İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 5 · 7 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 5

4

Jisung iki günün sonunda odasından çıkabilmenin verdiği keyifle hekimin odasına doğru yürüyordu. Kızgınlığının erken bitmesi için bildiği bilmediği bütün otların kaynatılıp önüne konmasından sonra kontrol için hekime gidiyordu. Geçirdiği en kısa süreli kızgınlık olduğu için açıkçası rahat fakat bir yandan da garip hissediyordu.

Normalde kızgınlıklarında başka bir omeganın kokusu kızgınlıktaki omeganın sakinleşmesine yardımcı olurdu fakat Minju'nun kokusu Jisung'un midesini bulandırmıştı. Oda arkadaşı tam olarak tarçın gibi kokuyordu ve Jisung tarçından nefret ederdi. Feromonlarını baskılamasını rica etmişti ama karşısındaki omega o kadar inatçı ve anlayışsızdı ki kendisinin de yaşadığı odada feromon baskılamakla uğraşmayacağını söyleyerek reddetmişti. Yetmezmiş gibi Jisung'un bu dönemi kötü geçirebilmesi için de elinden gelen her şeyi yapmıştı.

İlk gece Jisung yükselen ateşiyle kıvranıp ağlarken bir bardak su için yalvarmıştı fakat Minju sırtını dönüp uyumaya devam etmişti. Sanki elindeymiş gibi feromonlarının yoğunluğu yüzünden de homurdanıp durmuştu. Sabah ise Jisung'un duşa girmeye bile hâli olmadığından Jeongin'i çağırmasını rica etmişti ama isteği yine Minju'nun burun kıvırmasıyla sonuçlanmıştı.

Neyseki kapısına getirilen bitki çayından sonra biraz daha sakinleşince kalkıp duşunu alabilmişti. Oda arkadaşı başından beri onu sevmiyordu, farkındaydı elbette fakat nedenini anlamıyordu. Her ne kadar hırsı yüzünden böyle olduğunu bilse de ortada hırs yapılacak, en azından Jisung'u tehdit olarak göreceği hiçbir şey yoktu ki Minju bunu kendi ağzıyla da söylemişti. Kızgınlığa girdiği sabah alaycı gülümsemesiyle sen benim tırnağım bile etmezsin dediğini çok net hatırlıyordu.

Düşüne düşüne hekimin odasına geldiğinde kapıdaki askerin içerideki hekime haber vermesini beklemiş, gelen onayla da içeri adımlamıştı. Ondan sorumlu olan yaşlı betanın aksine karşısında oldukça genç birisini görmesiyle dudakları hafifçe aralansa da bir şey dememişti.

"Merhaba. Jisung'dun, değil mi? Ben Seungmin."

"Ah, evet."

Stres olduğu zamanlarda yaptığı gibi elini kafasının arkasına atıp hafifçe kaşımıştı.

"Dedem bugün biraz rahatsız, onun omegalarıyla da ben ilgileniyorum. Senin için de sorun olmaz diye umuyorum."

Aksine mutlu oldum demek istese de sorun olmayacağını mırıldanmakla yetinmişti Jisung. O yaşlı huysuzun yeteri kadar zayıflamadın temalı azarlarını duymayı pek istediği söylenemezdi zaten.

"Kızgınlığın ne durumda?"

"Tamamen geçti. Genelde dört-beş gün sürüyordu."

"Benim de tahmin ettiğimden daha kısa sürdü açıkçası. İçtiğin bitki çayları işe yaramış olmalı. Normal kızgınlığından farklı olarak bir şey yaşadın mı?"

Jisung kızgınlığa erken girdiğini söyleyip söylememe konusunda birkaç saniye düşündükten sonra bu fikirden vazgeçti. Ne diyecekti? 'Veliahtın baskın alfa feromonları beni darmaduman etti, adamın önünde kızgınlığa girmek üzereydim' mi?

"İki kere kustum ama muhtemelen odayı paylaştığım omeganın yoğun feromonlarından kaynaklıydı. Bitki çaylarıyla alakalı olduğunu sanmıyorum."

"Peki feromonlarını baskıladığında mide bulantın devam etti mi?"

"Baskılamadı ki."

Jisung saf saf cevap verdiğinde genç betanın kaşları çatılmıştı.

"Rahatsız oldun, hatta iki kere kustun ama buna rağmen kendisini baskılamadı öyle mi?"

Kafa sallamakla yetindikten sonra Seungmin anladığını belirtircesine kafasını sallamıştı. Daha sonrasında genel vücut muayenesini yapmış, vakti de olduğu için Jisung'a soğuk demlenen bir bitki çayı ikram etmişti. İkisi karşılıklı oturmuş çaylarını içerken Jisung yeni bir arkadaş edinmenin keyfini yaşıyordu.

"Leydiyi çok yoruyorum, gerçi o da benim canıma okuyor ama bana daha fazla tahammül edebileceğini sanmıyorum. Eminim birkaç güne beni saraydan gönderecektir, hâlâ neyi beklediğini de anlayabilmiş değilim ama."

"Bilmiyor musun? Ah, gerçi nereden bileceksin, odandan çıkamadın iki gündür."

"Neyi bilmiyor muyum?"

"Prens Felix'in gözdesi olduğunu."

"Ne?!"

Jisung içtiği çayı püskürtmemek için elini ağzına kapatırken gözleri şokla açılmıştı. Seungmin onun sevimliliğine kıkırdarken Jisung'un ne kadar doğal ve arkadaş canlısı olduğunu düşünüyordu.

"Leydi Soojin seni göndermek istiyordu, kendisine destekçi olarak da dedemi seçmişti. Onun adına özür dilerim, senin zarif olmadığını ve yeterli olmadığını düşünüyor. Bu yüzden de hevesle Leydinin Prens Felix'e yakındığı her şeyi tasdikledi. Fakat Prens Felix saygısından ödün vermeyerek güler yüzüyle seni gönderme fikrini bir daha ortaya atmamalarını rica etti. Olay benim yanımdayken yaşandı fakat sanırım omegalardan birisi duymuş olmalı ki herkes bunu konuşuyor."

Genç omega ne diyeceğini bilemiyordu. Prens Felix'i terslemiş olmasına rağmen onun neden böyle yaptığını anlamıyordu. Üstelik Prens kendi gözleriyle de Jisung'un ne kadar sakar olduğunu görmüştü. Derin bir nefes çekti içine. Minju'nun ona olan nefretinin katlanmasının sebebi de anlaşılmıştı.

"Seungmin."

Genç beta ondan saygı ifadesiyle konuşmamasını istediği için adıyla seslenmeyi tercih etmişti. Jeongin'den başka birisiyle de arkadaş olabildiği için açıkçası mutluydu çünkü onu sarayda seven birileri varsa bile Prens Felix yüzünden muhtemelen herkesin baş düşmanı olmuştu.

"Sence ben burada kalmayı hak ediyor muyum?"

"Neden hak etmeyesin Jisung? Buraya getirilme amacınız zaten eğitim almanızdı. Hiçbir sağlık sorunun yok, aksine vücudun oldukça dinç. Gençsin, enerjiksin ve birkaç saatlik sohbetimizden bile anladığım kadarıyla bitkilerle de aran iyi, yani boş bir omega değilsin. Bir buçuk haftalık bir gözlemle saraydan gönderilecek bir kusurun yok."

Seungmin'in sözleri Jisung'un içini tam olarak rahatlatmasa da en azından o kadar da kötü olmadığını düşünmesini sağlamıştı. Oturduğu sandalyede bacaklarını kendisine çektikten sonra çenesini lacivert saten pijamasını sarmış olan dizine yasladı.

"Kasabadayken kendimi geçindirmek için hamallık yapıyordum, bu yüzden diğer omegalara göre daha sıkı bir vücudum var. Bunun bir sorun olduğunu söylediler. Yemek yerken gözüm dönüyormuş, lokmaları ağzıma tıkıştırıyormuşum. Yürüyüşüm dengesiz ve bir omega zarafetinden çok uzakmış. Sakarmışım, edep nedir öğrenemiyormuşum. Normalde özgüvenli ve lafını kimseden sakınmayan bir omegaydım fakat buraya geldiğimden beri kendimi tanıyamıyorum. Her söylenen kelimeyi yutup gülümsesem de bu kadar hakarete gelemiyorum. Prens Felix'in beni burada isteyeceği hiçbir şeye sahip değilim ki. Keşke bıraksalar da küçük kulübeme geri dönsem."

Karşısındaki betanın anlayış dolu bakışları Jisung'un bir anda içini dökmesine sebep olmuştu. Tek varlığı Jeongin'di fakat onun üzülmesini istemediği için içinde biriken şeyleri anlatamıyordu. İki gündür onu da görememiş olmasının verdiği huzursuzluğu da taşıyordu kalbinde.

"Jisung senin hakkında duyduğum ilk şey neydi biliyor musun? Ne kadar cesur olduğun. Leydi sana ne zaman yemekleri doğru düzgün yemeni söylese o arkasını döndüğü an yanaklarını daha da çok doldurduğundan bahsettiler. Yürürken bacaklarını olması gerektiği şekilde konumlandıramadığında Leydi diğer omegaya geçtiği an o görmeden dil çıkardığını söylediler. Senin hakkında kıskandıkları ama kendilerine itiraf edemedikleri şey senin cesaretin Jisung. Sadece hepsi hırsından böyle davranıyor. Ayrıca, inan bana çok güzel bir vücudun var. Omega olmak zarafet timsali olmaktır evet, ama bu senin kusurlu olduğun anlamına gelmiyor. Kendini koruyabilecek güçte olmak, kendine has özelliklerinin olması da zarafetinin bir parçası. Olduğun hâlinle çok güzelsin. Ve sana küçük bir sır vereyim, Prens Felix'e çok benziyorsun. Onun doğal hâlini gördüğünde anlayacaksın ne demek istediğimi."

Seungmin'in dudaklarının arasından çıkan cümleler Jisung'a ilaç gibi gelmişti. Birisinin manevi olarak sırtını sıvazlamasına çok ihtiyacı vardı ve hekim olan beta sözleriyle kalmayıp Jisung'un saçlarını da okşayarak desteğini göstermişti.

"Şimdi kalk, üstünü giyin ve öğle yemeğine yetiş. Ve söylenilenin aksine zayıfsın Jisung, yanaklarının dolgun olması kilolu olduğun anlamına gelmiyor."

Genç hekimin zorlamasıyla kalkmış, odasına gittiğinde onun için hazırlanmış kıyafetleri üstüne geçirmişti fakat anlam veremediği şekilde bugün korse yoktu. Salaş fakat şık bir gömlek ve bacaklarını saran siyah bir pantolon vardı sadece.

Koridorda nöbet tutan beta askerlerden bugünkü dersin bahçede işlendiğini duyunca mutlu olsa da içten içe endişeliydi. Hem omegaların ona nasıl bakacağından emin değildi, hem de Prens Minho ile yaşadığı olay utanmasına sebep oluyordu.

Her şeyi bir kenara bırakarak bahçeye çıkıp sarayın önündeki kalabalık omega grubuna ilerlemişti. Ona atılan bakışları ve birbiriyle fısıldaşan gençleri görmezden gelmeye çalışırken gözleri karamel kokulu genci arıyordu. Sonunda arkadaşlarıyla gülüşen omegayı gördüğünde rahatlama hissiyle derin bir nefes vererek yanına ilerledi.

"Jeongin'im."

Jeongin duyduğu sesle arkasına döndüğünde Jisung onun yüzündeki gülümsemenin yavaşça solduğunu fark etse de kötü düşünmemeye çalışarak özlediği arkadaşına sarıldı.

"Yanıma gelirsin sanmıştım, Leydi çok mu zorladı bu iki gün?"

Elbette Jisung Leydinin onları ekstra zorlamadığını biliyordu çünkü Minju genel olarak hep odadaydı. Minju gibi mükemmel omega olma çabasındaki bir omega dersleri aksatmayacağına göre demek ki her şey normal seyirinde ilerlemişti. Sadece Jeongin'in yanına gelmemesinin arkasına sığındığı bahanenin en azından bu olmasını diliyordu.

"Hm, evet hyung. Kusura bakma."

Gözlerini kaçırarak konuşması bile kendini ele verirken Jisung kırgınlıkla geriye doğru bir adım attı.

"Anladım, ben köşeye geçeyim o zaman."

En arkaya, diğer omegaların arkasında kalacağı yere kadar ilerlemiş ve köşedeki çiçeklerin yanına geçmişti. Jeongin'in diğer arkadaşlarıyla konuştuğunu ve arada gözlerinin ona değdiğini fark etse de yok saydı. Kızgınlığını daha yeni atlatmıştı ve yorgunluğu tam olarak geçmiş sayılmazdı. Bu yüzden şimdilik bu durumu es geçecek, daha sonra küçük omegayı kenara çekip derdini öğrenecekti. Tek dileği düşündüğü şey yüzünden arkadaşının ondan uzaklaşmamış olmasıydı.

"Merhaba sevgili omegalarım."

Leydi Soojin'in kulak tırmalayan, en azından Jisung'un kulaklarını tırmalıyordu, sesini duyduğunda duruşunu dikleştirip kollarını önünde çaprazladı.

"Bu akşam veliahtımız, Prens Minho'nun konuğusunuz. Yemeği sarayda Prens ile birlikte yiyeceksiniz. Kıyafetleriniz özenle hazırlandı. Umarım size olan güvenimi boşa çıkartmaz ve size öğrettiğim yemek kurallarına harfi harfine uyarsınız. Bugün ders yapmayacağız. Odanıza çekilip dinlenebilirsiniz."

Akşam Prens Minho'yu görecek olma düşüncesi Jisung'un elini ayağını titretirken kaldıkları binaya doğru adımladı. Bir karar vermesi gerekiyordu. Korkak gibi kaçmalı mıydı, yoksa kalıp kim olduğunu herkese göstermeli miydi?

Bölüm sonu

12 yorum