İçeriğe geç

Throne and Sword (Lee Know)

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Throne and Sword (Lee Know)

Bölüm 1

1. Bölüm

Selamlar! Bu benim ilk hikayem. Oy verip, fikirlerinizi ve yorumlarınızı yazarsanız, sevinirim💫 ‼️BAŞLAMADAN ÖNCE OKUYUNUZ‼️ Bu hikâyeyi sadece bir saray draması yazmak için yazmadım. Bu, içindeki kargaşa, ailesinin susturduğu ses ve toplum tarafından dayatılan rolle birlikte güçlü görünmek zorunda kalan bir kızın mücadelesi. Shin Yerim - babasının evinde bir "kız", orduda bir "savaşçı" ve toplumda bir "rezil, erkek gibi" olarak görülüyor. Ama bu isimlerin hiçbirini tam olarak benimsemiyor. Çünkü önce kendini anlamaya çalışıyor. Bunların arasında, bir de yolu hiç bir zaman içinde hissetmediği, ona tamamen yabancı olan bir hiss-aşk ile kesişiyor.. Bu hikâyede bir kadının sesini duyacaksınız - kurallara uymayan, ama kendisi olmaktan vazgeçmeyen bir kadının. .______________________________________ 06.08.2025 •1700-ler• Joseon Krallığı'nda sonbahar sessizdi. Sarı yapraklar saray avlusunda uçuşuyordu ve rüzgârın getirdiği serinlik büyüleyiciydi. Ancak bu sessizlik uzun sürmeyecekti. Çünkü saraya haber ulaşmıştı: savaş zaferle sona ermişti. Güney sınırlarında aylarca süren savaş, sonunda krallığın zaferiyle sonuçlanmıştı.Ordunun başında ünlü general Shin Jongwoo ve kızı Shin Yerim vardı. Yerim, genç yaşına rağmen, orduya üçüncü kez savaşta liderlik ediyordu. Ve önceki seferlerde olduğu gibi, bu sefer de zaferi getirdi.Krallık onu tanıyordu ama sevmiyordu.Ama Yerim hiç birini umursamıyordu, tek odaklandığı şey görevini başarıyla devam ettirmek ve krallığı korumaktı. Çocukluğundan beri hayâliydi, babası gibi orduda hizmet etmek, savaşmak, insanları korumak ve her zaman 'cesur bir kahraman' olarak anılmak istiyordu. Tüm hayâlini gerçekleştirmişti, bir tek sonuncusu dışında. Krallıktaki insanların çoğu dargörüşlüydü, bu yüzden onu bu şekilde kabul etmeleri zordu. Kısa saçları, sert bakışları ve "hanımefendiye yakışmayan" tavırları, aristokrat kadınların beklentilerini yerle bir ediyordu. Saraydaki çalışanlar veya krallıktaki kadınların dedikoduları uzun zamandır insanlar içinde yayılmıştı. "Hiç kadın gibi değil. Çok sert ve kaba." "Duyduğuma göre, askerlerle geceliyormuş." "Örgü bile saklamıyor, saçını kesip erkek gibi dolaşıyor ortalıklarda." "Annesi hayatta olsaydı, böyle yetişmezdi." "Generalin kızı diye göklere çıkardılar bu erkek fatmayı." Savaş yeni bitmişti. Üssü ve ordudaki askerleri, bir çok şeyi yeniden düzene soktuktan üç gün sonra, Yerim kasabaya dönüyordu. Siyah atının üzerindeydi ve atı kasabaya doğru sürüyordu. Babası-General Shin ondan önce, daha savaş bitmeden eve dönmek zorunda kalmıştı, çünkü Yerim'in üvey annesi hastalanmıştı. General Shin zaten üsste idi, bu yüzden eve dönmesine izin verilmişti. Bir süredir de, babası ondan haber alamamıştı, savaş çok kızgınken. Bugün Yerim'i evde babası, üvey annesi ve en yakın arkadaşı Hae-na onu karşılayacaktı. Bu akşam kasaba meydanında bir şenlik olacağı belliydi, haber saraya çoktan varmıştı. Savaş yeni bitmesine rağmen, bir kutlama yapılacaktı. Bu yüzden bazı insanlar hazırlıklara ve süslemelere devam ediyordu. Bir kaç dakika sonra, Yerim evine vardı. Ev orta büyüklükte ve iki katlı, ama rahat bir evdi. Küçük bir bahçesi vardı, bahçe yeşillikti. Bahçenin bir köşesinde küçük bir sebze tarlası, diğer köşesinde de iki-üç tane meyve ağacı vardı. Ağaçlardan birisinin de altında bir masa ve oturaklar vardı. Gayet şirin ve iyi görünüyordu. Yerim bahçeye girince, atı durdurdu ve attan indi. Bahçe kapısını kapattı, atı da bahçedeki ağaçların birine bağladı. Sonra, kapıya yaklaştı ve açıp içeri girecekken, içeriden sesler geldi. Bir an durakladı ve dinledi. "Savaş bitti. Bu kız hâlâ ölmedi mi?"-üvey annesinin sesiydi. Hiç de hasta gibi çıkmıyordu. Muhtemelen iyileşmişti. "Saçmalama, Eun! Ne diyorsun sen?!"-babası bağırdı. "Ne dediğimi gayet iyi duydun, Jongwoo! Kızın hakkında çıkan dedi-kodulardan haberin yok, sanırım!" "Ne dedi-kodusu? Neyden bahsediyorsun sen?!" "Ah tabii, senin haberin yok, buralarda değildin çünkü! Bu kız ailemizi rezil etti! O orduya katıldığından beri, arkasından söylenmeyen kalmadı!" Ne diyordu bu kadın?! Ne dedi-koduları. Alt tarafı erkek gibi olduğu hakkında konuşmuşlardır. "Erkeksi tavırları, kaba olması yanı sıra ne diyorlar, biliyor musun?! Askerlerle geceliyormuş, üsste içiyormuş ve daha da kötüleri. Kim bilir gerçektir bunlar bird-.." Kadının sözü yarım kesilmişti, tokat sesi üzerine. Yerim'in gözleri büyüdü. Babası ilk defa bir kadına el kaldırmıştı. "Bir daha kızım hakkında böyle konuşursan, seni burada bir dakika bile tutmam, haberin olsun, kadın."-babası bu kez daha sakin ses tonuyla söyledi. Ama haklıydı, bunlar ne biçim iğrenç sözlerdi böyle?! Başkaları için dedi-kodu yapmak, başkasının arkasından sallamak kolaydı ne de olsa. Yerim'in hiç aklına gelmezdi, kendisi hakkında böyle konuşulduğu. Sadece tavırları ve karakteri hakkında konuşulduğunu sanıp, şimdiye kadar görmezden gelmişti. Ama arkada daha fazla şeyler söyleniyormuş.. Düşüncelerden sıyrılıp, kendine geldi. İçeride olay daha fazla büyümeden, Yerim kapı kolunu indirdi ve ses üzerine, içerideki sesler kesildi. Babası ve üvey annesi dönüp kapıya baktıklarında, ikisinin de gözleri büyüdü. "Kızım!"-dedi babası ve hemen gelip ona sarıldı.Yerim de kollarını babasının boynuna doladı ve hâlâ küçüklüğündeki gibi ona parlayan gözleriyle baktı. Bir süre öyle kaldıktan sonra, geri çekildiler. "Yaralanmadın, değil mi?" "Hayır, iyiyim."-dedi, sakin ve düz sesiyle, gözleri üvey annesine kayarken.Olanları duymanış gibi, belli etmemeye çalışsa da, sinirleri bozuluyordu. "Ah, Yerim. Hoşgeldin."-üvey annesi sahte bir gülümsemeyle dedi.Yerim ise, ona boş boş bakmaya devam etti :"Oyunculuğa gerek yok, Bayan Eun."-kendisine engel olamadı ve bu sözler ağzından çıkı verdi. Eun'un sahte gülümsemesi bir anda silindi ve yerini sinirlenmiş bir ifade aldı. "Yaşadığını bilmiyordum, Yerim." "Bildiğiniz bir şey yok zaten."-Yerim dedi ve üst kata odasına çıktı.... Üstünü değişip, daha rahat bir hanbok giyinmişti. Aşağı indi, babası bahçede ocak yakmıştı ve üstünde et kızartıyordu. Eun ise isteksizce bahçedeki masaya oturmuş, sebze doğruyordu. Yerim bahçeye çıktı ve babasının yanında durdu, yüzünde mutlu bir gülümseme vardı: "Lezzetli yemeklerinden yemek için çok heyecanlıyım, babacığım." Babası gülümsedi ve yeniden ocağa döndü: "Yeter ki, sen iste, kızım. Ben her zaman yaparım. Bu arada, arkadaşın neden gelmedi?" Yerim omuzlarını silkti: "Bilmem, şimdi gelir heral-.." Demesine kalmadan, bahçe kapısı açıldı. Arkadaşı Hae-na içeri girdi. Ardından da bir adam ve bir kadın. Babası ve annesi de gelmişti. Yerim ona doğru koştu, ikisi de sarıldı. "Seni çok özlemişim!"- Hae-na dedi gülümseyerek ve gözleri dolarak. "Ben de özledim, canım!"-Yerim ona sımsıkı sarılmıştı. Sonra, geri çekildiler. Yerim, Hae-na'nın anne ve babasına baktı, hafifçe eğilip, saygılı şekilde onları selamladı :"Hoşgeldiniz, bay ve bayan Jang." "Hoşbulduk." "Seni sapasağlam görmek çok güzel." Aileler selamlaştı. Sonra, yemek pişti ve hepsi masa başına oturdu. Yemeye başladılar. "Akşamki şenliğe geleceksiniz, heralde?"-Bayan Jang sordu. "Hayır, ne işimiz var bizim orada."-Eun dedi, sahte bir gülümsemeyle, sinirli ifadesini saklamaya çalışırken. "Ama neden? Zaten şenliğin esas sebeplerinden birisi Yerim ve General Shin."- Hae-na sordu. "Geleceğiz, Hae-na."-Yerim dedi ve arkadaşına bir bakış attı, Eun'u dinlememesi için. "Peki kimden izin alıyorsun, küçük hanım?"-Eun dedi. "Birinden izin almama gerek yok, Bayan Eun. Reşit ve yetişkin bir bireyim. Ama illa birinden izin almam gerekecekse, babam."-cevabını hiç düşünmeden verdi, Yerim. Hae-na kıkırdamalarını geri tutmaya çalışıyordu. General Shin ise kızına bir bakış attı, misafirlerin önünde böyle konuşmaması için, ama içinde bir gurur vardı tabii. "Akşam kraliyet ailesi de kasaba meydanında olacak. Önceki şenliklerde olmamışlardı, ama bu seferki büyük bir zafer olduğu için gelecekler."-Bay Jang dedi. "Heralde size madalya falan verilir, Yerim. Koleksiyonuna eklersin!"- Hae-na heyecanla dedi. "Hangi koleksiyondan bahsediyorsun, Hae-na? Benim koleksiyonum mu var?!" "Aman, ne kadar da mütevazidir benim arkadaşım! Bu akşam verecekleri madalyayı da koyarsın işte, taekwondo kemerlerin, ordudan aldığın madalyaların arasına."-göz kırparak söyledi Hae-na. Yerim gözlerini devirdi, nefret ederdi bir şeyi göze sokmaktan. "Nereden biliyorsun madalya vereceklerini?"-Eun söyledi, imâlı imâlı. "Her zaman madalya verilir de ondan. Sadece, öncekilerde Yerim yeni olduğu için verilmemişti. Ama artık bu onun katıldığı üçüncü savaş. Bir madalya verirler heralde."-Bayan Jang dedi, sakin ve nazik ses tonuyla. Sohbet bir süre devam etti. Artık yavaş yavaş akşam yaklaşıyordu. Kasaba meydanındaki hazırlıklar da bitmek üzereydi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.