İçeriğe geç

Themis: Zorlu Görev

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Themis: Zorlu Görev

Bölüm 3

Bölüm 3

Artun

Laçin ile konuşurken, ona verdiğim ipuçlarını anlamamış olmasına diyecek bir şeyim yoktu. Sonuçta onun kafasında bir çok şey dönüp duruyordu. Laçin'in bu yönünden şikayetçi olduğumu düşünebilirsiniz, ama aslında onunla ilgili her detay, benim ona olan duygularımı daha da körüklüyor.

Yeni güne, kriptolu telefonumdan gelen sesle uyandım. Gölge arıyordu. Uykulu bir vaziyette çağrıyı cevapladım.

-Günaydın, Çaka. Uyandırdım sanırım, kusura bakma ama haberlerim var.

Kalktığımda, Laçin'in yanında uyuduğumu fark ettim. Geç saatlere kadar çalışırken, yorgunluğa daha fazla dayanamayıp uyuduğunu görünce, onu odasına götürmüştüm. Muhtemelen onu izlerken uyuyakalmış olmalıyım.

-Çaka, Artemis'i izlemen bittiyse diyeceklerime odaklan!

-Dinlemedeyim.

-Alisha'nın bulduğu ipucundan yola çıkarak, Tahsin ile ilgili önemli bilgilere ulaştık. Anlatmaya kalksam, 5 bölüm Türk dizisi izlemiş kadar olursun. Bulduklarımızı atıyorum, göz atın da ne yapacağımıza karar verelim.

-Anlaşıldı. Başka bir şey var mı?

-Hayır, şimdilik bu kadar. Gelişmeler konusunda haberleşiriz, kendinize dikkat edin.

-Siz de dikkat edin, Gölge.

Tam da kapatacağı sırada, son golü attı.

-Bu arada, Artemis konusunda en kısa zamanda Şah'a vermen gereken bir hesap var, Çaka. Bol şans!

Sıkıntıyla oflayarak telefonu kapattım. Gölge haklıydı. Acilen Şah'a durumu anlatmam gerekiyordu. Laçin hanım beni katana ile kuşbaşı yapmazsa tabii. Önce Laçin'e durumu anlatmam lazımdı. Gazamız mübarek ola!

-Anneme neyi izah edeceksin, Çaka?

Yutkundum. Ayvayı yedim galiba. Ona şimdi her şeyi itiraf etmem gerek. Korkunun ecele faydası yok.

-Anlatacağım, Artemis. Önce kahvaltı yapalım.

Kahvaltı boyunca, Laçin'in meraktan çatlamak üzere olduğunu görebiliyordum.

Kahvaltı sonrası, kriptolu telefondan Șah'ı aradım. Laçin ise gerginlik içinde bana bakıyordu.

-Çaka? Operasyon ile ilgili bir mesele mi var?

-Hayır efendim, bu sefer sizi kişisel bir mesele için aradım. Sakıncası yoksa...

Telefondan gelen kahkaha sesiyle afalladım. Komik bir şey mi demiştim ben?

-Çaka, ben her şeyin farkındayım. Artemis'e olan duygularının da öyle. Onu sevdiğini ve onun için neleri göze aldığını biliyorum.

Gerilme sırası bana gelmişti. Çünkü telefon hoparlör modundaydı ve Laçin her şeyi duymuştu. Canıma okuyacak diye beklerken, onun şaşkınlıktan gözlerinin kocaman açıldığını ve yanaklarının kızardığını gördüm.

-E.. Efendim... S.. Siz.. Nasıl anladınız?

-Anlamak zor olmadı. Onun için ölümcül bir kurşun yarası aldın ve adım kadar eminim o iz hâlâ duruyordur. Sırf onun ve ailemin yerini söylememek için çektiğin işkenceleri saymama gerek yok sanıyorum.

-Peki... Yani şimdi siz...?

-Onayım var, Çaka. Lakin kızımı üzmemeye bak.

-Öyle bir hata yapmayacağım, efendim.

Telefon konuşması bittiğinde, Laçin'e döndüm.

-S... Sen... Sen aklını mı kaçırdın, Çaka?!?! Ne demek benim yüzümden ölümcül bir kurşun yarası almak? Ne demek benim yerim bilinmesin diye işkence yapılmasına göz yummak?

Sinirle yakama yapışmış, sarsarak duvara doğru itekliyordu. Üstelik gözleri kan çanağı gibi olmuştu, dokunsam ağlayacak gibiydi.

-Laçin, sakin olur musun? Ne yaptıysam senin için yaptım!

-Biliyorum, taş kafa! Ya o aldığın yaralar seni öldürseydi ne yapacaktım ben? Hiç bunu düşündün mü?

Laçin'in bu sözleri söylemesinin ardında, görev arkadaşı olduğumuz için endişelenmesi olduğunu düşünmüştüm başta, ta ki konuşmanın devamını duyana kadar.

-APTAL HERİF! SENİ KAYBETSEYDİM KALBİM BU ACIYA DAYANIR MIYDI SANIYORSUN?

Ellerini kısa bir anlığına saçlarına götürdü. Sanki yolacakmıș gibi sıktı. Çok geçmeden tekrar yapıştı yakama.

-Sakın! Bir daha benim için kendi canını hiçe sayma, Artun. Çünkü her ne kadar belli etmesem de, kızsam da duygularımız karşılıklı. O yüzden, eğer benim iyi olmamı birazcık umursuyorsan, annemin dedikleri doğruysa ve beni gerçekten seviyorsan önce kendine dikkat et, Çaka.

Donakaldım. Evet, yanlış okumadınız, donakaldım. Laçin beni sevdiğini ima etmişti. Bunu anladığımda yaşadığım mutluluğu tarif edecek kelime bulamıyordum.

Kahkahalarla ona sarıldım ve döndürmeye başladım.

-Çaka, anladık manyaksın da, acaba bu kadar hızlı döndürmesen mi beni? Başım döndü be adam!

Gülerek söylediği bu sözlerden sonra onu yere indirdim ve alnına öpücük kondurdum.

Bu tatlı anları, kulaklıklarımızdan gelen bir ses bozmuștu.

"PENÇE'DEN ÇAKA VE ARTEMİS'E! KOD KIRMIZI!"

Sertuğ Eğilmez, nam-ı diğer Pençe. Kendisi dövüş sanatları konusunda servisin en iyilerindendi. Avını bir yakaladı mı, rakibinin onun elinden kurtulma şansı çok düşüktü. Ancak şimdiki panik ve endişe dolu ses tonuna bakılırsa işler Pençe ve ekibi için pek de yolunda gitmiyor gibiydi.

-Dinlemedeyiz, Pençe. Durum nedir?

-SALDIRIYA UĞRADIK! BEN VE ANKA, EKİBİN GERİ KALANI İLE BÜYÜK BİR ÇATIŞMADAYIZ ȘU AN!

Laçin, telaşla bilgisayar başına oturdu ve ekibin bulunduğu konumdaki kamera görüntülerine ulaşmaya çalıştı. Ben ise Pençe'yi sakinleștirmeye uğraştım.

-Pençe, sakin ol. Yaralı ya da kaybımız var mı?

Bir süre cevap gelmedi. Laçin'e baktığımda ise onun da endişeli olduğunu gördüm. Bana bakıp, dudaklarını oynatarak; "20 yaralı hastane kanadına sevk edildi. Kalanlar da çok fazla dayanacak gibi durmuyor. Etrafları fazla kalabalık." dedi.

Pençe'ye dönüp, biraz dayanmalarını, destek kuvvet göndereceğimizi bildirdim ve hemen servise bağlanıp, Pençe'nin attığı konuma destek ekip istedim.

Daha sonra da kendi bilgisayarımdan ekibin güzergahını takip ettim. Laçin ise yaralıların durumu hakkında bilgi alıyordu. Destek ekibin sağ salim çatışma alanına gittiğini öğrendiğimde rahatladım.

Gölge ve ekibi ise ilginç deliller yollamıştı. Bunları incelemesi için Athena'ya yolladım. Bu deliller onun çok işine yarayacaktı, en azından ben öyle düşünüyordum.

Alisha Nalan

Evde bulduklarımla alakalı düşünmekten kafayı yiyecek hale gelmiştim. Hayır, işin kötüsü Kılıç beyin bana olan tavırları da iyice garipleșmeye başladı. Kimliğim mi afişe oldu da bana mı belli etmiyor diye düşünmüyor değilim.

Gerçi, öyle olsa bu kadar sakin kalmazdı. Bana basit bir bakıcıdan daha fazla değer veriyordu. Evdeki diğer çalışanlar bile onun bana olan bu yaklaşımına şaşırıyordu.

Mesela, en basitinden soğuk algınlığı atlatsam, bütün işi gücü bırakıp yanımda bitiyordu. Nedenini anlamadım bir türlü. Kafamda deli sorular dönüp dururken, Çaka'dan gelen bildirimi gördüm. Gönderdiği bilgileri okurken neredeyse öksürmekten boğulacaktım.

İlk yolladığı dosyada bir sürü zaman damgalı kamera görüntüsü vardı. En baştakine tıkladım ve videoyu izlemeye başladım.

Bu... Tahsin denen o sinsi şerefsizin, Kılıç beyin annesi ile ne işi var? Görüntülerde, Seniha hanım, Tahsin alçağı ile hararetli bir tartışma içine girmişti.

"Sen aklını kaçırmışsın! Kocama ihanet edeceğimi düşündün mü cidden? Zavallı!" Seniha Karaca hem dehşete düşmüştü hem de alaycı bir tavır almıștı. Tahsin Türeli korkunç bir ifadeyle onun üzerine yürüdü.

"Kes sesini! Kardeşim olacak o mahlukta ne bulduğunu hiç bir zaman anlamadım. Gerçi... Onu seçen tek kişi sen değildin. Çevremde kim varsa hepsi onu övüp durdu. Kimse beni dikkate almadı."

Seniha hanım kahkahalarla güldü bu duyduklarına.

"Habil ile Kabil hikayesindeki Kabil gibi cinayet mi işleyeceksin? Hem de gözünü kör eden bu hırs, kıskançlık yüzünden."

"Neden olmasın? Olacaklardan kork, Seniha! Yapacaklarımdan sonra bu şaşalı, mutlu ailen darmadağın olacak!"

Bu kesinlikle korkunçtu! Diğer videolarda nelerle karşılașacağımı kestiremiyordum. Tahsin Karaca, kardeşinin karısını tehdit etmekten daha kötü bir niyet taşıyor olabilirdi. Çünkü bakışları kesinlikle göründüğünden çok daha pis ve iğrenç planları olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Kılıç bey beni iş üstünde yakalamadan diğer görüntüleri de izledim ve almam gereken notları aldım. Öncelikli şüpheli, șu an için Tahsin Karaca görünüyordu. Bunun için rakip firmadan çok daha geçerli sebepleri vardı.

Dosyayı kapattım ve dikkatleri çekmemek için günlük ișlerime geri döndüm. Akşama doğru ise Kılıç beyden hiç beklemediğim bir mesaj almıştım.

"Figan, sana yolladığım dosyaya bir göz atar mısın? Anlayabileceğini umarak yazıyorum. Eğer yapamam dersen de canın sağ olsun."

Kafam karışmıştı. Benden tam olarak hangi dosyaya bakmamı istiyordu? Hem neden ben? Bu soruların cevabını alabilmek umuduyla mesajı yanıtladım.

"Tam olarak nasıl bir dosyaya bakacağım, Kılıç bey?"

Mesajı gönderdikten kısa bir süre sonra, laptoba düşen bir bildirimi fark ettim. Kılıç bey, dosyayı mail yoluyla atmış olmalı. BİNGO! Gerçekten de Kılıç bey dosyayı mail atmış, bir de talimatları listelemiști.

Yazılım şirketinin eski dosyalarından biriydi bu. Dosyayı açtım, ilk dikkatimi çeken, dosyanın olușturulma tarihi oldu. Tarih, nedense az önce izlediğim son görüntünün tarihi ile aynıydı.

Talimatlara gelecek olursak, dosyadaki kodları gözden geçirmemi ve hatalı olanları bulmamı istemişti. Kafam karışmıştı, neden bunu benden istiyordu ki? Sonuçta onun yanında çalışan sıradan bir bakıcıydım. Yazılım eğitimi aldığımı biliyor olmasına imkan yoktu.

"Ya biliyorsa? Belki de sana yem atıyordur."

İç sesimin dediklerine göz devirdim. Kılıç'ın hakkımda daha fazla bilgi öğrenmemesi için elimden geleni yapacaktım. Kodları gözden geçirdim. Garip bir şekilde, kodların bir kısmı düzenli aralıklarla siliniyordu. Şirkette bir hain olmasından şüphe etmiştim. Çünkü bu yazılıma uzaktan birinin erişimi imkansızdı. Buna yetkisi olan biri, Kılıç'ın kuyusunu kazıyordu. Ama kim?

Anlaşılan şirkete de birini sızdırmamız gerekecekti. Dikkat çekmeden Kılıç'a durumu bildirdim ve hemen ardından Artun'a ulaşıp, şirkete sızması için birini görevlendirmesini rica ettim.

Yazılım dosyasını kaydedip, daha sonra takip etmeyi aklımın bir köşesine not ettim. Bilgisayarı kapatıp, çocuklarla ilgilenmeye başladım ve günün geri kalanını onlarla geçirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.