olmuştuk yüzümü saklama peşindeydim ama sergen ağzını açmış hem bağırıp hemde kahkaha atıyordu. Zaman Sergen ile hızlı ve eğlenceli geçiyordu. Mahalleye girene kadar Sergen müziği kapatmadı. Mahalleye girince beni evin köşesinde bıraktı vedalaştık ve ayrıldık karanlık çökmüştü iyice ama şikayetim yoktu. Eve geldiğimde yine tartışma ve kavga vardı...

ANNEM; Nerdesin sen bu saate kadar o Alparslan denilen serseriylemi buluştun?

MAVİ; Ne alakası var anne! O burada bile değil!

BABAM; Bu Alparslan kim biri bana anlatacak mı ?

MAVİ; Arkadaşım baba.

ANNEM; Arkadaşı falan değil serseri çocuğun tekiymiş ayrıca kızının da vazgeçemediği sevgilisi !

BABAM; Anlamadım !

MAVİ; Annem sana anlatır nasıl olsa baba ben odama gidiyorum.

Babam arkamdan bağırdı ama ben kendimi odaya zor attım. Yatağıma kapanıp saatlerce gözyaşı döktüm. Ne zaman çok eğlensem mutlaka ağlamama sebep olacak şeyler yaşanıyordu. Kalbim kırık falan değildi. Kalbim paramparçaydı ve artık toplamak imkansızdı. Her günüm bir yara bıraktı bedenimde büyümek bile iyileştirmedi yaralarımı. Alparslannn benim güzel kalpli iyi niyetli sevgilim kimse ne hissettiğimi sormadı. Sensiz kalınca kalbimde kocaman doldurulamaz bir boşluk olduğunu , nefes alamadığımı , bedenimin güçsüz çaresiz zayıf kaldığını kimse anlamadı. Artık o kadar anlamsızdıki bu konuşmalar sen yoktun bile hayatımda ama hergün seni sevmekle suçlandım. Hiç pişman olmadım seni sevdiğim için sen benim ulaşamayacağım kadar uzakta , hergün yanımdaymışsın gibi aklımdaydın. Sonra şiirlere sarıldım ve Kahraman tazeoğlunun bir şiirini açtım dinlemek için en sevdiğim şiirini...

"Binmediğim hiç bir otobüs beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde , gittikçe azalıyor hayat. Neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum. Yolların çıkmıyor aşkıma unuttuğun yağmurların adı saklımda. Seni İçimden Terk Ediyorum..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.