İçeriğe geç

Thundria

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Thundria

Bölüm 2

Bölüm 2 - Tacın Bedeli

Albert iyi bir uykunun ardından uyanır, dolabına doğru gider, üstünü değiştirir ve elini yüzünü yıkamak için lavaboya gider. Elini yüzünü yıkadıktan sonra dişlerini fırçalar ve yemek masasına doğru gider.

Yemek masasına varır ve sandalyesine oturur. Albert, Nestor'un mektubu konusunu şimdilik gizli tutmaya karar verir. Kahvaltı yaptıktan sonra babasının aceleci hareketlerle odasına gittiğini fark eder. Merak eder ve babasının odasına gider.

Albert: Kralım, nedir bu telaşınız? Bana biraz bilgi verir misiniz?

Babası: Seni ilgilendirmeyen bir konu, Albert.

Albert: Kralım, ısrar ediyorum. Bana biraz bilgi verin, yoksa başınızda beklerim.

Babası: Tamam öyleyse. Groronko Cumhuriyeti askerî okullar açmış; bu normal bir hareket gibi görünse de saldırgan bir niyetin kanıtı olabilir. Şeytan güçlerini de artıracak bir araştırma yaptıkları kulağıma ajanlarımızdan geliyor. Barış adına zor bir dönem bizi bekliyor, Albert.

Albert: Sağ olun Kralım, gerçekten de zor bir dönem bizi bekliyor.

Albert babasının yanından ayrılır.

Albert, Sofia'nın evine gitmektedir. Kısa süre sonra Sofia'nın evine varır; Sofia evden çıkar.

Sofia: Selam Albert, gerçekten de beni evime kadar almaya gelmişsin.

Albert: Sen istersen ben gelmez miyim, Sofia'm.

Sofia: Teşekkürler Albert, tiyatroya gidelim mi?

Albert: Tabii ki Kraliçem.

Der ve tiyatroya doğru giderler; yarım saat kadar sonra tiyatroya varırlar. Tiyatrodaki oyun, Rose Krallığı'nın kuruluşunu ve I. Lornian'ı anlatmaktadır. Oyun başlar, Albert ile Sofia dikkatle izler. Yaklaşık bir saat sonra oyun biter.

Albert: Çok eğlenceliydi, sen de eğlendin mi Sofia? Sofia: Ben de çok eğlendim, tiyatro beni içine çekti. Beni buraya getirdiğin için teşekkür ederim Albert. Albert: Bir şey değil Sofia. Sana bir hediyem var. Sofia: (şaşkınlıkla) Hediye mi?

Der ve Albert, Sofia'ya beş tane gül uzatır.

Sofia: Bunlar bana mı? Çok teşekkür ederim.

Albert: Seni mutlu ettiyse sevindim.

Sofia: Hem de nasıl, bilemezsin.

Der ve bir kafeye giderler. Orada Albert konuşmaya başlar.

Albert: Sofia, Cyrontio Krallığı'ndaki güçlü ailelerden biri olan Velmoris Hanesi'nden Nestor'dan bir mektup aldım. Mektupta bizden yardım istiyordu, krallığının çok yozlaştığından bahsediyordu. Ben de Nestor'a destek vermeyi düşünüyorum, sen ne düşünüyorsun Sofia? Sofia: Senin kararın ne olursa olsun her zaman arkandayım.

Albert: Çok teşekkürler Sofia.

Kahvelerini içerler ve kalkarlar. Albert, Sofia'yı evine kadar bıraktıktan sonra eve gider ve mektup yazmaya başlar.

Velmoris Hanesi'nden, Nestor'a

Merhaba. Ben Rose Krallığı Veliahtı Prens Albert Rose. Sayın Nestor, mektubunuzu aldım. Bana bu mektubu gönderdiğiniz için müteşekkirim. Ayrıca bahsettiğiniz konu hakkında size desteğimizin tam olduğundan emin olabilirsiniz. Size bu yolda destek vermek, Rose Krallığı'nın bir namus meselesidir. Fakat desteğimiz için zamana ihtiyacımız olduğunu belirtmek isterim. Thundria'nın bulunduğu durum açık ve net bir şekilde bellidir. Rose Krallığı hâlihazırda bunlarla uğraşırken, Cyrontio Krallığı'nın meseleleriyle de uğraşmamız Rose Krallığı'nı ağır yükler altında bırakır. Bundan dolayı sizden, olayların biraz durgunlaşmasını beklemenizi istemekteyim. Yakın zamanda yüz yüze görüşme dileğiyle.

Cevabınızı en yakın zamanda bekliyorum.

Rose Krallığı Veliahtı, Prens Albert Rose

Ertesi gün Albert, George'u yanına çağırır ve mektubun Cyrontio Krallığı Velmoris Hanesi sarayına bırakılacağını bildirir. George, sorgulamadan mektubu alır.

Albert evden çıkar ve Komutan Gerrard'ın yanına gider. Yaklaşık yarım saat sonra Rose şövalye kışlasına varır.

Komutan Gerrard: Geç kaldın Albert, komutanını bekletmek istemezsin.

Albert: Kısa bir işim vardı, halledip geldim Komutanım.

Komutan Gerrard: Öyleyse düelloya hazır mısın?

Albert: Evet.

Her zamanki gibi saldırıya Albert başlar. Komutan Gerrard, zarif hareketlerle Albert'in saldırılarını savuşturur, sonra kendisi saldırmaya başlar. Albert zorlanır ve birkaç adım geriler. Telaşlanırken Komutan Gerrard'ı bir an gözden kaçırır; ararken kılıcını havada bulur, hızlıca tutar ve sıkıca kavrar. Yerde takla atar, üstü tozlanır, ama düello hâlâ sürmektedir. Albert'in yenilmek istemediği açıkça bellidir.

Albert ilk defa bu kadar korkmuştur; Komutan Gerrard ilk defa bu kadar baskın bir hava taşımaktadır, ve Albert bunu hissedebilmektedir. Komutan Gerrard sağdan soldan saldırır; Albert bu hıza zor yetişir, sanki komutan ışınlanıyor gibidir. Albert hiç bu kadar küçük düşürülmemiştir ve sonunda o an gerçekleşir: Komutan Gerrard birden her yandan saldırır, Albert yine yenilir.

Albert: Komutanım, az önce ne yaptınız? Hiç bu kadar zorlanmamıştım açıkcası.

Komutan Gerrard: Benden gerçek gücümle savaşmamı isteyen sendin, Albert.

Albert: Haklısınız Komutanım, bir dahakine ben yeneceğim, emin olabilirsiniz.

Komutan Gerrard'ın babası, Turcai Krallığı'ndan göç eden en yetenekli komutanlardan biriydi; aslında Turcai Krallığı'nın önemli soylarından olan Talvorn Hanesi'nden geliyordu. Talvorn ailesi, Turcai Krallığı'nın asker güçlerinin temellerinden biriydi, fakat büyük bir tartışma sonucu Rose Krallığı'na gönderildi. Talvorn ailesi eğitim tarzını nesillerine aktardı; Komutan Gerrard'ın bu kadar yetenekli olmasının nedeni budur. Komutan Gerrard'ın hanesi yakın zamanda Turcai Krallığı ile anlaştı ve topraklarına geri dönmeye karar verdi. Komutan Gerrard, bunu Albert'e söylemekten üzüntü duyduğu için gitmeden önce söylemeye karar vermiştir.

Albert biraz kılıç antrenmanı yaptıktan sonra akademiye doğru gider. Akademideki ilk ders taktik ve liderliktir.

Profesör Verman: Selam gençler, taktik ve liderlik dersine hoş geldiniz. Bugün sizlere Turanikos Taktiği'ni öğreteceğim. Turanikos, ilk uygulanan taktiklerden biridir; ilk kullanan krallık Turcai Krallığı'dır. Taktiğin mucidi, Turcai Krallığı'nın kurucusu Eniros Kirinos'tur. Turanikos taktiğinde rakip orduya karşı az sayıda gözüküp kaçma süsü verilir. Rakip orduyu istediğimiz noktaya getirdikten sonra, sağa ve sola gizlediğimiz birlikler yanlardan düşmana karşı hızla ilerlemeye başlar. Bu taktik birçok büyük savaşın kazanılmasında etkili olmuştur. Evet gençler, ders bu kadardı.

Albert, Sofia'yı arar fakat bulamaz. Bundan sonra Arthur'u bulmak ister ve bulur.

Albert: Selam Arthur, nasılsın?

Arthur: Selam Albert, senden ne haber?

Albert: Benden de iyi. Öğle arasını geçireceğin biri var mı?

Arthur: Yok, neden?

Albert: O zaman beraber takılalım mı?

Arthur: Bilemiyorum.

Albert: Peki, öyleyse görüşürüz.

Der ve Albert oradan ayrılır.

Albert, uzun zamandır ilk kez öğle arasını yalnız geçirmektedir. Okulda boş boş gezinirken aklına ailesiyle geçirdiği onca zaman gelir. Albert küçükken çok yaramaz bir çocuktur, derslerinde kötüdür; kısacası ailenin "utanç kaynağı" sayılır. Ama buna rağmen ailesi ne krallığı ne de dedikoduları umursamış, Albert'i sonuna kadar savunmuştur. Hatta bir gün Albert, kılıç düellosunda Otranto Krallığı veliahtı Edgar'a yenilmiş ve okulda alay konusu olmuştur. Buna rağmen ailesi onu desteklemiştir. Bir sonraki düelloda Albert yine yenilir, fakat bu sefer gururludur — çünkü Edgar'ı çok zorlamış, hatta burnunu kanatmıştır. O akşam tüm aile birbirine sımsıkı sarılmış, Albert'e moral verilmiştir. Albert bunları düşünürken ders zili çalar ve sınıfa gider.

Ders Thundria Tarihi'dir. Albert bu derste yeni konular öğrendiği için ilgilidir; kendi sırasına oturur ve Profesör Brian'ın gelmesini bekler. Profesör Brian içeri girer ve konuşmaya başlar.

Profesör Brian: Tünaydın gençler. Bugünkü dersimizde size Syque Krallığı'nı anlatacağım.

"Syque Krallığı, Spinda Doster tarafından 854 yılında kurulmuştur. Syque Krallığı, Syqu ırkının ilk ve tek krallığıdır. 1052 yılından beri Thundria Barış Birliği kapsamında iki krallıkla güçlü bir ittifak içindedir. Bu topraklarda eskiden iki krallık daha vardı: Valon Krallığı ve Antoria Krallığı. Antoria Krallığı, Syque Krallığı ile Otranto Krallığı arasında bölüşüldü; Valon Krallığı'nı ise tamamen Syque Krallığı ele geçirdi. Syque Krallığı, casusluk konusunda Thundria'da bir numaradır..."

Albert uykuya dalar.

Rüyasında yine ailesiyle yaşadığı güzel anıları hatırlar; belki de içi ısınmış, yeniden o anılara dönmek istemiştir.

Ailesiyle Noel'de yaptıkları kutlama gelir aklına. Rose Krallığı'nda Noeller hep ışıklı, eğlenceli ve en önemlisi mutlu geçer; bu da onlardan biridir. Albert ve ailesi bir Noel pastası yaparlar, fakat Albert "Ben bunun daha iyisini tek başıma da yaparım." der. Babası da "Senin hünerlerini görelim bir de." der. Albert pasta yapmaya çalışır ama tam bir hezimettir; o gün kahkahalar eşliğinde biter.

Albert bir anı daha görür: bu anıdan sonra babasına özenmeye başlamıştır. Babasıyla kılıç düellosu yaparlar; babası yenilmiş gibi yapar, sonra küçük Albert'i kucağına alıp uçuruyormuş gibi oynatır. Derken, veliaht olan amcası, babasına krallık hakkında bir düello teklif eder. Babasının yüzündeki neşe bir anda sinirli bir ifadeye dönüşür. İstemese de kabul etmek zorunda kalır. Amcası, asıl veliaht olmak için yanına bir şahit de getirir ve ikisi arenaya geçer.

Amcası Ryan saldırıya başlar, babası da karşılık verir. Kılıç sesleri şehrin bir ucundan bir ucuna duyulur. Babası, kardeşi Ryan'ın kılıcını havaya uçurur; onu hâlâ sevdiği için:

Peros (Babası): Ryan, yenildin artık. Burada bırakalım.

Der ve küçük Albert'e doğru yürümeye başlar. Bu sırada amcası Ryan kılıcına doğru koşar, onu eline alır, babasının üstüne atılır, onu tutar ve boğazına kılıç dayar.

Peros (Babası): Dur! Ryan, ne yapıyorsun? Beni gerçekten öldürecek misin?

Ryan (Amcası): O taht benim hakkım. Benimle taht arasındaki tek engel sensin, seni ortadan kaldırmam gerek.

Peros (Babası): Dur, tamam, taht senin olsun.

Ryan (Amcası): Sana inanacağımı mı sanıyorsun?

Küçük Albert, babasının tehlikede olduğunu anlar. Kılıç ona ağır gelse de babasına yardım etmek için buna katlanır ve amcası Ryan'ın bacağına kılıcı saplar. Acıyla Ryan, babasını elinden kaçırır; babası hemen kılıcını kavrar. Düello yeniden başlamıştır, fakat bu sefer kaybeden yaşama hakkını da kaybedecektir.

Ryan ani bir hamleyle Peros'un dengesini bozdu, kılıçlar tekrar çarpıştı. İki kardeş alın alına gelmişti. Nefesleri birbirine karışıyor, geçmişte yaşadıkları güzel anılar gözlerinde yanıp sönüyordu.

Peros: Taht uğruna öz abini öldürecek, yeğenini yetim bırakacak kadar düştün mü gerçekten?

Ryan bir an duraksar, sadece bir an. Peros, istemese de Ryan'ın bu duraksamasını değerlendirir ve dizini kaldırarak onun kesilmiş bacağına sertçe vurur. Ryan sendeler ve kılıcını düşürür. Peros kılıcını kaldırır; elleri titriyordur.

Ryan yere çökmüş hâlde başını kaldırır ve sırıtarak:

Ryan: Yapamayacaksın. Sen bunu yapacak kadar cesur değilsin.

Peros'un yüzü sertleşir.

Peros: Haklısın. Eskiden yapamazdım.

Der ve kılıcı sertçe indirir.

Ryan'ın bedeni yere yığıldığında şehir sessizliğe gömülür. Kılıç sesleri kesilir. Savaş bitmiştir ama geride kazanan yoktur.

Albert koşarak babasına sarılır. Peros dizlerinin üstüne çöker, kılıcını bırakır. Ellerinde kan vardır. Peros, oğlunun başını göğsüne bastırır.

Peros: Bunu görmek zorunda kalmamalıydın...

Albert bu anıyı hatırlamamak üzere aklından silmiştir, ama neden yine hatırlar ki? Bunları düşünürken:

Profesör Brian: Albert! Albert! Uyan, ders bitti.

Albert: Üzgünüm Profesör, uyuyakalmışım.

Profesör Brian: Sorun değil Albert. Her insanın başına gelebilecek şeyler bunlar fakat evde dersi tekrar etmeyi unutma.

Albert dışarı çıkar; bahçede Komutan Gerrard'ı, uşak George'u ve Komutan Gerrard'ın askerlerini görür ve şaşırır. Yanlarına gider.

Uşak George: Majesteleri, Gül Sarayı'na bir saldırı oldu. Aileniz öldürüldü!

Albert: (telaşla) Ne?! Gerçek mi bu, George?

Uşak George: Bunları burada konuşmanın sırası değil Majesteleri, Gül Sarayı'na gitmemiz gerek, acilen.

Albert: (olayın ciddiyetini anlayarak) Hadi o zaman, ne bekliyoruz?

At arabasına binerler. Yoldayken Komutan Gerrard her şeyi anlatmaya başlar: Albert evde değilken Gül Sarayı, bilinmeyen bir krallık tarafından saldırıya uğramıştır. Tüm ailesi öldürülmüştür. Uşak George oradan kaçabilmiş, ilk iş olarak Komutan Gerrard'a ve askerlerine Prens Albert'i korumaları gerektiğini bildirmiştir.

Sonunda Gül Sarayı'na ulaşırlar. Askerlerin korumasında içeri giren Albert, ailesinin cansız bedenlerini görür ve öfkeden gözü başka bir şey görmez olur. Komutan Gerrard, Albert'e destek olmak için konuşur.

Komutan Gerrard: Albert, bu acını anlıyorum, fakat sakin olmalısın.

Albert: Gerrard, şu anda benden sakin olmamı mı bekliyorsunuz? Ailem, ben yokken öldürüldü. O sırada ben de orada olsaydım şu anda ölmüştüm ve Rose soyu yok olmuştu.

Komutan Gerrard: Biz senin yanındayız. Bu olaydan hep beraber kurtulacağız, senden bu süreçte sadece sakin olmanı bekliyorum. Evi araştırmaları için Syqu'ların bölgeye gelmesini bildirdik, sen canını sıkma.

Albert: Derhal bunun sorumlusu bulunsun, onlara cehennemi tattıracağım.

Der. Albert o kadar sinirlidir ki her yeri yıkıp döker. Böyle birkaç saat geçer ve Albert sakinleşir. O sakinleşirken ev temizlenmiş, krallık Syqu'ları tarafından taranmıştır.

Komutan Gerrard: Albert, ailen öldüğü ve başka bir varis bulunmadığı için şu andan itibaren Rose Krallığı'nın kralı sizsiniz. Bu kadar büyük bir yükü üstlenmeniz gerektiği için gerçekten üzgünüm.

Albert: Benim normalde okula gidip yeni bilgiler öğrenmem gerekirdi, fakat ben kral tahtına oturacağım öyle mi?!

Komutan Gerrard: Üzgünüm Majesteleri fakat artık uyumanız gerek. Saat geç oldu, yarın birçok işle uğraşacaksınız. Gece boyunca ben ve askerlerim tarafından korunacaksınız, korkmanıza gerek yok.

Albert: Sanırım yapabilecek daha iyi bir işim yok tamam uyuyacağım.

Haka şok içinbde olduğu için ağlayarak şaşkın şakın üstünü değiştirir yatağına uzanır bir kaç saat ağlar ve sonunda uykuya dalar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.