Vücudum sızlıyordu. Mırıldanarak gözlerimi açtım ve saate baktım. Normalden geç uyandırılmıştık. Anlaşılan oyunu hazırlamaları uzun sürmüştü. Gözlerimi ovaladım ve sızlayan vücuduma baktım. Bakmam ile gözlerim şaşkınlıkla açılmış ve ufak bir şaşırma sesi çıkarmıştım. Yanımdaki hareketlilikle sevgilimin de uyandığını anladım ve baktığımda onun da vücudun da aynı şeylerin olduğunu gördüm. "Ne oldu? Ve ah... vücudum acıyor" Diye sızlandı. "Sevgilim üzerimize bak" Dememle gözlerini kısık bir şekilde açtı ve vücudumuza bakması ile kaşları çatıldı. "Bu ne?" Şaşkınlıkla sormuştu. "Bilmiyorum" dedim ben de. Gözlerini kendi vücudundan çekip benim üzerimde uzunca dolaştırdı ve acıtmamak için hafifçe kolumu tutarak vücudumuza açtıkları küçük yaraların birinin etrafını okşadı. "Çok acıyor mu?" "Hayır ama sızlıyor. Senin nasıl? Acıyor mu?" "Hm hayır benim de sızlıyor sadece." Koluma eğildi ve yaralardan birinin kenarına dudaklarını bastırdı. Çekildiğinde oyun yöneticilerine karşı olan sayısız küfürlerinden birini mırıldandı ve oyunu öğrenmek amacıyla yerinden kalktı. Ben de peşinden kalktım ve diğerlerinin yanına gittik. Herkes oyunun kurallarının açıklandığı panonun önünde duruyordu ve herkesin vücudunda, aynı yerlerde simetrik, yuvarlak, oyuk gibi yaralar vardı. Sevgilim kalabalığın önüne geçti. Beni de elimden tutarak yanına çekti ve yazanları okuduk. Bizden birbirimizi öldürmemizi istiyorlardı. Hem de saçma sapan yollarla. Kazanan ise sadece tek kişi olacaktı. Sevgilim gözlerini devirerek alaycı bir şekilde gülümsedi. Ben ifadesizdim, bir şey hissetmiyordum. Herkes kuralları okumuş ve çoktan kararlarını vermişlerdi. Kimse oyunu oynamayacaktı, kimse birbirini öldürmeyecekti. Sevgilim çoktan uzaklaşmış ve aynı yerine oturarak başını duvara yaslamıştı. Yanına gittim ve yaralarına dikkat ederek sırt üstü bir şekilde dizine yattım. Başını indirdi ve yorgunca yüzüme baktı. "Nasıl olsa bu oyunu tek kişi kazanmak istemiyoruz." Dedim ve gülümsedim. Aynı şeyi düşündüğünü biliyordum. Ellerini yüzüme çıkardı ve yanaklarımı okşamaya başladı. Bir süre sadece birbirimize baktık. O benim yüzümde parmaklarını dolaştırdı ben ise zaten ezbere bildiğim her ayrıntısına tekrar tekrar baktım. "O gün iyi ki yaralanmışsın" Dedi. Güldüm "Ne yani yaralanmasam yanıma gelmez miydin?" "Hmm gelirdim tabii ama böyle daha erken oldu." "Uzaktan izleyip duruyordun sen gelmesen ben gelirdim o gün hem." "Sanki sen çok farklıydın. Nereye baksam bana bakıyor oluyordun sonra da utanıp kaçıyordun" "Heyy dikkatimi çekmişsin demek ki." Gülümsedi. "Bu oyunun sebep olduğu en güzel şey sensin, tek güzel şey." "Bu oyuna girdiğime sevindiğim tek güzel şey sensin. Keşke başka şekilde tanışabilseydik, hayalini kurduğumuz şeyleri yapardık seninle." "Evet ama belki bu oyun olmasa tanışamazdık. Bu kadar birbirimize bağlanamaz, her şeyimiz olamazdık." "Bence biz nerede tanışırsak tanışalım yine böyle oluruz sevgilim. Biz ruh eşiyiz." "Öyle mi dersin?" "Hmhm öyle derim." "Ruh eşimsin." "Öyleyim." İkimizin de gözleri parlıyordu. Beni kendine aşık etmiş, o da bana aşık olmuştu. Çok şey yaşamıştık beraber. Hiçbirinden pişman değildim, iyi ki tanışmış, iyi ki birbirimizin hayatı olmuştuk. Şimdi son anlarımızdı, saat yaklaşıyordu. Beraber başladığımız bu oyunu beraber bitiriyorduk. Pişman da değildik çünkü birbirimize sahiptik. Gece olmak üzereydi ve kurala uymamış, oyunu oynamamıştık. Öldürülecektik. Yerimde doğruldum ve sevgilimin uzattığı bacaklarına oturup kucağına çıktım. Başını yüzüme doğru yukarı kaldırdı ve kollarını belime sardı. Ben de bir elimi yanağına diğer elimi ise saçlarının üstünden ensesine yasladım. Dudaklarına eğildim ve öpmeye başladım, o da karşılık verdi. Bir yandan da elini baştan aşağı sırtımda dolaştırıyor, arada belimi sıkıyordu. Bir süre o şekilde durduktan sonra geri çekildim, ikimizin de nefesleri hızlanmıştı. Kollarımı boynuna doladım ve başımı omuzuna yasladım. O da başını boynuma gömdü. Bir yandan küçük küçük öpüp diğer yandan da hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Başımı hafifçe kaldırdım ve kulağına eğilip fısıldadım "Sana aşığım" boynumda hissettiğim dudaklarından gülümsediğini anlamıştım. Başını boynumdan kaldırmadan o da fısıldadı "Ben sana daha çok aşığım" son anda bile üste çıkma çabasıyla güldüm ve yüz yüze olacağımız şekilde geri çekildim. Son kez yüzüne uzun uzun baktım ve dolduğu için parlayan iki gözünün de kenarına küçük öpücükler bıraktım. O da uzanıp iki yanağımı da uzun uzun öptü. Kucağından kalktım ve tekrar dizine yattım. Bu sefer başımın arkasını karnına yaslamış, yüzümü uzun koridora çevirmiştim. Ellerini saçlarıma yerleştirmiş nazikçe okşuyordu. Gözlerimi kapattım. Gece yarısı olmuştu, bu sefer uyutulmamıştık. Gözümü araladım ve uzun koridorun sonundaki yavaş yavaş bize doğru gelen karaltıyı gördüm. Gözlerimden yaşlar akıyor ancak ses çıkarmıyordum. Yavaşça diğer tarafa doğru döndüm ve koridora sırtımı çevirdim. Başımı hafifçe kaldırıp sevgilimin yüzünü görmeye çalıştım. Hareketlenmem ve yattığım yerden ona dönmem ile başını eğerek bana bakmıştı, o da ağlıyordu. Yanaklarından aşağı süzülen yaşlar benim yüzüme damlarken gülümsedi, karşılık verdim. Başını tekrar duvara dayadı ve gözlerini kapattı, artık bana bakmıyordu ama ellerini de üzerimden ayırmadı, sıkı sıkı tutuyordu. Gözlerimi kapattım ve yüzümü sıkıca karnına dayadım, diğer elimi de beni tutan koluna koydum ve küçük küçük okşadım. İlk tanıştığımız gün de böyle yatırmıştı beni dizine. Korkuyordum o zaman da, ben uyuyana kadar saçlarımı okaşamış, bırakmamıştı beni. Şimdi yine aynı şekilde duruyor oyunun sona ermesini bekliyorduk.
Bölüm 2
I love you to the moon and back 🌠
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.