İçeriğe geç

Tomris

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Tomris

Bölüm 1

Bir Karar İki Yüz

‎Ay olmasa bile gökyüzü aydınlık kalırdı, değil mi? İşte benim umutlarım da öyleydi; ışık görünmese bile bulutların ardında bir yerlerdeydi. Hücrede, küçük bir pencereden vuran ışık gibiydi. Ben esaretteydim ve o ışık, benim geleceğe dair umutlarım, hayallerimdi. ‎Peki ya esaret, o ışığı da hapsetmişse? O zaman ne olurdu? ‎ ‎ ‎---                Bir Karar. İki Yüz  ‎ ‎Tarih bilinmeyen ‎ ‎Kış aylarının kendisini belli ettiği baskın aylardan biriydi. Annem ve babam yine boştan sebepler yüzünden kavga etmişlerdi ve şimdi de hâlâ bağırışmalar sürüyordu. Babam hiçbir zaman alkol, uyuşturucu gibi maddeler kullanmadı; buna rağmen çok sık kavga ederlerdi. Kavgalarına, tartışmalarına genellikle karışmazdım. Ta ki... son raddeye kadar. ‎ ‎Anneme elini kaldırdığı an ben olaya dahil olurdum. Babam, annemi döverken karışınca beni de döverdi. Her şeyin başladığı ya da bittiği gün diyebiliriz... İşte o gün, yine çok büyük bir kavga yaşandı. Annem babama bağırıyor, babam anneme bağırıyordu. Konuşmalar veya yaşanılanlar aklımda silik bir şekilde kalmış. Babam annemi döverken yatak odasına doğru gittim. Yer yataklarının içine sıkıştırılmış silahı alıp içeriye gittim. Sonrası yok... Çünkü aklımı kaybetmiş gibi hissediyordum. Şokun etkisini atlattığımda bir sorgu odasındaydım. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎GÜNÜMÜZ ‎ ‎Düşüncelerime dalmıştım. Yine aynı şeyler kafamı karıştırıyordu. ‎ ‎"Tomris, kalk kızım! Hazırlan, gelirler biraz sonra!" Meltem teyzenin sesi kulaklarıma dolunca düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm. ‎"Gitmek istemiyorum. Her seferinde boşuna gidip geliyorum. Ayrıca o huysuz, yaşlı savcının yüzünü dahi görmek istemiyorum." ‎ ‎Evet, bugün mahkeme vardı. Senelerdir sürekli erteleniyordu. Sonuç veya bitiş yoktu. "Yatarım"ı verseler, kalır çıkardım. Ama bu belirsizlik beni yormuştu. Ya kalacağım kesinleşmeliydi ya da çıkacağım. ‎ ‎“Deme kızım öyle. Ağzını hayra aç. Allah büyük. Güzel düşün, güzel olsun.” ‎ ‎Meltem teyzenin öğütlerine karşılık sadece ofladım. ‎“Hadi kalk, üstüne çeki düzen ver.” dediğini işittim. Ayağa kalkıp dolabıma yöneldim. ‎ ‎Meltem Teyze 58 yaşında, uzun bir süredir cezaevindeydi. Sebebi ise kocasını öldürmesiydi. Anlattığına göre kocası olacak şerefsiz, her gece eve başka kadın getirirmiş ve bunu Meltem Teyze evdeyken yaparmış. Kadınlarla yattığı yatağın çarşafını o değiştirirmiş, onların dağıttıklarını toplarmış. Bir gün dayanamayıp, gece kocası bir kadınla beraberken odayı basıp bir pisliği daha dünyadan temizlemiş... ‎ ‎Elime aldığım siyah eşofman takımını giydim. Aynanın önüne geçip saçlarımı ense kökünden toplayıp atkuyruğu yaptım ve odamdan çıkıp koğuşumuzda olan masalardan birine oturdum. ‎ ‎“Bana bak kız, kurtuluyor muyuz bu sefer senden?” Pelin’in söylediğine buruk bir gülümseme bırakıp: ‎“Benden kurtuluşunuz yok. Birkaç saat sonra görüşürüz.” dedim. Oysaki buradan çıkmayı, özgür olmayı o kadar çok isterdim ki... Boğazıma yapışmış ellerden kurtulup özgür nefes almak... ‎ ‎“Tomris Aktaş.” Sesin geldiği yere döndüm. Gardiyanlardan biri elinde kelepçeyle beni bekliyordu. Ayağa kalkıp gardiyana doğru yürürken: ‎“Reklamlardan sonra buradayız.” dedim. Koğuşta gür bir kahkaha patladı, ben de silik bir tebessümle yürüyordum. Ellerimi uzatıp metalin derime bıraktığı soğukluğa odaklandım. Bu his, boğazımdaki elleri bileğimde hissettiriyordu. ‎ ‎Koridorlardan geçip kapıdan çıktık. Bugün hava güneşliydi. Sıcak içime işliyordu ama metalin bıraktığı soğukluk daha ağır basıyordu. Zırhlı aracın arkasına binip kafamı camdan dışarıya çevirdim. Araba hareket etti. ‎ ‎Annem o gün beni suçlamıştı. Ben onu korumaya çalışırken, o bunların benim yüzümden olduğunu söyledi. Derinlerden bir ses: “Ben şahitlik yaparım kızım. Ve ben onun yaptığı pisliğe bulaşmak istemiyoruz.” dedi. ‎Ben de onun kızı değil miydim? O bunu unutuyor muydu, yoksa hiçbir zaman kabullenmemiş miydi? ‎ ‎Arabanın motoru durdu ve arka kapı açıldı. İki koluma girmiş polislerle beraber Adalet Sarayı'na doğru yürüdük. Ne adalet ama... ‎ ‎İnsanların yargılayıcı ve acır bakışlarını üstümde hissediyordum. Bunun bir önemi yok, çünkü kimse kimsenin ne yaşadığını, ne zorluklar çektiğini, en önemlisi içini bilemezdi. Karşıdan gelen avukatımın yüzünde “kurtuluş” gülümsemesi vardı. Yeni yaptırdığı zirkonyum kaplama dişlerini göstermek istercesine gülümsüyordu. Ali abi uzun bir zamandır avukatlığımı yapıyordu. Kır saçlı, 47 yaşlarının başındaydı. Bana her zaman bir abi edasıyla yaklaşmıştı. En büyük destekçilerimden biriydi. ‎ ‎“Tomris, sana çok güzel bir haberim var. Savcı ve hâkim değişmiş. Benim de yeni haberim oldu. Tahliye olma ihtimalin yüksek.” ‎ ‎Tahliye olmak mı? O kadar yabancı geliyordu ki... Ben ertelenmelere alışıktım çünkü senelerdir sürekli ertelenip duruyordu. Bir ara mahkemeye çıkmayı bile reddetmiştim. ‎ ‎“Sen de cidden ümitlendin yani?” ‎ ‎"Ümit kesmek yok, modunu yüksek tut. Yeni savcının karşısında kendini savun, her şeyi en baştan anlat ve isteyerek olmadığını söyle." ‎İsteyerek olmadığını söylemek mi? Bunu hayatta yapmayacaktım. ‎ ‎Girdiğimiz mahkeme salonunda, hâkimin tam karşısında olan, etrafı çevrilmiş alana girdim. Ellerim hâlâ kelepçeliydi. Metali sağa sola yapıp hareket ettiriyordum. Metalin derime bıraktığı izler ince kesikler açıyordu. ‎ ‎Hâkim ve savcı odaya girdi, yerlerine oturdular. Evet, savcı ve hâkim değişmişti. Hâkim yumuşak yüzlü ve biraz da yaşlıydı. Savcı, tam bir mahkeme duvarı suratlıydı; yani ciddi ve ifadesiz, soğuk, genç bir savcıydı. Şimdiden eski savcı ve hâkimi özlemiştim. Onlardan artık yabancılık çekmiyordum ama yeni hâkim ve savcı değişikliği bana da garip geldi. ‎ ‎Her zamanki gibi o güne döndük. Ben olanları anlattım. Avukatım Ali Abi'nin dediği gibi kendimi savundum. Tek bir şey dışında: Onlara bu olanları istemeyerek yaptım, pişmanım demedim. Ali Abi devreye girerek konuşmaya başladı. Stresim artmış, kolumdaki soğuk metalle oynuyordum. Ali Abi'nin konuşmasını kesen savcı: ‎ ‎"Mahkumun elindeki kelepçeyi çıkarın," dedi sert ama bir o kadar da düz bir sesle. ‎Metal derimi açmış, hafiften kanıyordu ve ben bunu fark etmemiştim. Kapıda bekleyen jandarmalardan biri gelerek kelepçeyi açtı ve geri çekildi. Ali Abi konuşmaya devam etti. ‎Savcının bakışları bileklerimde ve daha sonra yüzümde geziniyordu. Göz göze geldiğimizde sanki içimi görecekmiş, okuyacakmış gibi kendimi savunmasız hissettim ve gözlerimi kaçırdım. Bakışları beni rahatsız etmişti. Daha önce hiçbir göz temasından kaçmamıştım ama bu beni tamamen hazırlıksız yakalamıştı. ‎ ‎Hâkimin "10 dakika ara," dediğini işittim ve jandarmanın kelepçeyle yanıma yaklaştığını gördüm. Savcı da görmüş olacak ki: ‎“Kelepçe takmayın,” dedi. Derdi neydi bu adamın? ‎ ‎Ardından Ali Abi yanıma yaklaştı ve beraber kapının önüne çıktık. 10 dakika mola demek, yine ertelenecek demekti. Çünkü her seferinde “mola” deyip erteliyorlardı. ‎"Mola verdiklerine göre bir daha erteleyecekler," dedim. "Ama sana söyleyeyim, bir dahaki mahkeme günü ben yokum. Sen de gelmek istersen keyfin bilir." ‎Sert çıkışım Ali Abi’yi şaşırtmamıştı çünkü o çoktan bu hallerime alışmıştı. Verilen mola bitmek bilmiyordu, zaman akmamak için direniyordu ama ben bu ızdırap çabucak bitsin ve artık yatağıma kavuşayım istiyordum. Defalarca söyledim ve yine söylüyorum: Erteleneceğine eminim. ‎ ‎“Sizi içeri alalım.” ‎Jandarmanın bu sözüyle ayağa kalkıp mahkeme salonuna girdim ve yerime geçtim. Ali Abi, güven vermek istercesine gülümseyip gözlerini kapatıp kafasını onaylarcasına salladı. Onun bu samimi şefkati bir nebze de olsa iyi geliyordu. ‎Biz içeri girince savcı, dosyaları son kez gözden geçirdi. ‎ ‎Ve bir ses yükseldi salonda: ‎ ‎"KARAR!" ‎ ‎Muhtemelen yine ertelenecekti. ‎ ‎"Gereği düşünüldü. 5237 sayılı TCK'nın 81. maddesine göre, sanık Tomris Aktaş’ın müebbet hapis cezası istemiyle yargılanması ve cezasını çekmesi istenir. ‎Fakat (TCK m. 65/1) dayanarak, sanığın delil yetersizliği ve 5 yıldır hapis yattığını göz önünde bulundurarak, aynı zamanda henüz reşit bir birey değilken işlediği cinayetten dolayı genel affının çıkmasına ve denetimli serbestlik şartlarına uyacak şekilde tahliye edilmesine karar verilmiştir." ‎ ‎Umutsuz olduğum anda hücremden içeri sızan ışık, hâkimin söylediği bu sözlerdi. ÖZGÜRDÜM! ‎Bir kuş kadar hafif hissediyordum. Dolan gözlerimle Ali Abi’ye gülümsedim, daha sonrasında ise hâkime döndüm. O an, beni sadece rahatsız eden iki çift göz hissettim. ‎Savcının da yüzünde rahatsız edici bir gülümseme vardı. Buna “gülümseme” denmezdi ama gözleri sinsice üzerimde geziniyordu. ‎Bakışlarımı kaçırıp gözlerimde dolan yaşları esir etmeye çalıştım. Benim için ağlamak zayıflıktı ve şimdi de ağlayamazdım. ‎ ‎Özgürlük kelimesi dudaklarımda yankılanırken, savcının gözleri kalbimin en derin yerini delip geçti. İçimde bir ürperti vardı; sanki biri bana “henüz kurtulmadın” diyordu. ‎Özgürlüğümün kıyısında yürürken, savcının gözleri sanki bana değil, gelecekteki bir yargıya bakıyordu. İçimde bir ses fısıldadı: ‎Bu sadece bir son değil, bir başlangıçtı. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎          Bölüm sonu.... ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.