İçeriğe geç

The Living Dead | Taekook

Bölüm 3 · 4 dk okuma

The Living Dead | Taekook

Bölüm 3

Are You Upset Now?

Jungkook sifonu çekti ve pantolonunu düzelttikten sonra önündeki lavabonun aynasından kendine bakarak bandanasını düzeltti. Kendisini öldürdükten sonra düştüğü bu yere kısmen adapte olmuş sayılırdı.

Lavabodan çıkacağı sırada aynanın üzerinde bulunan 'Ellerinizi yıkayın' yazılı tabelaya baktıktan sonra yamuk aynadan kendine baktı ve sıkılmış bir ifadeyle ellerini yıkadı. Ellerini kuruttuktan sonra saatine baktı. Mesaisinin bittiğini görmesiyle eşyalarını aldı ve çalıştığı pizzacıdan çıkarak kaldığı eve doğru yola koyuldu.

Bu garip dünyaya düştükten sonra hızlıca bir pizzacıda iş bulmuş hatta kalacak bir yer bile bulmuştu. Çalıştığı yerdeki müdürü Riku ile birlikte yaşıyordu.

Eve girdiğinde hızlıca ayakkabılarını çıkardı ve etrafı kolaçan etti. Riku'yu görmemesiyle rahat bir nefes verip mutfaktan kendine içecek bir şeyler kaptı ve odasına geçti. Müdürünü sevmiyor değildi fakat çok kuralcı ve titiz bir adamdı, Jungkook ise rahat ve dağınık. Bu yüzden günün çoğu Riku'nun şikayetleri ve Jungkook'un onu geçiştirmeleriyle geçerdi.

Yatağında sırt üstü uzanıp bir elinde içeceği ile kitabını okuduğu sırada, kapıdan içeriye giren uzun, sıska adamla bakışlarını oraya çevirdi. "Yine aynı şeyi yapmışsın Jungkook!"

Çıplak üstünü umursamadan kitabını kapattı. "Ne yapmışım?" Öncekine nazaran daha sakin bir şekilde söze başladı Riku. "Aptala yatma hiç! Söz vermiştin. Bu dairede yaşayacaksan işerken oturmak zorundasın."

Umursamaz bir şekilde karşılık verdi Jungkook. "Ha, o mu? Unutmuşum, kusura bakma." Bu cevabı Riku'yu sinirlendirdi. "Böyle bir şeyi nasıl unutabilirsin ki? Alt tarafı kıçını koyacaksın, bu kadar!"

Jungkook'un boş bakışlarını görünce iç çekip başını iki yana salladı ve odadan çıktı. Riku'nun çıkmasıyla Jungkook kitabına tekrar döndü, fakat okuyamayacağını anlayınca çıplak göğsüne koydu ve bakışlarını tavana dikip sessizce mırıldandı. "Daha iyi bir ceza düşünemezler miydi? Her şey burada da aynı, sadece biraz daha kötü."

Sinirle şakaklarını ovdu ve ayağa kalkıp dolabının karşısına geçti. Basit beyaz bir gömlek ve siyah, çoğu yerinde yırtık olan pantolonunu aldığı gibi üzerine geçirdi. Komodinin üzerinden evin anahtarını alıp evden çıktı.

Kapının önünde bir süre bekleyip nereye gideceğini düşündü. Bar ve iş yeri dışında gideceği hiçbir yer yoktu ve bu baş ağrısıyla bara gidip içmek kendince iyi bir fikir değildi. Bu yüzden biraz dinlenip düşünmek adına yakınlardaki çocuk parkına gitmeye karar verdi.

Yolda yürürken burada çoğu zaman gri olan gökyüzüne başını çevirdi ve esen soğuk rüzgârla kollarını kendi etrafına sardı. Her ne kadar bu havayı sevse de böyle bir yerde bu havanın olması, içini sadece hüzünle dolduruyordu.

Kısa sürede geldiği parka baktı ve derince iç çekti. İsmi çocuk parkı olsa da bu park korku filmlerinin setinden fırlamış gibiydi, ne bir çocuk sesi, ne de bir kuş cıvıltısı vardı. Sadece eski, kırık dökük, paslı oyuncaklar ve her yeri esir almış kasvetli hava. Bu görüntüyle nerede olduğunu tekrar hatırladı Jungkook ve gözleri yaşlarla doldu.

Bu görüntüyle zaten bozuk olan moralini daha fazla bozmamak adına arkasını döndü ve evine doğru yol aldı. Bir daha intihar etmeyi düşünüyordu ama bunu yapacak cesarete şu an sahip değildi, tabii yaratacağı sonuçtan da bi haberdi. Bulunduğu durumdan daha kötü bir duruma düşme ihtimali onu korkutuyordu.

Yolda aklındaki düşüncelerle elleri cebinde yürürken, kaldırımın ortasında duran eski püskü sandalye dikkatini çekmişti. Etrafına bakıp onu olduğu yerden aldı ve yoluna devam etti.

Uzun yolun sonunda evine dönmesiyle sandalyeyi bir köşeye bırakıp odasına girdi. Üzerini değiştirip yatağına uzandıktan sonra televizyonu açarak kanallarda gezinmeye başladı.

Ansızın eski sevgilisiyle olan anılarını hatırlamasıyla televizyona bakan gözleri yaşlarla doldu. Titreyen dudaklarıyla "Min Jung'u özledim!" diye sızlanıp elindeki kumandayı yere attı ve ağlayarak yatağında dönüp durmaya başladı. Belki de biraz kafasını dağıtması gerekiyordu.

××××××××××

"Bir içki iyi gelir belki." Karşısındaki gence üzgün gözlerle bakıp elindeki içki dolu şişeyi uzattı, orta yaşlı barmen. Jungkook kendisine uzatılan şişeyi aldı ve oturduğu bar taburesinde dönerek şişeyi kafasına dikti.

Tıpkı onun gibi içen, mutsuz insanlara baktığı sırada yanına sarışın bir kız geldi. "Selam." Jungkook'un konuşmasına izin vermeden devam etti kız. "Arkadaşım Cho Hee ile bir oyun oynuyoruz. İnsanların kendilerini nasıl öldürdüklerini bulmaca." Bunu söylerken başıyla karşılarında, içki şişelerinin olduğu masada oturan, tıpkı onunki gibi sarı saçlara sahip kızı işaret etti.

Jungkook işaret edilen yere baktı ve ona selam veren kıza karşılık verdi. Tekrar yanındaki kıza döndü ve dinlemeye devam etti. "Seninkini merak ettik. Nasıl yaptın?"

Jungkook içkisinden son bir yudum alıp, önündeki ahşap masaya bıraktı ve kıza dönerek kot ceketinin kollarını sıyırıp kesik izleri olan bileklerini gösterdi. Sarışın kız kendini beğenmiş bir gülümsemeyle arkadaşına döndü ve incelttiği sesiyle "Bana 3 puan!" dedi.

Jungkook tekrar içkisini eline aldı. "Bu gerçekten de çok ayıp bir soru." Kız şımarık bir gulumsemeyle yanıtladı. "Kesinlikle öyle ama kimin umrunda? Oyunu ben kazandım."

Yaslandığı yerden ayrıldı ve arkadaşının yanına doğru gideceği sırada, Jungkook'un sorusuyla tekrar ona döndü. "Peki, seninki nasıldı?"

"Benimki mi?" düşünceli bir şekilde sordu kız.

Genç kız fırının açık kapağının üzerine başını yaslamış, açtığı gazın onu zehirlemesine izin vermişti. Bunu yapmadan önce arkasında bıraktığı insanlara veda etmişti, üzerinde "Şimdi üzüldünüz mü?" yazan bir notla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.