İçeriğe geç

The Five Seals of Fate- Kaderin Beş Mührü

Bölüm 1 · 4 dk okuma

The Five Seals of Fate- Kaderin Beş Mührü

Bölüm 1

"Sadece bir... masal"

"Çocuklar, bugün size çok eski bir masal anlatacağım..."

Öğretmen sınıfın önündeki sandalyeye oturdu. Pencereden içeri süzülen güneş ışıkları tahtanın üzerine düşerken öğrenciler merakla ona baktılar.

Öğretmen gülümsedi ve anlatmaya başladı.

---

Bir varmış, bir yokmuş...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yıldızlar henüz gökyüzünde yerlerini seçmemişken, dağlar daha taş değilken, denizler daha suyla dolmamışken genç bir dünya varmış.

Bu dünya yeni doğmuş bir çocuk gibi sessiz ve kırılganmış.

Onu korumak için ise Yüce Yaratıcı beş kadim muhafız yaratmış.

Bu muhafızlara Element Efendileri denirmiş.

İlk yaratılan, bütün suların annesi Mislina imiş. Nehirler onun nefesiyle akarmış.

İkinci yaratılan, ateşin kalbi Pyrran imiş. Güneş onun gücüyle parlarmış.

Üçüncü yaratılan, rüzgârların efendisi Aeralis imiş. Bulutları o taşır, kuşları o yönlendirirmiş.

Dördüncü yaratılan, toprağın bekçisi Terron imiş. Dağlar onun omuzlarında yükselirmiş.

Beşinci ve son yaratılan ise metalin koruyucusu Ferrum imiş. Dünyanın derinliklerindeki bütün madenler onun emanetindeymiş.

Beş element kardeş gibi yaşarmış.

Birbirlerine yardım eder, dünyanın düzenini birlikte korurlarmış.

Aeralis yağmur bulutlarını getirir, Mislina onları nehirlere dönüştürürmüş.

Terron toprakları bereketlendirir, Pyrran güneşiyle onları ısıtırmış.

Ferrum ise hepsinin altında duran dünyanın temelini sağlam tutarmış.

Bu yüzden insanlar uzun yıllar boyunca huzur içinde yaşamış.

Fakat elementleri gözetleyen iki Başmelek de varmış.

Birinin adı Seraphel imiş.

Bilgeliği ve adaletiyle tanınırmış.

Diğerinin adı ise Noxiel.

Noxiel meraklı bir melekmiş.

İnsanları izlemeyi severmiş.

Özellikle de insanların kalplerini...

Bir gün iki insanın birbirleri için nasıl fedakârlık yaptığını görünce kendi kendine sormuş:

"Neden insanlar seviyor da elementler sevmiyor?"

Bu soru zihnine saplanıp kalmış.

Günler geçmiş.

Aylar geçmiş.

Yıllar geçmiş.

Ve sonunda Noxiel, bu düşünceyi elementlerin akıllarına da fısıldamaya başlamış.

İlk olarak Aeralis'e gitmiş.

"Gökyüzü ne kadar büyük olsa da yalnız değil misin?" diye sormuş.

Sonra Terron'a gitmiş.

"Bunca yaşamı büyütüyorsun ama kendi kalbin hiç çiçek açmadı mı?" demiş.

Başta bu sözleri önemsememişler.

Ama bazen bir tohumun büyümesi için tek gereken şey küçük bir fısıltıymış.

Ve o fısıltı zamanla kalplerinde kök salmış.

Aeralis ile Terron birbirlerine âşık olmuşlar.

Gökyüzü ile yeryüzü birbirini sevmeye başlamış.

İlk zamanlarda bu çok güzel görünmüş.

Rüzgârlar daha yumuşak esmiş.

Çiçekler daha güzel açmış.

Bulutlar daha parlak görünmüş.

Ama elementler görevlerini unutmaya başlamışlar.

Aeralis sürekli Terron'un yanında olmak istiyormuş.

Terron da gözlerini gökyüzünden ayıramıyormuş.

Dünya ise yavaş yavaş dengesini kaybediyormuş.

Kuraklıklar başlamış.

Fırtınalar büyümüş.

Denizler taşmış.

Dağlar çatlamış.

İnsanlar korkmaya başlamış.

Bunun üzerine göklerin büyük mahkemesi kurulmuş.

Gerçek ortaya çıktığında herkes şaşkına dönmüş.

Bu karmaşanın arkasında Noxiel varmış.

Elementlerin akıllarına ilk şüpheyi ve ilk arzuyu o yerleştirmiş.

Mahkeme kararını vermiş.

"Noxiel, sen düzeni bozdun."

"Kalplere fitne ektin."

"Bu yüzden artık göklerde yerin olmayacak."

O anda Noxiel'in ışığı sönmüş.

Altın kanatları kararmış.

Ve göklerden sürgün edilmiş.

O günden sonra ona Nocthar denmiş.

Yani Gölgelerin Efendisi.

Elementler de cezalandırılmış.

Bir zamanlar kardeş olan beş muhafız birbirlerinden ayrılmışlar.

Dostlukları parçalanmış.

Güvenleri kırılmış.

Ve dünya üzerindeki ilk büyük ayrılık böyle başlamış.

Derler ki bugün çıkan her fırtınada Aeralis hâlâ Terron'a ulaşmaya çalışırmış.

Her depremde Terron ona cevap verirmiş.

Denizlerin öfkesi Mislina'nın kırgınlığıymış.

Volkanlar Pyrran'ın öfkesiymiş.

Dağların sessizliği ise Ferrum'un yalnızlığıymış.

Ve işte çocuklar...

Belki de bu yüzden dünya bazen huzurlu, bazen de karmakarışık olurmuş.

---

Öğretmen masalını bitirdiğinde sınıf sessizliğe gömülmüş.

Bir öğrenci elini kaldırmış.

"Öğretmenim, bu gerçekten yaşandı mı?"

Öğretmen gülümsemiş.

Pencerenin dışındaki bulutlara bakmış.

"Kim bilir?" demiş.

"Belki sadece bir masaldır."

"Belki de rüzgârın neden bazen toprağa sarılmak ister gibi estiğini açıklamanın en güzel yoludur."

Sınıftaki çocuklar pencereden dışarı bakarken zil çalmış.

Ama o gün, herkes okuldan çıkarken gökyüzüne biraz daha dikkatli bakmış.

Ya masal gerçekse diye...

Son zil çalar. Sınıftaki öğrenciler bir anda hareketlenir. Sandalyeler çekilir, çantalar kapanır, herkes eve gitmek için hazırlanır.

Öğretmen: Ödevinizi unutmayın çocuklar.

Kimse pek dinlemez. Öğrenciler kapıya yönelir.

Mert: Hocanın anlattığı masal baya iyiydi ama.

Elif: Saçmalama ya. Elementler, şeytanlar falan... Bildiğin çizgi film konusu.

Mert omuz silker.

Mert: Yine de eğlenceliydi.

Ayşe çantasını toplarken düşünceli görünür.

Ayşe: Ben o kadar emin değilim.

Ece: Neden?

Ayşe: Bilmiyorum. Hocanın anlatırken yüzü tuhaftı. Sanki gerçekten olmuş gibi anlatıyordu.

Ece gözlerini devirir.

Ece: Ayşe, sen de her şeye inanıyorsun.

Koridorda öğrenciler dağılmaya başlar.

Bir grup öğrenci öğretmenin hikâyesiyle dalga geçmektedir.

Can: Ben Ateş Efendisi oluyorum.

Elini havaya kaldırır.

Can: Alev topu!

Arkadaşları gülmeye başlar.

Berke: O zaman ben de Metal Efendisiyim.

Yakındaki çöp kutusuna vurur.

Berke: Demir yumruk!

Hepsi kahkahaya boğulur.

Biraz ileride Ayşe pencereden dışarı bakmaktadır.

Gökyüzünde koyu gri bulutlar toplanmaya başlamıştır.

Ayşe: Garip...

Mert: Ne oldu?

Ayşe: Hava raporunda güneşli görünüyordu.

Mert dışarı bakar.

Mert: Belki yağmur yağar.

Tam o sırada okulun ışıkları bir anlığına titrer.

Koridor kararıp tekrar aydınlanır.

Öğrenciler şaşkınlıkla etrafa bakar.*

Can: Tam korku filmi sahnesi oldu.

Ece: Elektriklerdir.

Müdür yardımcısı koridorun diğer ucundan seslenir.

Müdür Yardımcısı: Hadi çocuklar, okul kapanıyor. Eve gitme zamanı.

Öğrenciler yavaş yavaş okuldan çıkar.

Ayşe en son çıkanlardan biridir.

Tam kapıdan geçerken öğretmenin sınıfına dönüp bakar.

Sınıfın ışığı hâlâ yanmaktadır.

İçeride öğretmen tek başına oturuyordur.

Masanın üzerinde eski, deri kaplı bir kitap açıktır.

Öğretmen kitabın sayfalarına sessizce bakar.

Öğretmen: Keşke sadece bir masal olsaydı...

Kitabın açık sayfasında beş farklı sembol görünür.

Su.

Ateş.

Hava.

Toprak.

Metal.

Tam ortalarında ise siyah bir işaret vardır.

Öğretmenin yüzündeki endişe büyür.

Öğretmen: Yeniden başlamaması gerekiyordu...

Dışarıda gök gürler.

Pencere camları hafifçe titrer.

Ve uzaklarda, okulun çatısında duran kapüşonlu bir siluet gökyüzüne bakar.

Siluetin yüzü görünmez.

Ancak gözlerinde kısa bir süre kırmızı bir parıltı belirir.

???: Sonunda...

Ekran kararır.

DEVAM EDECEK...

Bölüm sonu

2 yorum