İçeriğe geç

Thundria

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Thundria

Bölüm 1

Bölüm 1 - Barışın Prensi

Albert yatağından kalkar, üstünü giyer, dişlerini fırçalar ve odasından çıkar. Albert, Rose Krallığı'nın varisidir. Babası I. Peros'tur. Albert yemek masasına doğru yol alırken aklında dünya refahını nasıl sağlayabileceğini düşünür, fakat bir cevap bulamadan masaya varır ve oturur. Herkes oradadır.

Babası: Albert, Cyrontio Krallığı'na barış konferansı için gitmek istediğini söylemişsin?!

Albert: Evet Kralım, bu doğru. Rose Krallığı'nın ana amacı dünyaya barış getirmek olmalı ve bunu hiç savaş yapmadan başarmamız gerekir. Tıpkı büyük atam Kral Lornian gibi.

Babası: Görüşüne katılıyorum, fakat daha reşit bile değilsin. Ayrıca oraya gitmen çok tehlikeli. Bunu aklından sil ve bu konuyu bir daha açma.

Albert: Tamam Kralım, ama reşit olduğumda ilk yapacağım şey bu olacak, bunu bilin.

Der ve herkes yemeğe başlar.

Yemekten sonra Albert şövalye kışlasına gider. Burası üstün Rose şövalyelerinin eğitildiği yerdir. Burada

Komutan Gerrard tarafından o da eğitim görür.

Komutan Gerrard: Albert, yine mi yenilmek için geldin? Albert: Bu sefer her şey farklı olacak Komutanım. Komutan Gerrard: Göreceğiz Albert, her geçen gün gelişiyorsun.

Der ve kılıç düellosu başlar.

Albert hızlı ve zarif hareketlerle Komutan Gerrard'a saldırmaya başlar. Komutan Gerrard hepsini savurur; bunları yaparken Albert'in fırsat vermesini beklemektedir. Ve bingo, Albert bir fırsat verir. Komutan Gerrard fırsatı değerlendirir, fakat Albert inanılmaz bir şekilde bunu savuşturur. Albert daha ne olduğunu anlamadan gözüne kum gelir. Ama Albert bunun olacağını zaten biliyordur; gözüne kum gelmiş gibi yapar, fakat aslında her şeyi görüyordur. Komutan Gerrard tam bitirecekken kılıcını savurur ve ilk defa Albert, Komutan Gerrard'ı yener.

Komutan Gerrard: Aferin, sonunda beni yenebildin. İlk ve son galibiyetini aldın.

Albert: Kusura bakmayın Komutanım, fakat kum atma hareketini bırakmalısınız artık; ne yapacağınızı bilebiliyorum, sayısız düello yaptık.

Komutan Gerrard: Yarın o zaman sana gerçek yeteneklerimi göstereyim. Albert: Bunu yaparsanız çok makbul geçer Komutanım.

Der ve oradan mutlu bir şekilde ayrılır.

Buradan okuluna doğru yol alır ve okula varır. Okulda Kisoto Leydisi'yle, yani nişanlısı Sofia'yla karşılaşır. Sofia sevecen, saygılı, zeki bir kızdır ve Albert onu gerçekten sevmektedir.

Sofia: Selam Albert, nasılsın?

Albert: İyi Sofia, sen nasılsın? Bugün yine ışıl ışıl ve her zamanki gibi güzelsin.

Sofia: Teşekkürler, sen de her zamanki gibi yakışıklısın. Sınıfa kadar bana eşlik eder misin?

Albert: Tabii ki, seve seve eşlik ederim.

Ve sınıfa varırlar.

Sofia: Ders Thundria Tarihi, benim çok sevdiğim derslerden. Peki senin için nasıl Albert?

Albert: Öyle mi? Senin sevdiğin bir şeyi benim sevmeme gibi bir ihtimal yok Sofia.

Sofia: (yüzü kızarır) Ö-öyle mi, teşekkürler Albert.

Ayak sesleri duyulur, Profesör Brian sınıfa girer.

Profesör Brian: Günaydın genç adalet gülleri. Bugün Arkhavel, Mor-Kael ve Groronko'nun kuruluşunu işleyeceğim. Dersi iyi dinlemeyi unutmayın, bu konu önemli.

Profesör Brian dersi anlatmaya başlar:

"Groronko kurulmadan önce bu topraklarda Ferdinoris Krallığı hüküm sürmekteydi. Ferdinoris Krallığı ilk kurulduğu dönemde Grokonlar ve insanlar iç içe yaşarlardı, fakat zamanla halk, Grokonları yalnızca savaşta kullanılan silahlar olarak görmeye başladı. Grokonlar bu durumdan hoşnut değildi. Bu düzene ilk 'dur' diyen kişi Arkhavel Mor-Kael'dir. Halkını kurtuluşa inandırmak için bir gazete kurdu; burada yalnızca halkının anlayacağı şekilde gizli mesajlarla halkını örgütledi. Örgütleme planından sonra Ferdinoris cephaneliğine bir saldırı düzenlendi. Zaten Ferdinoris'in ordu yükünü Grokonlar taşıyordu, bu yüzden insan teçhizatları yerine kendi teçhizatlarını ele geçirmiş oldular. Başarılı bir saldırıdan sonra yavaş yavaş birçok cephaneliğe saldırı düzenlediler. Kurtuluş için son bir adım kalmıştı: kurtuluş savaşını başlatmak. Urbanik şehrinden başlayan savaş, Grokonların şeytan güçleriyle hızla bitti; fakat Grokonlar belli etmeseler de çok fazla kayıp vermişlerdi. Bu yüzden bir anlaşma yapıldı ve Ferdinoris yalnızca toprak kaybı yaşamış oldu. Savaştan sonra Groronko kuruldu; ideolojisi cumhuriyet olarak belirlendi. Kuruluştan üç ay sonra, Gül Mevsimi'nin başlangıcıyla ilk seçimler yapıldı. Yüzde 99,8 oyla seçilen kral Arkhavel Mor-Kael'dir.

Arkhavel Mor-Kael ilk önce eğitim sistemini değiştirdi, eğitim reformları yaptı. Mor-Kael'e göre bir devletin en önemli unsuru eğitimdi; bilgili bir milleti kimse yenemezdi. Bana göre haklıydı da, ama Mor-Kael şunu unutmuştu: yozlaşma denen bir gerçek vardı.

Eğitim reformundan sonra ekonomik reformlar yaptı. Bulundukları bölge kaynak açısından zengindi; bu kaynakları işleyecek cihazlar yaptırıp dünyaya işlenmiş olarak satmaya başladı, ayrıca üretim artsın diye fabrikalar açtı. Bundan sonra adalet sistemine reformlar yaptı ve bir anayasa yayımladı.

Ta ki şüpheli bir şekilde ölene kadar. Kimine göre boğularak, kimine göre zehirlenerek, kimine göre intihar ederek öldü. Bana sorarsanız, çocukları uyurken boğularak suikaste uğradı."

Profesör Brian: Bu konuda konuşmak isteyen var mı?

(Albert parmak kaldırır.)

Profesör Brian: Evet Albert, seni dinleyelim.

Albert: Teşekkürler Profesör. Madem Mor-Kael bu kadar önemli bir kraldı, neden kendi ırkı tarafından suikaste uğradı ki?

Profesör Brian: Kendi ırkını umursamadan, sadece ceplerine girecek parayı düşünen kişiler tarafından suikaste uğradı. Sen Albert, ne kadar iyi bir kral olsan da cebini düşünen soyluların önüne geçemezsin; fakat onlarla mücadele edebilirsin.

Albert: Anladım Profesör. Peki Mor-Kael neden ırkından çok cebini düşünen soylularla mücadele etmedi? Profesör Brian: Bilemiyorum. Ama benim düşünceme göre onlara güvendi, ve bu onun sonu oldu.

Der ve zil çalmaya başlar.

Sofia: Çok iyi konuştun Albert, tebrik ederim.

Albert: Teşekkürler Sofia. Sanırım öğle arasına girdik, tatlı yemeye gidelim mi beraber?

Sofia: Olur Albert.

Der ve gülümser. Albert ve Sofia en sevdikleri tatlıcıya doğru giderler. Yolda Albert bu soyluları nasıl yenebileceğini düşünmektedir; Sofia bunu fark eder.

Sofia: Hey Albert, bu kadar ciddi bir şekilde ne düşünüyorsun?

Albert: Bu soyluları nasıl yenebileceğimi düşünüyorum.

Sofia: Merak etme Albert, ikimiz bu soyluların üstesinden gelebiliriz. Ben her zaman senin yanındayım.

Albert: Teşekkürler Sofia, seninle her şeyin üstesinden gelebilirim.

Derken tatlıcıya varırlar. Thundria'nın en iyi tatlılarını burası yapıyordur. Aslında Albert tatlıyı fazla seven biri değildir, ama Sofia tatlı düşkünü olduğu için o da sevmektedir.

Albert ve Sofia: Selam Alex, bize her zamanki tatlıdan yapar mısın?

Alex: Tabii ki.

Tatlıları hazırlayıp servis eder.

Sofia: (bir kaşık alır, gözleri parıldar) Buranın tatlılarını çok seviyorum.

Albert: Belli oluyor Sofia.

Tatlılarını yerler ve okula doğru gitmeye başlarlar. Albert'in beyaz saçları ile Sofia'nın pembe saçları rüzgârda dalgalanmaya başlar.

Albert: Saçların çok güzel dalgalanıyor.

Sofia: Aynı şekilde seninkiler de öyle Albert.

Sofia, Albert'in elini tutar.

Sonunda okula varırlar. Ders saldırı sanatlarıdır; Albert bu derste inanılmaz iyidir, aslında her derste iyidir. Sofia bu derse katılmamaktadır, çünkü Sofia bir Kison olduğu için sihir sanatları dersine girmektedir.

Profesör Vincent: Selam gençler, nasılsınız bakalım?

Öğrenciler: İyiyiz Profesör.

Profesör Vincent: Hadi herkes partnerlere dağılsın bakalım.

Albert düşünür; kimi partner olarak alabilirdi ki? Tüm kızlar onunla partner olmak için sıraya dizilmiştir, fakat hepsini reddeder. Dikkatini arkadaki en sessiz kişi çeker: Arthur. Arthur, en güçlü kraliyet ailelerinden birinden gelmektedir; bu kraliyet ailesi, Turcai Krallığı'nın kurucu ailesi Kirazos'tur. Albert, Turcai Krallığı'nın varisinin kılıç kullanmasını iyi bildiğini varsayarak onunla partner olmayı düşünür ve yanına gider.

Albert: Selam Arthur, bir partner bulabildin mi? Eğer bulamadıysan, ben de boşum; benimle partner olmak ister misin?

Arthur: Selam Albert, benim de bir partnerim yok. Aslında partner olabiliriz.

Albert: Tamam o zaman.

Der ve ikisi de hazırlıklarını yaparlar.

Saldırıya ilk Albert başlar; zarif kılıç hareketleriyle Arthur'u fırsat vermeye zorlar, fakat Arthur, en güçlü orduya sahip insan kraliyetinin veliahtlarından biridir ve bu kadar kolay yenilmek gibi bir derdi yoktur. Albert rakibinin bir fırsat vermesini beklerken, fırsat veren kişi kendisi olur. Arthur, tıpkı Komutan Gerrard gibi, Albert'in gözüne kum fırlatır, fakat Albert buna dayanıklıdır. Aynı kılıç tarzını sandığı için onu gizlice indirmeyi hedefler, fakat onu hiçbir yerde bulamaz — çünkü Arthur aslında Albert'in arkasındadır. Albert onu ararken Arthur ayağını kaydırır ve Albert'i düşürerek onu kolayca mağlup eder.

Profesör Vincent bile şaşırır, çünkü okuldaki en iyi kılıç kullanan öğrenci Albert'tir.

Profesör Vincent: Arthur, tebrik ederim, harika savaştın. Böyle savaşabilirken neden yeteneğini şimdiye kadar göstermedin?

Arthur: Benim derecemde bir rakip yoktu, ben de gerçek gücümü kullanmadan savaşırdım hep. Ama Albert gerçekten dişli bir rakipti, ben de her şeyimi vererek savaştım.

Profesör Vincent: Anladım. Lütfen bundan sonra her savaşta her şeyini göster Arthur.

Arthur: Anladım Profesör.

Albert: Gerçekten iyi savaştın, tebrik ederim. Bu kum atma yöntemini nereden biliyorsun?

Arthur: Turcai Krallığı'nda ilk önce bu teknik öğretilir; rakibini savaştan eksiltmek amaçlıdır. Fakat sen sanki buna dayanıklıydın, gözlerin kapanmış gibi yaptın beni yanıltmak için; ben de arkana geçtim, planını anlayarak. Albert: Anladım Arthur, senden çok şey öğrendim bugün. Bir dahakine ben yeneceğim, emin ol.

Arthur: Bir dahaki kapışmamız için can atıyorum.

Der ve zil çalmaya başlar. Arthur üstünü siler, Albert de Sofia'nın yanına, Arthur'la yakın arkadaş olduklarını ve yaşananları anlatmaya gider.

Sofia: Albert, ne bu acelen?

Albert: Hiç, sadece saldırı sanatları dersinde rakibim Arthur'du ve beni yendi. Ondan çok şey öğrendim ve yakın arkadaş olduk.

Sofia: Senin adına çok sevindim. Okul bitti değil mi, yarın görüşürüz.

Albert: Görüşürüz Sofia, sensiz sıkılacağım ama yarın yine görüşebileceğiz.

Sofia: (utanır) Teşekkürler Albert.

Albert'i Rose ailesinin uşağı George almaya gelir. George elli üç yaşındadır ve uzun yıllardır Rose ailesine hizmet etmektedir.

Albert eve varır ve Thundria siyasi haritasını gözden geçirirken gözüne bir krallık dikkat çeker: Dyingnos Krallığı. Bu krallık dış dünyada hiç konuşulmaz. Adalet var mıdır, saldırgan mıdır, bilinmez bir krallıktır.

Bunu düşünürken Albert, akşam yemeği saatinin geldiğini fark eder. Yemek masasına doğru gider, herkes oradadır. Albert sandalyesine oturur ve babasına bir soru sorar.

Albert: Kralım, Dyingnos Krallığı hakkında neler biliyorsunuz? Haritaya bir göz gezdirdim; dünyada hiç sesi soluğu çıkmayan bir yer. Ülkede adalet var mı yok mu, bilmiyoruz.

Babası: Nereden çıktı birden bire bu neyse Dyingnos Krallığı hakkında çok bir bildiğimiz yok. Yemekte bu konuyu konuşmayalım, yemekten sonra odama gel.

Der ve herkes yemeğe başlar. Yemek yenmiştir, Albert ellerini yıkar ve babasının odasına gider.

Babası: Selam Albert, yemekte bahsettiğin konu için mi geldin?

Albert: Evet Kralım. Dyingnos Krallığı dediğim gibi gözüme battı.

Babası: Dyingnos Krallığı, duyduğuma göre zenginlerin üstün tutulduğu bir yermiş, fakat halkı mutlu gibi görünüyordu. Senin yaşlarındayken oraya gitmiştim; benim gittiğim dönemde bir devrim yapılmaya çalışılmış, fakat halk bunu durdurmuş — tabii bana anlatılana göre.

Albert: Anladım Kralım. Peki yakın zamanda oraya ben de gidebilir miyim? Size bir rapor hazırlarım belki de. Babası: Yine mi bu konu? Şu anlık bunu aklından çıkar, fakat belki bir ara yeniden düşünebilirim.

Der ve Albert odasına geri döner.

Albert, George'dan mektuplarını getirmesini ister. George hızlıca mektupları getirir. Albert ilk mektubu açar; halktan bir çocuğun kendisini çok sevdiğinden, onu idol olarak gördüğünden bahseder. İkinci mektupta bir aşk teklifi vardır, Albert bunu doğrudan çöpe atar. Üçüncü mektup, Cyrontio Krallığı'nın önemli ailelerinden Velmoris ailesinden gelmiştir. Bu mektup Albert'in dikkatini çeker; mektubu alıp okumaya başlar.

Rose Krallığı Veliahtı Prens Albert'e,
Ben, Velmoris Hanesi'nin oğlu Nestor, bu satırları yalnızca bir asilzade olarak değil, halkının yükünü omuzlarında taşıyan bir adam olarak yazıyorum.
Krallığım dışarıdan güçlü, içeriden ise yıpranmış durumdadır. Saraylar ayakta, hazineler dolu olabilir; fakat halkımın yüzünde umut giderek silinmektedir. Yozlaşma, yönetimin birçok katmanına işlemiş, adalet ise olması gerektiği kadar güçlü hissedilmez hâle gelmiştir.
Velmoris Hanesi, krallığımın en kudretli ailelerinden biridir. Ailem, krallığın içinde bulunduğu durumun farkındadır ve değişim isteğimi desteklemektedir. Sahip olduğumuz güç ve nüfuz, bu düzenin iyileştirilmesi için kullanılmak istenmektedir. Ancak bu ölçekte bir değişimin dikkatle ve doğru yönlendirmeyle yapılması gerektiğini hepimiz biliyoruz.
Bu yüzden size yazıyorum, Prens Albert. Rose Krallığı'nın adalet anlayışı ve sizin sergilediğiniz yönetim tarzı, sınırlarımızın ötesinde dahi saygıyla anılmaktadır. Sizden açık bir müdahale değil; deneyiminiz, görüşleriniz ve yol gösterici desteğiniz talep edilmektedir.
Eğer bu düzen değişecekse, Velmoris Hanesi sorumluluk almaya hazırdır. Amacımız, krallığımızın yeniden güven ve istikrar kazanmasıdır.
Cevabınızı saygıyla bekliyorum.
Velmoris Hanesi'nden, Nestor

Mektupta bunlar yazılıdır.

Albert bu mektuptan etkilenir ve ismi geçen Nestor'a bir mektup yollamak ister. Bunu önce Sofia'ya anlatıp ona göre hareket etmek istediği için mektup yazmayı yarına bırakmaya karar verir. Albert masadan kalkar, dolabına doğru gider, pijamasını giyer, yatağına uzanır ve uykuya dalar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.