İçeriğe geç

Timefal [Devam Ediyor]

Bölüm 3 · 18 dk okuma

Timefal [Devam Ediyor]

Bölüm 3

Hedef BT 510

Sonya Tesisi hiç bu kadar coşkulu olmamıştı. İkili kraterin her tarafı stantlar ve yanlarında heyecanla bekleyen yarışmacılarla doluydu. Normalde Sonya Tesisi her yıl bu tür manzaralara alışkındı. Ama bu yıl, diğer yıllardan farklı olarak fuar önemli bir konuğu ağırlıyordu. Bu konuk sayesinde fuar hiç olmadığı kadar katılımcı ve ziyaretçi çekmişti. Aynı zamanda güvenlik konusunda pek katı olmayan Sonya Tesisi Yöneticisi, bu yıla özel Ana Binadan ekstra takviye isteyerek herkesi şaşırtmıştı. Bu talebiyse, konuğun ünü ve düşmanları nedeniyle anında kabul edilmişti. Şimdi stantları ve Sonya tesisini oluşturan 5'li yapıyı Koruyucuların aşılmaz bariyerleri koruyordu. Girişleri ve çıkışlarıysa özel güvenlik robotları...

Bu güvenlik önlemleri çalışanlara ilk duyurulduğunda neredeyse hepsi bu kadar önlemin fazla olduğu konusunda hemfikirdi. Ama 2 gün sonra sis bombası ve bayıltıcı gazla özel konuk için hazırlana daireye ve laboratuvara girmeye çalışan on beş kişi yakalanınca çalışanlar yanıldıklarını anladı. Bu önlemler fuarın sonuna kadar Sonya da kalacaktı. Tüm çalışanlar, katılımcılar ve konuklar girişte ve çıkışta özel robotlar tarafından aranıyordu. 1 haftadır durum böyleydi. Ama bazıları hala bu aramalara şiddetle karşıydı.

-BIRAK BENİ SENİ PİS ROBOT. SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN !?

-Lütfen arama sırasında zorluk çıkarmayınız. Aksi takti...

-ASIL SEN ZORLUK ÇIKARMA. BENİM VERDİĞİM FON OLMASAYDI SONYANIN ''S'' Sİ BİLE OLMAZDI!

-Aksi taktirde girişinize izin verilmeyecektir. Lütfen arama sırasında zorluk çıkarmayınız.

Robot her cümlede daha da tehditkar olmaya başlarken içeri girmek için bekleyen kalabalıkta kızmaya başlıyordu. Ama Sör Thomas ne robota ne de onlara aldırıyordu. Her geçen saniye alnındaki damarlar daha da belirginleşiyordu. Robotların yanlarında bekleyen Sonya çalışanları ise Sör Thoması ikna etmeye çalışıyordu.

-Lütfen efendim. Sadece standart bir arama.

- Aramaymış. Siz kimsiniz de beni arıyorsunuz. Zaten Ana Binaya her girişimde bu rezaleti çekiyorum. Bunu bir daha kabul etmem mümkün değil. Çabuk bana İnciyi çağırın!

Görevliler Sör Thomas'ın sakinleşmeyeceğini anlayınca son çare olarak İnciyi aramaya başladılar. O sırada Emily de bağıra bağıra İnciyi arıyordu.

-İnci, İNCİ... İnciyi gördün mü?

Emily laboratuvardaki herkese sorsa da kimse onu sabahtan beri görmemişti. Nerede olduğu tam bir gizemdi. Gidebileceği her yere bakmıştı. Laboratuvarlara, en sevdiği ağacın dibine, kantine, tuvaletlere hatta otoparklara bile bakmıştı. Ama yoktu. Sanki yer yarılmışta içine girmiş gibiydi.

-Harika, tam da kaybolacak günü buldu diye düşünüyordu. Ama aramaya devam etti. Tam kuzey koridorundan geçiyordu ki arkasından nefes nefesi bir ses geldi.

- Emily- İnci ner... Sir Thomas çok kızg...

- Hoop hop. Sakin ol, önce soluklan.

-Zaman yok. Sör Thomas zorluk çıka...

- Tamam tamam, sen dinlen ben Sör Thomasla ilgilenirim.

Bir bu eksikti. Açılışa çok az bir süre kalmıştı ama İnci ortalıkta yoktu. Vadi Şefi olarak açılışta bulunması şarttı. Genzo Yamamoto ise her an gelebilirdi.

Emily, bunları düşünürken koşmaya devam etti. Girişler Doğu kanadından yapılıyordu. Bu yüzden olabildiğince hızlı koşuyordu. Girişe geldiğindeyse gördüğü manzara karşısında küçük dilini yuttu. Güvenlik robotu Sör Thomas'ın üstüne elindeki şok tabancasıyla geliyordu. Sör Thomas ise hala robota bas bas bağırıyor, tehditler savuruyordu. Çalışanlar ise robotu tutmak için ellerinden geleni yapıyordu.

-Efendim, ne yapıyorsunuz?

-Nihayet, yetkili bir kişi. Söyle şunlara benim kim olduğumu.

-Efendim, lütfen zorluk çıkarmayın. Bakın sırada bekleyen bir sürü insan var.

-Biliyorum herhalde! Emily, derhal şu robotları alın başımdan.

-Üzgünüm efendim. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Kesin talimat aldık. Sonyaya hiç kimse aranmadan giremez.

Sör Thomas yeniden bağırmaya hazırlanıyordu ama Emily ondan hızlı davrandı.

-Lütfen efendim. Zorluk çıkarmayın. Bu önlemlerin gerekliliğini ve uygulamazsak olacakları benden daha iyi biliyorsunuz. Birine torpil geçersek herkes ister. O zamanda aramaların anlamı kalmaz. Lütfen efendim, daha fazla zorluk çıkarmayın.

Emily tüm bunları sadece Sör Thomas'ın duyacağı şekilde söylemişti. O da hafiften etkilenmiş gibi görünüyordu.

-Sadece kibarca istediğin için bu seferlik kabul ediyorum sevgili kızım.

Emily'nin yanından ayrıldı ve güvenlik koridoruna geri döndü.

Sonunda iyi bir şey olmuştu. Yeniden İnciyi aramaya hazırlanıyordu ki

Arkasına baktığında bu hayatta en çok sevmediği kişiyi gördü. Agatha... Sör Thomasla konuşurken onları izlemiş, gözünü bir saniye bile Emily'den ayırmamıştı. Emily'nin de ona baktığını görünce yüzüne pis bir sırıtış yerleşti. Başıyla girişe doğru gelmesini işaret ediyordu. Emily her ne kadar Agatha'yı sevmese de söyleyeceklerini duymalıydı. Bu yüzden o da girişe doğru yöneldi.

- Burada ne işin var? Senin açılış konuşması için hazırlanman gerekmiyor muydu?

-Evet, gerekiyordu ama sonra aklıma bir şey takıldı. Neden konuşmayı ben yapıyorum. Sonya Vadisinin Büyük(!) Şefi dururken...

Normalde Emily asla Agathayla aynı fikirde olmazdı. Özelliklede İnci konusunda... Ama her ne kadar bunu kabul etmek istemese de Agatha haklıydı. Her fuarda Vadi Şefinin açılış konuşmasını yapması gelenek gibi bir şeydi. Ama İnci 1 hafta önce açılış konuşmasını Agatha'nın yapması gerektiğini söylemişti. Herkes çok şaşırmıştı. En çok da Agatha.

Burada çalışan herkes bilirdi ki Agatha ve İnci arasında görünmez bir rekabet vardı. Daha çok tek taraflı bir rekabetti bu. Agatha yıllardır Vadi Şefliği için çalışmıştı. Sonunda eski Şef emekliye ayrılınca herkes Agatha'nın seçileceğinden emindi. Emily o günleri hatırlıyordu da, hayatının en kötü günlerini yaşamıştı. Karar açıklanana kadar Agatha onu her gördüğünde yine pis pis sırıtmıştı. Artık işinin bittiğine emindi. Ama 1 hafta sonra mucize gibi bir şey olmuştu. Yeni Şef açıklandığında daha önce hiç görmedikleri biriyle karşılaşmışlardı. Baştan aşağı gri giyinmiş, saçları çok sıkı topuz yapılmış, ruhsuz gibi görünen 25 yaşında bir kızdı gelen. Gelir gelmez kendini tanıtmış ve hemen çalışmalarına başlamıştı. Başta tüm çalışanlar yanlışlık olduğuna emindi. Hatta Agatha neler olduğunu öğrenmek için atamayı yapan eski vadi şefini bile aramıştı. Karşılığında da ağzının payını bir güzel almıştı. Herkes bu ani şoku zamanla atlatmıştı. Agatha hariç.

Her ne kadar İnciyi kovdurmaya çalıştıysa da şu ana kadar başarılı olamamıştı. Şimdiyse Emily'e yine pis pis sırıtıyordu.

- Bakalım senin o müthiş patronun ne yapacak? Konuşma 18 dakika sonra. Yerinde olsam daha çabuk arardım.

Tam Emily pek de hoş olmayan şeyler söylemeye hazırlanıyordu ki halkla ilişkiler uzmanı Jeff yanlarına geldi.

- Emily, Genzo Yamamoto burada. Gerçekten gelmiş. İnanamıyorum gerçekten gelmiş.

İkisi de bu haber karşısında heyecanlarını gizleyemediler. Genzo Yamamoto ile tanışacaklardı. Dünya'nın en başarılı biyoloğuyla.

- O zaman ben onu karşılamaya gidiyim. Emily, Genzo'nun hayranlarıyla ilgilen. Boşu boşuna onun canın sıkmasınlar. Jeff, sen de katılımcılar ve aileleriyle ilgilen.

Jeff, hiç sorgulamaksızın katılımcılarla ilgilenmek için ama koridora girerken Emily yerinden bile kıpırdamadı. Agatha ona yine pis pis sırıtıyordu ama Emiy de ona aynı şiddette bakıyordu.

- Farkındasın değil mi? Sen ne bana ne de Jeff'e emir veremesin! Bu arada madem konuşmayı Vadi Şefi yapmak zorunda o zaman konukları da o karşılamalı.

- Ama ben onu göremiyorum. Sen görebiliyor musun? Senin gibi küçük zihinler bile görgü kurallarından haberdardır herhalde. Konuklar bekletilmez. Özellikle de önemli konuklar. Madem çok sevgili vadi şefimizin başka işleri var, mecbur ben karşılayacağım.

- Hah, sen mi? İnciden sonra en üst kişi benim. Protokole göre benim karşılamam gerekir.

-Gerçekten bu söylediğine inanıyor musun? Sen, benim üstüm müsün? Yalnızca rütben öylesin ama hem zihinsel hem de karakter bakımından benim altımda bile değilsin. Şimdi çekil önümden.

Agatha, Emily'i bir çırpıda devirdi ve bariyerlerin Doğu kanadına doğru yürümeye başladı.

Normalde Emily kendine böyle davranılmasına asla izin vermezdi. Ama hem acelesi hem de yapması gereken bir ton iş vardı.

Öncelikle İnciyi bulmalıydı. Tesisin her yerine bakmıştı. Tek bir yer hariç. Fuara bakmak aklının ucundan bile geçmemişti. Neden bunu daha önce düşünememişti? İnciyi yeterince tanıyorsa - ki tanıyordu- Sonya'ya gelen onlarca yeni fikri görmek için fuara koşmuştur.

Gerçekten de fuardaydı. Emily, gökkuşağı rengindeki muhabbet kuşlarının önünden geçerken onu gördü. 2 stant ötede elinde dondurmayla biriyle konuşuyordu.

-İşte, böyle bağlarsan daha az enerji harcar. Gerçi burada enerjiden bol ne var. Ama yine de diğer yerlerde sıkıntı olabilir. Sen en iyisi buna Karbler silindirini tak. Daha az enerji harcar.

Yanına gittiğindeyse 17-18 yaşlarında bir kızla konuştuğunu gördü.

- Sonunda. Nereye kayboldun? Bakmadığım yer kalmadı!

-Belli ki kalmış. Yoksa beni daha çabuk bulurdun.

Emily, İnciye baktığında gece mavisi gözlerinin ışıldadığını gördü. Bu pek rastladığı bir manzara değildi. Normalde gözleri çok donuk bakardı.

- Şu fikirlere baksana. Gerçekten muazzam. Dodo Kuşlarından beri bu kadar heyecanlı olmamıştım.

-Öyleyse daha fazla heyecana hazır ol. Çünkü Agatha konuşmayı senin üzerine yıktı ve Genzo Yamamoto'yu karşılamaya gitti. Ayrıca güzel bir konuşma hazırlamak için 10 dakikan var.

Emily, İnci'nin umursamaz tavırlarına alışkındı ama her şeyin de bir sınırı vardı. Yaklaşık 4000 kişinin ve Genzo Yamamoto'nun önünde hayati bir konuşma yapacaktı ama o sadece dondurmasını yalayıp etrafa bakıyordu. İnci'nin çok zeki olduğunu biliyordu. Hatta bugüne kadar tanıştığı en zeki kişiydi. Ama bazı durumlarda gerçekten umursamaz bazı durumlardaysa kontrol edilemez olabiliyordu. Bazen içten içe acaba deli mi diye düşünüyordu.

-Konuşma işi kolay da sen Genzo mu geldi dedin? Planlanandan 1,5 saat geç gelmiş. Yine trenle gelmiştir. O kadar ısrar ettim uçakla gel diye. Zaten beni hiç dinledi mi ki?

-İNCİ, konuşmaya 10 dakika kaldı ve hâla konuşman yok. Sen ne yapıyorsun? Fuarı gezip dondurma yiyorsun! Ne bekliyorsun? Gökten sana bir konuşma inmesini mi?!

- Tamam, sakin ol. Konuşma işi kolay. Şunu temin ederim ki Sonya tarihindeki en iyi konuşma olacak. Ama Agatha'nın katılmamasına üzüldüm. Tüm eğlenceyi kaçıracak. Aslında konuşmayı aramızdaki buzlar erisin diye ona vermiştim ama aramızda bir buz dağı varmış. Benden hoşlanmadığı belliydi ama beni sabote etmeye çalışmak. Sanırım gerçekten nefret ediyor benden. Neyse bunu daha sonra düşünürüm. Sen açılışa git ben de konuşmayı alıp geliyorum. Bu arada Genzoya benden selam söyle.

- Bir dakika sen Genzo Yamamoto'yu tanıyor musun ?

Ama İnci çoktan gözden kaybolmuştu ve arkasında kafası çok karışık 2 kişi bırakmıştı. Biri Emily idi. Diğeriyse icadı konusunda yardım ettiği genç kızdı.

Törenin başlamasına dakikalar kalmıştı. Artık herkes kraterin tam ortasındaki sahnenin etrafındaydı. Sandalyeler betona sabitlenmiş binerli gruplar halinde 4 bölüme ayrılmıştı. Herkesin yerleri belirlenmişti. İcat sahipleri ve aileleri sahnenin en sağındaki gruba oturmuştu. En soldaysa fuarın genel konukları vardı. Onların hemen yanındaysa Genzo Yamamoto'nun hayranları için oluşturulan bölüm vardı. Tam ortadaysa Sonyada çalışanlar ve Koruyucu yetkilileri...

Herkesin konuşacak bir şeyleri vardı. Kimisi fuar hakkında kimisi de Genzo hakkında konuşuyordu. Ama herkes Genzo'yu görebilmek çoktan eğilip kalkmaya başlamıştı. Gerçi onu görmek pek de kolay değildi. Çünkü etrafı silahlı korumalarla dolu bir kalede gibiydi. Korumaların ortasındaysa 5 sandalye vardı. Sandalyelerden ikisi hariç hepsi boştu. O iki sandalyedeyse çok sıkılmış bir Genzo ve durmadan konuşan Agatha vardı.

-Bay Yamamoto sizinle tanışmak bir onur. Sizi güzide vadimizde ağırlamak. Bunu daha önce söyledim mi bilmiyorum ama sizin büyük hayranınızım.

-Evet Agatha, bunu karşılaştığımızdan beri 5 kez söyledin. Lütfen artık bana Bay Yamamoto demeyi bırak. Bay Yamamoto kulağa çok yaşlı geliyor. Bende yaşlı olmadığıma göre.

-Tabi Bay Yamamot... yani Genzo. Elbette, bunun için üzgünüm. İnanın bana normalde hiç böyle biri değilimdir ama çok heyecanlıyım, gerçekten buradasınız. İnci sizi nasıl ikna etmiş bilmiyorum ama umarım size karşı saygısızlık etmemiştir.

- Aslında buraya gelmeyi ben teklif ettim. İnci demişken onu hiç görmedim. Nerede olduğunu biliyor musun?

Agatha'nın yüzü birden buz kesti. Genzo ise ilk defa rahat görünüyordu. Agatha farkında değildi ama yüzü yavaş yavaş morarıyordu.

- Si- Siz tanışıyor musunuz?

- Tabi ki. İnci sevdiğim bir arkadaşımdır. Aslında 1 yıl önceye kadar beraber çalışıyorduk.

Agatha'nın yüzü artık iyice morarmıştı. Bunu hiç beklemiyordu. Aylardır araştırdığı ve ayağını kaydırmaya çalıştığı kişinin Genzo Yamamoto gibi biriyle arkadaş olması... Aklı böyle bir şeyi alamıyordu. Onun için imkansız gibi bir şeydi bu.

İnci, Emily'i fuar alanında bırakınca o da açılışın olacağı sahneye dönmüştü. Alana girer girmez Genzo Yamamoto hemen dikkatini çekti. Ona şöyle bir baktı.

- Gerçekten çok bakımlı diye düşündü. Dünyanın en genç Nobel Tıp ödülünü alan birisi için aslında bu çok normaldi. Her zaman kameralar önündeydi. Sanki bir film yıldızı gibiydi. Saçları adeta rüzgarla dans ediyordu. Gözleriyse sanki birini ararmış gibi etrafı tarıyordu. Bir an gözleri onunla kenetlendi. Birden içi ürperdi. Bu hissi daha önce sadece İnciyle ilk tanışmalarında hissetmişti. Sonunda bakışlarını ondan çevirebildiğinde Agathayı gördü. Yüzü mosmordu. İçinden kahkahayla gülmek geliyordu ama ne yeri ne de zamanıydı. Agathayı hiç bu kadar mor görmemişti. Yanlarına gittiğiyse başta Genzo'nun korumaları onu almadı ama kimlik kartını gösterince tereddüt bile etmeden aldılar.

- Mer, merhaba Bay Yamamoto. Ben Sonya Vadisi Şef Yardımcısı Emily.

-Lütfen bana Genzo deyin. Acaba İnciyi gördünüz mü? Şu ana kadar gelmesi gerekirdi. Tören başlamak üzere.

- Siz tanışıyor muydunuz?

- Herkes neden bu kadar şaşırıyor? Aslında siz gelmeden önce biz de arkadaşınızla bunu konuşuyorduk. Sanırım bana bir şeyler söyleyecekti.

Genzo farkında değildi ama Agatha kadar Emily de şaşırmıştı. Emily şaşkınlığını gizlemeye çalışırken Agatha nihayet kendine gelmişti. Yüzü artık normal rengindeydi.

- İnci yanınızda mı çalışıyordu? Herhalde şirketlerinizden birinde stajyerdi. Sizin çalışanlarına karşı ne kadar duyarlı olduğunuzu herkes bilir. 3 ay önce de eski stajyerinizin kurduğu ofisin açılışına gitmiştiniz. Sanırım açılış Kanada da olmuştu.

Artık şaşırma sırası Genzodaydı. Başta Agathayı görünce sıradan bir hayran sanmıştı ama artık ona daha farklı bakıyordu. Agatha'nın bahsettiği açılış, sayılı kişiyle basına kapalı olarak yapılmıştı. Medyanın bile bundan haberi yoktu. Ama o bunu bir şekilde biliyordu. Diğer yandan da İnci hakkındaki sözleri onu çok şaşırtmıştı. Onun hakkında küçümser şekilde konuşuyordu. Sanki ondan nefret edermiş gibi... O, İnciyi tanıdığı kadarıyla-ki onu iyi tanıyordu- İnci çevresinde ona karşı böyle kindar ve kötü davranan birini asla bulundurmazdı. Sanırım Agatha sandığı gibi sıradan biri değildi.

- Bunu nereden öğrendiğinizi bilmiyorum ama haklısınız. Çalışanlarım benim ailem gibidir. Ama İnci benim maaşlı çalışanım değil. Bana çok önemsediğim bir proje hakkında yardım ediyordu. Aslında t...

Genzo'nun sözleri tören açılış şarkısıyla yarıda kesildi. Otomatik bir ses genel duyuruları yapıyordu.

-Değerli konuklar, lütfen yerlerine geçiniz, tören 1 dakika içinde başlayacaktır.

1 dakika sonra sahnede Sonya halkla ilişkiler uzmanı Jeff Ratkoviç belirdi. Tok ve tekdüze bir sesle konuşmaya başladı.

- Değerli Konuklar, Sevgili Öğrenciler, Bay Yamamoto hepiniz 10. Sonya Bilim ve Teknik fuarına hoş geldiniz. Kısa adıyla Sonya fuarı geleceğimiz olan gençlerin fikirlerini sergileyebileceği Koruyucular Fonuyla yapılan bir etkinliktir. Fizik, kimya ve biyoloji alanlarında10.000 fikir içinden en iyi 1,500 ü seçildi ve şu anda fuar çevresindeki stantlarda sergilenmekte. Unutmayın ki bu fuar aynı zamanda en iyilerin seçildiği bir yarışma. Fuarın yapıldığı 1 ay boyunca kendi alanlarında uzman olan 9 Sonya Araştırma ve Geliştirme Tesisi çalışanı, Sonya Şefi ve bu yılın özel konuğu Genzo Yamamoto sizlerin fikirlerini değerlendirecek. Fuar sonundaki kapanış serenomisinde kendi alanlarında en iyi olan fikir seçilecek ve fikir sahipleri burada fikirlerini geliştirebilecekler ve yenileri içinde sınırsız kaynağa sahip olacaklar. Yani 1 ay sonunda sizlerden 3 kişi nihai kazananlar olarak burada olacaksınız. Şunu hatırlatmak istiyorum. Her ne kadar bir yarışmanın içinde olsanız da hiçbir şekilde sabotaj, şantaj, tehdit ve hile kabul edilemez. Eğer diğer yarışmacılara bu dördünden birini uyguladığınızı öğrenirsek- ve temin ediyorum ki öğreniriz- süresiz olarak fuardan atılırsınız. Ayrıca hiçbir Koruyucu Tesisine bir daha giremezsiniz. Fuar hakkında benim söyleyeceklerim bu kadar. Umarım kimsenin atılmadığı adil ve dostluk içinde bir fuar olur. Şimdiyse sözü Sonya Şefi ve yarışma Jürilerinden olan İnci Gündoğdu'ya veriyorum.

Jeff, mikrofonu vermek için İnciyi bekliyordu ama İnci bir türlü gelmedi. Saniyeler geçtikçe Agathanın gülümsemesi yükseliyor Emily'nin ki ise düşüyordu. Jeff dahil tüm Sonya çalışanları şaşkındı. Ama onları daha çok şaşırtan şey 5 saniye sonra gerçekleşti.

Sahnenin 4 tarafından maskeli ve tulumlu insanlar sahnenin ortasına doğru yürüyordu. Bir anda 50 maskeli insan tek sıra halinde sahnenin ortasındaydı. Genzo'nun korumaları sahneye doğru hareket etmek üzereydi ki Genzo onları durdurdu. Geldiğinden beri sanki bu anı bekliyormuş gibiydi. Genzo'nun komutuyla tüm korumalar robot gibi geri döndü. Artık kalabalıktan hafif korku nidaları çıkıyordu ki sahnedekiler maskelerini çıkarmaya başladı. Hepsinin de yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Kimisinin yüzü kararmış kimisinin de alınlarında morluklar oluşmuştu.

- Eğer sizleri korkuttuysak üzgünüm, amacım iyi bir giriş yapmaktı.

Sonya çalışanları anında sesi tanıdı. Bu İnciden başkası değildi. Tavuk gibi bakan diğer konukların aksine onlar sadece maskeli adamlara bakıyordu. Sonunda İnci beton sandalyelerin tam ortasında ortaya çıktı. Üstünde yine hiç çıkarmadığı gri paltosu, beyaz tişörtü ve mavi pantolonu vardı. Saçlarıysa ortadan ayrılmış çok sıkı bir topuz gibiydi. Paltosunda Jüri olduğunu gösteren 4 rengin karışımı olan bir rozet vardı. Yüzündeyse tıpkı diğerleri gibi büyük bir gülümseme...

- Sanırım yeterince iyi bir giriş oldu. Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Beni tanımayanlar için ben İnci Gündoğdu. Vadi Şefiyim. Normalde her yıl Şefin sıkıcı bir konuşma yapması gelenektir ama bu yılın ben bu geleneği bozuyorum. En azından bir kısmını. Sizi temin ederim ki benim konuşmam sıkıcı olmayacak.

İnci sözünü bitirir bitirmez etraf kararmaya başladı. Hava kararınca da konuklar dev bir kubbenin içinde olduklarını fark ettiler. İncinin yüzünde çok eğleniyormuş gibi görünen bir sırıtma vardı.

- Şimdi düşünüyorsunuzdur, biz bu kubbeyi nasıl fark edemedik diye. Merak etmeyin gözlerinizde sıkıntı yok, fark edememeniz çok normal çünkü 2 dakika öncesine kadar orada değildi. Aslında geç kalma nedenim de kubbenin ta kendisi. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi 2 dakikada böyle devasa bir kubbenin taşınımı zordu. Ama sandığınız kadar zor değil. Artık değil. Yine bastım gidiyorum. Her şey sırayla. Önce tarihle başlayalım. Andre, kumandayı uzatır mısın?

Sahnenin en kenarındaki adamın elinde üçgen şeklinde bir kumanda vardı. Emily, öyle bir aleti hayatında ilk defa görüyordu. Aslında tüm konuklar hatta Genzo bile daha önce böyle bir alet görmemişti. Normal bir kumandadan çok farklıydı. Öncelikli olarak bu kumanda mükemmel bir eşkenar üçgen şeklindeydi. Üstünde bir sürü düğmenin yan sıra tam ortasında küçük bir bölmede parlakların en parlağı ve beyazların en beyazı olan bir sıvı vardı. Etraf gitgide karardıkça beyaz sıvı daha da aydınlandı. Sonunda gözle görülebilen tek şey beyaz sıvı olmuştu. Birkaç saniye sonra beyaz ışığa parlak bir yeşil de eklendi. Ama bu ışık geçiciydi. Herkes biliyordu ki bu ışık esneklik yeteneği kullanıldığında ortaya çıkardı. Artık kumanda İnci'nin elindeydi.

- Teşekkürler Andre, artık gösteri başlayabilir.

Birkaç saniye sonra güzel bir melodi duyuldu ve kubbenin her tarafında yıldızlar göründü. Aslında yıldızlardan daha fazlası vardı. Yakından bakılırsa Ay, Dünya hatta diğer gezegenler bile görünüyordu. Etraf ölüm sessizliğindeydi. Yıldızlar etrafı aydınlattığındaysa sahnede kimse yoktu. İnci dahil. Ama sadece 10 saniyeliğine... Sonra İncinin yumuşak ve heyecanlı sesi yeniden duyuldu.

-Bundan 18 yıl 9 ay 4 gün önce olanları hepiniz hatırlıyorsunuzdur. Dünyamıza yıldızlardan gelen bir cisim çarptı. Kimisi buna yıldız kayması dedi kimisi de kıyamet dedi. Gerçekse ikisinin karışımı gibi bir şeydi. Dünyanın önde gelenleri toplandı ve bir çare arayışına girdiler. Buldukları çözümse yeni dünya düzeninin temellerini attı. Yeteneklere sahip olanların çoğunluğu bu fuarında sponsoru olan Koruyuculara katıldı. Bu Yıldızlar Çağının toplumsal yönü. Kimsenin bilmediği bir yönü daha var.

Artık kubbede bir meteor göründü. Büyük bir hızla Dünyaya doğru geliyordu. Hemen arkasındaysa bir meteor daha vardı. Ama bu diğerinin aksinde çok daha hızlıydı. Sanki birini kovalıyor gibiydi. Sonra meteorların arkasından Sonya Vadisi göründü. En azından konuklar öyle sanıyordu. Yeterli coğrafya bilgisi olanlar görüntünün altılı bir sıradağa ait olduğunu hemen anlayabilirdi. Meteorlar birkaç saniye sonra sıradağların tam ortasına çarptılar. Birkaç saniye hiçbir şey olmadı. Ama sonra dağları inleten, denizleri köpürten yıldırım çarpmasına çok benzer bir ses duyuldu uzaklardan. Sonrada 5 ayrı ışıktan oluşan dairesel bir görüntü 4 bir yana dağıldı. Başta saf turuncu vardı. Onu sırasıyla açık turkuaz, fosfor yeşili ve karanlık bir mor takip etti. Eğer çok dikkatli bakılırsa cılız bir beyaz ışıkta tam ortalarındaydı. Işıklar gözden kaybolur kaybolmaz yıldızlar, gezegenler ve Sonya Vadisi gözden kayboldu. Ardından etrafta küçük noktalar ortaya çıkmaya başladı. Konuklar nefeslerini tutmuş, olanları heyecanla izliyordu. Hatta Agatha bile.

- Şu anda bulunduğumuz yere neden Sonya isminin verildiğini hiç düşündünüz mü? Hayır mı?Burada bulunan ve bulunacak şeyler için... Sonya kelime olarak rüya gibi anlamlarına gelir. Yıldızlar Çağı başladıktan 2 ay sonra enkazı incelemek için dünyanın 4 bir yanında büyük aydınlar geldi. İçlerinde jeologtan, astroloğa kadar 10 ayrı daldan uzmanlar yaklaşık 19 yıldır toprağı, bitkileri enkazı ve hasarlarını inceliyor.

Çalışmalarının sonunda gerçekten muazzam bir şey keşfettiler. Meteorun düştüğü yerden 10 kilometreyi kapsayan alandan saf enerji fışkırıyordu. Gerçek anlamda saf enerji. Kontrol edilemez, vahşi, ayrıca 1 damlası 4 nükleer tesisten daha güçlü...Hem bir nimet hem de bir lanet bulmuşlardı. Gördüğünüz maskeli, tulumlu - Tıpkı Chernobyl'den çıkma bu tipler- bahsettiğim uzmanlar ve çalışanlar. 19 yıldır gece gündüz araştırıyorlar ve inceliyorlar. Neyi inceliyorlar diye sorarsanız şu anda üstünde bulunduğumuz enerji madenini inceliyorlar. Bu enerjinin yıldızların atasından yani saf yıldızlardan oluştuğunu düşünüyoruz. Sizler bu haberi en erken duyacak kadar şanslısınız. Gerçi 2 saat sonra resmi açıklama yapılacak ama... Neyse, ne diyordum? Hem meteor hakkında 19 yıldır gizemini koruyan bir sırra çok yaklaştık hem de bizlere çok çok uzun yıllar yetecek kadar enerjimiz oldu. Bu enerjinin gerçek gücünü göstermek için yakında bir duyurumuz olacak. Ama size kısa bir örnek verebilirim. Şu an üstünüzdeki kubbe yaklaşık 200 ton ağırlığında ve biz bu kubbeyi 1 dakika 45 saniyede 250 km öteden kaldırdık ve yerleştirdik. Umarım sıkıcı bir konuşma olmamıştır. Tarih kısmı bittiğine göre artık duyurulara geçebiliriz. Ama önce şaşkınlığınızın dinmesi için biraz bekleyelim.

Konuşma bittiği anda karanlık yerini gerçek gökyüzüne ve yakıcı güneşe bırakmıştı.

İnci artık sahnenin yanındaki sandalyelerden birine oturmuş büyük bir dikkatle kalabalığı inceliyordu. Arkadaşı ve aynı zamanda çalışanı olan Emily'e baktığında yüzünde büyük bir şaşkınlık gördü. Ama bu şaşkınlık sıradan bir şaşkınlık değildi. Sanki büyük resmi görmeye başlamış bir filozof gibiydi bakışları. Gözlerini Emily'den ayırabildiğindeyse ona büyük bir gülümsemeyle bakan Genzo'yu gördü. İnci ortaya çıktığından beri ondan başka bir yere bakmamıştı. Şimdiyse onunla göz göze geldikten sonra dağlara taşlara bakmaya başladı. Artık İnci sadece Agatha'ya bakıyordu. Agathaysa İnciye bakmamak için elinden geleni yapıyordu ama bakışlar onu ok gibi deliyor, demir gibi üstüne çöküyordu. Ama direnmeliydi. Onunla göz göze gelmemeliydi. Konuşmayı kabul ettiğinden beri son anda çekilmeyi ve İnciyi rezil etmeyi planlamıştı. Ama işler fena halde geri tepmişti. Normalde fuarın başlamasına 5 dakika kala İnciyle kuzey laboratuvarında buluşması söylenmişti ona. Ama o buluşmaya gitmemişti. Artık anlıyordu. Tüm bu konuşma olayı onun için hazırlanan bir güven testiydi ve Agatha dibe vurmuştu.

Yaklaşık 3 dakika sonra İnci yeniden konuşmaya başladı. Ama bu sefer sahnede veya tesisin hiçbir yerinde görünmüyordu. Bu sefer aydınlığın içinde gözden kaybolmuştu. Ama herkes sesini hemen yanı başlarındaymış gibi duyuyordu.

- Bütün klasik duyuruları meslektaşım Jeff sizlere bildirerek beni kurtardı. Ama onun bile bilmediği bir duyurum var. Bu yıl fuarla ilgili küçük bir değişikliği daha uygun gördük. Sizlerin de bildiği gibi normalde herkes kendi branşlarında icatlarını sergilerdi. Ama bu yıl ek bir branş daha açtık. Enerjiyle ilgili. İster biyo ister kimyasal ister başka bir türden olsun fark etmez. Bu yıl enerjiyle ilgili en yeni ve faydalı projenin sahibi, bizzat benimle beraber yeni bulunan enerjiyle ilgili çalışmalara katılacak. Bence rekabetin dozu bir nebze arttırmak sizleri daha motive edecek. Hazır olun çünkü yarışma asıl şimdi başlıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.