İçeriğe geç

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 25 · 6 dk okuma

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 25

{25} Kucağına al

İyi Okumalar 🦋

_______________

Felix burnunda hissettiği gıdıklanmayla uykusundan arınmadan elini burnuna götürdü ve parmaklarıyla burnunu kaşıdı hafifçe.

Sonra ise kaldığı yerden uykusuna devam etme kararı aldı. Lakin tekrar burnunda hissettiği dokunuşlar onu huylandırdığı için refleks olarak elini burnuna yaklaştırdı ve avuç içiyle burnunu kaşımaya çalıştı.

Bu olay bir süre kendisini tekrarladığı için küçük beden kaşlarını çatarak kısıkça gözlerini açtı. Uykusu en tatlı yerinde bölünmüştü resmen.

Ama gözlerini açar açmaz burnunun dibinde Hyunjin'in suratını görmüş ve hemen uyku sersemliğinden uzaklaşmıştı.

Hyunjin Felix'in burnunun dibinde dikilmiş, sırıtarak küçük omegasının burnunu okşuyordu kendi burnuyla.

Omega bir süre sinirli kalmaya çalıştı ama daha fazla alfasının gülüşüne karşı koyamadığı için küçük kıkırtılar eşliğinde gülümsedi.

H: "Günaydın çiçeğim"

Felix dün yaşadığı tüm zorlukları, kalp kırıklıklarını unutmuş bir şekilde kocaman gülümseyerek kollarını Hyunjin'in boynuna doladı ve büyüğünü kendi üzerine çekerek sıkıca sarıldı.

Hyunjin de ağırlığını Felix'in üzerine vermemeye özen göstererek eşine sıkıca sarıldı ve tatlı kokusunu içine çekti.

F: "Çok açım"

Alfa, omegasının mırıldanma gibi çıkan sesini duyduğunda kollarını ince bele doladı ve hafif bedeni tek seferde kucağına alarak yataktan kalktı.

H: "Üzerimizi giyinelim, sonra sana sürprizim var"

Felix tam kendisini kedi gibi Hyunjin'in kollarına bırakacaktı ki Sürpriz kelimesini duyar duymaz başını hemen eşinin omzundan kaldırdı ve boncuk gözleriyle baktı Hyunjin'e.

F: "Ne sürprizi?"

H: "Küçük bir hediye"

Hyunjin ne kadar küçük bir hediye olduğunu söylese de, Felix fazlasıyla heyecanlanmıştı. Öyle ki gözlerinde parlayan yıldızlar bile gözüküyordu.

Hyunjin küçüğünü yere bırakır bırakmaz Felix sanki dün başı dönüyor diye ağlayan o değilmiş gibi koşarak dolabın önüne geçti ve üzerine rahat bir şeyler geçirdi.

Hediye konusu onu o kadar heyecanlandırmıştı ki üzerini aceleci bir şekilde giyinirken nefes nefese kalmıştı resmen.

Karışan saçlarını da küçük elleriyle düzelterek hemen banyoya adımladı elini yüzünü yıkamak için. Orada da işlerini bitirir bitirmez tatlı gülümsemesiyle baktı alfasının yüzüne.

F: "Hazırım benn"

Hyunjin eşinin tatlılığı karşınında göğsünü şişirerek derin bir nefes aldı ve elini uzattı omegasına taraf. Felix onu bekletmeden kendi küçük elini alfasının büyük elinin içine bıraktı.

Uzun süre olmuştu, fazlasıyla olaylar yaşanmıştı, Hyunjin ile hiç sanmadığı kadar yakınlaşmıştı ama hala alfasının elini tutarken ilk günkü gibi hissediyordu. Sanki evin bahçesinde oturmuş kaderinin belirlenmesini beklediği ilk günkü gibi.

Ve o gün Hyunjin'e güvenip onun elini tuttuğu için gram pişman değildi..

Küçük eli ile Hyunjin'in eline daha da sıkı tutunarak onun adımlarını takip etti. Kalbi hediyenin heyecanıyla hızla atarken istemsizce adımlarını da hızlandırıyordu.

Hyunjin'in onu nereye götürdüğünü bilmiyordu ama işin sonunda sürpriz olması küçük olanı sevindirmeye yetiyordu zaten.

Sarayın içinde Felix'in daha önce hiç görmediği kısımlara geçerken, omega meraklı bakışlarını etrafta gezindiriyordu. Her seferinde sarayın farklı bir kısmını keşfetmek ona iyi geliyordu.

Bir kat daha merdiven çıktıklarında kalbindeki karıncalanmayı bastıramayarak konuştu Felix.

F: "Nereye gidiyoruz ki? Gelmedik mi? Daha çok mu var? Hediye ne ki? Biraz ipucu versen?"

Hyunjin merdiven çıkarken nefes nefese sorularını soran omegasına kocaman gülümseyerek baktı ve küçük eli daha sıkı tutarak parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.

H: "Dediğim gibi küçük bir şey güzelim çok heyecanlanmana gerek yok"

Felix dudaklarını sarkıtarak başını onaylar anlamda salladı. Yine de küçük bir ipucu almak istemişti işte.

Gittikçe daha da darlaşan koridorlara girdikçe sarayın duvarındaki pencereler de azalıyordu, böylece koridorlar da sabah saatleri olmasına rağmen karanlık gözüküyordu.

Bir kez daha sola döndüklerinde onları yukarıya doğru kıvrılarak çıkan çok da geniş olmayan bir merdiven karşılamıştı.

İşin başında fazlasıyla heyecanlı olan omega bir tane daha merdiven gördüğünde adımlarını durdurarak ofladı.

Küçüğünün neden durduğunu biliyordu alfa. Böylece adımlarını durdurarak, dudaklarını büzmüş, kaşlarını çatmış, yanaklarını da sinirle şişirmiş bedene baktı.

H: "Ne oldu çiçeğim?"

Felix, eşinin yumuşak sesini duyduğunda bakışlarını merdivenden çekerek kollarını sıkıca Hyunjin'in beline sardı ve başını göğsüne yaslayarak ona iyice sokuldu.

F: "Yoruldum ben artık Hyunjin. Kucağına al"

Hyunjin dudağının kenarıyla gülerek kollarını ince bele sardı ve tek hamlede omegasını kucağına alarak merdivenlere doğru ilerledi.

Küçük olan hemen kollarını alfasının boynuna dolayarak bacaklarını onun beline sardı ve bu rahat yolculuğun tadını çıkarmaya başladı.

Çok geçmeden merdivenin sonuna geldiklerinde onları büyük, tahta bir kapı karşılamıştı. Yol hemen bittiği için üzgündü Felix. En başında bu kadar yolu rahat kucakta gelmek varken yürümüştü.

H: "Geldik"

Felix başını kaldırarak karşısındaki kapıya baktı. Hyunjin onu dikkatlice yere bırakarak cebinden anahtarı çıkardı ve küçücük anahtarla kocaman kapıyı açtı.

Fazlasıyla dar ve penceresi olmayan bir alanda oldukları için ortam hafif karanlıktı. Lakin kapı açılır açılmaz güneşin ışıkları ikisinin de gözünü kamaştırmıştı.

Omega gözlerini kısarak kendi eliyle biraz daha itti kapıyı ve sonuna kadar açılan kapının ardına bakındı.

Yuvarlak bir masa, masanın etrafında iki sandalye vardı. Küçük bir terastı, sarayın en yüksek noktasında hem de. Buradan bakınca tüm İgnis krallığı ayaklarının altındaydı sanki.

En tatlı kısmı da terasın duvarları sarmaşık çiçeklerle doluydu ve Felix çiçeklere bayılırdı. Üstü açık terasın sağ duvarından sol duvarına iplerle bağlanmış kağıttan süsler vardı.

Küçük beden istemsizce ağzını sonuna kadar açarak bakışlarını gezindiriyordu ortamda. Öyle bir yerdi ki saatlerce hiç konuşmadan oturup manzarayı izleyebilirdi.

Boncuk bakışlarıyla alfasına döndü ve alfasının zaten onu izlediğini anladığında yanakları hafiften kızardı.

F: "Burası çok güzel"

Hyunjin de gülümseyerek utanan eşinin ince beline sardı kolunu ve onu kendisine doğru çekerek yumuşak saçlarının arasına öpücük kondurdu.

H: "Küçükken hep buraya kaçardım. Buradaki tüm süsler, çiçekler bana ait. Hepsini ben yaptım. Annem korkardı buraya geldiğimde, düşerim diye ödü kopuyordu. Bense anneme abarttığını söylerdim. Ama onu şimdi anlıyorum sanırım. Benim de çocuğum buraya tek başına gelirse sanırım ona bir şey olacak korkusundan her yere muhafız dikerdim"

Hyunjin derin nefes alarak konuştuğunda Felix kıkırdayarak kollarını alfasının beline sardı. Hyunjin şimdiden bebek konusunda fazlasıyla hassastı ve bu da Felix'in kalbinin çarpıntısını daha da artırıyordu.

F: "Anlaşılan ikimiz de çocukken fazla yaramaz olmuşuz. Sanırım bebeğimizin uslu olması mümkün değil"

Felix küçük kıkırdamlarıyla konuştuğunda Hyunjin de alttan ona bakan güzeline bakarak gülümsedi ve başını onaylar anlamda salladı.

Almışlardı başlarına tatlı belayı artık çekeceklerdi. Başka çıkış yolu yoktu...

H: "Hadi gel otur kahvaltı yapalım. Kral ve Kraliçe ile kahvaltı yaptığımızda gergin olduğunu biliyordum. Bu yüzden bugün buraya kaçırdım seni"

Hyunjin, Felix'i çok iyi anlıyordu, küçüğünün tek bir bakışı yeterdi onun içinden geçenleri anlamasına. Bu durum da Felix'i fazlasıyla memnun ediyordu.

Küçük olan başıyla eşini onayladığında Hyunjin kenarda duran büyük piknik sepetini alarak yuvarlak masanın üzerine bıraktı.

Sepetin kapağını açtığında rüzgarla birlikte Felix'in burnuna taze pişmiş çöreklerin kokusu gelmişti hemen.

Omega aç olduğu için sesli bir şekilde yutkunarak hemen aceleci bir şekilde sandalyeye oturdu.

Alfa, biliyordu omegasının daha fazla bekleyemeyeceğini. Bu yüzden masayı doldurmaya başlamadan önce çöreklerden birini alarak eşine uzattı.

Felix ise hiç beklemeden hemen çöreği alarak kocaman bir ısırık aldı ve gözlerini kapatarak lezzetli bir şekilde çiğneyerek yuttu.

Hyunjin de hızlıca sepetteki yiyecekleri masaya çıkarıyordu. Ama Felix elindeki çörekten bir ısırık daha almadan önce sandalyesinden kalkarak parmak uçlarında havalanarak dudaklarını hafifçe büzdü.

Alfasına öpücük vermek için parlak pembe dudaklarıyla ona taraf uzandı. Hyunjin de memnun bir şekilde alt dudağını ısırarak yüzünü küçüğünün yüzüne yaklaştırdı.

Dudakları birbirine değmek üzereyken omega yavru kedi gibi minicik hapşırdı ve beklenmedik anda hapşurduğu için sarsılarak alnını alfasının alnına vurdu.

O kadar tatlı hapşırmıştı ki küçüğü Hyunjin kendisini tutamayarak kahkahalar eşliğinde güldü ve şaşkınca bakan bebeğini kendisine doğru çekerek sıkıca sarıldı.

H: "Isıracağım o minik burnunu"

Felix de şaşkınlığını atarak kıkırdadı ve eşine sıkıca sarıldı. Hala tamamen iyileşmemişti ve hafif gripti. Bu yüzden kendisine de bebeğine de dikkat etmeliydi. Bolca çörek yerse iyileşeceğine inanıyordu şu an....

_________________

Tatilim bitti artık bölüm atmaya devam aşkılarımm

Bölüm sonu

42 yorum