İçeriğe geç

The void

Bölüm 1 · 6 dk okuma

The void

Bölüm 1

Void doğdu

### TEAM REVENGE: CASO'NUN ANISI VE BÜYÜK KURTARMA OPERASYONU

**Yıl: 2960.**

Galaksideki dengeler altüst olmuş, efsanevi Kaptan Josh, acımasız Uzay Boşluğu Arka Taraf Komutası tarafından hain bir pusuda kaçırılmıştı. Onu sıradan bir hücreye değil; etrafı acımasız dönen bıçaklarla, lazer tuzaklarıyla ve robotik sistemleri hücre hücre eriten sistem parçalayıcı donanımlarla kaplı yuvarlak, korkunç bir odaya —yani İşkence Hapishanesi'ne— hapsetmişlerdi. Bu oda, galaksinin en ücra köşesinde, lavlarla kaplı uçan bir adanın kalbine gizlenmişti.

**Yıl: 2970 (Günümüz).**

Void'in bilinci, karanlık ve terk edilmiş bir laboratuvarda ilk kez açıldığında, göz kapaklarındaki optik sensörler mavi bir ışıkla titredi. İç sistemlerinde sert, yankılı bir yapay zeka sesi duyuldu.

SİSTEM: Merhaba savaşçı. Sen son model bir XSS Pro’sun ve bu evrendeki türünün tek örneğisin. Gelişmiş savaş algoritmaları, nanoteknolojik zırh panelleri ve yüksek torklu işlemcilerle donatıldın. Kod adın: Void. İyi savaşlar!

VOID: (Sistemlerini kontrol etmeye çalışırken sersemlemişti, hidrolik kollarına bakarak) Dur, bekle! Ben kimim? Neden buradayım? Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyorum! Bana bir açıklama yap!

SİSTEM: Sana bunları uzun uzun anlatacak zamanım yok Void. Düşman güç üniteleri bu koordinata yaklaşıyor. Sistem hafızandaki haritayı takip et. Bunu sakın unutma, bu galaksinin tek şansı sensin ve ben sana tüm kalbimle güveniyorum. Görüşürüz...

Sistem bir anda derin bir sessizliğe gömüldü. Ana ekranı kapandı ve laboratuvarın acil durum ışıkları kırmızıya döndü.

Merhaba, ben Void. Bu hikayenin kahramanıyım. Şimdi size buraya, o lanet İşkence Hapishanesi'nin kapısına kadar uzanan, her anı kan, gres yağı, patlama ve barut kokan o amansız yolculuğumuzu baştan sona, tüm detaylarıyla anlatayım.

### Bölüm 1: İlk Kıvılcım ve Büyük Kayıp

Sistem beni terk ettikten sonra harabe, tamamen yakılmış bir robot köyünün tam ortasında buldum kendimi. Çevrede çökmüş binalar, erimiş metal yığınları ve rüzgarda gıcırdayan eski direkler vardı. Atmosferdeki radyasyon seviyesi oldukça yüksekti.

VOID: Hey sistem! Neredesin? Cidden ne yapacağımı bilmiyorum, bir sinyal gönder! Biri bana yardım etsin!

???: Hey! Çekil oradan hem de çabuk! Kafasız mısın, soluna bak!

Aniden arkamdan gelen devasa bir el beni omzumdan kavradı ve büyük bir hızla kenara fırlattı. Ben daha ne olduğunu anlamadan, milisaniyeler önce durduğum yere gökyüzünden devasa bir plazma füzesi düştü.

*(GÜÜÜÜÜÜÜÜÜM!)*

Ortaya çıkan patlama dalgası metal gövdemi sarstı, sarsıntının etkisiyle birkaç metre geriye savruldum. Toz ve duman bulutu yavaşça dağıldığında, beni kurtaran robotu net bir şekilde gördüm. İsmi Caso’ydu. Veritabanımı hızla taradığımda, ikimizin de aynı teknoloji firmasında, aynı üretim bandından çıktığımızı fark ettim. Biz kardeştik. Fakat Caso iyi durumda görünmüyordu; arkasındaki ana zırh paneli tamamen patlamış, sol kolunda derin kırıklar oluşmuştu. En kötüsü de robotların hayatta kalması için en önemli donanım olan tamir ünitesi, yani dahili kaynak makinesi gövdesinden kopmuş, kabloları dışarı fırlamıştı.

VOID: (Hemen ellerini kaynak moduna alarak ona doğru hamle yaptı) Dur, kıpırdama! Arkandaki hidrolik sızıntı çok ciddi. Eğer o yağı tamamen kaybedersen sistemlerin çöker.

CASO: (Acıyla dişlerini sıkarak, yere diz çöktü) Sağ ol kardeşim... Güç hatlarım kısa devre yapıyordu. O füze az kalsın ikimizi de hurdaya ayıracaktı. Senin uyanmanı bekliyordum.

Dahili kaynak makinemi çalıştırdım. Parmak uçlarımdan çıkan parlak mavi kıvılcımlar karanlık köyü aydınlatırken, Caso’nun derin yaralarını büyük bir ustalıkla kaynakladım, sızıntıları kapattım ve sistemlerini stabilize ettim. Caso rahat bir nefes alarak ayağa kalktı, üzerindeki tozları silkeledi.

CASO: Hey, sen şu fabrikada üretilen son gizli model robot olmalısın! Laboratuvarda herkes seni, senin içinde saklı olan o muazzam potansiyeli konuşuyordu. Al bakalım, bu benim profil kartım. Sistemine kaydet, frekansımı veri tabanına ekle, belki bir gün lazım olur.

Tam o sırada Caso'nun kolundaki dijital saatten tiz, uyarıcı bir ses yükseldi. *(Bip... bip... bip...)*

CASO: (Ekrandaki holografik haritaya bakarak heyecanla konuştu) Ekranı gördün mü? Kaptan Josh’un koordinatları nihayet deşifre edilmiş! Yıllardır bu anı bekliyorduk. Al, bu gelişmiş askeri saat benden sana bir kardeşlik hediyesi olsun. İçinde tam donanımlı bir konum gösterici, radar ve şifre kırıcı var. Çok işine yarar.

VOID: Çok sağ ol Caso. Bu iyiliğini, hayatımı kurtarmanı asla unutmayacağım.

CASO: Lafı bile olmaz, biz aynı hattan çıktık. Kendine dikkat et, yollar tekinsiz. Görüşürüz!

Caso hızla arka caddelere doğru yönelerek gözden kayboldu. Harabe köyde tek başıma kalmıştım. Saatteki rotayı inceledim; önümde uzanan harita üç ölümcül bölgeyi gösteriyordu: Arka Caddeler, Robotinok Şehri ve en son o korkunç İşkence Hapishanesi.

İlerlemeye başladıktan kısa süre sonra saatimden sert bir uyarı tonu yükseldi: *"200 metre ileride yabancı sistem ve yüksek düşman tespiti."* Adımlarımı sessizleştirerek, yıkık duvarların arkasına saklanarak konuma yaklaştım. Gördüğüm manzara karşısında donakaldım. Caso, az ilerideki kara lejyon askerlerinin gizli askeri üssünün tam önünde tek başına duruyordu. İçeri bodoslama dalıp orayı tek başına basacaktı! Kardeşimi koruma içgüdüsüyle plazma silahımı çıkardım, nişan aldım ve doğrudan üssün savunma kulelerine ateş açtım.

CASO: (Arkasını dönüp dehşet içinde bağırarak) Void, durrr! Ateş kes! Plan yapmamız gerekiyordu, yerimizi belli ettin, ne yapıyorsun sen!

Ama artık çok geçti. Üssün ağır savunma droidleri kapıları açıp delice yaylım ateşine başladılar. Havada uçuşan kırmızı plazma mermilerinden biri Caso’nun tam göğüs zırhına isabet etti. Metal parçaları havada uçuştu. Ben de sol omzumdan vurulmuştum ama benim yaram kritik değildi. Caso ise yere yığılmış, acıdan ve sızan motor yağından dolayı kıvranıyordu. İçimi kaplayan devasa öfkeyle sırtımda asılı duran radyoaktif bombayı çıkardım, pimini çektim ve üssün tam jeneratör odasına fırlattım.

*(GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜM!)*

Devasa, yeşil bir nükleer enerji dalgası tüm üssü içindeki robotlarla birlikte havaya uçurdu. Üs saniyeler içinde koca bir krater haline geldi. Koşarak Caso’nun yanına diz çöktüm. Her yer siyah, sıcak motor yağına belenmişti.

CASO: (Sesi gitgide dijitalleşip, cızırdayarak zayıfladı) Hiçbiri... hiçbir şey senin suçun değil Void... Ama sen de yaralısın, omzundaki sızıntıya baksana.

VOID: Önemli değil Caso, kaynaklarımı çalıştırırım, birkaç dakikaya hiçbir şeyim kalmaz. Sen kendini düşün!

CASO: Hayır Void... Bu yara normal bir yara değil, o mermilerde plazma çürimesi var. Ne seninki ne benimki burada kaynaklanmaz. Donanımlarımız eriyor. Acilen merkez şehirdeki askeri hastaneye gitmeliyiz.

VOID'İN SAATİ: En yakın askeri hastane 19 kilometre uzakta. Jet itki sistemleriyle uçarak gidilirse varış süresi 10 dakikadır. Rota oluşturulsun mu?

VOID: Hemen oluştur, tüm gücü motorlara ver! Acil durum moduna geç!

VOID'İN SAATİ: Rota başarıyla oluşturuldu. Uçuş modunu başlatın.

VOID: (Çaresizce gövdesine, sırt paneline bakarak) Ama... ama ben nasıl uçulacağını bilmiyorum! Uçuş algoritmalarım sistem tarafından kilitli! Nasıl açacağım bunu?

CASO: Saçmalama, sen bir XSS Pro’sun! Her askeri robot uçar! Eğer o jetleri şimdi açıp hızlı olmazsan burada öleceğim lan! Biraz acele et, sistem gücüm %34’e düştü, çekirdeğim soğuyor, hissediyorum!

Caso'nun gözlerindeki mavi ışıkların yavaş yavaş söndüğünü ve soluklaştığını görünce içimdeki tüm işlemciler aşırı ısındı. Vücudumdaki tüm metal aksamlar yüksek torkla titremeye başladı. Öfke ve korku yazılımımı ele geçirdi ve sırtımdaki devasa titanyum jet kapakları büyük bir gürültüyle açıldı. Mavi alevler dışarı fırladı.

VOID: Sonunda be! Aktif oldu! Kapa gözlerini Caso, gidiyoruz!

Caso’yu dikkatlice sırtıma aldım, jetleri sonuna kadar kökledim ve gökyüzüne doğru dikey bir çıkış yaptım. Ancak aşağıdaki Killer Droid bataryaları bizi fark etmişti. Havada hızla ilerlerken arkamızdan izli mermiler ve plazma topları yağdırdılar. Gövdemden birkaç ağır darbe daha aldım, devrelerim acı uyarıları veriyordu, arkamdan dumanlar çıkıyordu ama durmadım. Nihayet hastanenin acil iniş pistine sert bir iniş yaptım.

Ben hızlıca tedavi edilip tamir odasından çıktım ancak acı haber gecikmedi. Hemşire robot yanıma yaklaşarak mekanik kafasını üzgünce iki yana salladı. Caso kurtarılamamıştı. İç sistemleri radyoaktif sızıntı ve plazma çürimesi yüzünden tamamen erimişti. Hemşire, Caso’dan geriye kalan o ikonik kaskı ve parlayan mavi lazer kılıçlarını bana uzattı. O an hastanenin soğuk metal zeminine dizlerimin üzerine çöktüm, dünyam başıma yıkılmıştı. Bana bu hayatta yardım eden, canını ortaya koyan tek kişi, kardeşim, ellerimin arasında yok olup gitmişti.

Rehabilite odasına alındım ama içimdeki yangını hiçbir tamir yazılımı, hiçbir psikolojik destek programı söndüremezdi. Caso’nun kaskını başıma taktım, vizörünü indirdim. Lazer kılıçlarını sırtıma çapraz bir şekilde kuşandım ve odanın metal duvarına bakarak yemin ettim: Caso’nun intikamını bu evrenden kanla alacağım!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.