İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 3 · 7 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 3

2

İşlemeli bornozuyla yatağına oturmuş, onun için bırakılmış olan kıyafetlere bakıyordu. Yatağın ucunda gece için iki pijama takımı, iç çamaşırları ve salona inerken giyebilmesi için lacivert ve ben değerliyim diye bağıran bir takım vardı. Jisung hiç dokunmadan kıyafetleri incelerken adının Minju olduğunu öğrendiği oda arkadaşı çoktan giyinmiş, saçına şekil vermeye çalışıyordu.

"Ben iniyorum."

Baş sallamasıyla onay verdikten sonra odadan çıkışını izlemiş, kapı kapandıktan sonra yavaşça kalkıp bırakılan iç çamaşırının ardından bacaklarını saran pantolonu giymişti. Bol gömleği üstüne geçirdikten sonra gördüğü bel korsesiyle gözleri ve ağzı doğru orantıda açılmıştı.

"Bunu nasıl giyeyim ben ya?"

Gümüş renkli korseyi beceriksizce beline geçirdikten sonra iplerini sıkmayı denedi. Doğru giyip giymediğinden bile emin değildi.

"Keşke Minju'dan yardım isteseydim."

Odasındaki genç omega kendisine göre oldukça zengin denilebilecek bir aileden geliyordu. Neyi nasıl yapması gerektiğini bilecek kadar da rahattı. Jisung bugün daha kaçıncı kez aşağılanmış hissedeceğini düşünerek uzun ceketi de üstüne geçirdikten sonra odadan çıktı. Boş koridorun aksine aşağıdan gelen sesler nereye gideceğini anlamasına yardımcı olmuştu. Küçük ama hızlı adımlarla merdivenlerden inip gördüğü kalabalığa ilerledi. Sırada Jeongin'i bulmak vardı.

Gözleri arkadaş gruplarında gezinirken tanıdık karamel rengi saçlar görüş açısına girdiğinde rahatlayarak oraya doğru ilerledi.

"Güzelim?"

Jeongin sesini duyup ona döndüğünde hayranlıkla gözleri açılmıştı. Arkadaşı o kadar güzel ve asil görünüyordu ki, Jisung onu tanımasa kasabada köpek gördüğünde ağlayarak kaçan çocuk olduğuna inanmazdı. Kendisine gülümseyen oğlanın elinden tuttuktan sonra etrafında bir tur döndürürken sesindeki hayranlık anlaşılıyordu.

"Çok güzel olmuşsun!"

Kendisinden küçük omega aldığı iltifatla küçük bir kıkırtı bıraktığında Jisung geldiğinden beri ilk kez keyifli hissetti. Jeongin'i mutlu görmek ona iyi gelmişti.

"Utandırıyorsun hyung. Hem sen kendi güzelliğini gördün mü? Aa korseni yanlış takmışsın, dur."

"Gömleği düz giydiğime şükret Jeongin."

Jeongin'in korseyi düzeltmesinden sonra oda arkadaşıyla ve az önce sohbet ettiği birkaç omegayla tanışmıştı. Hepsi birbirinden güzel ve iyi duruyordu. Onların saraya ne kadar yakıştığını düşündü, kendisinin aksine. Jeongin onu kontrol eden hekimin ne kadar genç ve nazik olduğundan bahsederken Leydi Soojin tüm asaletiyle salona girdiğinde sohbetleri yarım kalmıştı. Zaten Jisung arkadaşına yaşlı betanın ona söylediklerini anlatmak istemiyordu.

"Sevgili omegalar, ilk kontrolünüzden geçtiğiniz için tebrik ederim. Sizinle ilgilenen saray hekimlerine zorluk çıkarmadığınız için de ayrıca teşekkürler. Öğle yemeğinize eşlik ederken size sofra adabını öğretmekle başlayacağım. Yemekten sonra ise Prens Felix size sarayı gezdirecek. Umarım Prensimizin göstermiş olduğu bu nezaketin karşılığı olarak derslerinizin hakkını verirsiniz. Yemeğe geçebiliriz."

Omeganın sözlerinden sonra Jisung sayılarının belirgin şekilde azaldığını fark etmişti. Kontrolden geçememiş omegaların neden geçemediğini bilmese de bunu düşünmeyi bir kenara iteledi. Kafası yeterince doluydu.

Yönlendirmelerle yemek salonuna geçtiklerinde Leydi sandalyeye nasıl oturacaklarını göstermekle başlamıştı. Kaşığı çorbaya nasıl daldırmaları gerektiğinden yemekleri nasıl çiğneyeceklerine kadar belirlenen kurallar öğretilirken Leydi Soojin hepsini tek tek kontrol ediyordu. Birkaç kişiyle uğraşmak zorunda kalmıştı ve bu kişilerin arasında elbette Jisung da vardı.

"Yemeği yanaklarına doldurma!"

Yanıbaşından gelen yüksek sesli uyarıyla yerinden sıçradığında elindeki çubuklardan birisi masadaki tabağın üstüne düşerek büyük salonda yankılı bir gürültü oluşturdu.

"Küçük lokmalar omega, küçük."

Yerin dibine girmek istiyordu. Tüm gözler ona dönmüşken ağzındaki lokma gittikçe büyüyor, Jisung'u boğuyordu. Ağzındakileri çabucak yuttuktan sonra leydiden özür dilemiş, Jeongin'in endişeli bakışlarını fark ettiğinde sorun olmadığını fısıldayarak düşen çubuğu da alıp öğretildiği şekilde kenara bırakmıştı. Jeongin'in endişesini anlıyordu. Endişelendiği şey Jisung'un üzülmesinden çok altta kalmak zorunda hissetmeseydi. Genç omega kasabada açık sözlülüğü ve hazır cevaplılığıyla bilinirdi fakat geldiğinden beri kimseye tek kelime etmemiş olması Jeongin'i geriyordu çünkü bu, Jisung'un her an patlayabileceğini gösteriyordu.

Soojin hepsine hitaben formlarını korumaları gerektiğinden bahsederken Jisung aslında cümlelerin hepsinin kendisine olduğunu biliyordu. Hekim de aynı şeyi söylemişti. Yine de sesini çıkarmadı.

Karnı doymamıştı ama daha fazla yiyecek gücü de yoktu. Leydinin öğretilerine uygun şekilde peçeteyle dudaklarını silmiş, yine onun önderliğinde yemek faslı son bulmuştu. İkincil cinsiyetler pek önemli olmasa da Jisung, odalarının ayrı olmasından ve kızların üstündeki eteklerden kaynaklı erkek-kız olarak ayrıldıklarını fark etmişti.

Jeongin heyecan içinde yeni arkadaşlarıyla sohbet ederek ilerleyen Jisung onun bir adım arkasındaydı. Yalnız hissetse de çok umursadığı söylenemezdi. En azından dedi içinden, en azından Jeongin hemen uyum sağlayabildi.

Saraya girdiklerinde onları Prens Felix yüzündeki ışıltılı gülümsemesiyle karşılamıştı. Prensin güvenliği için ona Komutan Hwang eşlik edecekti. Kendisi hem sarayın askeriyesinden sorumlu komutanlardan birisi hem de Prens Felix'in nişanlısıydı. Nişanlı olduklarını yanında fısır fısır konuşan omegalardan öğrenmişti ve bu bilgi nedense onu şaşırtmamıştı. Belki de bir şeye şaşıramayacak kadar bıkmış hissediyordu. Yine de Jisung'un gözleri istemsizce onun da yüzüğünü ararken belindeki kılıcı tutan elinin yüzük parmağında görmüştü. Gereksiz bir şekilde çiftlerin mühürle kalmayıp evlilik yüzüğü de takması hoşuna gidiyordu.

Kahverengi ağırlıklı ve Jisung'un dudağını uçuklatacak kadar çok kitap barındıran saray kütüphanesini, soylular adına düzenlenen balolara ev sahipliği yapan davet salonunu, yemek salonunu, ve Kraliyet soylularına ait tabloların ve değerli eşyaların sergilendiği salonu gezmişlerdi. Jisung koridorlardaki ipek kırmızı halılara da bir süre sonra alışmış, şaşırmayı bırakmıştı. Zengin bir ülke olduklarını biliyordu, diğer ülkelere göre çok daha refah bir kraliyetleri vardı fakat şaşırmadan edemiyordu işte.

"Leydim, eminim omegalar bahçenin güzelliğini de görmek isterler. İzninizle kaynaşmalarını ve bahçede vakit geçirmelerini rica ediyorum. Hava kararmak üzere, akşam yemeğinden sonra odalarına çıkıp dinlenebilirler."

"Siz nasıl isterseniz Prensim."

Prens Felix başlangıç noktalarına geri döndüklerinde kurmuştu bu cümleleri. Temiz hava alacağı düşüncesi Jisung'un yorgunluğunu alıp götürmüştü. Diğerlerinin aksine daha saatlerce ayakta duracak gücü olsa da belini sıkan korse ve her hareketine dikkat etmesi gerektiği düşüncesi vücudunun kasılmasına sebep oluyordu.

Bahçeye çıktıklarında Jeongin'i arkadaşlarının yanında bırakarak rengarenk çiçeklerin ve ağaçların olduğu bahçede yürümeye başladı. Biraz yalnız kalıp dinlenmek istiyordu. Diğer omegaların kendi aralarında konuşacakları vardı, sarayın ihtişamını dillendirmek gibi, fakat Jisung daha fazla ses duymak istemiyordu. Kiraz çiçeği ağaçlarının altında yavaşça yürümüş, kimsenin olmadığı tarafa geldiğinde biraz rahatlamıştı. Buradan Jeongin'i de rahatça görebiliyordu, bir şey olursa yanına koşabilirdi.

"Yorulmuşum. Sıktı bu da."

Kendi kendine mırıldandıktan sonra korseyi çekiştirip feromonlarını kendisinin algılayabileceği kadar serbest bıraktı. Hoş koku sadece saçlarının arasına hafifçe yayılıp burnuna dolduğunda vücudu biraz daha gevşemişti. Diğer omegalarda böyle oluyor muydu bilmiyordu ama kendi feromonları onun ruhunu rahatlatıyordu. Elbette bir alfanınki kadar yeterli değildi ama Jisung idare ediyordu.

"Yarın kalan çiçekler de dökülür, tadını çıkarayım."

Gözlerini, yerleri pembe ve beyaz bir örtüyle kaplamış olan çiçeklerden çekip gökyüzüne baktığında fark etmişti ağaçların çıplak kalmaya başladığını. Birkaç günlüğüne de olsa açan çiçekler bahçenin havasını daha da güzelleştirmişti. Yerdeki yapraklardan birkaç tane aldıktan sonra yanındaki ağacın önüne yerleştirilmiş ve yontulmuş olan taşa oturmuştu.

"Bunlardan kiraz çiçeği çayı yapmak istesem izin verirler mi ki? Diğer omegalar içebilse iyi olur, yorgunlukları yüzünden hastalanacaklar yoksa."

"Harika bir fikir."

Yanıbaşından gelen ve gün içinde duyduğu için alıştığı ses bakışlarını yukarı kaldırmasına sebep olduğunda ayaklanmıştı. Leydi Soojin'in anlatabilmek için dakikalarını harcadığı selamlama şeklini es geçerek, çünkü unutmuştu, vücudunu eğmekle yetindi.

"Leydi Soojin seni böyle görse eminim sinir krizi geçirirdi."

Küçük bir gülüş eşliğinde kendini doğrulttuğunda alışkanlıkla eli ensesindeki saçlara gitmiş, gözlerini yanlış da olsa Prens Felix'in gözlerine dikmişti.

"Üzgünüm Prensim, kasabalı bir gencin elinden bu kadarı geliyor."

Felix umursamadığını belli edercesine kafasını aşağı yukarı salladığında Jisung da feromonlarını tekrar bastırmıştı. Prens burnunun dibine girmediği sürece alamazdı ama yine de işini şansa bırakmak istememişti.

"Adını öğrenebilir miyim?"

"Sebebini sorabilir miyim?"

Prense karşı çıkmak belki de idam sebebiydi ama umursamadı.

"Arkadaş olabiliriz diye düşünmüştüm."

Prens Felix'in yüzündeki gülümseme gittikçe büyürken sözlerinde samimiydi. Jisung bilmese de diğer omegalarla da tanışmıştı. Elbette hepsinin ismini aklında tutmasının imkânı yoktu fakat daha rahat hissetmeleri istiyordu. Abisinin işi başından aşkınken bu süreci onun için elinden geldiğince kolaylaştırmaya çalışıyordu.

"Arkadaş olabileceğiniz kadar değerli birisi değilim ne yazık ki. Burada olduğuma göre ülkenin vatandaşından ziyade malıymışım gibi düşünebilirsiniz. Umarım sarayınıza yakışacak kalitede olmadığıma bir an önce karar verip normal hayatıma dönmem konusunda yardımcı olursunuz Prensim. İzninizle."

Jisung bu kez saygısını tam bir şekilde sunarak eğilmişti. Böyle konuşmak istememişti fakat kendisine hakim olamamıştı. Oysa Prens Felix'in bir suçu olmadığına emindi. Geldiklerinden beri rahat hissetmeleri için sürekli gülümsemiş, hiç işi yokmuş gibi onlarla ilgilenmişti ama Jisung ilk günden mental olarak yorulmuştu. Hem Jeongin de iyi görünüyordu. Belki de Jisung'un sandığı kadar rahatsız değildi bu durumdan. Bu durumda da eve dönmemesi için hiçbir sebep kalmıyordu.

Felix bir şey demeden gidebileceğini söylediğinde adımlarını sarayın arkasındaki binaya yöneltmişti. Akşam yemeğinden sonra Jeongin ile konuşup her şeyin yolunda olduğundan emin olacak, sonra da bir şekilde bu saraydan çıkacaktı.

Bölüm sonu

8 yorum