Bölüm 1: Sebepsiz yere gelen huzursuzluk" Jimin~" babamın seslenişi ile camdan dışarıya bakmayı kesmiş ve mutfağa doğru koşmuştum. "Efendim babacım~" yumuşak sesime karşı mutfağın her yeri şeker kokusu ile dolarken bununla tebessüm etmiştim. "Ablanı da al gel kahvaltı birazdan hazır olur diyecektim" ışıltılı gözlerine bakarken bende tebessüm etmiş ve yanağına kısa bir öpücük bırakmıştım. "Tamam babacığım, ben hemen ablamı alıp geliyorum" mutfaktan çıkmadan önce kokusunu derince içime çekmiş ve evden çıkmıştım. Paçalarıma çamur bulaşmamasına dikkat ederken hızlı adımlarla ormanın yolunu tutmuştum. Ormana yaklaşmam ile kulağıma o bilindik melodi gelirken tebessümümü büyütmüş ve ormanın ortasına doğru yürümeye devam etmiştim. Karşıma küçük çocuklar ve ablam çıkarken uzaktan ne yaptıklarını izlemiştim. "Evet bugünkü dersimiz bitti herhangi birinizin anlamadığı bir şey var mı bakalım?" Çocukların yanakları hafif kızarırken başlarını olumsuz anlamda sallamışlardı. "O zaman~ sizi evlerinize bırakalım tamam mı?" Hepsi birden başını sallarken bu tatlılıklarına dayanamayıp kıkırdamıştım. Ablamın bununla bakışları bana dönerken onlara doğru bir adım atmıştım. "Hoşgeldin güzelliğim bir şey mi oldu?" Başımı olumsuz anlamda sallarken yanına yaklaşmış ve onun yaptığı gibi yakarak çocukları toplu bir halde tutmasına yardım etmiştim. "Hayır bir şey olmadı sadece babam kahvaltıya çağırıyordu" "O zaman önce bu ufaklıkları evlerine bırakalım sonrasına bakarız" bununla kafamı sallamış ve çocukları evlerine bırakmaya başlamıştık. ••• "Öğretmenim" sona kalan omega Spencer konuşurken her zamanki tatlı sesi ile dikkatim hemen onlara çekilmişti. Bir ablama bir de onun elini tutan Spencer'a kaymıştı gözlerim. "Söyle bir tanem" Ablamın sesi ile Spencer'ın yanakları kızarmıştı. Elini utangaçca eğilmesi için işaret ederken benden çekindiğini anlamıştım. "Tabi bir tanem" Omegayı kucağına alması ile minik bacaklarının yorulduğunu anlamam çokta zor olmamıştı. Sonuçta çocuktu üstelik en son evine onu bırakıyorduk. Geldiğimiz evin kapısını yavaşça tıklatırken kapıyı Güler yüzlü Alex amca açmıştı. "Oh geldiniz mi?" Ablam Spencer'ı Alex amcanın kollarına yavaşça bırakırken yanağını sıkmıştı. "Evet, ayrıca Spencer bugün çok uslu durdu. Bir yıldızı hak etti!" Bununla Alex amca tebessüm ederken kafasını sallamıştı. "Peki, teşekkürler Eve. Size iyi günler o zaman" "Size de" ablam ile beraber eve doğru yürürken omzuna vurmuştum. "Çocukların ilk aşkı olmak galiba senin yeteneğin ha?" Bununla göz devirmiş ve elindeki ince kağıtlar ile kafama vurmuştu. "Kafan hep başka yerlerde" bununla omuz silkerken güzel görünen bir çiçek dikkatimi çekmiş ve dikkatlice yerinden koparmıştım. "Eğer çiğ yersen sindirime iyi gelir suyuyla beraber içersen de baş ağrızını ve yorgunluğunu alır" bununla göz devirirken çiçeği yüzüne vurmuştum. "Bu kadar bilgi beynine zarar değil mi sence de?" Bununla ukalaca sırıtırken burnuna değdirdiğim çiçeği elimi tutarak hızla ağzıma sokmuştu. Bununla gözlerim büyürken hemen elini itmiş ve öksürmüştüm. "Beynini geliştirir" Bununla hızla elimi tokat şeklinde sırtına vurmuştum derken benim elim acımıştı. Hayvan gibi sırtı var mübarek! Elime üflediğimi görünce kıkırdamıştı. Bununla daha da sinir olurken adımlarını hızlandırdığını görmüştüm. Arkasından ise bana sinsice göz kırpmıştı. Bununla aklıma girdiğimiz iddia gelmişti. Hızla ben de koşarken o çoktan kapıyı açmış hatta içeri bile girmişti. Bununla hafif sesli bir çığlık atmıştım. Ablam keyifle kıkırdarken babam endişe ile mutfaktan konuşmuştu. "Bir şey mi oldu Jimin'im?" Babamın ince sesi ile omuzlarımı düşürmüş ve yavaşça kulübeye girmiştim. Babam hemen yanıma gelmiş bir elini omuzlarıma koyarken diğer eli ile çenemi okşamıştı. Gözlerimi babamın yeşil gözlerine dikerken hafif sulandırmıştım. Ablam bu yüz ifademi gördüğünde gözleri dehşetle büyümüştü. İşte böyle ortaya getiririm seni! Babamın arkasından yapacağım şeyi tahmin etmiş gibi başını olumsuz anlamda sallarken dudaklarımı büzmüş ve babama belli ettirmeden evet diye kafamı sallamıştım. "Baba ben yine iddiayı kaybettim" Babam konuşmam ile beni kollarına alırken başımı omzuna koymuş ve sinsi bakışlarımı ablama göndermiştim. "Olsun bir tanem ben seni kazanmış sayarım. Ablan gerekirse iki kat hem senin yerine hem de kendi yerine çalışır. alfa değil mi o?!" Ablam bununla isyan edercesine konuşmuştu. "Ama bu haksızlık ben zaten çok çalışıyordum. İddiayı kaybetmeseydi! zaten sadece işimin yarısını ona yaptıracaktım" Babama nemli gözlerimle bakarken o da gözlerini sulandırmıştı. Bununla Zafer gülüşümü takarken sulu gözlerini ablama dikmişti. "Ne yani beni kırıyor ve dediğimi yerine getirmiyor musun Eve?" Bununla ablamın dili tutulurken sırıtmıştım. Ablam babamın gözyaşlarına asla kıyamazdı. Benim de göz yaşlarıma kıyamazdı da, sadece yalandan ağlamama kızardı... "Tamam tamam sizi iki sulu gözlü bebekler bugün hepiniz için daha ağır çalışacağım" bununla babam gözyaşlarını silerken bende onunla beraber silmiştim. Babam ile göz göze gelirken ister istemez kıkırdamaya başlamıştık. Ablam ise bununla gözlerini devirmiş ve masaya oturmuştu. Bizde bununla beraber masaya otururken babamın yine çeşit çeşit reçellerle doldurduğu masaya bakmıştım. "Bugün çok işimiz var ona göre enerjinizi iyi toplayın" bununla kafamı sallarken sütümden yudum almıştım. ••• "Dikkat edin" Biz omegalar olarak tohum ve tahılları toza dönüştürmek ile uğraşırken, diğer yandan alfaların bir kısmı tarlayı diğer kısmı odunları halledecek şekilde çalışıyorduk. Ne yalan söyleyeyim ablamı çalışırken izlemek ayrı bir keyif veriyordu çünkü ister istemez insan onu izledikçe hem gücüne hemde pratikliğine hayran kalıyor gözlerini ondan ayıramıyordu. Hoş bundan etkilenenlerden biri de benim ennnn yakın arkadaşım olan Hoseok'tu. İzlemeye çekinip babama yardım ederken yanaklarının kızarması en keyif aldığım şeylerden biri olabilirdi. Tabi ona bu konuda takılmak daha da büyük bir keyif veriyordu bana. Kazanmış(!) olduğum iddiadan sonra keyfim o kadar yerindeydi ki kelimeler ile anlatamazdım. Alfalar bize göre çok daha fazla ağır çalıştığı için bizden bir buçuk saat erkenden bırakıyorlardı ama bugün alfalar işini bıraktıktan sonra ablam kazandığım iddiadan dolayı bizimle beraber gününü bitirecekti. Eh bende bu durumu hem iyi bir kardeş hem de iyi bir arkadaş olduğumdan fırsata çevirecektim. Düşündükçe o kadar keyifleniyordum ki sanırım olduğum yerde sevinçten zıplayacaktım! "Sende gelsene Jimin-shii niye öyle oturuyorsun" Hoseok'un sesi ile sırıtmıştım. "Çünkü bugün benim yerime benden daha fazla ve hızlı çalışacak biri gelecek" Hoseok etrafa kısa süreli bakmış ve anlamadığını belli eden bakışlarla geri bana dönmüştü. "Ablacığım~ yardıma gelecek çünkü iddiaya girdik ve ben kazandımmmm~" Bunu demem ile yanakları hızla kızarırken başını eğmişti. Bununla kıkırdamış ve annemin yanında yerimi almış ve bir kaç tane daha tohum ayıklamıştım. Birden küt! Diye bir ses gelirken yerimde zıplamıştım, benimle birlikte Hoseok'ta irkilirken bakışlarımızı sesin geldiği yere çevirmiştik. Yine ormandan ihtiyaç için kurumuş bir ağaç indirmişlerdi. ••• Güneş yavaşça batarken alfalar yavaştan ayrılmak için toplanmaya başlamışlardı. Hepsi her zamanki gibi yıkanmak için nehire doğru yol alırken ablamda onlarla beraber gitmişti. Yanımıza gelmesi yaklaştığı için sırıtmış ve alttan alta sinsi bakışlarımla ne olacağından habersiz Hoseok'a bakmıştım. Bakış açıma büyük bir gölgenin girmesi ile başımı kaldırımıştım. Beni ıslak saçları ile birlikte kaslı yapılı ablam karşılamıştı. Bana yorgun gözlerle bakarken Tatlıca tebessüm etmiş ve kendimi düzelterek oturmasını istediğim yeri göstermiştim. Bununla kısa bir göz devirmiş ve gösterdiğim yere hızla oturmuştu. Tabi o zaman fark etmişti kimin yanına oturduğunu. Hoseok dizlerine değen kişi ile irkilirken bakışlarını hızla o tarafa doğru döndürmüştü. Beklediğim an gelirken Hoseok'un ifadesine bakmıştım. Şaşkın gözleri ile kısa bir süre ablamın gözlerine bakmış oradan hemen bakışlarını bana döndürmüştü. Ben ona sinsice gülümserken bunu planladığımı önceden anlamış gibi hemen başını öne eğmişti. Ablam da aynı şekilde önüne dönmüş ve önünde bulunan tohumları hızla ayıklamaya koşulmuştu. Bende bununla beraber hemen diğer tarafımda bulunan babamın omzuna dirseğim ile dokunmuştum. Bakışları beni bulurken gözlerim ile ikiliyi işaret etmiştim. Bununla babam sırıtmış ve başını öne eğerek kafasını 'uslanmazsın' gibisinden sallamıştı. Bende bu yaptığımın keyfi ile tohumları ayıklamaya devam etmiştim. Sağım da annem solumda canım arkadaşım ve onun yanında da canım ablam. Müthiş bir aile olmuştuk kkkkkk. Tohumları ayıklarken dayanamamış ve alttan alta Hoseok'u çimdiklemiştim. Bununla kendini sıkmıştı yüksek ihtimal çığlık atıp ablama rezil olmamak içindi çünkü herkes benim arı sokuşumun ne kadar sancılı olduğunu biliyordu. Kulağına doğru eğilirken hafifçe fısıldamıştım. "Nasılsınız müstakbel damat?" Bununla yanakları kızarmamış gibi daha da kızarırken ister istemez kıkırdamıştım. Ellerimle kızarmış yanaklarını, yapmacık bir dudak büzme ile okşarken konuşmuştum. "Ateşin mi çıktı hyung, iyi gözükmüyorsun" Ablamın bakışları bununla Hoseok'a dönerken Hoseok daha da stres yapmış ve elimi iterken zoraki gülümsemesi ile konuşmuştu. "Yok canım ben iyiyim, sadece burası birazcık sıcak oldu" "İyi olduğundan emin misin?" Ablam konuşurken Hoseok bununla donakalmış ve kafasını hemen olumlu anlamda sallamıştı. Beklemediğim hamle ablamdan gelirken Hoseok'u nazikçe kendine çevirmiş ve elini yavaşça alnında gezdirmişti. "Ateşin var gibi?" "Y-yok. Y-yani kolay kolay *hıçkırık* hasta olmam" bu haline gülmemek için dudağımı ısırmıştım. Yandan babama bakarken onunda sırıtarak onları izlediğini görmüştüm. "Emin misin?" Herkesin yavaşça ayrıldığını görürken Hoseok yavaşça kafasını sallamıştı. "Oğlum kendini rahatsız hissediyorsan bir kase çorbamızı iç" babam Hoseok'a oğlum diye hitap ettiği için terlemeye başlarken babamın omzuna dokunmuştum. Tam "babam~ Hoseok'u çok zorlamayalım" diyecek iken arkamdan Jessica teyzenin sesi gelmişti. "Çok güzel olur Jeamen, zaten Hoseok'un bugün biraz başı ağrıyordu" Hoseok annesine öldürücü bakışlar atarken o elini yavaşça gidebilirsin diye sallamıştı. Eh! kim herkes tarafından sevilen iyi ve güçlü bir safkan alfayı gelini olarak istemezdi ki? "O zaman biz de kalkalım artık" son kişiler olarak biz de kalkarken Hoseok'ta bizle birlikte çekinerek kalkmıştı. İlk defa bacağımı sertçe cimciklerken tiz bir ses çıkarmıştım. Etrafın iyice karardığını görürken elimize meşalelerimizi almıştık. Her ne kadar kurt görüşünüz yardımcı olsa da diğer yırtıcı ve tehlikeli canlılara karşı uyanık olmalıydık. Önden ablam elindeki meşale ile giderken her zamanki gibi beyefendi edası ile yolumuzu da açıyordu. Hoseok ne yapmış olursam olayım yine de koluma girdiğinde tebessüm etmekle yetinmiştim. Kısa bir sürenin ardından Hoseok'ların evine yaklaştığımızda Jessica hanım önden gitmiş ve kapıyı tıklatmıştı. Kapıyı Mark amca açarken Jessica hanım içeri girmiş ve kocasını da içeri çekmişti. Mark amca Hoseok'un neden eve gelmediğini anlamaya çalışırken Jessica hanım tebessüm etmiş ve arkasından kapıyı kapatmıştı. Hoseok'un stresle omzumu sıkması ile elinin üzerine elimi koymuş ve bir şey olmayacağını bu kadar stresin çokta gerekli olmadığını hissettirmeye çalışmıştım. Babamda Hoseok'un koluna girerken üçlü bir şekilde ablamın arkasından ilerliyorduk. Sonunda evimizin kapı ışıkları göründüğünde tebessüm etmiş ve Hoseok'un koluna vardığımızı belli edercesine dokunmuştum. ••• Ablam sobaya yanmaya devam etmesi için odun atarken koltukta uyuya kalmış Hoseok'a bakmıştım. Çorbayı yedikten sonra koltukta konuşmaya durmuştuk. O sırada ise Hoseok günün yorgunluğu ile koltukta uyuya kalmıştı. Yanakları hafif kızarık bir şekilde koltukta uyurken gerçekten hasta olduğundan şüphelenmiştim. İyice bir düşününce de sabah su taşıdığımızda da pek iyi hâli yok gibiydi. "Ne yapacağız?" Babamın sorusu ile ablam konuşmuştu. "Onu evine götürsem mi?" Hoseok'u kucağında taşıyacağını düşündüğüm de gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. "Olabilir sonuçta Hoseok'un ailesi burada uyuyacağını bilmiyorlar, endişelenebilirler" Bununla ablam kafasını sallamış ve içeriden paltosunu alıp gelmişti. Yavaşça Hoseok'un üzerine örttükten sonra onu kucağına almıştı. Her hareketini şokla izlerken bana bakmış ve bakışları ile kapıyı açmamı söylemişti. Bununla hemen kalkmış ve kapıyı açmıştım. Dışarı çıkarken yavaşça evden uzaklaşmıştı. "Dikkatli gidin abla" Kafasını sallamakla yetinirken kapıyı ardından kapatmış ve sırtımı kapıya yaslamıştım. Bir yanım bununla mutlu olurken diğer yandan bir parçam sebepsizce huzursuzdu... "Oğlum hadi gel çay yaptım" bunu duymamla tebessüm etmiş ve üzerinde çok durmama kararı almıştım. Üstelik kısa bir süre sonra da ablam sağlıkla eve gelmiş ve beraber aile sohbeti yapıp etrafı kaldırmış ve kısa sürede yatmaya geçmiştik. Devam Edecek...
Bölüm 1
§ Sebepsiz yere gelen huzursuzluk§
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.