İçeriğe geç

Timefal [Devam Ediyor]

Bölüm 2 · 17 dk okuma

Timefal [Devam Ediyor]

Bölüm 2

En Büyük Tehdit

Yıldızlar kırılıp tüm insanlar haykırdığında bizler her zaman arkanızda olacağız. Bu söz Ninowand yemini olarak da biliniyordu. 19 yıl önce yani Yıldızlar Çağının başladığı gece olarak da bilinen 21 Aralık 2012 gecesinde 4 kurucunun birbirlerine söyledikleri sözlerdi bunlar.

21 ARALIK 2012 saat 23.00

Dünyanın her yerinden yeni yeteneklere kavuşan insanların haberleri geliyordu. İnsanlar tam anlamıyla çıldırmıştı. Kimisi Facebook gibi siteler üzerinden videolarla paylaşıyor, hava atıyor kimisi de banka soymak, çatılardan atlamak gibi absürt hareketler yapıyordu. Hükümetler bu güçlere sahip olanların '' sorumlu bir vatandaş'' gibi güvelik güçlerine teslim olmalarını istiyordu. Ama doğrusu bunu yapan insan sayısı bir elin parmağını geçmezdi. Güvenlik güçleri ve yöneticiler hariç hiç kimse bu emri uygulamamıştı.

Kimileri korkuyordu. Eğer teslim olurlarsa üzerlerinde deney yapılmasından, bir daha sevdiklerini görememekten korkuyordu.

Kimisiyse bugüne kadar istedikleri ama bir türlü elde edemedikleri için güçlerini çoktan kullandığından hapse girmekten korkuyordu. Elma şekerinden son model lüks arabaya kadar neredeyse her türlü şey çalınmıştı. Bu çalma girişimleri sırasında çoktan yüzlerce insan mallarını korumak için yaralanmıştı.

Bazılarıysa yeni güçlerini denemek isterken insanları öldürmüştü. İçlerinde bunu kasıtlı yapanlar da olsa birçoğu yanlışlıkla yapmıştı bunu. Özellikle telekineziye sahip olanlar güçlerini denerken en ufak bir kontrol kaybında uçurdukları nesneler insanların tepesine düşürüyordu. Ne yazık ki bu nesneler içinde tırlar, kamyonlar hatta evler de vardı.

Tüm ülkeler bu krizden kurtulmak için tüm polislerini, askerlerini seferber etmiş, toplama ve engelleme çalışmaları sabaha kadar sürmüştü.

Gün doğduğunda bu güçlere sahip olanlar şiddete de başvurulmak üzere toplanıp şehir dışlarına götürülmüştü. Nihayet düzgün bir sayım yapıldığındaysa dünya üzerinde tam 100.000 kişinin bu güçlere sahip olduğu ortaya çıktı. İçlerinde yeni doğmuş bebeklerde vardı, 95 yaşında dedeler de..

Sabah olupta kaos duraklayınca herkesin aklında aynı soru vardı. Bu güçlere sahip kişilere ne olacak? Bu sorunun yanıtı için Dünya liderleri uzun soluklu bir tartışma içindeydi. Temelde 3 farklı görüş vardı.

1) Güçlerin yok edilmesi için çalışmalar yapılması.

2) Güçlerin kontrolü için özel bir birim kurulması.

3) Güçlere sahip kişilerin toplumdan uzaklaştırılması.

Tartışma günlerce devam etti. Masa başında da ekranlarda da... Kaosun sabahında tüm televizyon kanallarında benzer şeyler vardı. Uzmanlar ve kendini uzman sananlar her televizyon kanalında görmek mümkündü. Halkta aşağı yukarı masada tartışılanların benzeri şeyler tartışıyordu.

Akrabaları için korkanlar ve hümanistler, bu olayda hiç kimsenin suçu olmadığından güçlerin kontrolü ve kullanımı için özel bir birim kurulmasını istiyordu.

Sevdiklerini kaybedenler ve bu güçlerden korkanlar ise bu kişilerin yok edikmesi gerektiğini düşünüyordu.

Yaklaşık 1 hafta sonra liderler kararlarını vermişti. Yayınladıkları bildiriye göre güçlerin denetimi için bir birliğin kurulmasına karar verilmişti. Ayrıca kaos döneminde yaşanan hırsızlıklar yaralamalar hatta cinayetler için olağanüstü af yayınlanmıştı. Herkesten bu karara saygılı olmaları istendi.

Verilen bu karar, sevdiklerini kaybeden aileler için yaralarına tuz basmak gibiydi. Pek çok aile acılarını gömüp geçici olarak sustu. Ama 4 ailenin susmak gibi bir niyeti yoktu. Aksine haykıra haykıra acılarını anlatmak istiyorlardı. Bu aileler daha önce hiç tanışmamıştı ama acıları aynıydı. Her ne kadar protestolar yapıp isyanlar çıkarsalar da yasa değişmedi. Onlarda en iyi yolu bulmak için barış ülkesi İsviçre de buluşmaya karar verdiler. Buluşmaları iki günde ortak bir karara varmalarını sağladı.

Hepsi de bu kaosun tek bir çözümü olduğuna kararlıydı. Madem bu anormaller hakkında devletler bir şey yapmıyordu. O zaman onlar bir şey yapacaktı. Hepsi öfkeliydi. Ama içlerinden birisinin öfkesi tüm Dünyayı yerinden oynatabilirdi. Bu 4 kurucu birbirlerine ve yıldızlara yemin ettiler. Dünyada tek bir anormal yeteneğe sahip insan kalmayacaktı ve bu felaketi her kim ya da ne başlattıysa her ne olursa olsun yok edilecekti.

Söylediklerini yapmak için Ninowand isimli bir örgüt başlattılar.

Öncelikle insanların acılarını kullanarak onları saflarına kattılar. Sonraysa gölgelerde yetişen sarmaşıklar gibi yavaş yavaş düşmanlarını sardılar ve onlar ne olduğunu bile anlayamadan onları yok ettiler. Geriye bir tek kadim düşmanları kalmıştı. 2 yıl önce onları yeryüzünden silmeye çok yaklaşmışlardı ama buna gizemli bir güç engel olmuştu. Tüm güçleriyle Koruyucu Ana Binasına saldırmışlar ve neredeyse tüm Koruyucuları yakalamayı başarmışlardı. 8 yıl boyunca yeteneklere sahip olanları durdurmak için bir ton silah geliştirmişlerdi. Sonunda bu kadar çalışmanın karşılığını alma vaktiydi. Ama her nasıl olduysa bir anda silahlar metal değnekler kadar işe yaramazdı. Çünkü yeteneklere sahip olan Koruyucular bir anda daha da güçlü olmuştu. Dolayısıyla da onlarla savaşmak için ellerinde hiçbir şey kalmamıştı.

O gün neredeyse siliniyorlardı ama son anda umutsuz bir son dakika kaçışıyla 50.000 askerlerini o cehennemden kurtarabilmişlerdi. O kara günden beri hala nasıl o kadar güçlendiklerini araştırıyorlardı ama daha bir arpa boyu yol alamamışlardı. Her ne kadar araştırıp inceleseler de hiç kimse bu gizemli kuvvetin nereden ortaya çıktığını bulamıyordu. Ellerindeki tek ipucu ise tarayıcılarının Koruyucu Bariyerleri ve o gizemli kuvvetin tam olarak aynı miktarda yıldız tozuyla güçlendirilmiş kadmiyum içermesiydi. Ellerindeki bütün uzmanlar kadmiyumu zayıflatmak için gece gündüz uğraşsa da hiçbir sonuç elde edememişti. Onlarda gözetlemeye karar verdiler. Geçmişte ve gelecekteki tüm Koruyucuları izleyecek bir yapay zeka kurmuşlardı. K.B.I.T'in asıl görevi bariyerleri geçmelerini sağlayacak zihinsel zekayı bulmak ve onlar için tehdit ve faydalı olabilecek kişileri belirlemekti. K.B.I.T'ye kaynak sağlayan dünyada yaklaşık 100.000 ajan böcek vardı. Her Koruyucu sistemine sızabildikleri kadar sızıp bilgi toplarlardı.

Bu ajan böcekler pek çok yere görüntü sağlıyordu. Onlardan biri de Tanımlama ve Ele Geçirme Departmanıydı. (TED)

--------------------------🔥-----------------------------

Standart Ninowand Kaleleri 13 bölümden oluşurdu. Mükemmel 6'lı daire şeklinde... Düşman geldiği zaman yollarını kaybetmeleri için özellikle zehir labirent tarzında düzenlenmişti. Her nereden gelirlerse gelsinler her seferinde en korunaklı ve tehlikeli odaya giriyorlardı. Bu oda tehlike zamanı cehennem azabı gibiyken normal zamanlarda çevresi 1200 küçük ekrana ve tavanda bulunan K.B.I.T ye ev sahipliği yapıyordu.

-Daha fazla yaklaşamıyor muyuz?

-Hayır efendim. Daha fazla yaklaşamayız.

-Sanki yeterince Koruyucu yoktu. Anlamadığım, neden daha fazlasına ihtiyaç duyuyorlar ? Zaten tüm Dünya onların gibi davranmaları yeterince sinir bozucu değildi! Bunlarla toplam kaç olmuştu?

-Toplam 600.567 efendim. Yeni eklenenlerle 610.567 oldu.

Sayıyı durunca kadının yüzündeki bıkkınlık daha da arttı. Bayık bir sesle konuştu.

-İçlerinde önemli birileri var mı? Yıldızı parlak olan, ilerde başımıza iş açabilecek birileri?

-Biz 154 tane tespit ettik efendim. Öncelikli olaraksa şu 6 ismi belirledik.

Holografik ekranda birbirinden farklı 6 isim ve resimleri belirdi.

#Hideo H.....

#Elizabeth S....

#Yin P...

#Tom M.........

#Yuri T........

#Serdar Ç.....

Şimdiye kadar hiçbir ilgi belirtisi göstermemiş kadın isimleri görünce gülmeye başladı. Oradaki çalışanlar bu hallerine alışmış olmalı ki kimse ona garip garip bakmıyor, aksine herkes işine son derece konsantre olmuş görünüyordu.

-Taamam. Ben patronun yanına gidiyorum.

Tam kapıdan çıkmak üzereydi ki arkasından biri konuşmaya başladı.

-Helga, patron şu anda toplantıda.

Helga hiçbir şey söylemeden odadan ayrıldı. Ama yüzü kaskatı kesilmişti Şimdiyse spiral merdivenden beşer beşer iniyordu. Çünkü onun da toplantıda olması gerekiyordu. Normalde bu tür toplantılara katılmazdı ama patron onun da katılmasını istemişti. Tüm gücüyle koşup rekor bir sürede toplantı odasına vardı. Kendi özel kimlik kartını gösterdikten sonra sesli şifreyi de girip içeri girdi.

İçeriye girdiğindeyse alışık olmadığı bir manzarayla karşı karşıyaydı.

Yuvarlak bir odaya girmişti. Odada sadece 8 farklı dev ekran ve 2 sandalye vardı. Ekrandaysa 5 erkek ve 3 kadının görüntüleri vardı. Yüzlerini görmeye çalıştı ama ekranlar bunun için fazla karanlıktı. O içeri girince konuşmalar bir anda kesildi. Yüzlerini göremese de herkesin ona baktığını hissediyordu. Bakışlar altında ezildiğini hissedebiliyordu.

Keşke yerin dibine girsem, diye düşünüyordu. 7 yıldır Büyük Konseyle tanışmayı hayal etmişti ama ilk önemli toplantısına geç kalmıştı.

Sonunda bakışlarını kaldırdığında patronunu gördü. Ona bakmıyordu bile. Ama eliyle ona yanındaki koltuğu işaret etmiş ve sakince konuşmasına devam ediyordu.

- Anladığım kadarıyla önceliği gelişim alanına vermek istiyorsunuz.

Ekrandaki en büyük silüet konuşmaya başladı. Sesinden anlaşıldığı kadarıyla 55-60 yaşlarındaydı ve çok kızgındı.

-Aynen öyle. Fark etmişsindir ki son zamanlarda Koruyucuların bir hayli gerisindeyiz. Eskiden karargahlarında bile 100 den fazla ajanımız olurdu. Ama bırak şimdi 100 ajanı, 100 metre bile yaklaşamıyoruz!

-Bariyerler üzerinde çalışıyoruz. Çok yakınd....

-Artık sonuç istiyorum! Sen bu göreve geleli kaç yıl oldu 2 mi 3 mü?

Helga sonunda kafasını kaldırabildi. Büyük Konseyi daha farklı hayal etmişti. Anlaşılan sadece en büyük ekrandaki kişi söz vermeden diğerleri konuşamıyordu. En büyük yüz şu anda sadece Zümrüte bakıyordu diğerleriyse ona... Patronuna baktığındaysa yüzünün düştüğünü gördü.

- 2 efendim.

-O zaman neden çaylak gibi davranıyorsun?! Bak Zümrüt. Senin ne kadar yetenekli olduğunu biliyorum. Bu yüzden sana bu görevi verdim. Koruyucular en güçlü devrini yaşıyor. Artık onlara yetişemiyoruz. Son teknoloji silahlarına bir de geçilmesi imkansız savunmalarda eklendi. En yetenekli ajanlarımız bile Koruyuculara büyük fedakarlıklarla giriyor.

-Ama neyse ki bu fedakarlıklar işe yarar bir sonuç verdi. Bütün ajanların raporlarına göre bu kaostan tek bir kişi sorumlu.

En büyük silüet suskunlaşınca kadifemsi bir kadının sesi salonu doldurmuş, Zümrüt'ün gözleriyse umutla parlamıştı.

Helga ise şaşkınlıkla konuşulanları dinliyordu. O her zaman bunların arkasında bir ekibin olduğunu düşünürdü. Bu zamana kadar gördüğü o silahların, hilelerin, kandırmacaların tek bir zihinden çıkması hayret vericiydi.

- Ben de tam oraya geliyordum efendim. Yoğun çabalar sonucunda Delta takımının teknik uzmanlarından Kayra Besrek'in yerini bulduk.

Helga nihayet dev ekrana bakabildi. Yüzlerini görmese de hepsinin şaşırdığını anlayabiliyordu. Yine aynı adam konuşmaya başladı ama bu kez sesinde eğlenir gibi bir hava vardı.

-İşte bundan bahsediyorum. Hep en güzel haberleri en son mu söylemek zorundasın? Neredeymiş o budala?

- Batı Sahili kıyısındaki bir Koruyucuyu araştırma tesisinde. Nötron silahlarının yapıldığı yerlerden biri.

-Harika. Hemen onun için bir ekip kur. Takip etsinler. Kimlerle temasta olduğunu, neden orada olduğunu, yediği yemeğe kadar her şeyi bilmek istiyorum.

Bu habere Helga da Zümrütte şaşırmıştı.

-Ama, nerede olduğunu biliyoruz ned...

-Her zaman agresifsin. Biraz düşün. Kayra sadece bir piyon. Buradaki herkes biliyor ki onun böyle şeyler yapabilecek vasfı yok. Gerçi bu da aradığımız kişi hakkında bize fikir veriyor. Bu kişi her kimse şeytani bir zekaya sahip. Unutma! Sadece bizi 6 ay gibi bir sürede Koruyucuların dışında bırakmakla kalmadı, tanıdığım en çılgın ve vurdumduymaz Sınırsız olan Kayrayı bile kendi tarafına çekti. Onu bulma çalışmalarına sakın ara vermeyin. Öylr birisi karşımızda olmamalı.

- Anlıyorum efendim. Gerekli ayarlamaları yapacağız. Başka bir şey var mıydı?

-Evet aslında var. Ne yazık ki elimizdeki yunuslar teknik ve yönetim için yetersiz. Bu yüzden Koruyuculardan almak zorundayız.

Helga söylenenlerden hiçbir şey anlamamıştı ama anlaşılan Zümrüt anlamıştı. Patronuna baktığında yüzünde iğrenmiş bir ifade vardı.

- Yine Proust mu gelecek?

-Her ne kadar ondan hoşlanmasan da en iyisi o. Unutma insanlara söylediklerini yaptırmakta ilginç bir yeteneği var.

- Düşündüğünüz bir isim var mı?

-Son zamanlarda batıdaki geliştirme tesisinden ilginç haberler alıyorum. Duyduğuma göre orada yükselen bir yıldız varmış. Eminim Helga kim olduğunu biliyordur.

Helga tekrardan üstüne gelen bakışları hissediyordu ama bu sefer hazırdı. Dev ekranda bakarak konuşmaya başladı.

-Evet efendim. Son zamanlarda batıdan ilginç haberler geliyor. K.B.I.T 2 haftadır sürekli orayı gösteriyor. Ama orada şu anda yüzlerce hedef var, hangisi olduğunu bilmiyoruz.

-Sevgili Helga, sanırım ben biliyorum, BT 510. Gerçekten de çok parlak ve zeki bir kız. Koruyucuların eline düşemeyecek kadar parlak. Zümrüt, acilen onu yakalamalısın. Yakında onu pek mutlu etmeyen gelişmeler olacak. Koruyuculara karşı öfkesi kat ve kat artacak. Sizde o zaman onu Koruyuculardan koparacaksınız. Bunlar olana kadar bekleyin. Proust sana bu konuda her türlü destekte bulunacak. Yunuslar konusunda iletişim halinde kalacağız. O zamana kadar hoşça kalın.

Bir anda bütün ekranlar karardı. Sonraysa Ninowand'ın simgesi olan ateş, ortaya çıktı. Artık odada yalnızlardı.

-Geç kaldın.

Şimdiyse Zümrüt sadece Helgaya bakıyordu. Yüzü çok gergindi.

-Seni bu toplantıda istememim bir nedeni vardı. Ama sen bir toplantıya bile gelemiyorsun!

-Çok üzgünüm patron. Dalmışım. Yukarıda Koruyucu mezuniyetine bakıyordum.

- Sen ve senin Koruyucu takıntın. Umarım geç kalmanın yanında iyi haberler de getirmişsindir.

-Öncelik olarak 6 isim belirlerdik. İleride bize tehdit olabilirler. Onlarla ne yapalım?

-Hepsini takip edin. Özellikle de daha önce Koruyucularla bağlantıları olanları.

Yavaş yavaş merdivenlerden yukarı çıkmaya başladılar. Zümrüt çok sakindi, Helgaysa tam tersi. Sonunda Zümrüt'ün odasına geldiklerindeyse Helga kendini deri koltuklardan birine attı.

-Merdivenleri kaçar kaçar indin? Dörder mi?

-Aslında beşer.

-Bu domates gibi kızarmanı açıklar.

Helga bir anda koltuktan kalktı ve yan duvardaki aynaya doğru yöneldi. Gerçekten de suratı saçları gibi kıpkırmızıydı. Aslında yüzünde kırmızıdan başka gördüğü tek renkse buz mavisi gözleriydi.

-Peki bana şu hedeften bahsetmeyi düşünmüyor musun?

Helga artık daha kırmızıydı. Normalde çok sakin bir kişiliği olmasına rağmen bugün çok rahatsız ve dalgındı. Aklında sürekli toplantıda bahsettikleri ve aynı zamanda onun ve Zümrüt'ün hayatının yarısını hatırlayamamasının nedeni olan kişi vardı. Ana Bina saldırısında o ve Zümrüt hafızalarını kaybetmişlerdi. Önce bunun savaş sırasında oluşan bir kaza sanmıştı ama tüm işaretler birinin onu ve Zümrüt'ü bilerek hedef alıp hafızalarını sildiğini gösteriyordu.Ve bu kişi her ne ile onların hafızasını sildiyse Koruyucuların geçilmez bariyerlerinde onun imzası vardı.

-Eeeeeee. Hadi tüm gün bekleyemem.

Helga bir anda düşüncelerinden çıktı. Şu anda işini yapmalıydı. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.

-Büyük Şef'in bahsettiği kişi İnci Gündoğdu. Sonya geliştirme tesisinin başındaki kişi.

-Dur bir dakika. O tesis Koruyucuların halkla ilişkiler için kurdukları yer değil miydi?

-Evet orası. Koruyucularla aralarındaki tek bağ onlardan fon almaları. Onun dışında bağımsız bir yer. Mucitler kulübü gibi. Yeni ulaşım yolları, sağlıklı besin üretimi, nesli tükenen hayvanlar gibi konularda çalışıyorlar.

-Hiç silah üretmiyorlar mı?

-Hem de hiç. Aslında fon yöneticileri silah üretimi için baskı kuruyor ama şu ana kadar başarılı olamadılar.

Zümrüt şaşkındı. Neden böyle bir yerin yöneticisi Ninowand için değerliydi? Düşünceleriyse Helganın sözleriyle dağıldı.

- Yılın bu zamanlarında büyük bir fuar yapıyorlar. Tüm dünyadan katılımcılar icatlarını sergiliyor. Kazananlarsa burada işe başlayıp kendi icatları için kaynak buluyor.

-Hepsi bu kadar mı?

-Aslında bir şey daha var. Fon yöneticilerini engelleyen şey peşinde olduğumuz kişi.Kesinlikle silah üretimine karşı.

-İşte bu ilginç. Dosyasını aç.

Helga bileğindeki saate benzeyen mekanizmayı açtı. Birkaç saniye sonra holografik olarak bilgiler önlerinde dans ediyordu. Tehlike seviyesine göre renklenen sistemde İnci soluk mavi renkteydi. Yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı. Koyu kahve saçları çok sıkı topuz yapılmıştı. Sadece 2 tutamı kulaklarını örtecek kadar dışarıdaydı. Gözleriyse çok yorgun ve bitkindi. Ama gece mavisi gözlerinde çok küçükte olsa eğlenir gibi bir ifade vardı.

Hedef BT 510 İnci Gündoğdu

Doğum Tarihi: 14 Haziran 2006

Meslek: Koruyucular Sonya Araştırma ve Geliştirme Merkezi Yöneticisi, Mucit, Keman virtüözü

Adres: Belirli bir adresi yok

Ailesi

Annesi: Ilgın Gündoğdu (Emniyet Müdürü)

Babası: Metin Gündoğdu (Savcı)

Abisi: Yunus Gündoğdu (Beyin Cerrahı)

Yan etkenler: Ezgi Gündoğdu (Yengesi), Sevinç Gündoğdu (Yeğeni)

Faaliyetleri

1350 projede gözetmenlik yaptı. Kendisine ait 21 çalışması var. Dodo kuşlarının neslinin kazanımı, Maya uygarlığı çalışmaları ve organik, inorganik atıkların ve toprağın kazanımı çalışmalarıyla ün kazandı.

Şu andaki yeri: Sonya Araştırma ve Geliştirme Tesisi

Tehlike Seviyesi: Düşük

Durumu: İzleniyor, Araştırılıyor

-Dodo Kuşları mı? Onların nesli tükenmemiş miydi?

-1 yıl önce donmuş bir embriyodan yeniden oluşturmuş. Patron, bu hedef neden önemli? Sıradan bir mucide benziyor.

-Öyle görünüyor. Ama Büyük Şef boşuna birini istemez. Daha yakından araştırın. Tüm çalışmalarının içeriğini öğrenmek istiyorum.

-Kayra Besrek konusunda ne yapalım?

-Anka takımını yönlendir. Kesinlikle temas yok. Helga, sen de git. Bu hedef cevapları bulmamız için en iyi şansımız.

Helga patronunun anlatmak istediğini anlamıştı. Nihayet 2 yıl boyunca deliler gibi aradıkları, hayatlarını mahveden ve Ninowand'ın içinden geçen kişiyi bulmak için bir şansları vardı.

-Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.

Helga maun kapıdan çıktığında Zümrüt masasına oturdu. Düşüncelerine yoğunlaştı. Bu anı uzun zamandır bekliyordu. Ne olursa olsun Kayrayı konuşturup geçmişinin anahtarını bulacaktı. Helga'nın saatine çok benzer bir saati 4 çekmeceli masasının en alt kısmından aldı ve maun masaya koydu. Birkaç tuşa bastıktan sonra hologram 2. kez çalıştı. Fakat bu sefer odayı alev renginde kırmızı bir ışık doldurdu.

Hedef Alfa 003 Kayra Besrek

Doğum Tarihi: 28 Aralık 2004

Meslek: Koruyucular Birincil Teknik Uzmanı ve Yönetim Kurulu Danışmanı, Eski Sınırsızlar Üyesi

Adres: Çiçekli Bahçeler Konutları

Annesi: Esma Besrek (Ev hanımı) (Ölü)

Babası: İsmail Besrek (İnşaat Mühendisi) (Hapiste)

Kardeşleri: Suat Besrek (Ölü), Ayşe Besrek (Ölü)

*Güç Yeteneği sahibi

Bağlantıları: Safir Sarıkaya (Koruyucu Başkanı) , Ela Evengalaist (Başkan Sözcüsü) , Ahmet Nihat Aydın (Eski Güvenlik Konseyi Üyesi) (Ölü) , (?) (Delta Takımı Teknik Uzmanı)

Faaliyetleri

Koruyucu Güvenlik sistemi kurucularından biri. 37 silah projesinin başında. Dağılan Delta Takımının Teknik Uzmanlarındandı.

Tehlike Seviyesi: Çok Yüksek

Şu anki yeri: Batı Kıyısı Sahilleri

Durumu: Öncelikli, takip ediliyor.

Resimdeyse, tüm saçı siyaha saran bir kahve olan, yüzünde büyük bir sırıtış ve gözlerinde meydan okur gibi bir ifade olan ama en az 4 yaş küçük gösteren biri vardı. Zümrüt bu fotoğrafı sevmezdi. Çünkü her gördüğünde sanki Kayra, onunla alay ediyormuş gibi hissederdi. Gerçi bu fotoğraflar, Ninowand ın gözde icatlarından K.B.I.T'in seçtiği fotoğraflardı. Teknikerlerin söylediğine göre K.B.I.T , takip ettiği kişinin kişiliğini inceler ve onun en uygun fotoğrafını seçerdi. Yani Zümrüt'ün hissettiği şeylerde doğruluk payı vardı. Kayra gerçekten onunla alay ediyor ve meydana çıkması için onu kışkırtıyordu.

- Çok yakında, çok yakında...

Zümrüt yine düşüncelere dalmıştı. Daha doğrusu Kayrayı yakaladıklarında ona yapacaklarını düşünüyordu. Ve bir şeyden emindi. Yapacağı şeyler konusunda ne Şef, ne de Proust onu durduramayacaktı. Bir süre hareketsiz kaldıktan sonra gözü mobilyalar ve kitaplarla bezenmiş odasındaki tek anormal şeye takıldı.

Büyük Saldırı sonrasında Büyük Şef, o ve Helga için özel bir makine yaptırmıştı.

Bu makine, dağılmış anılarına belirli kelimeler sayesine ulaşmasını sağlıyordu. Ama bu işlem çok acılıydı. Uzmanlar bu acının nedenini hiç bir zaman çözememişti. Bu makine sayesinde Safir, Ela ve Kayrayı hatırlamıştı. Ama bu da sınırlıydı. Hayatını mahveden kişi hakkında tek bir şey bile hatırlamıyordu. Safiri ve Elayı hatırlaması kolay olmuştu.

Ama Kayrayı hatırlaması tam bir işkenceydi. Onu her hatırlamaya çalıştığında soğuk bir acı tam alnından kalbine geliyordu. Onu nefessiz bırakıyordu. Hatta bir keresinde o kadar çok çabaladı ki kalbi durdu. Neyse ki yanında önlem olarak bekleyen muhafız son anda onu kurtarmıştı. Büyük Şef bu olanlardan sonra deliye dönmüştü. Zümrüte ve Helgaya bu makineyi kesinlikle yasaklamıştı ama Zümrüt yoğun çabalarla onu bu kararından vazgeçirmişti. Tek bir şartla. Her bağlandığında yanında en az 2 görevli bulunacaktı. Hemen revire haber verdi. Birkaç dakika sonra makineye tekrar bağlanıyordu. Çalışanlarına baktığındaysa yüzlerindeki korkuyu görebiliyordu. Normalde o da artık makineye korkuyla bakıyordu ama şimdi içinde umut vardı. İçinden bir ses bu sefer farklı bir şey olacağını söylüyordu.

Makineye bağlandığında yine her zamanki gibi siyahlar içinde bir boşlukta uyandı. Burası her zamanki gibi simsiyahtı. Üstünü göremiyordu ama üstünde yine saçları gibi simsiyah bir elbise ve pelerin olduğunu biliyordu. Saçıysa kırmızı bir tokayla yukarıdan bağlanmıştı. Her zaman böyle olmuştu. Burası her zaman 3 renk arasında gidip geliyordu. Siyah, gri ve kırmızı... Gözleri hala karanlığa alışmaya çalışıyordu ki birden her yer açık griye dönüştü. Sağına baktığında upuzun ve yaşlı bir çınar gördü. Bu çocukluğuyla ilgili hatırladığı nadir şeylerden biriydi. Bu çınar büyüdüğü yetimhanenin bahçesindeki en sevdiği ağaçtı. Her yaz ağaca kurduğu salıncakla göklere kadar sallanırdı.

Biraz daha ilerlediğindeyse Ninowand Kalesini gördü. Tek farkı bu kale yerin üstündeydi. Güvenlik için bütün kaleler yer altı mağaralarına inşa edilmişti. Şimdiyse kendisini görüyordu. Çok huzurluydu. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Kendini 2 yıldan beri bu kadar rahat görmemişti. Hemen yanındaysa ona endişeyle bakan 2 hemşire vardı. Her an bir şey olacak gibi tetikte bekliyorlardı. Onlara dokunmaya çalıştığındaysa eli, hayalet gibi içlerinden geçti. Tüm bunların zihninin bir yansıması olduğunu biliyordu. Makineyi kullanmadan önce teknisyenler her şeyi detaylıca anlatmıştı. Normalde hep burada düşünceler sona ererdi ama bugün daha farklıydı. Kalenin diğer odalarını dolaşmak için odasından çıkacaktı ki zemin birden kaymaya başladı. Aşağı doğru kayıyordu. Ne kadar bağırsa da çırpınsa da kaymaya devam etti. Durduğundaysa kendini bambaşka bir yerde buldu. Sanki hiç düşmemiş gibiydi.

Etrafına baktığındaysa yıkılmak üzere olan bir depoda olduğunu fark etti. Etrafta paramparça olmuş molozlar ve lazer izleri vardı. Depo çatısının büyük bir kısmıysa delinmişti. Yukarı baktığında Ninowand avcı gemilerini gördü. Küçük minipodları kovalıyorlardı. Bunlar Koruyucuların kullandıkları türdendi. Yukarıda ciddi bir çarpışma olduğu belliydi. Önüne baktığındaysa kendisini gördü. Yaşlı bir adamın kafasına en sevdiği lazerini doğrultuyordu. Onun karşısındaysa Safir vardı.Berbat görünüyordu. Her zaman düzenli olan saçları dağılmış, üstü başı is içindeydi ve sol kolunda büyük bir kesik vardı. Elleri arkadan bağlandığı için acı çekiyordu. Ama bu ne Zümrüt'ün ne de Helga'nın umurundaydı. Üstündeyse bir yelek vardı. Anında yeleği tanıdı. Bu Ninowand'ın baş yapıtıydı.

Hükmetme taşı... Normal bir çelik yelek gibi görünüyordu ama tam ortasında kırmızı bir taş vardı. Bu taş insanlara hükmediyordu. Kişi hareket etmeye çalıştığında kollarını ve bacaklarını kilitliyordu. Daha fazla uğraşırsa da ciddi bir elektrik şoku vererek kişinin bayılmasını sağlıyordu. Safirin arkasındaysa Helgayı gördü. Yüzünde çarpık bir gülümseme vardı. Delicesine bir şeyler söylüyordu ama Zümrüt, ne onu ne de Safiri duyamıyordu. Ama ne söylüyorsa Safirin umursamadığı belliydi. O, sadece Zümrüt'e ve yaşlı adama bakıyordu. Bir süre sonra Safir, Zümrüt'e bakarak bir şeyler söyledi. Zümrüt bir anda irkildi. Safire baktığında gözlerindeki öfke ve nefreti hissedebiliyordu. Kendisinin gülerek birkaç cümle söyledi gördü. O konuşmayı keser kesmez hem Safir hem de silah doğrulttuğu yaşlı adam ona doğru yöneldi. Safir hareket eder etmez kırmızı taş parladı ve iki büklüm yere kapaklandı. Helgaysa gülerek yanına geldi ve Safiri kaldırdı. Yaşlı adamda Safir gibi yere kapaklanmıştı. Zümrüt, adama daha yakından baktığında arkasında hükmetme taşı olduğunu gördü. Ama yelek olarak değil. Ensesinin tam ortasındaydı sanki oraya yapışmış gibi. Zümrüt yavaş yavaş adamı kaldırmıştı. Safire baktığındaysa yüzünde nefretle beraber bir duygu daha gördü. Korkuyu...

Bir anda yine her yer karardı.

-Hayır hayır şimdi olmaz. Biraz daha, hadi....

Daha ileri gitmeye çalıştığındaysa bir ses duydu. Sanki hüzünlü bir şarkı gibi... Ama şarkı olmak için fazla sertti. Aslında çok ürkütücü bir sesti. Zümrüt yavaşça sesin kaynağına yürüdü ama birden durdu. Büyük bir şey ona doğru geliyordu. Son kez yine kendini depoda buldu. Ama sadece kendini görebiliyordu. Ne Safir ne yaşlı adam ne de Helga oradaydı. Ama yalnız olmadığını hissedebiliyordu.

Bir anda karanlığın içinde beyaz bir ışık parladı. Zümrüt yine o acıyı hissediyordu. Bunun anlamı yine kalbi durmuştu. Ama bir anlığına karanlığın içinden hastane kanadını gördü. Gördüğü ilk şeyse ona endişeyle bakan Helgaydı. Ama sadece 2 saniyeliğineydi bu. Sonra yine kendini karanlıkta buldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.