I. Bölüm
Kanın Yazdığı Kader
Bazı geceler vardır; insanın hayatını ikiye böler. Öncesi ve sonrası diye...Benim hayatım da o gece ikiye bölündü.Çünkü o gece, kaderim bir adamın öfkeli bakışlarıyla avlumuzun taşlarına yazıldı.
Avluya bütün heybetiyle girdi.
Lacivert takım elbisesinin altında iri omuzları, esmer teni ve sert yüz hatlarıyla karanlığın içinden çıkıp gelmiş gibiydi. Fakat insanın içine asıl korkuyu salan gözleriydi. Yemyeşil gözleri öfkeden neredeyse siyaha çalıyordu.
Berdan Yavuzoğlu...
Mardin'in en güçlü ağası.
Ve benim hayatımı bir gecede değiştirecek adam. Onu ilk kez o gece gördüm.
Evimizin avlusunu silahlarla bastığı, abimi kanlar içinde yere serdiği ve beni kendisiyle evlenmek zorunda bıraktığı gece..
O gece hayatımın en kara gecesiydi.
Berdan Ağa'nın adamları avluya girdiğinde ne olduğunu anlamaya bile fırsat bulamamıştık. Silahların gölgesinde herkes susmuş, kimse ne yapacağını bilemez hâle gelmişti.
Sonra gözlerim abime takıldı.
Aziz...
Kanlar içinde yerde yatıyordu.
Yüzü aldığı darbelerden şişmiş, dudağı patlamıştı. Güçlükle nefes alıyor, gözlerini açık tutmaya çalışıyordu.
"Aziz!"
Annemin çığlığı avlunun taş duvarlarında yankılandı. Babam ise olduğu yerde donup kalmıştı.
Berdan Ağa birkaç adım ilerledi. Gözlerini yerde yatan abimden çekip babama çevirdi.
"Ya ben senin bu oğlunun canını alırım..."
Sesi sakindi. Fazlasıyla sakindi. Sonra başını çevirip bana baktı.
"...ya da kızın Maral'ı."
Kalbim duracak sandım. İşte o an ilk kez göz göze geldik. Benim kahverengi gözlerimde korku vardı.
Onun yeşil gözlerinde ise öfke...
Kararlılık...Ve anlamlandıramadığım bir şey daha. Sanki beni daha önce görmüş gibi bakıyordu. Sanki o gece buraya yalnızca hesap sormaya gelmemişti.
Sanki beni almaya gelmişti.
Avluda çıt çıkmıyordu.
Annem dudaklarını aralıyor ama konuşamıyordu. Babamın yüzündeki çaresizlik ise her şeyi anlatmaya yetiyordu.
Bir tarafta oğlu...
Diğer tarafta kızı.
Berdan Ağa sessizliği bozdu.
"Benim haneme, benim bacıma göz dikeni..." dedi ve sesi sertleşti. "Bu şerefsiz Aziz'in ölmesini istemiyorsanız size sabaha kadar mühlet."
Babam başını kaldırdı. "Ya berdeli kabul edersiniz..." Bir an durdu. "...ya da sabah oğlunuzun ölüsünü kapınızın önüne bırakırım."
Annemin boğazından kopan feryat bütün avluyu doldurdu.
"Aziz!"
Annem ona doğru koşmak istedi ama dizlerinin bağı çözüldü. Yere yığıldığında hemen yanına koştum.
"Anne!"
Titreyen ellerimle onu tutmaya çalışıyordum. Ama gözlerim yine Berdan'ı buldu. O da bana bakıyordu. İlk kez yüzündeki öfkenin dışında bir şey gördüm.
Acıma...
Belki de o bakış, ondan göreceğim son merhametli bakıştı. Adamları abimi yerden kaldırıp sürüklemeye başladığında annemin sesi yeniden yükseldi.
"Hayır! Oğlumu götürmeyin!"
Ben ise olduğum yerde kalmıştım. Abimin götürülüşünü izlerken içimde bir şeylerin paramparça olduğunu hissediyordum.
Berdan Ağa avludan çıkmadan önce son kez arkasını döndü. Göz göze geldik. Bu kez bakışlarında acıma yoktu. Yalnızca kesinlik vardı. Sonra arkasını dönüp gitti.
O gece sabaha kadar odamda volta attım. Bir pencerenin önüne gidiyor, dışarı bakıyor, sonra yatağın kenarına oturuyordum. Gözlerimi her kapattığımda yerde kanlar içinde yatan abimi görüyordum.
Ve hemen arkasında duran o yemyeşil gözleri...
Uyuyamadım.
Evde kimsenin uyuduğunu da sanmıyordum. Sabah altı sularında odamın kapısı çalındı.
"Kim?"
Kapı yavaşça açıldı. Annem Zeynep ve babam Mehmet içeri girdi. Onlara baktığımda içim acıdı. Sanki bir gecede yıllarca yaşlanmışlardı. Annem yanıma gelip elimi tuttu. Beni yatağın kenarına oturttu, kendisi de yanıma geçti. Babam karşıdaki sandalyeye oturdu. Uzun bir süre üçümüz de konuşmadık. Sonunda babam derin bir nefes aldı.
"Kızım..." Dedi. Sesindeki kırıklık kalbimi daha da acıttı. "Maral'ım..."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Abin çok kötü durumda."
Gözlerimi kapattım.
"Aziz..." Dedi çaresizce. "Yaşaması için tedavi olması gerekiyor. Ama Berdan Ağa onu bırakmıyor." Babam başını eğdi.
"Abin büyük bir aptallık yaptı. Aşık olmuş. Sonunun ne olacağını bile bile o kızı kaçırmış." Dedim. Bir süre sustu.
"Ama Berdan Ağa da kardeşinin ölmesini istemiyor olmalı ki bize berdel teklif etti."
Başımı iki yana salladım.
"Ama baba... Ben o adamla evlenmek istemiyorum." Sesim titredi. "Benim de bir hayatım var."
Babam gözlerimin içine baktı. "Biliyorum kızım."
"Hayır, bilmiyorsun!" Ayağa kalktım.
"Ben daha hayatımı yaşamaya başlamadım bile. Ben evleneceğim adamı kendim seçmek istiyorum. Sevdiğim biriyle yuva kurmak istiyorum. Abimin yaptığı bir hatanın bedelini neden ben ödemek zorundayım?"
Babam sustu. Çünkü verecek bir cevabı yoktu.
Annem ayağa kalkıp yanıma geldi. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Güzel kızım..." Alnımdan öptü. "Ahu gözlüm... Biliyorum senden bunu istemek çok ağır." Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Ama başka çaremiz yok."
"Anne..."
"Abin de benim evladım. Seni de ondan ayırmam. Ama birinizi seçmemizi istiyorlar."
Annemin boynuna sarıldım. O gün üçümüz de ağladık.
Abimin aptallığına...
Kendi çaresizliğimize...
Ve hiç tanımadığım bir adamla kurulacak evliliğe...
Fakat kapımız tekrar çalana kadar ağlamak yetti. Artık bir karar vermem gerekiyordu.
Ayağa kalktım. Gözlerimi sildim.
"Tamam." Annem ve babam şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Abimin yaşaması için evlenmem gerekiyorsa..." Derin bir nefes aldım. "...evleneceğim."
Onları odamdan çıkardım. Kapıyı kapattığım anda aynanın karşısına geçtim. Gözlerimin içindeki korkuya baktım. Sonra çenemi kaldırdım.
Madem Berdan Ağa berdel istiyordu...
Madem Berdan Ağa Maral Aras'ı istiyordu...
İstediğini alacaktı.
Ama aldığına pişman olacaktı.
Dolabımı açtım. Kahverengi, midi boy, vücudumu saran V yakalı elbisemi çıkardım. Üzerime geçirip topuklu ayakkabılarımı giydim. Belime kadar uzanan dalgalı siyah saçlarımı serbest bıraktım.
Aynanın karşısında hafif bir makyaj yaptım. Ağladığımı belli etmeyecektim. Korktuğumu göstermeyecektim. Çünkü Berdan Yavuzoğlu'nun karşısına çaresiz bir kız olarak çıkmayacaktım. Kararını vermiş bir kadın olarak çıkacaktım.
Aynaya son kez baktım. Karşımda yirmi yaşında, bembeyaz tenli, dalgalı siyah saçlı ve iri kahverengi gözleri olan bir kadın duruyordu.
Gözlerim korkuyu hâlâ saklayamıyordu. Ama korkunun arkasında başka bir şey vardı. Öfke.
Tam o sırada avludan sesler yükseldi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Koşarak pencereye gittim. Beklediğimiz an gelmişti.
Berdan Yavuzoğlu avlunun ortasında duruyordu.
Üzerinde bej renkli bir takım elbise, beyaz bir gömlek vardı. Babam karşısında duruyor, ikisi alçak sesle konuşuyordu. Ne konuştuklarını duyamıyordum. Ama Berdan'ın yüzündeki ifade yeterince açıktı.
Kararını almaya gelmişti.
Derin bir nefes aldım. Odamdan çıktım.
Merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Topuklu ayakkabılarımın taş zemine vuran sesi avluda yankılanıyordu.
Bir adım...
Bir adım daha...
Sanki attığım her adımda eski hayatımdan biraz daha uzaklaşıyordum. Avludaki herkes sustu. Bütün gözler bana çevrildi. Ama benim gözlerim yalnızca tek bir kişiyi arıyordu.
Berdan.
Karşısına geldiğimde başımı kaldırdım. Gözleri üzerimdeydi. Bir saniye bile kaçırmamıştı.
O an, o gece gördüğüm adamla şimdi karşımdaki adam arasında hiçbir fark olmadığını düşündüm.
Hâlâ korkutucuydu.
Hâlâ sertti.
Ve hâlâ gözlerinde ne düşündüğünü anlamama izin vermeyen bir karanlık vardı. Berdan başını babama çevirdi.
"Mehmet Ağa." Sesi sakindi. Ama o sakinliğin altında tehdit vardı.
"Kararını verdin mi?"
Babam cevap vermedi. Berdan'ın bakışları yeniden bana döndü.
"Berdel mi istiyorsun..." Bir adım attı. "...yoksa iki ölüm mü?"
Babam başını bana çevirdi. Gözlerimiz buluştu. O an anladım. Kararı bana bırakmıştı. Vereceği her cevap bir evladını yaşatıp diğerini ölüme gönderecekti.
Şimdi sıra bendeydi.
Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Ellerim titriyordu. Ama belli etmedim. Başımı kaldırdım. Mardin'in en güçlü ağasının yemyeşil gözlerinin içine baktım.
Ve titreyen sesime rağmen konuştum.
"Evet..." Bir an sustum. "Berdeli kabul ediyorum."
Berdan'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Gözlerimi ondan ayırmadım.
"Seninle evlenirim."
Avluda çıt çıkmadı.
Sanki herkes nefesini tutmuştu. Berdan birkaç saniye boyunca yalnızca bana baktı. Sonra yavaşça başını eğdi.
"Öyleyse..." Sesi alçak ve sakindi. "...artık benim karımsın."
Kalbim o an bir kez daha sıkıştı. Çünkü onun söylediği bu iki kelime, verdiğim kararın ağırlığını ilk kez gerçekten hissettirmişti.
Ben artık Berdan Yavuzoğlu'nun karısı olacaktım.
Ama henüz ikimiz de bilmiyorduk...
Bu evlilik yalnızca iki ailenin arasındaki hesabı kapatmayacaktı.
Bu evlilik, ikimizin de hayatını baştan sona değiştirecekti.
Çünkü bazı evlilikler sevgiyle başlamaz.
Bazıları bir tehditle başlar.
Bazıları bir bedelle...
Bazılarıysa...
kanın yazdığı bir kaderle.

