İçeriğe geç

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 24 · 12 dk okuma

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 24

YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Asrın

Ferman'la konuşmamızın ardından beni bir süreliğine yalnız bırakarak annemlerle görüşmeye gitti. Çünkü babam kapıyı çalmış ve yanlarında ben olmadan onunla konuşmak istemişti. Ne konuşacaklarını merak etmiyor, çünkü az çok tahmin edebilirdim. Ailem benim güvende olduğumdan emin olmak istiyorlardı. Ferman'dan bir söz almak istiyorlardı.

Ferman onlara bir değil gerekirse bin söz verirdi ve beni yine de bırakmazdı. Ailem, ona ve ailesine güvenmiyorlardı belki ama bana güveniyorlardı, ben de Ferman'a güveniyordum. Bu sefer başka bir hata yapamayacaktı.

Onların görüşmeleri bittikten sonra Ferman eşyalarımı dedemin yardımcılarını vererek arabaya koymalarını istedi. Ardından beni odadan çıkarttı. Ona bileğimin neredeyse iyileştiğini ve yürüyebileceğimi söylemiştim ama beni dinlememişti bile.

Ailemle vedalaştıktan sonra birlikte arabaya bindik. Ferman normal sürdüğünden daha yavaş sürüyordu arabayı. Gülünç derece yavaştık.

"Biraz daha hızlı sürebilirsin, merak etme bize bir şey olmaz." Dedim gülümseyerek.

"Olsun."

Alaycı ifademi görmemesi için başımı cama doğru çevirdim. Doğuma sekiz ay vardı, yanmıştım.

Ondan harika bir baba olacaktı. Çocuğumuzla ilgilenecek ve onu en iyi şekilde yetiştirecekti. Fakat korkuyordum. O konaktakilerin bize hayatımızı yaşatmayacağından korkuyordum.

"Beni orada istemeyecekler, biliyorsun değil mi?"

Başımı camdan çevirdiğimde bakışlarıyla karşılaştım. Elini vites kolundan çekerek elimi tuttu. "İstemezlerse biz de başka bir yerde yaşarız."

"Deden o gün beni evden kovdu. Zilan saçlarımı yoldu, Zişan da izledi."

Kendimi ispiyoncu bir çocuk gibi hissetsem de umursamadım. Ferman'ın bunları bilmesi gerekiyordu. Artık hiçbir şey saklamayacaktım ondan.

Ferman arabayı kenara çekti. Emniyet kemerini açarak bana döndü. Elimi avucuna alarak tersine bir öpücük bıraktı. "O konak benim konağım, bizim konağımız. Ben hepsiyle teker teker görüşeceğim ama eğer istemezsen başka bir konağa taşınabiliriz."

"Ama onlar senin ailen."

"Benim ailem sensin." Dedi. Avucu karnıma uzanıp okşadı. "Sizsiniz artık."

Göğsüm heyecan verici bir mutlulukla dolmuştu sanki. Sadece sözleri değil, sesinin tonu bile yumuşamama yarımcı olmuştu.

"Konakta kalmaya devam edelim." Dedim. "O zaman zayıf anıma denk geldi ama bir daha saçımı çekmeye veya beni evden kovmaya çalışırlarsa ağızlarının payını vereceğim. Konak bizim demiştin değil mi?"

Gülümsedi. "Birkaç sene evvel dedem tabuyu üzerime geçirmişti."

"İyi o zaman."

Kaldırdığım çenemi tutarak yanağıma bir öpücük bıraktı. "Bundan sonra hep böyle gülümse." Dedi kendisi de gülümserken. "Ben senin munzurluklarına da razıyım."

Ferman arabayı çalıştırdı ve yola devam ettik. Ailesi ve aşiret belki de hiçbir zaman beni onaylamayacaklardı ancak en azından Ferman benim yanımdaydı. O yanımda, bebeğim de karnımayken daha güçlüydüm. Aşiretin önüme koyduğu her zorluğu gülümseyerek aşacağımı biliyordum. Çünkü ben buydum. Daha önce de düşmüş ve ayağa kalmıştım, şimdi de aynısını yapacaktım.

Konağa vardığımızda Ferman arabadan inmeme yardımcı oldu. Elimi tutarak avludan içeriye yürüttü. Bana hasta muamelesi yapıyordu resmen.

"Ferman iyiyim diyorum sana. Kendim yürüyebilirim."

"Tamam, yardım ediyorum sadece."

Gözlerimi devirdim.

"Devirme gözlerini." Dedi, dudakları kıvrılırken. Gülümsedim.

"O kadının burada ne işi var?"

İkimizde aynı anda başımızı kaldırdık ve sesin sahibine baktık. Ferman'ın dedesi yanında Gülay halayla balkondaydı. Yerlerinden ayrılarak merdivenleri inemeye başladılar. Onun sesini duyan diğerleri de peşlerinden iniyordu. Bir anlığına Ferman'la göz göze geldik. Biraz sonra olacak herhangi bir tartışmayı kaldıracak durumda değildim ancak Ferman için sessiz kaldım.

Mürsel dede peşinde diğerleriyle beraber yanımıza geldi. Şeyma ve Fehime hariç hepsinin bakışlarında aynı tiksinti vardı. Umursamıyordum ama sanırım artık üzülmeye başlıyordum. Kendim için değil, Ferman için.

"Bu kadının burada ne işi vardır oğul?"

"Asrın bundan sonra burada kalacak dede. Evinde kalacak."

"Daha geçen gün konağı terk etmedi bu kız? Şimdi ne demeye geri geldi?"

Ferman kaşlarını çatarak Zilan'a baktı. Saçlarımı çektiğini bildiği için kızgın olmalıydı. Resmen bakışlarıyla kadını köşeye çekmişti.

"Asrın hamile."

Sanırım bu haber yalnızca beni şaşkına uğratmamıştı. Çok şaşırmışlardı ancak hamile olmam demek burada kalmaya devam etmem anlamına geldiği için öfkelenmişlerdi. Özellikle de Mürsel dede.

"Çocuğun senden olduğu ne belli?"

Gözlerim irice açıldı. Beni istemediklerini biliyordum ancak bu kadarı fazlaydı.

"Dede!" Ferman korkutucu ses tonunu kullandı. Bir adım önüme çıktı. "İleri gidiyorsun." dedi.

"Babamın ileri gittiği falan yoktur Ferman. Bu kız kaçırılmadı? Bir şey yapmadıkları ne malum?"

Zilan'ın sözlerinden sonra Ferman'ın arkasından çıkarak yanına geçtim. "Yeter artık ya! Ben sustukça üzerime geliyorsunuz. Beni istemiyorsanız umurumda bile değil, bu konak benim ve ben hiçbir yere gitmiyorum. Rahatsız olan varsa kapı orada!"

Ferman konağın onun üzerine olduğunu söylemişti, bu da o konağın benim de olduğu anlamına geliyordu. Yani istediğim gibi havasını atabilir ve tehdit malzemesi yapabilirdim. Rahatlamıştım bile.

"Sen kimi kimin evinden kovuyorsun, hadsiz!"

"Kimseyi kovduğum yok ama kafam atarsa hepinizi kovarım ona göre."

Mürsel dedenin ak kaşları havalandı, bastonunu kaldırdığı gibi üzerime yürüdü ancak Ferman önüme çıktı. "Sakın." Dedi, dedesinin bana vurmak istediği bastonunu havada tutarak. "Aynı şeyi ikinci defa yapmana izin verir miyim sanıyorsun dede?"

Şaşırdım. Dedesinin daha önce bana vurduğunu bilmediğini sanıyordum. Nasıl öğrenmişti?

"Şeyma sen yengeni odasına çıkar."

Ferman'ın sözleriyle Şeyma koşarak yanıma geldi. Koluma girdi ve beni yukarı çıkartmaya başladı. Odaya girdiğimizde kolundan çıktım ve koltuklardan birine oturdum, o da tereddütle karşıma oturdu.

"İyi misin yenge?"

"İyiyim Şeyma, endişelenmene gerek yok."

"Ben bizimkilerin adına senden özür diliyorum. Kusura bakmayasın."

Kusura bakma... Yaptıkları onca şeyden sonra kusura bakmayacaktım öyle mi? Bana yalnızca fiziksel şiddet uygulamamışlardı, sözleriyle bakışlarıyla beni bastırmaya çalışmışlardı. Beni istemediklerini daha nasıl farklı belli edeceklerini kendileri de bilmiyorlardır herhalde.

"Resmen çocuğun başkasından olabileceğini iddia ettiler. İnanabiliyor musun?"

"Geri kafalılar, biliyorsun."

"Biliyorum da, bu kadarı da pes artık!"

Şeyma bir şey söyleyecek gibi ağzını açtı ancak kapı açılıp Ferman içeriye girdiğinde susmak zorunda kaldı. Ayağa kalktı, Ferman'ın teşekkürüne gülümseyerek cevap verdikten sonra odadan ayrıldı.

Ferman bana doğru attığı adımları ağırdı. Bundan sonra burada kalacağımı bildiğinden acele etmiyordu. Koyu renk gözleri gözlerimden başka bir yere bakmıyordu. Önümde durduğunda çömeldi. Dizlerimde duran ellerimi avuçlarının arasına aldı, okşayarak tersine öpücük bıraktı.

"Özür dilerim."

Başını yana eğdi. "Neden özür diliyorsun?" diye sordu.

"Fazla tepki vermiş olabilirim, o yüzden."

Bakışları yumuşadı. Dudakları değil, gözlerinin içi gülümsüyordu. "Seni seviyorum." Dedi beklemediğim bir anda.

"Neden seviyorsun?"

"Korkusuzsun bir kere, hiçbir şey seni kolay kolay korkutmuyor. Güçlüsün, karşılaştığın her zorluğa gülümseyerek bakıyorsun. Kolay pes etmiyorsun, elinden hiçbir şey kaçmıyor." Dudakları kıvrıldı ve unutmak istemeyeceğim bir tebessümle baktı. Saçlarıma uzanıp okşadı. "En önemlisi çok güzelsin."

Ferman'ın bu sözleri karşısında büyük bir huşu sarmıştı bedenimi. Aslında birbirimizden çok farklıydık. O sevgisi göstermekten çekinmiyordu, bense sevginin ne olduğunu yeni yeni öğreniyordum. Onunla öğreniyordum.

"Beni güzel olduğum için mi seviyorsun?"

Gülümsediğinde dişleri göründü. "Bak ya, diğer söylediklerimi duymadın mı?"

"Duydum." Dedim, "Hem de çok güzel duydum."

Avuç içi yanağıma uzanıp tenimi okşadı. Ardından ceketinin cebinden bir şey çıkarttı. Alyansım... Bakışları izin ister gibi yalnızca birkaç saniyeliğine bakışlarımı buldu, elimi avucuna aldı. Alyansımı parmağıma taktı. "Gelecekte ne olursa olsun, bir daha asla bu yüzüğü parmağından çıkartma olur mu?" Parmağı yüzüğümü okşadı. "Onun yeri burası."

Başımı salladım.

Bu yüzüğü parmağıma taktığı ilk zamanı hatırlıyordum. Gecenin bir vakti beni konağın dışına çağırmış ve benim için yaptırdığı küpelerle beraber vermişti. O zamanki heyecanını dün gibi hatırlıyordum, bense durumun ciddiyetinin habersiz eğleniyordum... Ne kadar da aptalmışım. Bu yüzüğü bir daha asla çıkartmayacaktım.

Ferman bir kez daha ceketinin cebine uzandı. Bu sefer çıkarttığı tokalarımdı. Avucunu açarak tokaları gösterdi. "Bunların yeri ise senin saçların." Dedi. Teker teker saçlarıma taktı. "Sensiz uçmayı unuttular."

Yusufçuklar uçmayı unutmamıştı, Ferman yaşamayı unutmuştu.

"Artık buradayım." Dedim, güven dolu bir sesle.

"Buradasın." Dedi. Gözlerini gözlerimden çekmiyordu. Eli karnıma uzandı. "Buradasınız."

"Çok korkuyorum." Kelimelerim dudaklarımdan istemsizce dökülmüştü. Sanki konuşan ben değildim de kalbimdi. İç çektim. "Ya onu da kaybedersem?"

İlk hamileliğimde başlangıçta her şey çok güzeldi. Ben sağlıklıydım, bebeğim sağlıklıydı. Herhangi bir sorun yoktu. Son zamanlarına doğru bir şeyler yanlış gittiğini hissetmiştim. Bebeğimin kıpırdaşmaları, tekmeleri azalmış, en sonunda kaybolmuştu.

Gece saat üçe geliyordu uyandığımda. Bir sorun olduğunu anlamıştım çünkü geceleri uykudan kalkmazdım. Bacaklarımın arasındaki ıslaklığın kan olduğunu anlamam uzun sürmüştü. Liam ışıkları açtığında yatağın kırmızı renge bulandığı an uzun süre aklımda kalmıştı. Beni apar topar kliniğe götürmüştü, gider gitmez ameliyata alınmıştım. Sabah gözlerimi açtığımda bebeğim beni terk etmişti.

Anılarımdan Ferman'ın sesiyle çıkmıştım.

"Kaybetmeyeceksin." Dedi. Ben de ona inandım. "Çocuğumuzu kaybetmeyeceğiz. Onu beraber büyüteceğiz. Yaşlanıp yüzümüz buruş buruş olana kadar yanımızdan ayırmayacağız."

"Ya bize kızarsa, ya bizden sıkılırsa?"

"Bize kızamaz, çünkü annesi onu büyüklerine saygılı olarak yetiştirecek. Bizden sıkılırsa da... Ona bir kardeş yaparız."

Ferman'ın bakışları değişti, artık şefkatle değil şehvetle bakıyordu. Göğsümde bir şeyler kabardı, sanırım bu, ona karşı duyduğum açlıktı. Araya ayrılık girdiği için birbirimizden uzak kalmıştık ve birbirimizi çok özlemiştik. Ben kendimi biliyordum ama o kendini nasıl tutuyordu. Bana doğru uzanan dudaklarına bakılırsa kendini daha fazla tutamıyordu.

Dudaklarımızın birbirine dokunması, yağmurun toprağa kavuşması gibiydi. Eşsizdi. Özlem doluydu. Ferman'ın üst dudağı altı dudağımı eziyordu, sabırsızca nefesimi nefesine katıyordu.

Geri çekildiğinde ikimizde nefes nefeseydik. İkimizde gülümsüyorduk.

"Şimdilik burada kal." Dedi ayağa kalkarak. "Ben bağırınca balkona çıkarsın oldu mu?"

Başımın üzerine, saçlarıma bir öpücük bıraktıktan sonra kapıya doğru yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun?"

"Geleceğim."

Ferman odadan çıktıktan sonra olduğum yere yığıldım. Başımı arkaya yaslayarak gözlerimi kapattım ve sessizliği dinledim. Avuçlarımı karnıma koyarak okşadım. "Bak bebeğim, burası anneyle babanın odası. Muhtemelen yürümeye başlayana kadar senin de odan olacak." Dedim gülümseyerek. "Büyüdüğünde beraber resimler çizeceğiz. Baban seni atlara götürecek."

Aptallığıma gülümsedim. O daha doğmamıştı ve ben şimdiden hayaller kurmaya başlamıştım bile. Tıpkı daha önceki gibi... Onun da doğuma kadar benimle kalacağı belli değildi. Onun benimle kalmasını çok istiyordum, doğumuna şahit olmak istiyordum.

Başımı eğerek karnıma doğru konuştum. "Benimle kalacaksın değil mi?"

Cevap gelmedi elbette ama ben onun benimle kalacağına inanmak istiyordum. Bu ihtimale umutsuzca tutunuyordum.

Tekrardan gözlerimi kapattığımda dinlenmeyi amaçladım. Ancak kapım hızla açıldığında gözlerim de açıldı. Gelen Zilan ve Zişan'dı. Arkalarında da onları durdurmaya çalışan Gülay hala, Şeyma ve Fehime vardı.

"Allah'ını seviyorsan bak Zilan!" dedi Gülay hala, kadının kolundan tutup geriye çekmeye çalışıyordu. "Dur artık."

Zilan onu duymadı bile. "Gitmiştin sen, gittin!! Ne işin var burada?"

O gün beni aciz bir şekilde yakalayıp zayıflığımdan faydalanan kadının bugün ne kadar komik olduğunu görebiliyordum. Bugün karşısında gerçek Asrın vardı.

Sakin bir tavırla oturduğum yerden kalktım. Elbette Ferman'ın yokluğunu fırsat bilip yanıma gelmişti. Tam da onun gibi birinden beklenecek bir hareket. Arkasında ona yapmamasını ve geri dönmesini söyleyenleri duymuyordu, ben de duymazdan geldim.

"Kendi evime geldim Zilan." Dedim, onu sinir edecek bir tonda ve sakinlikte. "Burası benim konağım. Ben de bu konağın hanım ağasıyım."

"Hanım ağasıymış! Sen olsan olsan kapıdaki yanaşma olursun ancak."

Üzerine doğru korkutucu birkaç adım attım. "Bana bak Zilan. Yiğit beni korurken öldü diye bu zamana kadar sesimi çıkartmadım ama bu kadar yeter. Artık sana katlanmayacağım."

"Sen kimsin de benim oğlumun adını ağzına alıyorsun?"

Bana vurmak için kaldırdığı elini havada yakaladım. Bana daha önce Liam elini kaldırmıştı, amcam elini kaldırmıştı, Ferman'ın dedesi bastonunu kaldırmıştı ama bu kadar yeter. Bundan sonra kimse beni küçümseyemeyecekti. Zilan da dahil. O yüzden bir kere söyleyecektim ve anlaması için tane tane konuştum. "O elini kırarım!"

Zişan araya girecek gibi oldu ancak ona doğru başımı çevirdim ve öfkemden nasip almaması için uyardım.

"Bundan sonra benimle uğraşırken iki defa düşünün. Çünkü bu saatten sonra yaptığınız her şeye iki misliyle karşılık vereceğim." Bakışlarımı iki sinsi kız kardeş arasında getirip götürdüm. Zilan'ın bileğini bırakmadan önce daha çok sıktım. "Anlaşıldı mı? Şimdi odamdan çıkın, bir daha da kapıyı çalmadan içeriye girmeyin!"

Sessizlik çöktü odaya. İkisinin de gözlerinin korktuğunu biliyordum. Cevap vermeye, olayı büyütmeye cesaret edemiyorlardı. Çünkü o zaman Ferman'ın duyacağını biliyorlardı. Gülay hala araya girerek iki kardeşi çıkarttı. Şeyma odadan en son çıkandı, bana iyi olup olmadığımı sordu, olumlu cevap verdiğimde ise odayı terk etti.

Herkes gittikten sonra tekrardan eski yerime yerleştim. Yorulmuştum ve burada yaşadığım sürece yorulmaya devam edeceğimi de biliyordum.

Önümdeki yarım saat boyunca gözümü bile kırpmamıştım çünkü Mürsel dedenin gelmesini bekliyordum. Sırada o vardı değil mi? Ama hayır, kimse gelmemişti. Ferman da gelmemişti. Nereye gittiğini bile söylememişti.

Tam umudu kesip yatağa girecektim ki aşağıdan bağırtısını duydum. "Asrın!" diye adımı bağırıyordu ama yanında başka sesler de vardı. Sesler gittikçe çoğalıyor ve anlaşılmaz hale geliyordu. Yalnızca Ferman'ın adımı bağıran sesini duyuyordum.

Odamdan çıkarak balkona geçtiğimde avluda büyük bir kalabalık karşıladı beni. Aşağıya koç getirmişlerdi, davul zurna bile vardı. Şaşkınlık ve kafa karışıklığıyla kalabalığı izlerken Ferman'ı bana bakarken buldum. Gülümsedi ve aşağıya inmemi işaret etti. Ben de merdivenleri inmeye başladım, avluya inen merdivenlerin başında buluştuk.

"Ferman bunlar ne?"

"Aşiret bir çocuğumuz olacağını öğrenince kutlama yapmak istemiş." Dedi dudaklarının kenarı kıvrılırken.

Davul zurna sesleri yükselirken halaylar çekiliyordu. Avludan kapının önüne kadar taşmış olan bu kalabalık hamile olduğumu kutlamak için mi gelmişti yani?

İnsanlar birer ikişer yanımıza gelmeye başladılar. Ferman'ın önüne durarak, "Allah erkek evlat nasip eylesin ağam. Tez zamanda kucağınıza alırsınız inşallah." Diyorlardı. Kesintisiz hepsi aynı şeyi söylemişti. Bir erkek evlat diliyorlardı.

Silahlar patlamaya başladı. O an hızla arkamı döndüm, olası herhangi bir kaza kurşunun bebeğime isabet etmesini istemiyordum. Ferman beni göğsüne kabul etti. Omuzlarımı, sırtımı okşadı. "Odaya çıkacağım ben." Dedim.

"Seni götüreyim."

"Sen burada kal, ben çıkarım."

Ferman'ın ısrarları inatçı kişiliğim yanında sıfır kalmıştı. Onu aşağıda bırakarak hızla odama çıktım. Silah seslerinin davul zurna seslerine karışma seslerini dinledim bir süre. Ben tüm bunları göze alarak gelmiştim, bunu biliyordum ancak içimdeki sıkıntıyı da dindiremiyordum. Bebeğim erkek değil de kız olunca ne olacaktı? Yoksa aşiret kız oldu diye onu öldürmeye mi kalkardı? Annesi gibi onu da istemeyeceklerdi.

Zihnimin kapatma tuşu yoktu, bu yüzden düşüncelerimi durduramıyordum. Aklımı meşgul edecek bir şeylerle uğraşmak istedim. Boya kalemlerimi çıkarttım. Boş bir tuvalim yoktu, ben de karalama defterime bir şeyler çizmeye başladım.

İki saat geçmişti. İki sayfa bitirmiştim ancak aşağıdan gelen sesler durulmamıştı. Ferman'ın kapıyı çaldığını bile duymamıştım, içeriye girdiğinde yatakta yanıma uzandı. Elimdeki defteri eline alarak son sayfalarını açtı. Bir bebeğin rahimdeki görüntüsünü detaylarıyla çizmiştim, diğer sayfada ise atın üzerinde duran bir kız çocuğu vardı.

"Ne kadar güzel çizmişsin." Dedi, gülümseyerek. Kolunu omuzuma atarak beni kendisine çekti, alnıma öpücük bıraktı.

"Eğer bebeğimiz kız olursa onu öldürecekler mi?"

Sözlerim dudaklarımdan sanki öylesine söylenmiş bir söz gibi çok normal çıkmıştı. Ferman beni kendine uzaklaştırarak yüzüme baktı. Kaşlarını çatmıştı, anlayan gözleri yüzümü inceliyordu.

"Onu öldürmeyecekler belki ama onu sevmeyecekler."

Bakışları hızla yumuşadı. "Ben severim." Dedi, saçlarımı okşamaya başlayarak. "Babası sever, annesi sever. Yetmez mi?"

"Yeter sanırım." Dedim, omuzlarımı silkerek.

Kız veya erkek, bebeğimizin cinsiyeti nasıl olursa olsun, Ferman da ben de onu her şeyden çok sevecektik. Belki bu konak ona hak ettiği sevgiyi veremeyecekti ancak ailesi onu bulutlara çıkartacaktı.

"Bunun için bir daha üzülme sakın, tamam?"

Başımı olumlu anlamda salladım. Parmakları saçlarımdan çeneme uzandı, beni kendine çekerek yanağıma bir öpücük bıraktı. "Evladımız erkek olursa onu çok seveceğim. Kız olura daha çok seveceğim. Çünkü o zaman senden bir tane daha olmuş olacak."

"Ya kızımız sana benzerse? O zaman kesin beni dışlarsınız."

Ferman güldü. "Bak ona bir şey diyemeyeceğim."

"Ferman!"

Bu onu daha çok güldürmüştü. Kesin olan birkaç şey vardı. Bebeğimiz annesi ve babası tarafından çok sevilecekti. Ferman harika bir baba olacaktı ve eğer kızımız olursa beni çok fazla dışlayacaklardı.

Her hâlükârda bebeğimi dünyaya getirebilecek ve onu her şeyden çok sevecektim.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

1 yorum