Gece yarısı. Dremplek, yatakta duvara dönük bir şekilde uzanmış, yorgunluktan kapanmak üzere olan gözleriyle dalmaya çalışıyordu. Uyumak için sol tarafa döndüğünde, gözleri hafif aralık şekilde, beyaz yüzünde küçük siyah parçacıklar inip kalkan bir varlık gördü.
Dremplek, gözleri bulanık bir halde mırıldandı:
— Bu da ne?
Bir anda gözleri netleşti.
Korkudan neredeyse içine kaçacak olan gözleri, damarlarına kadar dehşetle açıldı. Ne bir hareket edebiliyor ne de bir kelime edebilecek durumdaydı. Oldukları yerde öylece bakıştılar.
bir süre sonra Dremplek yavaşça elini varlığa doğru uzattı. Tam parmak uçları değecekken, varlık onun bileğinden tuttu. Dremplek korkuyla gözlerini kapatarak kendini korumaya çalıştı ama bir anda tüm cesaretini toplayarak gözlerini açtı ve üstten sert bir yumruk savurdu ama.
Orada kimse yoktu:)
Dremplek, sabahın erken saatlerinde saçları darmadağınık, gözlerinin altı morarmış ve adeta bitik bir halde okul bahçesindeki bankta oturuyordu. Gece gördüğü o garip karabasan benzeri şey yüzünden gözünü bile kırpamamıştı.
O sırada adımları bahçede çınlayan bir ses yükseldi:
Hikaru:
— Yo, Dremplek! Ne bu haller ya? Ölü gibi görünüyorsun.
Dremplek başını yavaşça kaldırıp Hikaru'ya baktı. Her zamanki okul kiyafetleri yerine görev için giydiği siyah bir Zincir zırh işlevi gören dar bir kıyafet ve önlüğe benzer dizlerini biraz geçen beyaz bir üniforma vardı.
Dremplek:
— Uykumu alamadım da... Sen niye böyle giyindin?
Hikaru:
— Grup görevimiz var ya bugün.
Dremplek (düz bir sesle):
— Hm, iyi.
Hikaru:
— Eee, sen niye otuyorsun burada? Gelmiyor musun?
Dremplek şaşkınlıkla kendini işaret ederek:
— Ha? Ben mi? Ben daha Kōha'yım.
Hikaru (kaşlarını kaldırarak):
— Kōha mı? Saçmalama, Keisuke hoca seni dün bizim gruba atadı ya!
Dremplek:
— Şu an sizinle nasıl savaşabilirim ki? Daha katanamı zar zor taşıyorum, belim kırılacak gibi oluyor. Ayrıca hiçbir lanet bilgim de yok.
Hikaru derin bir nefes alıp elini beline koydu. Sınıflandırmayı hâlâ kavrayamadığını anlayınca tane tane anlatmaya başladı.
(Flashback - Soai Avcı Sınıflandırması)
Kōha (Aday): Henüz eğitim aşamasında olanlar. Gerçek görevlere çıkamazlar.
Kenshūsei (Stajyer): Tecrübeli lanet avcılarının yanında saha işini, taktikleri ve dövüşü öğrenenler.
Shōka (İlk Avcı): Eğitimini tamamlamış avcılar. E, D ve C seviye görevlere atanırlar.
Jutsusha (Uygulayıcı): Güçlü ve deneyimli avcılar. B ve A seviye görevleri üstlenirler.
Kōkyū (Üst Sınıf): Elit avcılar. A ve S seviye tehditlerle ilgilenir, özel durumlarda gruplara liderlik ederler.
Hikaru (günümüz):
— Bak işte! Sen resmen Kōha olsan bile Keisuke hoca seni yanımıza Kenshūsei olarak verdi. Yani hemen ön safta savaşa girmeyeceksin, arkamızda durup işi yerinde gözlemleyeceksin.
Dremplek (isteği hiç yokmuş gibi iç çekerek):
— Yani ayak bağı olmaya gidiyorum, desene...
Hikaru (gülerek Dremplek'in sırtına sertçe vurur):
— Aynen öyle! Hadi kalk, Keisuke hoca bizi bekliyor, yine yumruk yemek istemiyorsan çabuk ol!
Görev odasına doğru ilerlediler. Kapının önüne geldiklerinde Dremplek, heyecanını ve tedirginliğini bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldı.
Dremplek (içinden):
İlk defa böyle bir ortama katılıyorum. Muhtemelen içerisi inanılmaz gergindir, herkes son derece ciddidir... Sonuçta ölümcül lanetlerle savaşmaya gidiyoruz.
Hikaru kapıyı "pat" diye açtı. Dremplek hemen arkasından içeri adımını attı ama karşılaştığı tablo yüzünden olduğu yerde çakılı kaldı.
Keisuke: Deri koltuğa yayılmış, kafası geriye düşmüş bir hâlde sesli sesli homurdanarak uyuyordu.
Shinsiro: Elindeki el konsoluna kilitlenmiş, hırsla tuşlara basarak video oyunu oynuyordu.
Akira: Masaya tünemiş, bir eli cebinde, diğer elinin parmağıyla dalgın dalgın burnunu karıştırıyordu.
Dremplek, gözleri fal taşı gibi açılmış bir ifadeyle bakakaldı.
Dremplek (kısık bir sesle):
— Ciddiyet... elden gitmiş. Bunlar mı insanlığı koruyor yani?
Hikaru derin bir iç çekip masanın üzerindeki dosyayı sertçe masaya vurdu.
Hikaru:
— Hey! Toplanın artık! Yeni üyemizi de getirdim, göreve çıkıyoruz!
Keisuke, gözlerini Dremplek'e diker.
Keisuke Kurokawa:
— Senin üstünde neden hâlâ okul üniforması var?
Dremplek:
— Eee? Ne olmasını bekliyorsun ki?
Keisuke Kurokawa:
— Kostüm... Kostümün nerede!
Dremplek:
— Kostüm mü?
Keisuke Kurokawa:
— Evet!
Dremplek:
— Kostüm... Kostümüm yok ki benim.
Keisuke Kurokawa (Hikaru'ya dönerek sinirle):
— Cidden ona bir kostüm edinmesini söylemedin mi, Hikaru?!
Hikaru umursamaz bir tavırla iki kolunu havaya kaldırıp başını iki yana sallar.
Keisuke Kurokawa (hafifçe öksürerek):
— Öhm... Hahaha! Neyse ki mükemmel hocanız bunu da düşündü!
Deyip hemen yan taraflarında bulunan, üstüne beyaz bir örtü serilmiş mankenin üzerini hızla çeker.
Keisuke Kurokawa:
— İşte bu senin yeni kostümün!
Örtünün altından çıkan kostüm; doymuş mavi tonlarda, hafif açık mavi detaylara sahip, bolca siyah renk içeren kapüşonlu bir takımdır. Yanında esnek bir eldiven ve siyah renkte kare bir maske bulunur.
Keisuke Kurokawa (gururla göğsünü kabartarak):
— Gelelim bunun özelliklerine:
Canlı İpek (Kendi Kendini Onarma): Bu kostüm okula bağlı özel bir canlı ipekten üretilmiştir. Bu sayede üzerindeki küçük yırtıklar 1 haftada, büyük yırtıklar ise 2 hafta içinde tamamen yeni gibi kendini onarır. Tabii okuldan ayrılma gibi bir durum olursa bu özellik geri alınır. İpek derken aslında özel bir çeşit güçlendirme yapılmıştır.
Aleve Dayanıklılık: Kumaşı neredeyse hiç alev almaz, yüksek ısıya karşı son derece dayanıklıdır.
Kırılmaz Maske: Maske bayağı sağlamdır, darbelere karşı kırılmaz ama buna rağmen takındığında son derece rahat nefes alabilirsin
Dremplek, mankendeki kıyafete ve elindeki siyah kare maskeye boş gözlerle bakıp yutkunur.
Dremplek:
— Yani... şimdi bunu giyip superhero gibi mi gezeceğim?
Keisuke Kurokawa (sırıtarak):
— Süper kahraman mı? Evlat, bu hava atmak için değil, götünü korumak için. Hadi git yan odada üstünü giyin de yola koyulalım.
Dremplek çaresizce kostümü alıp yan odaya geçer. Birkaç dakika sonra, siyah ve mavi kare maskesini takmış ve eldivenlerini sıkılaştırmış ayakkabılarını giymiş kostümü hem bol hem şık durmuş halde içeri geri döner. Mavi ve siyahın uyumu, üzerindeki kasvetli havayla garip bir şekilde bütünleşmiştir.
Akira Kurogane (ıslık çalarak):
— Vay, karizmaya bak! Sıradan bir Kōha gibi durmuyorsun hiç.
Hikaru Kagetsu (süzerek):
— Fena değil. En azından üzerindeki o ezik üniformadan iyidir.
Shinsiro elindeki konsolu cebine koyup ilk defa kafasını kaldırır. Dremplek'e şaşkın bir ifadeyle bakar:
— Hı? Yeni biri mi var aramızda?
Akira (gözlerini devirerek):
— Yeni mi fark ediyorsun be adam?! Çocuk yarım saattir dibinde dikiliyor!
Shinsiro bir anda şimşek hızında Dremplek'in dibine biter:
— Merhaba, ben Shinsiro Yamato!
Dremplek neye uğradığını şaşırarak kafasını aniden geriye doğru çeker:
— Oha! Yavaş ol be adam, nereden çıktın bir anda!
Dremplek (maskenin arkasından boğuk ama net bir sesle devam ederek):
— Ayrıca maskenin nefes alması cidden çok rahatmış... Ama bu katanalar hâlâ belimi büküyor.
Keisuke Kurokawa (ellerini birbirine vurarak):
— Harika! Kostüm tamam olduğuna göre görev detayına geçiyoruz. Araç dışarıda bekliyor, yürürken anlatacağım. Düşün önüme!
Görev odasından çıkıp dışarıya doğru ilerlerlerken ekibin duruşu değişir:
Keisuke en önde, üzerindeki hafif metal zırhı ve Dremplek'in katanalarından bile daha uzun olan katanasıyla hızlı adımlarla yürüyordur.
Akira, üzerindeki mekanik çıkıntılı, hafifçe karınca vibe'ı veren zırhıyla ve birbirine bağlı güçlü, keskin bıçaklarıyla ağır ağır ilerliyordur.
Hikaru, bir elinde verberysini zarifçe tutarak adeta süzülmektedir.
Dremplek, sol eliyle belindeki katanasının ucunu tutmuş, diğer elini cebine koymuş bir hâlde yürümeye çalışıyordur.
En arkada ise Shinsiro vardır. Siyah, bileklerine kadar uzanan kapüşonlu yırtmaçlı pelerini, omuzlarındaki karga tüylerini andıran metal zırhı ve elinde Azrail'in taşıdığı o devasa, kavisli tırpanıyla gruptakileri sessizce takip ediyordur.
Aracın yanına doğru ilerlerken Keisuke aniden duraksar. Kafasını gökyüzüne doğru kaldırıp ciğerlerini dolduracak şekilde derin bir nefes alır.
Keisuke Kurokawa:
— Hey, uyuyanlar ve kılıcını taşıyamayanlar! Temponuzu artırın, tatilde değiliz!
Bir anda Keisuke'nin ayaklarının altından hafif bir rüzgar dalgası yayılır ve adam adeta bir gölge gibi hızlanarak saniyeler içinde kapıda bekleyen siyah zırhlı minibüsün yanına varır.
Akira, arkasındaki mekanik zırhın eklemlerinden çıkan buhar sesleriyle birlikte adımlarını hızlandırır. Zırhın çıkardığı hafif metalik sesler ritmik bir tempoyla sokakta yankılanır.
Akira Kurogane:
— Koca adam yine şovunu yapıyor... Arkada kalanın tepesine çökerim, bilesiniz!
Hikaru, adımlarını bozmadan ama hareketlerine inanılmaz bir akıcılık katarak bir an bile temposunu düşürmeden gruptakilerin yanından adeta bir hayalet gibi süzülür. Elindeki verberysi rüzgarı keserken ıslık benzeri ince bir ses çıkarır.
Shinsiro ise hiç istifini bozmaz. O devasa tırpanını tek eliyle sırtına çeker, siyah pelerini arkasında dalgalanırken birdenbire adımları o kadar serileşir ki, sanki yere basmıyor da gölgelerin üzerinde kayıyordur.
Dremplek:
— Oha, birden ne oldu bunlara?!
Belindeki ağır çift katana her adımda bacaklarına çarpıp dengesini bozarken, Dremplek nefes nefese kalıp grubun temposuna yetişmek için koşar adım ilerlemeye çalışır. Maskenin havalandırması sayesinde nefesi kesilmez ama kasları şimdiden protesto etmeye başlamıştır.
Dremplek (içinden, dişlerini sıkarak):
Lanet olsun... Adamların yürüme temposu bile benim maksimum deparıma denk! Bu tempoda göreve varmadan tükeneceğim.
Keisuke araba kapısını kaydırarak açar ve içeri atlar.
Keisuke Kurokawa:
— Sonuncu gelen görevin ilk yemidir! Hadi, çabuk binin!
Ekip siyah zırhlı arabaya doluşur. Keisuke ön koltuğa kurulup arkaya doğru döner. Araba hızla okulun ana kapısından çıkıp otobana doğru süzülür.
Keisuke Kurokawa:
— Pekala millet, dinleyin. İstikamet Şinjuku'nun terk edilmiş eski metro hattı. İhbar iki gün önce geldi; gece saatlerinde alt geçitlere giren evsizler ve devriye polisleri kayboluyor.
Akira (ekranından bölgenin haritasını çıkararak):
— C Seviye bir "Gölge Laneti" şüphesi var. Basit görünebilir ama kapalı alan ve karanlık onların avantajına.
Hikaru (verberysini kılıfına oturtup Dremplek'e bakar):
— Yani ilk görevin için oldukça karanlık ve dar bir yer. Şansına küs.
Dremplek (maskesini hafifçe kaldırıp yutkunur):
— Peki ben ne yapacağım? O katanaları çekip dalar mıyım?
Keisuke Kurokawa (sert bir tonla):
— Sakın! Katanalarını kınından bile çıkarmayacaksın Dremplek. Sen bir Kenshūsei'sin. Görevin sadece Shinsiro'nun arkasında durmak, ortamdaki lanet enerjisini hissetmeyi öğrenmek ve canını korumak. Hayatta kalırsan başarılı sayılırısın.
Shinsiro (tırpanının keskin ucunu beziyle silerken fısıldar):
— Arkamda durursan güvende olursun... Ama tırpanımı sallarken mesafe bırak, yanlışlıkla seni de biçmeyeyim.
Dremplek (içinden):
Adamın koruma sözü bile tehdit gibi...
Eski Metro İstasyonuna Varış
Siyah araba terk edilmiş, sarı bantlarla kapatılmış metro girişinin önünde durur. İçeriden buram buram rutubet ve çürümüş bir koku geliyordur. Ekip sırayla araçtan iner.
Merdivenlerden aşağı, kapkaranlık tünellere doğru adımlarlar. Dremplek adımlarını atarken belindeki katanaların ağırlığı ve ortamdaki basık hava yüzünden göğsünün daraldığını hisseder.
Hikaru:
— Geliyorlar. Sayıları çok ama seviyeleri düşük.
Tünelin tavanından ve duvarlarından zift gibi akan, insansı ama yüzleri olmayan onlarca siyah gölge yaratık fırlamaya başlar!
Dremplek refleksle elini katanasının sapına götürür:
— Geliyorlar!
Keisuke Kurokawa:
— Kıpırdama dedik! İzleyin çocuklar, şov başlıyor.
Shinsiro: Devasa tırpanını tek eliyle dairesel bir açıyla savurur. Tırpanının kavisli bıçağı havayı yararken karanlıkta gümüşi bir iz bırakır ve önüne çıkan beş gölge lanetini aynı anda ikiye böler.
Akira: Ağır ve devasa zırhının sağladığı muazzam güçle öne fırlar. Birbirine zincirlenmiş, üzeri garip sembollerle kaplı devasa çift bıçağını karanlığa savurur; bıçaklar tünel boyunca ıslık çalarak dönüp lanetleri duvara biçerek yapıştırır.
Hikaru: Verberysiyle sert, keskin ve tavizsiz hamleler yapar. Hiç tereddüt etmeden, acımasız ve yüksek bir tempoyla gölgelerin üzerine yürür; kırbaç benzeri silahının şiddetli darbeleri tünelde çınlarken yararak geçtiği gölgeleri anında toza çevirir.
Sadece 10 saniye içinde tüneldeki onlarca lanet tamamen yok olmuştur. Dremplek daha katanasını kavrayamadan dövüş bitmiştir.
Dremplek (ağzı açık bir şekilde şaşkınlıkla bakar):
— Bu... bu nasıl bir tempo? Ben daha hamle bile yapamadım...
Derinliklerdeki Dehşet
Keisuke elindeki feneri tünelin derinliklerine tutar. Tünel ikiye ayrılıyordur.
Keisuke Kurokawa:
— Ana lanet içerde bir yerde. Akira, Hikaru ile sağ tünele. Shinsiro, sen de vejetaryen çırakla sol tünele. Dikkatli olun.
Grup ayrılır. Dremplek, Shinsiro'nun o devasa tırpanının gölgesinde karanlık tünelde yürümeye başlar. Birkaç adım sonra tüneldeki tüm sesler aniden kesilir. Ne akan su damlalarının sesi kalmıştır ne de yukarıdaki şehrin uğultusu... Mutlak bir sessizlik çöker.
Ortamdaki hava öyle bir ağırlaşır ki Dremplek'in ciğerleri yanmaya başlar. Sıcaklık saniyeler içinde dondurucu bir seviyeye düşer, Dremplek'in maskesinin içindeki nefesi buza keser.
Shinsiro aniden durur. Tırpanını iki eliyle sımsıkı kavrar ama arkasını dönmez.
Shinsiro (sesi ilk defa titreyerek, pürüzlü bir fısıltıyla):
— Dremplek... Sakın. Arkana. Bakma.
Dremplek'in ensesindeki tüyler diken diken olur. Tam arkasında, hemen maskesinin bittiği hizada, soğuk, ıslak ve tüylü bir şeyin teması hissedilir. Cansız, pamuksu ama zift gibi kokan iki büyük gözün karanlıkta tam ensesinden ona baktığını hisseder. Yatakhanedeki o beyaz peluş şey, bu sefer nefesini Dremplek'in boynuna üfleyecek kadar yakındadır.
Karanlığın içinden, küçük bir çocuğun cızırdayan ve yankılanan o ürpertici sesi Dremplek'in zihninin içinde cıvıldar:
Karanlığın tam ortasında, o tüyler ürperten fısıltının ardından kulakları tırmalayan, yankılı ve cızırdayan bir bebek gülüşü çınlar. Gülüş sesi tünelin soğuk beton duvarlarında yankılanırken, ensesindeki o buz gibi temas aniden buharlaşıp yok olur.
Dremplek, kalp atışları boğazında güm güm atarak dehşet içinde geriye doğru fırlar. Arkasına bile bakmadan instinctiz bir refleksle fırlayıp Keisuke'nin devasa katanasının arkasına sığınır.
Dremplek (nefes nefese, titreyen bir sesle):
— O... o şey buradaydı! Tam arkamdaydı!
Keisuke gözlerini kırpmadan karanlığı süzer, ama ortamdaki yoğun lanet enerjisinden dolayı varlığı tam teşhis edemez.
Keisuke Kurokawa:
— Sakin ol çırak. Odaklan, gardını düşürme. Yürümeye devam ediyoruz.
Bir süre daha o basık ve rutubetli koridorda ilerlerler. Tünel giderek daralıyor, duvarlardaki küf kokusu ağırlaşıyordur. Shinsiro tırpanını hazırda tutarken Keisuke adımlarını sessizce atar.
Tam koridorun keskin bir dik açı yaptığı karanlık köşeye geldiklerinde, duvarın arkasından metalik bir sürtünme ve hafif bir ayak sesi duyulur.
Keisuke elini dev katanasının kabzasına koyup yarı kınından çeker. Shinsiro tırpanını saldırı pozisyonuna getirip öne atılır. Dremplek ise korkudan Keisuke'nin zırhına adeta yapışır. Herkes nefesini tutmuş, silahlarını o köşeye doğrultmuş bekliyordur.
Köşeden yavaşça bir gölge süzülür... ve karanlığın içinden elinde verberysiyle Hikaru çıkar!
Hikaru (gözlerini kırpıştırıp silahları görünce duraksayarak):
— Aa, Keisuke hocam? Siz miydiniz? Az kalsın beni biçiyordunuz!
Keisuke derin bir nefes verip katanasını yerine oturtur.
Keisuke Kurokawa:
— Ne diye sessiz sessiz yaklaşıyorsun kızım? Orada yol bitti mi? Bir şey bulabildiniz mi bari?
Tam o sırada Hikaru'nun arkasındaki karanlıktan, o ağır ve mekanik zırhının çıkardığı motor sesleriyle Akira fırlar. kollarını iki yana açarak neşeyle bağırır:
Akira Kurogane:
— Tabikideeee... Bir bok bulamadık! Koca tünel boş bir duvara çıkıyor!