İçeriğe geç

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 11 · 14 dk okuma

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 11

On Birinci Bölüm

Ferman

Asrın'ı kaybetme düşüncesi habersiz gelen bir misafir gibiydi, ağzımda acı bir tat bırakmıştı. Onunla tanışana dek hayatımda neyin eksik olduğunu bilmiyordum ancak şimdi eksik olan o şeyin Asrın'ın varlığı olduğundan emindim.

Ona âşıktım.

Aklımın, hayalimin alamayacağı derecede âşıktım. Aşkımın bir sınırı yoktu, yalnızca yörüngesi vardı. O da Asrın'dı.

Bir ceylan gözlüye, ahu güzele sevdalıydım.

Otel odamıza girdiğimizde ışıkları yaktım, uyanık olan Asrın'ı yere indirmek istedim ama inat etti. "İnmek istemiyorum, burada kalmak istiyorum." Dedi mızmızlanarak.

"Uyuman gerekiyor."

"Boynunda uyuyamaz mıyım? Burası çok rahat, çok güzel kokuyor." Burnunu boynuma gömüp kokumu için çektiği an aletim zonkladı. "Gece gibi." Dedi Asrın.

Dudaklarını tenime değdirdi. Bir alev sardı bedenimi. O alev ki tüm benliğimi yakıp kavurmuştu. Rüzgârla savrulup fırtınayla bir olmuştu. Bana da yalnızca o fırtınaya kapılmak kalmıştı. Fakat o fırtınaya kapılamazdım, henüz olmazdı.

Asrın'ı kucağımdan indirdim. "Sarhoşsun, üzerini değiştirip yatağa gir."

Gözlerinde ilk defa şahit olduğum bir şehvetle bakıyordu. Yanıp tutuşuyordu, tıpkı benim gibi. Meydan okuyan bakışlarıyla sinemi yakıp geçmişti.

Ağır hareketle arkasını döndü. Kahve saçlarını bir omuzundan sarkıttı ve elbisesinin askılarını indirmeye başladı. Bakışları üzerimdeydi ve her anımı pür dikkatle izliyordu. Niyeti bozmuştu ve niyeti bozan tek o da değildi. Aletim pantolonumu zorluyor, bana gerçek acının ne olduğunu gösteriyordu.

Asrın ağır çekimde ve izlendiğini bilerek elbisesinin askılarını indirdi. Siyah renkli paçavra ayaklarının dibini bulunca bana önünü döndü. Üzerinde yalnızca küçük siyah bir külot vardı. Memeleri çırılçıplak karşımdaydı. Uçları şişmiş, avuçlarıma davet veriyordu. Ağzım sulanmıştı, onları şuracıkta ısırabilirdim.

Yutkundum. O sarhoştu, kendinde bile değildi ve ona bir söz vermiştim. Hataya düşmemeliydim.

Asrın salınarak aramızdaki mesafeyi kapattı, öz kontrolümü yerle bir ediyordu. Minik, kırmızı dudaklarıyla dudaklarımın kenarına varlığıyla yokluğu bir olan buse kondurdu. Beni mahveden ufacık bir buse...

Durmadı, bu sefer dudaklarımdı hedefi. Kapalıydı gözleri, açık olsaydı önündeki bu Mahsuni Şerif'i görebilirdi.

Peşine takılırsam kaybolacağım rüzgârdan ayrıldım. Omuzlarını tutarak onu geriye çektiğimde bakışlarındaki kafa karışıklığını görebiliyordum.

"Daha geçen gün beni öpmek isteyen sen değil miydin?" diye sordu. "Şimdi ne değişti?"

"Sarhoşsun Asrın."

Kaşlarını çattı, sanırım az önce gerçek Asrın'ı uyandırmıştım. Benden nefret eden, bana öfkeli olan o Asrın'ı... Güzel. Çünkü bunu hak ediyordum.

Yanımdan geçerek omuzuma çarptı ve yatağa girdi. "Yanımda uyuma sakın."

Ne kadar öyle durdum bilmiyordum ama yanına vardığımda uyuyordu. Usulca, onu uyandırmadan üzerine örttüğü pikenin ucunu kaldırdım. Yanlış görmediğimden emin olmam gerekiyordu ve artık emindim. Karnının hemen altında, külotunun biraz üzerinde uzunca bir yara izi vardı. Uzunlamasına değildi, daha çok dikiş izine benziyordu. Sakinleşmeye çalıştım. Omuzundan tutarak onu yan çevirdim. İkinci yara izi belinin üzerindeydi, bu akşam giydiği elbise izi saklıyordu, bu yüzden görmemiştim. Ama bu bir dikiş izi değildi.

Asrın'ı düz çevirerek üzerine örttüm ve rahatça uyumasına izin verdim.

Aklım durmuştu sanki, ne yapacağımı şaşırdım. Her şeyden önce odadaki tekli koltuğa gidip oturdum. Sakin kalıp düşünmem gerekiyordu.

Nasıl sakin kalabilirdim ki?! Bu kız dövülmüştü, belki işkence görmüş bile olabilirdi. Bunu o adam yapmıştı, artık emindim. Eski nişanlısı Liam denen o pislik, Asrın'ı dövmüştü. O orospu çocuğu benim karıma el kaldırmıştı.

Ellerim titriyor, o adamı çıktığı yere geri sokmak için avuçlarım karıncalanıyordu. Bedenim tarifsiz bir öfkeyle dolup taşmıştı. Onu öldürmek istiyordum, Asrın'a yaşattığı her şey için onu acıyla kıvratmak istiyordum.

Yatağında mışıl mışıl uyuyan karıma baktım. Öylesine huzurlu görünüyordu ki bir an için bedenindeki izleri yanlış gördüğümü düşünecektim. Yanlışlık falan yoktu. Bu kız dayak yemişti. Kocası olarak neler yaşadığını daha önce fark etmediğim için kendimden nefret ettim. Bilmem gerekirdi...

İpuçları gözlerimin önündeydi.

Amcanın ona doğrulttuğu silaha gözünü bile kırpmamıştı ama buna rağmen avucumu kesmek için çıkarttığım çakıdan korkup geriye sıçramıştı. Onu odaya kilitlediğimde, Allah benim belamı versin, onu oraya kilitlediğimde bana kapalı kapılar ardından neler çektiğimi bilmiyorsun demişti. Her şey ortadaydı işte. Ben geç fark etmiştim.

Bundan sonra ona Liam'ı hatırlatacak hiçbir şey yapmamaya ant içtim. Asrın'a geçmişini unutturmak için her şeyi yapacaktım.

Evliliğimiz onun için bir başlangıç olacaktı. Yeni hayatının ilk sayfası.

Güneş doğana kadar aklımdan neler geçmişti, bir Allah bir ben bilirdim. Her an kapıdan içeriye o adam girecek ve Asrın'ı benden almaya çalışacak diye gözümü bile kırpmamıştım. Gerekirse kabuslarıyla savaşmak için oradaydım.

Uyuşmuş bedenimi esnetirken Asrın uyanmaya başladı. Yatakta kıpırdandı, yüzü diğer tarafa bakıyordu, beni göremeyince arkasını döndü.

"Başım çatlıyor." Dedi, dağılmış saçlarını kaşırken.

"Seni dövüyor muydu?"

Anlamadı. Yeni uyandığı için yanlış mı yoksa doğru mu duyduğundan emin değildi. Kafa karışıklığıyla kaşlarını çattı.

"Dövüyor muydu o adam seni?" Boğazına kadar çektiği pikeyi kaldırdı ve çıplak olduğunu fark etti. "Karnındaki izi gördüm Asrın, yalan söylemeye kalkma sakın!"

Durgunlaştı. Berrak bir su kadar sessizdi artık. Dün arkadaşlarının yanında gördüğüm kadınla bu kadın farklıydı. Utangaç bir tavırla kabuğuna çekilmişti. Sakladığı o şey ortaya çıkmıştı ve şimdi de köşeye sıkışmıştı, kaçacak bir yeri kalmamıştı işte.

Kırık bir dal gibi başını eğdi. "Sezaryen izi o."

Sezaryen mi?

Asrın daha önce hamile miydi?

Duyduğum şeyi sindirmeye çalıştım. Dün gece karnının altında gördüğüm o iz sezaryen iziymiş. Ben de Liam onu dövdüğü için sanmıştım... Asrın daha önce hamileymiş. Karım daha önce hamileymiş.

"5 aylıktı." Dedi, gözleri doldu. Ardından birer damla gözyaşı yanaklarını ıslattı. "Parça parça aldılar onu içimden."

Onu ağlarken görmemem için avuçlarını yüzüne kapattı. İçini çekti. Ben burada olmasam hıçkıra hıçkıra ağlayacağından emindim.

O bebeğini kaybetmiş bir anneydi. Bana çocuğunun olmadığını söylediğinde gözlerinde gördüğüm burukluğun sebebi buymuş meğer. Parça parça aldılar onu içimden. Söylerken bile acı çekiyordu, kim bilir canı nasıl yanmıştı.

"Çocuğum olmuyor demiştin."

"Yumurtalıklarımda sorun varmış. Yani doktorlar öyle söyledi. Dört doktor gezdim, hepsi aynı cevabı verdi. Tekrardan anne olamazsınız." İç çekti, ben kahroldum. Döktüğü gözyaşlarında ben boğuldum, ben öldüm. "Öyle işte, o gördüğün iz sezaryen yarasının izi."

"Belindeki iz de mi sezaryen yarası?" diye sorduğumda bakışlarını kaçırdı. Islanan yanaklarını sildi. "Dövüyordu seni."

"Dövmüyordu, Liam beni hiç dövmedi."

Hışımla ayağa kalktım. "Kendiliğinden mi oldu o zaman o yara? Bana yalan söyleme Asrın. Bana o adamı korumaya kalkma."

"Kimseyi korumaya kalktığım falan yok Ferman. Sana yalan borcum da yok."

Onu korumuyorsa bile sakladığı bir şeyler daha vardı. Ne olduğunu söylemiyordu, anlatmıyordu. O anlatmadıkça kafamda kuruyor, öfkeleniyordum. Liam yapmamıştı, tamam. O zaman o yara nasıl olmuştu? Niye bir şey söylemiyordu.

"Nerede o?"

Başını kaldırıp bana baktı. "Bilip ne yapacaksın? Hesap mı soracaksın?"

"Soracağım!" dedim ona doğru yürürken.

"Kim olarak?"

"Kocan olarak!" Konu o olunca feleğim şaşıyordu. Onu bile gözüm görmüyordu, kaldı ki sesimin tonunu bile ayarlayamıyordum. Bu sefer daha alçak bir tonda açıkladım. "Ben senin kocanım Asrın, sen de benim karımsın. Sen kabul etmesen de, biz gerçekten evliyiz. Eğer o şerefsiz sana el kaldırdıysa, seni dövdüyse onu diri diri mezara sokarım. Onu acı çektire çektire öldürürüm Asrın. Yemin olsun bunu yaparım."

O şerefsiz bunu yaptıysa, Asrın'a zarar verdiyse kendi ellerimle mezarına kazardım. Bu dünyada esamesini bırakmazdım.

"Uykum var benim." Dedi, yatağa tekrardan uzanırken. Pikeyi de boynuna kadar çekmişti.

Yine aynı şeyi yapıyordu, kaçıyordu. Gerçeklerden, sakladığı geçmişinden kaçıyordu. Ama benim adım Ferman Polat'tı. Ben nefes aldığım ve onun kocası olduğum sürece sakladığı şeyi öğrenecektim.

Gözlerini kapatmış uyumaya çalışan kadına baktım.

"Yat sen. Ben kahvaltıya kaldırırım seni." Dedim ve odadan çıktım. Biraz hava almam gerekiyordu. Sakin kalıp düşünmeliydim.

Aşağı lobiye inerek bir kahve siparişi verdim. Ardından saat ikiye uçak biletlerimizi ayırttım. Biraz oyalandıktan sonra da Asrın'ı kaldırdım. Beraber restorana indik. Kahvaltı söylemiştik ama pek iştahım yoktu, ben de Asrın yemek yemesini izledim. Öyle iştahlı yiyordu ki insanı şevke getiriyordu.

Aklım dün gecede ve sabahta yaşanan olaylardaydı. Asrın Liam'ın adı geçtikten sonra sarhoş olmuştu ve normalde asla yapmayacağı şeyler yapmıştı. Beni en çok şaşırtan sabahki itirafıydı.

"Evlendiğimizi arkadaşlarına neden söylemedin?"

"Ne?" diye sordu, kafa karışıklığıyla. Ardından ne demek istediğimi anladı. "İnanmıyorum sana Ferman. Bunca zamandır İngilizceyi biliyordun ve bilmiyormuş gibi numara mı yaptın?" Gerçek olmayan bir kahkaha attı. "Gerçi niye şaşırıyorsam? Senden beklenilecek hareketler bunlar."

"Bilip bilmediğimi sormadın bile. Kendi kendine İngilizce bilmediğime karar verdin." Dedim, hatasını anlaması için. "Neden arkadaşlarının senin evli bir adamla birlikte olduğunu düşünmelerine izin verdin?"

"Berdelle evlendiğimi söyleseydim daha mı iyi olurdu?"

"Liam yüzünden değil mi?"

"Ne?" Kaşlarını çattı. "Ne alakası var?"

"Evli olduğumuzu öğrenirse gelip seni almasından korktun?" İfadesi değişmeye başlayınca geriye yaslandım. "Dün gece sarhoş olduktan sonra ağzından kaçırdın."

"Yok öyle bir şey." Masaya ellerine yerleştirerek bana doğru eğildi. "Dün gece ne söylediysem ne yaptıysam hepsini unut, tamam mı?"

Bir cevap vermedim. Yalnızca gözlerinin içine bakmaya devam ettim. Bu bilip de bilmezlikten gelme oyununu onunla birlikte oynayabilirdim. Sadece bir süreliğine, sonra gerçekleri ondan alacaktım.

"Şey..." dedi sessizce. "Acaba dün gece başka ne söyledim?"

Gülmemek için kendimi zorladım. Kollarımı göğsümde birleştirerek ona doğruyu söyledim. "Yakışıklı olduğumu söyledin." Ne duymayı bekliyordu bilmiyorum ama kesinlikle bunu duymaya hazır değildi. "Gece gibi koktuğumu, kollarımda uyumak istediğini, ha bir de dün geceki korumacı tavrımın hoşuna gittiğini söyledin."

"Tamamen uyduruyorsun şu an."

"İnanıp inanmamak sana kalmış." Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Unutmadan, sabah çıplak uyanmanın sebebi dün gece benimle sevişmek istediğin içindi."

"Ne?!" Çığlığı diğer masadaki insanların bize dönmesini sağladı. Asrın onları umursamadan bana bakıyordu. Sözlerime inanıp inanmak arasında gidip geldi bir süre, ciddi olduğumu anladığında utançla başını avuçlarının arasına aldı. "Ama yapmadık değil mi? Yani yapsaydık bilirdim de. Yine de yapmadık değil mi, Ferman? Bir şey söyle, lütfen."

Çaresizce bir cevap bekleyen gözlerine baktıkça canım yandı. Başımı iki yana salladığımda derin bir oh çekmişti.

"Bunun olmasından bu kadar rahatsızsın?"

"Hayır tabii ki." Dedi, duraksamadan. "Yani, demek istedim... Şey- Uff! Öyle işte."

Cevabı arsız gönlümde bahar açtırdı. Umutlanmamam gerekirdi belki fakat elimde değildi. Bu evliliğe gerçeğe dönüştürmeyi çok istiyordum. Görüşüne bakılırsa bir şansım var gibiydi.

"Uçağımız kaçta?"

"İkide."

"Daha varmış." Dedi. "Yola çıkmadan önce eskiden alıştığım okula gitmek istiyorum. Öğrencilerimi özledim."

"Gideriz."

Kahvaltımızın geri kalanında sessizdik. Bitirdikten sonra otelden ayrılarak Asrın'ın daha önce çalıştığı okula gittik. Asrın önce eski meslektaşlarıyla görüştü, sonra da öğrencilerini gördü. Küçük çocuklar onu görür görmez çığlıklar atmış ve etrafını çevrelemişlerdi.

Rabbim şahidim olsun onun çocuklarla bu kadar iyi anlaştığını görmek beni çok mutlu etmişti. Fakat anne olup kendi çocuğunu böyle sevemeyeceğini hatırladığımda çıktığım mutluluk bulutundan yere çakılmıştım. Asla bir anne şefkatini yaşayamayacaktı, bu gerçek onu üzdüğü kadar beni de üzüyordu artık. Ancak bundan sonra yanında ben vardım. Ona hiçbir şeyin eksikliğini yaşatmayacaktım. Bir daha asla o ceylan gözleri dolmayacaktı. Bu da benim kendime verdiğim söz olsundu.

Evimize döneceğimiz uçağa bindiğimizde Asrın'ın normalden daha sessiz olduğunu fark ettim. Burayı seviyordu, arkadaşlarını, öğrencilerini seviyordu ve onlardan ayrı kalmak onu üzmüş olmalıydı.

Aramızda koyduğu eline uzanıp tuttum. Geri çekilmesini bekledim ama bunu yapmamıştı. Başını çevirerek bana baktı.

"Geçmişte neler yaşadığını tam olarak bilmiyorum ama bence, dünyanın en güzel annesi sen olurdun."

Asrın

Dünyanın en güzel annesi sen olurdun.

Ferman'ın anlamlı sözleri beni duygulandırmıştı. Gözlerim dolmuştu, ağlamamak için elini daha sıkı tuttum. Fakat başarısız oldum, yanaklarımı ıslatan birkaç asi damlayı hızla sildim. Fark etti mi diye ona döndüm ama gözleri kapalıydı. Başını arka koltuğa yaslamış sanırım uyuyordu. Güzel, çünkü bir kez daha ağladığım görmesini istemiyordum.

Dün akşam Ferman'ın benimle birlikte yemeğe gelme teklifini İngilizce bilmediği ve arkadaşlarıma nasıl evlendiğimiz hakkında hiçbir şey açıklayamayacağını sandığım için kabul etmiştim. Çünkü arkadaşlarımı tanıyordum, ne zaman bir araya gelsek Liam lafı dönmeye devam ediyordu. Kötü niyetle yapmadıklarını biliyordum, yine de katlanamıyordum artık. Sanırım sarhoş olmam da buna bağlıydı.

Daha önce hayatımda hiç içki içmemiştim fakat Liam'la sevgili olduktan sonra o ne zaman içse benimde onunla içmem için ısrar ederdi. Ondan ayrıldıktan sonra hiç içki içmemiştim, bir yıldır içki içmiyordum ama şimdi...

Sarhoşken yaptığım şeyleri hatırlamazdım. Çünkü hiç tanımadığım bir kız devreye giriyordu ve çılgınca şeyler yapıyordu. Dün gece neler oldu hatırlamıyordum ama Ferman'ın söylediklerine inanmak zorundaydım sanırım. Yalan söylüyor ya da abartıyor olabilirdi fakat kendime de güvenemiyordum ki, yapmış da olabilirdim.

Ferman'ın sezaryen yaramı görmesini beklemiyordum. Haliyle ona gerçekleri anlatmayı da... Liam'ın beni dövdüğünü sanmıştı. Liam beni hiç dövmemişti, dolaylı olarak tabii. Beni dövmemişti ama dövmeden de zarar vermeyi başarmıştı.

"Eğer o şerefsiz sana el kaldırdıysa, seni dövdüyse onu diri diri mezara sokarım. Onu acı çektire çektire öldürürüm Asrın. Yemin olsun bunu yaparım."

Ferman'ın sözleri istemesem de hoşuma gitmişti. Beni koruyordu ama neden? Beni sevdiği için mi yoksa ağa karısı olduğum için mi?

Her ne olursa olsun Ferman'ın beni korumak için orada olacağını bilmek beni rahatlatmıştı. Severek evlenmemiştik ve bana yalanlar söylemişti ama beni Liam'dan koruyacağını söylemişti. Benim için önemli olan da buydu.

Sadece en yakınlarımın bildiği o sırrı Ferman'ın da öğrenmesi belki de iyi olmuştu. Göğsümden büyük bir ağırlık kalkmıştı.

"Ferman." Dedim.

Gözlerini açmadı, uyuyordu. Birleştirdiği ellerimi koparmadan başımı omuzuna yasladım. Çok geçmeden kokusuyla mayışmış ve uykuya dalmıştım.

Mardin'e vardığımızda geceydi. Ferman yol boyunca uyumuştu. Bu yüzden beni konağa bıraktıktan sonra daha fazla uyuyamam diyerek işe gitmişti. Fakat ertesi sabah kahvaltıya geri gelmişti.

"Balayı nasıl geçti gelin hanım?" Diye sordu Ferman'ın halası. Aklınca ağzımdan laf alacaktı.

"Çok güzeldi Gülay hala. Keşke sen de gelseydin."

"Ettiği lafa bak, benim orada ne işim varmış?"

Masadakilerin çoğu kıs kıs güldü, Ferman bile gülümsüyordu.

"Bugün işin var mıdır Ferman?"

"Var dede, hayırdır?"

"Kayaların Konağa el öpmeye gitmediniz. Bugün gidin." Dedi Mürsel dede. Ferman'ın işim var demesine rağmen...

"Olur dede, gideriz."

Kahvaltıdan sonra Ferman'la odaya çekildik. Daha doğrusu Ferman üzerini değiştirmek için odaya gideceğini söylediğinde ben de peşinden gitmiştim. Kapıyı kapatır kapatmaz söyledim.

"Ben oraya gitmem!"

"Beş dakika kalır çıkarız."

"Orada bana neler yaptıklarını biliyorsun Ferman, gitmek istemiyorum."

Ferman dolaptan çıkarttığı temiz kıyafetlerini yatağın üzerine bıraktıktan sonra önümde durdu. "Annen baban orada kalmıyor muydu? Onları görmeye gidiyoruz gibi düşün."

"Doğru ama-"

"Asrın." Dedi, hep böyle yapıyordu. Ne zaman bana bir şey yaptırmak istese o ses tonunu kullanıyordu. "Giyin hadi."

Utana sıkıla kıyafetlerimi alıp banyoya girdim. Çıktığımda Ferman da hazırdı. Konaktan çıkmadan Ferman Şeyma'ya da bizimle birlikte gelmesini söylemişti, birkaç ısrardan sonra Şeyma bizimle gelmeyi kabul etmişti. Konağa geldiğimden beri Şeyma'nın bir kere olsun evden çıktığını görmemiştim, hava değişikliği ona iyi gelecekti.

On beş yılın ardından Mardin'e ayak bastıktan sonra ilk defa büyük umutlarla adım atmıştım dedemin konağına. Şimdi ise ayaklarım geri geri gidiyordu. Ferman'ın ısrarı olmasa, annemle babamı tekrardan göreceğimi bilmesem asla gelmezdim.

Bizi kapıda karşılayan Roza'yla Dilan olmuştu.

"Hoş geldiniz." Dedi, sarılarak. Ben de ona karşılık verdim.

"Hoş bulduk Roza, nasılsın?"

Dilan da abisine ve kuzenine sarıldı. Bana hoş geldin dedi. Birlikte misafir odasına çıktık. Dedem ve babaannem oradaydı. Ve tabii amcalarım ve yengelerim de. Herkes buradaydı. Ferman dedemle babaannemin elini öptü ama ben yalnızca annemle babamın elini öpmüştüm.

"Ne o Asrın?" diye sordu babaannem. "Hanım ağa olunca aileni unuttun?"

"Yoo babaanne. Ailemin ellerini öptüm zaten."

"Biz senin ailen değiliz kızım?" Dedem gözlerimin içine bakıyordu ama ona cevap vermeye tenezzül etmedim. Zaten annem benim yerime cevap vermişti.

"Kızı zorla evlendirmişsiniz, aile mi kaldı Allah aşkına?"

"Sen karışma gelin hanım." Dedi babaannem.

Annem uzatmayı isterdi ama babam devreye girdi. "O onun annesi, tabii karışacak. Ben kızımı size emanet ettim. Kaşla göz arasında kızı tanımadığı bir adamla evlendirmek de ne demek?"

"Baba." Dedim.

Fakat babam devam etmekte ve eteğindeki taşları dökmekte kararlıydı. "Hangi kitaba sığar bu yaptığınız baba, ha ana?"

"Şimdi bunları konuşmanın sırası değildir Ahmet." Dedi babaannem.

"Hiç olmadı zaten."

Babamın sözlerinden sonra ortama ölüm sessizliği yayıldı. Babam hiddetinde haklıydı, benim için direniyordu. Diğer yandan babaannem ve dedem. Onlara diyecek sözüm yoktu. Bu lanet törelerin kuklaları olmuşlar ve onun etrafında arta kalan hayatlarını yaşamaya çalışıyorlardı.

"Aç mısınız?" Diye sordu Dilan. "Abi, yenge. Sofrayı kurayım mı?"

"Dilan, kızım siz Roza'yla sofrayı kurun hemen."

Dedemin sözünden sonra Dilan odadan çıkacak gibi oldu ama Ferman onu durdurdu. "Dur güzelim, dur. Aç değiliz, kalkacağız zaten birazdan. İşe geçeceğim."

"Kahve yapayım o zaman abi?"

"Gerek yok güzelim, otur sen."

"Ateş almaya mı geldiniz ağam, otursaydınız biraz daha. Biz de kuzenimizle hasret giderseydik, ha Roza?" Behram abi, Roza'ya döndü. Roza da baş salladı.

Aslında onlarla oturup sohbet etmeyi çok isterdim. "Biraz daha kalabiliriz." Diyecek gibi oldum ama Ferman ayaklandı. "Gidelim biz."

O ayaklanınca diğerleri de ayaklanmıştı. Annem hızla bana sarıldı. "Yine gel kızım." Diyerek kulağıma fısıldadı. Başımı sallayarak ona onay verdim ama tek başıma buraya gelmeye cesaretim yoktu.

Daha sonra Roza sarıldı, "Olmadı böyle."

"Olduğu kadar." Dedim, mahcup bir gülümsemeyle. "Daha sonra ben seni ararım, hep beraber çarşıya çıkarız olur mu?"

"Ara ama mutlaka."

"Tamam."

Bizimkilere veda ettikten sonra oradan ayrıldık. Ferman bizi konağa getirdiğinde Şeyma'ya önden gitmesini söyledim. O arabadan indikten sonra Ferman'a döndüm.

"Neydi o dedemlerde yaptığın?"

"Ne yapmışım?" diye sordu sanki ne yaptığını bilmiyormuş gibi.

"Biraz daha kalabiliriz dedim, beni dinlemedin bile. Hemen kalktın."

"En başta oraya gitmeyi istemeyen sendin Asrın. Behram kal dedikten sonra mı kalasın tuttu?"

"Ne alakası var şimdi?" diye sordum. Behram'ın kal demesiyle niye kalmak iste- Bir dakika. "Sen beni Behram abiden mi kıskandın yoksa?"

"Kıskandım! Oldu?"

Resmen haykırmıştı. Ondan bu çıkışı beklemiyordum, şaşırmıştım tabii ki. Aslında o anki ses tonunun yükselmesinden anlamalıydım öfkeli olduğunu ama neden beni kıskanıyordu ki? Kıskanılacak ne vardı bunda?

"Saçmalıyorsun şu anda Ferman. Adama abi diyorum, kuzenim o benim. Delirdin mi sen?"

"Delirdim. Sen delirttin beni."

Koyu kahveleri benimkileri delip geçiyordu. Beni olduğum yere sabitlemişti. Hareket etmekten korkmuştum.

"O ne demek?" diye sordum. Sen delirttin beni. Bununla ne demek istemişti? Cevabın sahibi başını diğer tarafa çevirerek benden kaçtı. "Ferman?"

"İşim var Asrın, in haydi."

Ne demek istediğini söylemeyecekti. Bu yüzden ben de arabadan indim. İndiğim gibi Ferman arabayı çalıştırmış ve gaza basmıştı. Bana da arkasından bakmak kalmıştı. Arabası gözden kaybolana kadar orada kaldım ve ne demek istediğini düşünerek kendime dert edindim.

Bölüm Sonu!

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz.

Bu arada bölümler her pazartesi akşam yayında olmuş oluyoruz, haberiniz olsun :)

Oy vermediyseniz vermenizi ve yorum yapmadıysanız yapmanızı rica ediyorum.

Bölüm sonu

2 yorum