İçeriğe geç

THE RAVEN QUEEN

Bölüm 5 · 7 dk okuma

THE RAVEN QUEEN

Bölüm 5

5.BÖLÜM: DENİZ KIZLARI VE KATİLLER

⚓⚓

Deniz, sırları uzun süre saklamazdı.

Savaşın üzerinden iki gün geçmişti.

The RAVEN QUEEN yeniden sessizliğine kavuşmuştu. Kırılan tahtalar değiştirilmiş, yırtılan yelkenler dikilmişti. Tayfa ise ganimetleri sayıp gemiyi eski düzenine döndürmekle meşguldü.

Owen, güvertede duran Evelyn'e baktı.

"Yeni çocuk."

"Evet?"

"Kaptanın kamarasını temizle."

Evelyn'in kaşları hafifçe kalktı.

"Kaptanın mı?"

"Bir sorun mu var?"

"...Hayır."

Eline bir kova ve bez verildi. Evelyn öylece dikilip kalmıştı.

Kaptan kamarasına ilk kez giriyordu.

Oda, dışarıdaki sertliğin aksine şaşırtıcı derecede düzenliydi. Büyük bir masa, deniz haritaları, pusula, birkaç eski kitap ve duvara asılmış iki kılıç...

Masanın üzerinde yarısı bitmiş bir rom şişesi duruyordu.

Evelyn sessizce toz almaya başladı.

Tam masanın üzerindeki haritayı kaldırmıştı ki...

Kapı açıldı.

Gıcırdayan menteşenin sesiyle olduğu yerde dondu.

İçeri Silas Magnus Crowe girdi.

Üzerindeki uzun siyah ceketin omzunda kurumuş kan lekeleri vardı.

Evelyn ne yapacağını bilemedi. Bir anda çıkıp gitse şüphe uyandırırdı.

Silas, Evelyn'e yalnızca bir an baktı.

"Bitmedi mi?"

"Hayır kaptan."

Silas hiçbir şey söylemeden ceketini çıkardı ve sandalyenin üzerine bıraktı.

Evelyn gözlerini yere indirdi.

"Kalmaya devam et."

Kısa ve emredici bir cümleydi. Evelyn elinde ki toz bezi ile masayı silerken Silas ona sırtını dönmüş ve pencereden sadece kısa bir an dışarı bakmıştı.

Silas, sanki odada kimse yokmuş gibi kemerini çözüp kanlı gömleğini çıkardı. Evelyn donup kaldı. Omzundaki eski yara izleri ve yeni savaşın bıraktığı kesikler açıkça görünüyordu.

Evelyn nefesini tuttu.

Yüzünü başka tarafa çevirmemek için kendini zorladı. Ama Silas'ın geniş omuzları ve kaslı sırtı oldukça dikkat çekiciydi. Evelyn bakmamak için kendini zor tuttu. Silas ondan tarafa döndü. Evelyn ise anında masaya bakmış, işle ilgileniyormuş gibi yapmıştı.

Evelyn'in arkasında Silas'a ait bir dolap vardı. Silas, gözlerini Evelyn'e değdirmeden yürüdü ve yanında geçti.

Genç Kaptan oldukça yakışıklıydı ve Evelyn kendini kaptırmamak için o hariç her yere bakıyordu.

Bir an bile fazla baksa şüphe çekebilirdi.

Silas temiz gömleğini dolaptan alırken konuştu.

"Savaşta fena değildin."

Evelyn irkildi. Sesini titretmeden konuşmaya zorladı. Başarmıştı.

"Teşekkür ederim kaptan."

"Fınn'ı iki kez kurtardın."

"Şans eseriydi."

Silas gömleğinin düğmelerini ilikledi.

"Şans..."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Ben şansa inanmam."

Evelyn'in boğazı düğümlendi. Bu adam ve kırmızı çizgileri, sessizliğine rağmen otoritesi... Çok dikkat çekiciydi.

Silas bir süre onu inceledi.

"Adın Eli, değil mi?"

"Evet."

"Kılıcı nerede öğrendin?"

Hazırlıklı olduğu yalanı söyledi.

"Babam askerdi."

Silas'ın bakışları değişmedi.

"Sana hiç asker gibi bakmıyorum."

Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı. Evelyn elindeki bezi istemsizce sıktı ve bakışları bir ok gibi Silas'ı buldu.

Evelyn'in kalbi hızlanmıştı.

Acaba şüphelenmiş miydi?

Silas ceketini omzuna aldı.

"Temizliği bitir."

Kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken durdu.

"Bir tavsiye."

Evelyn zaten ona bakıyordu, merakla adamın ne diyeceğini bekledi.

"Bu gemide yalan söyleyeceksen..."

Silas omzunun üzerinden ona baktı.

"...önce kendin inan."

Kapı kapandı.

Evelyn olduğu yerde hareketsiz kaldı.

Avuçlarının terlediğini ancak o zaman fark etti.

Silas gerçekten hiçbir şey anlamamış mıydı...

Yoksa çoktan şüphelenmeye mi başlamıştı?

" Hay sikeyim böyle işi! "

⚓⚓⚓⚓

Deniz, geceleri bambaşka sesler çıkarırdı.

Yağmur ince ince yağıyor, kayalıklara çarpan dalgalar gecenin sessizliğini bozuyordu. Kaptan Silas, fırtına yaklaşmadan önce gemiyi küçük bir koyda demirletmişti.

Açık denizde kalmak yerine sabahı burada bekleyeceklerdi.

Gecenin ayazı güverteyi sarmıştı.

Evelyn küpeşteye yaslanmış, siyah sulara dalmıştı.

"Eli! "

Arthur'un sesiyle arkasını döndü.

Doktor ona elini sallıyordu. Tayfanın yanındaydı.

"Gel buraya."

Evelyn yanlarına yürüdü.

Tayfanın neredeyse tamamı güvertenin orta kısmında toplanmıştı. Boş fıçılar ters çevrilmiş, herkes onların üzerine oturmuştu. Ortada küçük bir fener titrek ışığıyla yüzleri aydınlatıyordu.

Patrick elindeki kupayı kaldırdı.

"Bakın hele! Bizim sessiz çocuk da gelmiş."

Fınn kahkaha attı.

"Sonunda konuşmaya karar verdin mi yoksa?"

Evelyn omuz silkti.

"Konuşuyorum."

Fınn iki eliyle kulaklarını tuttu.

"Duymadım."

Tayfanın yarısı kahkahaya boğuldu.

Evelyn gözlerini devirdi.

"İstersen bağırayım."

"Olur."

"Canın cehenneme."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra bu kez herkes daha yüksek sesle gülmeye başladı.

Patrick dizine vuruyordu.

"İşte bu!"

Arthur bile gülümsemekten kendini alamadı.

Fınn kahkahasının arasından konuştu.

"Bak sen... Çocukta dil varmış."

Briggs kupasını Evelyn'e doğru uzattı.

"Artık adamsın." Dedi.

"Biraz daha küfredersen tam tayfa olacaksın."

Evelyn istemsizce gülümsedi.

Belki de gemiye geldiğinden beri ilk kez...

Fınn ayağa kalktı.

"Madem herkes burada..."

Sahte bir ciddiyet takındı.

"Size bu koyun neden uğursuz olduğunu anlatayım."

Patrick iç çekti.

"Yine başladı."

Fınn'ın bu hallerine hepsi aşinaydı.

"Eğer korkuyorsan kulaklarını kapat." Dedi Fınn ona.

"Korkmuyorum."

"Emin misin?"

"Eminim."

Fınn sırıttı.

"İyi."

Feneri biraz kendine çekti.

Yüzünün yarısı karanlıkta kalmıştı.

"Yıllar önce iki katil, çaldıkları altınlarla tam bu koyda demir atmış.

Hava tıpkı bu geceki gibi yağmurlu ve kapalıymış."

Yağmurun sesi dışında kimse konuşmuyordu.

"Gece yarısı..." Dedi Fınn.

Evelyn pür dikkat dinliyordu.

"...suyun içinden bir kadın sesi yükselmiş."

İnce bir ses tonuyla fısıldadı.

"'Yardım edin...'"

Evelyn istemsizce dahada dikkat kesildi.

"'Lütfen... Beni yalnız bırakmayın...'"

Fınn gözlerini tek tek herkesin üzerinde gezdirdi.

"Katillerden biri sesi takip etmiş." Dedi.

"Sabah olduğunda..."

"...adam yokmuş."

Patrick kahkaha attı.

"Kesin romu fazla kaçırmıştır." Diğerleri de ona eşlik etmişti.

"Diğeri de aynısını söylemiş." Dedi Fınn. gülmedi.

"Ertesi gece aynı sesi o da duymuş."

"'Buradayım...'"

"'Bana bak...'"

Fenerin ışığı tam o anda rüzgârla titredi.

Evelyn'in omuzları istemsizce gerildi. Ne saçma ve değişik bir hikayeydi bu? Babasının küçük kardeşine istemsizce anlattığı masallar bile daha iyiydi.

Fınn alçak sesle devam etti.

"Bir hafta sonra ikisinin de cesedi kıyıya vurmuş."

Evelyn ürperdi.

Briggs alay etti.

"Deniz kızları mı yemiş?"

Fınn başını iki yana salladı.

"Kimse bilmiyor."

"Tek bildikleri..."

"...o günden sonra bu koyda gece duyulan kadın sesine cevap veren hiçbir denizcinin geri dönmediği."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra herkes aynı anda gülmeye başladı.

Patrick omzuyla Evelyn'e hafifçe vurdu.

"İnanmadın değil mi?"

Evelyn gülümsemeye çalıştı.

"Hayır..."

Ama sesi düşündüğü kadar rahat çıkmamıştı.

Fınn bunu fark edince sırıttı.

"Yeni çocuk."

"Evet?"

"Gece yalnız dolaşma."

"Neden?"

"Olur da biri sana 'yardım et' diye seslenirse..."

Kahkahasını bastıramadı.

"...sakın dönüp bakma."

Tayfa yeniden gülmeye başladı.

Evelyn de onlarla birlikte hafifçe güldü.

" Olur da öyle birşey olursa önce Fınn'i yem ederim dostum. Ben daha gencim ama onun yaşı geçmiş. " Diye alay etti. Kahkaha tufanı koparken Fınn somurtmuştu.

Yine de...

İçine çöken o tuhaf huzursuzluğu bir türlü atamıyordu.

Bir süre sonra sessizce ayağa kalktı.

"Ben biraz dolaşacağım."

Arthur başını salladı.

"Çok uzaklaşma."

Evelyn geminin burnuna doğru yürüdü.

Yağmur yüzüne vuruyor, dalgalar karanlığın içinde kayboluyordu.

Sonra üstünden bir ürpertçi geçti.

Sanki birisi onu izliyordu. Dönüp etrafa baktığında kimseyi göremedi.

En sonunda burada daha fazla duramayacağını anladı ve bir köşeye kıvrıldı. Üstündeki korse üç gündür bedenine yapışmış durumdaydı. Ölüm gibiydi ama başka yapacak birşey yoktu. Gemi bir limanda durduğu anda hemen bir konaklama yerine gidecek. Güzel bir duş alacaktı.

Gözleri uykuya teslim olmuştu Evelyn'in.

⚓⚓⚓

Evelyn bir sesle uyandı.

" Yardım edin! " Diyen alçak ve ince bir ses.

İrkildi ve dehşete düştü.

Deniz kızları!

Hızla ayağa kalktı. Güvertede tayfayı göremedi. Neredeyse küçük dilini yutacaktı.

" Senin aklını sikeyim Evelyn, bu gemiye hiç binmemeliydin. " Diye geçirdi içinden.

O ses tekrar yükseldi. Evelyn sesin geldiği yöne bir cesaret ilerledi.

" Kim var orda?! "

" Bana yardım edin! " Diyen ses geminin burnunun olduğu yerden geliyordu.

Evelyn yaklaştı, yaklaştı ve...

Bir anda fıçıların arkasından çıkan Fınn ile kocaman bir çığlık attı.

" Hassiktir. "

Derken küpeşteye tutunamamış, gemiden aşağı düşmüştü.

Ona şaka yapacak olan tayfa ise kahkahaların arasında panikle koştu. Evelyn suda çırpınıyordu.

" Birisi bana o salağın yüzme bildiğini söylesin. " Dedi Patrick.

Arthur ise panikle. " Bilmiyor gerizekalı! Görmüyor musun! Ölüyor! " Dedi.

Evelyn suda çırpınıyor, hırçın dalgaya kapılmamak için uğraşıyordu.

Silas ve Owen seslere geldi. Ne olduğunu anlamaya çalıştılar.

Silas gördüğü şey ile içinden sert bir küfür etti. Hızla suya atladı.

Owen ise tayfaya " Bir avuç domuz sürüsünden başka birşey değilsiniz! Öylece bakmak yerine neden halat uzatmıyorsunuz! Acele edin! " Dedi.

Silas, Evelyn'e yaklaşmış ve onu suyun içinden çıkarmıştı.

Evelyn'in hesap etmediği şey ise kafasındaki peruktu. Evelyn'in peruğu suyun yüzeyine çıkmış, saçları ve gerçek görüntüsü meydandaydı.

Silas nefesini tuttu ve gördüğü şeyi sindirmeye çalıştı. Eli diye b

ildiği adam aslında bir genç kızdı.

Evelyn ise nefes nefes ellerini Silas'ın boynuna dolamış, adana sımsıkı sarılmıştı.

Buz gibi suyun aksine kızın vücudu sıcaktı. Silas temas sevmezdi. Nefret ederdi. Kızı kendinden uzaklaştırdı.

Kaşları çatık bir halde, " Sen... " Dedi.

" Kimsin?? "

Ve Evelyn'in hayatı başına yıkıldı sanki o an.

Silas Magnus ona acımayacaktı.

Keşke şuan bu suda boğulsaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.