
Yağmur, Veilmoor’un taş kulelerine gece boyunca aralıksız vuruyordu.
Akademi karanlıkta olduğundan daha büyük görünürdü. Gündüzleri eski ve görkemli bir okul gibi duran yapı, gece olduğunda başka bir şeye dönüşüyordu; sanki yaşayan, nefes alan bir organizmaya. Rüzgâr yüksek kemerlerin arasında dolaşırken taş koridorlardan boğuk uğultular yükseliyor, duvarlardaki eski portreler titreyen mum ışığında hareket ediyormuş gibi görünüyordu.
Veilmoor’da herkes geceleri bazı koridorlardan uzak dururdu.Kimse bunun nedenini açık açık konuşmazdı.
Bazıları okulun altında mühürlenmiş eski odalar olduğunu söylerdi. Bazıları ise yıllar önce kaybolan öğrencilerin isimlerinin hâlâ duvarlarda dolaştığına inanırdı. Ama Veilmoor’daki en tehlikeli şey söylentilerin kendisi değildi.
Onların bazen doğru çıkmasıydı.
Liora ağır ahşap kapının önünde durduğunda saat gece yarısını geçmişti.
Kütüphane çoktan kapanmıştı. Yukarı katlardaki bütün ışıklar sönmüş, yalnızca giriş salonunda birkaç mum bırakılmıştı. Sessizlik öylesine yoğundu ki, eldivenlerinin altında sıkıca tuttuğu eski anahtarın metal sesi bile koridorda yankılanıyordu.
Bir an durdu.
Dinledi.
Ayak sesi yoktu.
İyi.
Çünkü Veilmoor’da kuralları çiğnemenin cezası disiplin cezasından daha ağır olabiliyordu. Özellikle de yasaklı arşive girerken yakalanırsan.
Liora anahtarı kilide yerleştirdiğinde kapı sert bir gıcırtıyla aralandı. İçeriden eski kâğıt, toz ve nem kokusu yükseldi. Loşluk, kapının ardında yoğun bir sis gibi birikmişti.
Arşiv bölümü akademinin en eski kısmındaydı.
Ve en az ziyaret edilen.
Duvarlar tavana kadar yükselen raflarla kaplıydı. Binlerce eski kayıt, harita ve mühürlü belge karanlıkta üst üste dizilmişti. Bazılarının üzerindeki isimler yıllar içinde silinmişti. Bazılarında ise bilerek kazınmış izler vardı.
Liora elindeki küçük lambayı kaldırdı.
Altın renkli ışık rafların arasında kayarken havadaki tozlar kısa süreliğine parladı.
Sessiz.
Fazla sessiz.
Akademinin geri kalanında bile taşların içinden gelen bir uğultu olurdu. Buradaysa hiçbir şey yoktu. Sanki oda nefesini tutuyordu.
Liora ağır adımlarla arşivin derinliklerine ilerledi.
Aradığı şey belirli bir kitap değildi artık.
Başlangıçta sadece eski öğrenci kayıtlarını incelemek istemişti. Kaybolan isimleri. Akademi tarihinden silinen insanları. Ama haftalardır aynı sembolle karşılaşıyordu.
Daire içine alınmış siyah bir mühür.
Ve her seferinde yanında aynı kelime yazıyordu:
Noctivis.
Kelimenin ne anlama geldiğini bilen yoktu.
Ya da bilenler konuşmuyordu.
Liora bir raftan kalın deri kaplı dosyalardan birini çekti. Kapak çatlayacak kadar eskiydi. Toz parmaklarına bulaştı.
Dosyayı açtı.
Sayfaları çevirirken eski portreler gözünün önünden geçti. Solgun yüzler. Akademi üniformaları. Altlarında tarih ve isimler.
Sonra eli durdu.
Bir portrenin yüzü tamamen kazınmıştı.
Öylesine sert kazınmıştı ki kâğıt delinmişti.
Liora kaşlarını hafifçe çattı.
Bir sonraki sayfa.
Bir başkası.
Yine kazınmış.
Bir başkası daha.
Hepsinin altında aynı mühür vardı.
Noctivis.
Kalbinin ritmi yavaşça değişmeye başladı.
İçine çöken his korku değildi. Liora korkuyu uzun zaman önce yönetmeyi öğrenmişti.
Bu başka bir şeydi.
Yanlışlık hissi.
Sanki burada olmaması gereken bir şeye fazla yaklaşmış gibi.
Sayfaları çevirmeye devam etti.
Ve sonra gördü.
Vale.
Parmakları istemsizce durdu.
Mürekkep solmuştu ama isim hâlâ okunabiliyordu.
“E. Vale.”
Tarih, Liora’nın doğumundan yıllar öncesine aitti.
Nefesi hafifçe kesildi.
Çünkü ailesinde Veilmoor’a gelen başka kimse olmamıştı.
En azından ona söylenen buydu.
Liora sayfanın devamını okumaya çalıştı ama mürekkebin bir kısmı sanki özellikle dağıtılmıştı. Bilerek silinmiş gibiydi.
Arkasında bir ses duyduğunu sandı.
Başını hızla çevirdi.
Hiç kimse yoktu.
Yalnızca karanlık raflar.
Ve titreyen ışık.
Liora birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Sonra dosyayı kapattı.Bir şeyler ters gidiyordu.
Bunu hissedebiliyordu.Ama Veilmoor’da hislerine güvenmek bazen en büyük hataydı.
Çünkü okul, insanların ne aradığını her zaman bilirmiş gibi davranıyordu.
Ve bazen…
onlara cevap veriyordu.
Liora çıkışa yöneldiğinde lambasının ışığı koridorun köşesindeki eski cam vitrine vurdu.
Refleksle başını çevirdi. Kendi yansımasını gördü.
Siyah saçlar.
Solgun yüz.
Karanlık gözler.
Ama yürümeyi bıraktığında yansıması bir saniye daha hareket etmeye devam etti.
Liora donup kaldı.
Camın içindeki kız başını çok hafif yana eğdi.
Sonra her şey normale döndü.
Koridor yeniden sessizleşti.

