Etrafıma adam akıllı bakmadan koşuyordum. Sanki beni her an yakalayacaklarmış hissi gittikçe içimde kabarıyordu. Ölüm korkusu iliklerime kadar işlemişti. Her bana haykırışlarında kendimi daha hızlı koşmak için zorluyordum. Neredeyse bir saate yakındır koşuyordum ve yorulmuştum. Köşeyi döndüğümde ileride yolu kapatan duvarı görmemle içimden saydırırken yolun sonuna kadar koştum. Etrafa bakıp bir kaçış yolu arayan gözlerime ilişen bahçeli ev ile yönümü bahçeye yönelttim. Aklımda iki şey vardı. 1-) Yakalanmamam lazım. 2-) Evde biri olmasın!
Alçak bahçe duvarının üstünden atlayıp evin arkasına doğru gittim. İşte şimdi tam olarak yolun sonuydu çünkü plansız yapılan evlerin sonucu karşımda bir bahçe duvarının arkasında neredeyse bitişik olan iki ev vardı. Kaçabileceğim bir aralık olmadığından bahçede saklanabileceğim bir yer aradı gözlerim. Altında bir şeyler olan siyah bir muşamba belki de tek çaremdi. Düzensiz nefeslerim ile birkaç hızlı adım atarak muşambanın altında önce çantama sonra kendime yer edindim. Adım sesleri duymamla elimle ağzımı kapattım ve kendimi ağzımdan değil burnumdan sakince nefes alıp vermeye zorladım. Bir süre sonra bahçede benim dışımda biri daha vardı nefesini düzeltmeye çalışan. Korkumdan vücudumdaki tüm kan beynime sıçramıştı. Sıcaklığını hissediyordum. Ellerim ise sopsoğuk. Adım sesleri duydum. Sonrada kalın kaba bir ses: “Nereye gitti şimdi bu kız? Az önce bu sokağa girdiğini görmüştüm. Çıkmaz sokakta nasıl izini kaybettirdi?”
“Ne bileyim ben geri zekâlı! Sen gördün kızın bu sokağa girdiğini. Yanlış görmüş olmayasın?”
“Hayır, doğru gördüğüme eminim! Bu sokağa girdi. Eve girmiş olmasın?”
Korkudan gözlerim dolmuştu. Gözyaşlarım sessizce karnıma çektiğim ayaklarıma dökülürken kulaklarıma pencere tıklatmaları ve zorla açmaya çalışılan pencere, balkon kapısı sesleri geliyordu. Sonradan gelen adamın sesi tekrar yankılandı. “Bu evde biri yok. Ayrıca hiçbir dışa açılan açık bir pencere ya da kapı da yok. İçeri girmiş olamaz.”
“Ya evin sahibi kızı içeri almışsa ve saklanıyorlarsa?”
“Öyle bir şey olsa posta kutusunda o kadar birikmiş, taşmış zarflar mı olurdu? Ya kız bu sokağa hiç girmedi ya da kız bir şekilde kaçmayı başardı ki kızım bu sokağa girmemiş olma ihtimali çok yüksek.”
“Sana gördüm diyorum.”
“Geçen seferde görmüştün birini ama o da yok olmuştu, hatırlatırım. Hadi düş önüme. Senin yüzünden olmamamız gereken bir yerde duruyoruz.” Peşimden ilk gelen adamın mızmızlanmaları eşliğinde duyduğum adım sesleri kesilmeye yüz tutarken içimden tanrıya şükrediyordum. Sesler tamamen kesilince içimi saran korku nedeniyle yarım saate yakın muşambanın altından çıkmamıştım. Kendimi toparladıktan sonra muşambayı hafif kaldırıp dışarıya göz attım. Sakin olduğunu görünce dışarıya çıktım. Hafif üşümüştüm. Muşambanın altında korkuyla beklerken terlemiştim de. Yer de soğuktu. Çabuk hastalanan bir yapıya sahip olduğumdan hasta olacağımı hissediyordum. Gidecek bir yerim yoktu. Ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Çantamı muşambanın altından çıkardım ve içinden ceketimi çıkardım. Giydiğimde üşümem geçmemişti. Hasta olmak istemiyorsam terden sırılsıklam olan kıyafetlerimi değiştirmeliydim. Eve baktım, posta kutusunun durumunu bende görmüştüm. Ev boş olmalıydı büyük bir ihtimalle. Yukarıdaki tuvalet penceresiyle bakıştım. İçine girebileceğim kadar büyüktü. Atletik bir yapımın olmasına güvenerek sırt çantamı sırtıma alıp eve yaklaştım. Evin balkonunun kolonundan yardım alarak yukardaki pencerenin demir parmaklıklarını ucundan tutabilmeyi başardığımda tüm gücümle kendimi çekip parmaklıkları iyice kavradım. Sonrada sola doğru devam eden parmaklıkları tutunarak tuvaletin penceresine ulaştım. Pencereyi içeriye doğru ittirip içeri girmeye çalıştım. Klozetin üstüne dikkatlice inerek yere atladım. Tuvaletin kapısı açıktı ve evde rahatsız edici kötü bir koku vardı. Aldırmadan üstümü değiştirmeye koyuldum. Terli kıyafetlerimi çıkartıp yeni kıyafetlerimi üstüme geçirdim. Eşyalarımı çantanın içine geri koyup ceketimi tekrar giydim. Evden çıkmak için klozet kapağının üstüne çıktığımda duraksadım. Bir evi bu derece iğrenç kokutacak şey ne olabilirdi ki? Merakıma yenik düştüm ve temkinli bir şekilde tuvaletten dışarıya çıktım. Keskin koku aşağı kattan geliyordu. Merdivenleri yavaşça inip aşağıya indiğimde kokunun geldiği yere doğru ilerledim. Koltuk yüzünden bedenini tam olarak göremesem de gördüğüm ayaklarla ürpermiş ve geriye doğru bir adım atıp vazoya çarpmıştım. Kırılan vazo ile ne yapacağımı şaşırırken işimin bittiğini düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. Yerde yatan kişiden ses gelmemişti. Garipseyip birkaç adım atmıştım. Yerde yatan kurumuş kan lekeleriyle gözleri açık ölü adamı görmemle kaskatı kesilmiştim. Hiçbir tepki veremiyorken evin kapısının büyük bir gürültüyle açılıp hızla içeri giren polislerle kısa bir bakışmanın ardından her şey karanlığa gömülmüştü…


