İçeriğe geç

The Healer (HyunLix)

Bölüm 9 · 5 dk okuma

The Healer (HyunLix)

Bölüm 9

{9} Beni cezalandırıyor musun?

İyi Okumalar 🦋 _______________ Çadırın içi herkesin üzerinde olan akşamüstünün yorgunluğunu taşıyordu sanki. Güneş çoktan batmış, hava sıcaklığını bırakarak seri rüzgarlar estirmeye başlamıştı. Çadırın içi ise rüzgar yüzünden toprakla karışık ilaç kokuyordu. Felix, elinde tuttuğu küçük metal tepsiyi masanın kenarına bırakırken omuzlarındaki ağırlığı yeni fark ediyordu sanki. Gün boyunca kendisi de asla durmamış, koşuşturmuş, hasta çocuklarla ilgilenmiş, yardıma ihtiyacı olanlara koşmuştu. Ama şimdi karşısında duran adamın yorgunluğu onunkini bile gölgede bırakıyordu. Hyunjin, sedirin kenarına oturmuştu. Sırtı hafifçe öne eğik, dirsekleri dizlerine dayanmış, başı yorgunlukla önüne doğru düşmüş gibiydi. Sert duruşundan eser yoktu şu an omuzları gevşemişti, ağırlaşmış nefesi, yavaş yavaş inip kalkan göğsünden belli oluyordu. Felix bunu fark ettiğinde içi istemsizce sıkıştı. O, bu kadar yorulurken bir de karnında hafif denilemeyecek bir yara taşıyordu. Sarışın olan sormak istiyordu komutana yaranın nasıl olduğunu. Ama alacağı cevabı tahmin ettiği için sormaya cesaret edemiyordu. Onun tehlikeli bir iş yaptığını kabullenmek istemiyordu sanki. F: "Kollarını çek" Sesi, yorgun olan komutanı daha da yormamak için yumuşaktı. Hyunjin başını kaldırıp ona baktı, dudaklarının kenarında yorgun ama tanıdık bir gülümseme belirdi. Ne kadar yorgun olsa da doktora karşı olan o sinsi sırıtışı hala yüzündeydi. H: "Emredersiniz doktor." Felix gözlerini devirdi ama gülümsemesini de saklayamadı. Hyunjin dizlerine yasladığı kollarını çekerken, Felix eldivenlerini giyerek birkaç adım daha yaklaştı sedirde oturan bedene. Aralarındaki mesafe kısaldıkça, çadırın içi daha da daralmış gibi hissettiyordu. Hyunjin'in üzerinde hala asker tişörtü vardı. Klasik koyu renk kumaş terden biraz nemlenmiş, bedenine yapışmıştı. Felix yaraya bakabilmek için tişörtü kaldırması gerektiğini biliyordu ama bunu söylemek bir anlığına sanki ağzına ağır geldi. Düşündükleri yüzünden kelimeler diline takılmıştı dudaklarından çıkarken. F: "Tişörtünü... çıkarman gerekiyor" Hyunjin cevap vermedi. Sadece başını hafifçe onaylar anlamda salladı. Ama yerinden de kıpırdamadı. Üzerindeki parçayı çıkarmak adına hiçbir hamle yapmadı. Yorgun olduğu için mi böyle yapıyordu yoksa Felix ile mi uğraşıyordu belli değildi. Felix, kısa bir tereddütten sonra öne doğru eğildi.  Komutanı bekleyecek ve onun oyunlarına kanacak zamanı yoktu. Kendisi de yorgundu ve bunu bitirip bir an önce uyumak istiyordu. Parmak uçları önce kumaşa, sonra istemeden Hyunjin'in sıcak tenine değdi. Dokunuş o kadar hafifti ki, ikisi de bunun bir kaza mı yoksa bilinçsiz bir tercih mi olduğundan emin olamadı. Felix tişörtün etek kısmını kavrayıp, parçayı avuç içlerinde biriktirerek yavaşça yukarı doğru sıyırdı. Felix tişörtü kaldırdıkça parmaklarının tersi de Hyunjin'in sıcacık tenine sürtünüyordu. Kumaş Hyunjin'in göğsünden geçerken kaslarının parmaklarının altında nasıl gerildiğini, nefesinin fark edilmeden biraz daha derinleştiğini hissetti Felix. Tişörtü tamamen çıkardığında, küçük beden bakışlarını zorla yaraya doğru çevirdi. Sanki birkaç saniye süren tişört çıkarma, yıllarını almıştı. Boğazı kuruduğu için sesli bir şekilde yutkunarak kendisini toparlamaya çalıştı. Lakin, parmaklarının altında Hyunjin'in gerinen kaslarını hissetmek, komutanın da kendisinden etkilendiğini bilmek sarışın olana hiç yardımcı olmuyordu. Ne kadar kontrollü davranmaya çalışsa da gözleri yine de kısa bir anlığına geniş omuzlara, göğsündeki izlere, vücudunun yorgun ama hala güçlü duruşuna takıldı. H: "Bakmamaya çalıştığının farkındayım doktor" Felix, Hyunjin'in yorgunluktan kalınlaşan sesini duyduğunda aniden irklidi. Saniyelik olarak kaslı vücutta dolaşan gözlerini tekrar yaraya indirmeye çalıştı. F: "Saçmalama. Sadece işimi yapıyorum komutan" Hyunjin histerik bir şekilde gülerek başını salladığında Felix, kızarmamak ve heyecandan titrememek adına dişlerini sıktı. Elinde tuttuğu Pamukla yaraya doğru eğildi. İlaç kokusu havaya çoktan karışmıştı. H: "İstediğin kadar bakabilirsin, parasıyla değil merak etme" Felix onu duymuyormuş gibi yaparak ilk önce dün dikiş attığı yarayı iyice inceledi. İyi durumda olduğunu anladığında temizlemek adına pamuğu yaraya bastırdı. Pamuğu bastırırken biraz fazla sert davrandığını kendi de fark etmişti ama komutanın gıcık konuşmasına cevap olarak sadece bunu yapabiliyordu. Hyunjin'in nefesi yarasında hissettiği sızlanmayla aniden kesildi. Zaten antibiyotik merhem yeterince canını yakıyordu bir de üzerine sarışın doktor yarasına tuz basar gibi pamuğu basıtırıyordu. H: "Doktor... bu biraz.." Felix onu tekrar duymamazlıktan gelerek pamuğu bir tık daha bastırdı. F: "Kes" Hyunjin dişlerini sıktı ama bir taraftan da gülmemek için kendini zor tuttu. H: "Beni cezalandırıyor musun?" İmalı ses tonuyla konuştuğunda yarasında hissettiği sızı yüzünden başını geriye doğru atarak dişlerini sıktı. Felix başını kaldırıp ona sert bir bakış attı. Ama gözlerinin içindeki endişeyi gizleyemediği için bakışı tehditten çok onun iyi olup olmadığına bakar gibiydi. F: "Yerinde durursan ve diline hakim olursan canın daha az yanar." Pamuğu biraz daha nazikçe bastırdı bu sefer. Parmakları her defasında yaraya doktunduğunda eklemleri de Hyunjin'in tenine temas ediyordu. Temas uzadıkça Felix'in kalbi ritmini şaşırıyordu. Sanki her dokunuşta bedenine küçük elektrik akımları yayılıyordu. Ve bu duyguları yaşayan tek taraf olmadığını bilmeyi çok istiyordu. Hyunjin ise insanları tanımada o kadar profesyoneldi ki bunu fark ediyordu. Sarışın doktorun ondan ne denli etkilendiğini bildiği için sessizleşmişti. Şakacı tonu bir süreliğine kaybolmuştu. Felix'in başı eğik halde dikkatle çalışmasını izliyordu. Bir kendi eline bir de doktorun eğik olan başına baktı. Minicik kafası vardı. Tek eliyle sararak o minik kafayı okşayabilirdi. Bunu düşünmek bile sırıtmasına neden olmuştu. İçindeki duygular gerçekten de her geçen saniye daha da artıyordu. Bu konuda şaka yapmamıştı. H: "Biliyor musun..." Felix duraksadı ama başını kaldırmadı. Onunla gözgöze gelmeye hazır hissetmiyordu kendisini. Ama yine de dikkatle dinledi komutanın dediklerini. H: "Bu kadar yorgunken birinin benimle ilgilenmesi garip bir şekilde iyi hissettiriyor." Felix'in eli bir anlığına durdu. Nefesi göğsünde tıkanıp kaldı. Söylenen cümle basitti, üstü kapalıydı ama altında taşıdığı anlam büyüktü. F: "Konuşma komutan. Yaralı birisi gün boyunca bu denli yormamalı kendisini. Dikişlerin sana iyi dayanmış. Bir daha patlarsa bu sefer ilgilenmem sizinle" Söyledikleri ciddi olsa da ses tonu ciddi çıkmamıştı. Çünkü kendisi de biliyordu Hyunjin'e bir şey olursa hemen onunla ilgileneceğini. Pansumana devam ederken bu sefer daha dikkatliydi. Parmakları daha kontrollü, dokunuşları daha bilinçliydi. Sanki az önce yaraya sert pamuklar bastıran kendisi değilmiş gibi nazik davranıyor, Hyunjin'in canı yanmasın diye ara sıra hafifçe üflüyordu yaraya. İşini bitirdiğinde geri çekildi. Hyunjin'e bakmadan eldivenlerini çıkardı. Ama Hyunjin, sedirin kenarında öylece kalmış, Felix'in her hareketini dikkatle izliyordu. Pembe yanakları da gözünden kaçmış değildi. H: "Felix.." İsmini ilk kez böyle, rütbesiz, sakince, içinden geldiği gibi söylemişti. Felix adını duyduğu için istemeden durdu. Arkasını dönmedi ama adımlarını durdurdu. H: "Eğer yarın yine canım yanarsa, yine benimle ilgileneceksin değil mi?" Felix'in dudakları istemsizce kıvrıldı. Söylediği şeylerde ciddi değildi. Hyunjin ile her an ilgilenmeye hazırdı. Başını çok az yana çevirip sedirde üstü çıplak oturan bedene baktı. F: "Benim gibi iyi bir doktorun eline düştüğün için şanslısın. Yemini bozmayanlardanım ben. Seninle her daim ilgilenirim Komutan" __________________ Şimdi şey küçük huncinle de ilgilenecek misin?

Bölüm sonu

11 yorum