İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 20 · 8 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 20

19

Jisung kolundan tuttuğu Jeongin'i sürüklerken ne olduğunu anlayamayan omega ayak uydurmaya çalışıyordu. Saraya geleli sadece yarım saat olmuştu ama gelir gelmez selamlaşma faslından sonra Jisung tarafından esir alınmıştı.

"Hyung ne oluyor?"

"Çok saçma şeyler oluyor." Kısık sesiyle kurduğu cümle Jeongin'in oflamasına sebep olsa da umursamadan ikisini Seungmin'in odasına sokmuştu. Seungmin bitki toplamaya çıktığı için odasında değildi.

Kolundaki baskı azaldığında karamel saçlı omega iki elini beline yaslamış, ne olduğunu anlayamadığı için kaşlarını çatmıştı.

"Anlatacak mısın artık?"

Jisung sızlamaya devam eden mühür yerini ovuştururken suratını buruşturdu. "Minho sakin ol artık ya."

Jeongin onun suratına bıkmışlıkla bakarken derin bir nefes verdi. "Kyungjin'i gördün değil mi? Minho'nun kuzeni."

Hatırladığı keskin bakışlarla Jeongin'in içi titrerken kafasını hızlı hızlı aşağı yukarı sallayarak onaylamıştı. "Gülümsese bile insanı ürperten alfadan bahsediyorsan, evet."

"Hah işte, geldiğinden beri bakışlarını üzerimden çekmedi ve Minho çok gergin. Onun siniri bana da yansıyor. Ağzımı açamadım misafirler geldiğinden beri. Sürekli mührüm sızlıyor, midem bulanmaya başladı artık. Normal mi bu?"

Jisung'un gerçekten sıkıntıda olduğunu gerginliğine ve kızarmış yüzüne bakınca fark etmişti Jeongin. Kendisi de neyin ne olduğunu bilmediği için yardımcı olabileceği bir konu değildi ama canının yanıyor olması onu da telaşa düşürmüştü.

"Bilmiyorum hyung, birisine soramaz mıyız? Belki Felix hyung ya da Seungmin hyung biliyordur sorunun ne olduğunu."

Jisung sıkıntılı bir nefes daha verdikten sonra Seungmin'in odasındaki sandalyelerden birisine oturmuştu. Tam o sırada kapı açılmış, Seungmin ona ihtiyaç olduğunu anlamış gibi elinde topladığı bitkileri koyduğu bez çantasıyla içeri girmişti. Şaşkın bakışları iki omega arkadaşını bulduğunda duraksadı.

"Jisung? Jeongin? Bir şey mi oldu?"

"Hyung tam zamanında geldin. Jisung hyung pek iyi değil."

Jisung durumu Seungmin'e de açıkladığında beta anladığını belirtir şekilde kafasını sallamıştı. "Daha mührün çok yeni olduğu için eşinin yoğun duyguları canını yakabilir. Minho hyung Kyungjin'i hiç sevmez, gerçi kimsenin sevdiğini görmedim ya neyse. Seninle yakın olma düşüncesi muhtemelen sinirini bozmuştur ama böyle olmaz. Duygularını kontrol altında tutması lazım, bünyene ağır gelebilir. Konuşmamı ister misin?"

"Ben hallederim, teşekkür ederim Seungmin."

Seungmin mühür yerine ağrısını alması için hafif mentollü bir krem sürmüş, daha sonrasında üçü birlikte odadan çıkıp misafirlerin ağırlandığı salona ilerlemişlerdi.

Jeongin'in ailesi Yang amcanın rahatsızlanması yüzünden dahil olamasa da Jeongin arkadaşını yalnız bırakmamak için gelmişti. Herkes büyük salonda otururken onlar dışında Komutan Bang ve Komutan Seo eksikti sadece. Jisung yanındaki ikilinin de sağa sola baktığını fark ettiğinde onlarla, özellikle Jeongin'le sonra dalga geçmeyi aklının bir köşesine yazarken Minho'nun yanındaki boş yere oturmuştu.

Kral Minho anında onun elini tutarken omega gülse mi ağlasa mı bilemedi. Yine de mühür yerinin sızısı azaldığı için az önceye göre çok daha rahat hissediyordu.

"Ne kadar kalmayı planlıyorsunuz?"

Kral Minho'nun sorusu Leydi Chaeryoung'a yönelikti. "En fazla birkaç gün, biliyorsun Ji Seok eğitim alıyor. Aksatmasını istemiyoruz."

Jisung beş yaşındaki çocuğun ne eğitimi alabileceğini anlamasa da gülümsemeye devam etmişti. Gözleri bahsi geçen çocuğu bulduğunda gülümsemesi genişledi. Ardından bakışları yanındaki eşine döndü. Alfanın gözlerindeki parıltılar kalbini garip bir sızının ele geçirmesine sebep oluyordu.

Nedenini bilmiyordu ama böyle hissetmek onu huzursuzlandırmıştı. Elbette bir gün Minho'ya yavru verecek, hem alfanın soyunu devam ettirecek hem de tahtın vârisini dünyaya getirecekti. Bunu kendisi de istiyordu fakat hazır mıydı bilmiyordu.

Elbette yatakta alfasına yalvarıyordu ama iç güdüsel bir şekilde yaptığı için o an kendisinde olmuyordu, bunu alfası da biliyordu. Bu zamana kadar da oturup ciddi bir şekilde bu konuyu konuşmamışlardı. Daha mühürleneli birkaç hafta olmuşken konuşmamaları da çok normaldi.

Sanki zihnini okumuş gibi Haneul konuştuğunda gülümsemesi suratında asılı kaldı. "En kısa zamanda vâris geliyor o hâlde."

Bunların konuşulması kraliyet ailesi için ayıp ya da utanılacak bir şey olmasa da Jisung bunu hadsizlik olarak görüyordu. Misafirlere ayıp olmaması için yine de kafa sallamakla yetinmiş, parmaklarında hissettiği baskıyla eşine dönmüştü.

"Bir gün neden olmasın? Yoldan geldiniz acıkmışsınızdır, yemeğe geçelim."

Hazırlanmış büyük yemek masasında yok yoktu. Felix ve Jisung'un, özellikle Jisung'un özel ilgisiyle her şey eksiksiz şekilde hazırlanmıştı.

Masaya geçtikleri sırada Komutan Bang ve Seo'nun da gelmesiyle aile üyeleri tamamlanmıştı.

Geçen sürede Minho'nun onlara olan kızgınlığı giderek azaldığı için eski hâllerine geri dönmüşlerdi. Saray meselelerini konuşurken ne kadar ciddilerse, kendi aralarında şakalaşırken bir o kadar abi kardeş oluyorlardı.

"Ee Changbin, sende yok mu birileri?"

Chan'ın sinirleneceğini bildiği için Chaeryoung onu es geçerek Changbin'e sataşmaya karar vermişti. "Ne o, sıra bana mı geldi?"

"Yaşın geçiyor artık alfa, hadi Chan'ı biliyoruz kılıçlarıyla aşk yaşıyor da sen? Evliliğe sıcak baktığını biliyorum. Küçükken de aynı şeyi söylerdim."

Jisung merakla onun vereceği cevabı beklerken Jeongin de stresle tek dizini sallamamak için kendisiyle cebelleşiyordu.

Changbin güleryüzünden bir şey eksitmeden peçeteyle dudağının kenarına bulaşan sosu sildi. "Düşündüğüm birisi var elbette fakat neyin ne olacağını zaman gösterecek."

Cümlesinin sonuna doğru Jeongin'e baktığında göz göze gelmeleriyle genç omega hemen başını eğmişti. Prens Felix ise kıkır kıkır gülerken planının başarılı olmasının mutluluğunu yaşıyordu.

Leydi Chaeryoung bunun üstüne bir şey söylemese de neyin ne olduğunu algılayabilecek kadar zeki bir kadındı. Yine de karamel kokulu güzel omegayı utandırmamak için bakışlarını Chan'a sabitlemişti. "Senden ne haber koca adam? Formundasın yine, ağzını bıçak açmıyor."

"Changbin'e yönelttiğin soruyu bana sormaya cesaret edemedin sanırım." Chan'ın arsızlığına göz devirirken Ji Seok'un önündeki eti rahatça yemesi için küçük lokmalara bölüyordu Chaeryoung.

"Yine sinir bozucusun alfa. Sorsam cevap verecek misin?" Chaeryoung'un meydan okumasına karşılık Chan gülümseyerek kafasını salladı.

"Düğünüme beklerim." Ağzından çıkan cümle masanın ortasına bomba gibi düştüğünde herkes aniden sessizleşmişti. Sadece olaylara hakim olmayan Ji Seok'un çatalının tabağa sürtme sesi yankılanıyor, onun dışındaki herkese kal gelmiş gibiydi. Kral Minho bile elinde kadehiyle bakakaldığında gözleri önce ona bakan eşine, oradan da Seungmin'e gitti. Betanın acı çektiğini belli eden gülümsemesiyle kafasını eğmiş olduğunu görmek derin bir nefes almasına sebep olduğunda bakışlarını alfaya çevirdi.

"Bana ne zaman haber vermeyi planlıyordun? Çocuğun doğduğunda mı?"

Minho'nun baskın sesi Jisung'un irkilmesine sebep olduğunda girdiği transtan çıkmış gibiydi. Kafasında Seungmin için binbir düşünce dönüyordu. Artık Seungmin'i sarayda tutmasının imkanı yoktu. Üstelik, Seungmin'in Chan'a ne kadar değer verdiğini, onun için ne kadar gözyaşı döktüğünü ve dahası nasıl sevdiğini Jisung çok iyi biliyordu. Parmaklarını balsam tohumlarıyla boyadıkları gün Seungmin'in gözlerindeki heyecana sebep olan kişinin Chan olduğunu da biliyordu.

"Söyleyecektim. Ortada şu anlık düğün yok zaten, şakalaşıyordum."

Changbin'in "Şakanı sikeyim senin." diye mırıldanmasını masadaki herkes duysa da duymamış gibi yapmışlardı. Chan da tepki vermeden kadehindeki şarabı yudumlamıştı. O sırada kenardaki peçeteyle dudaklarını sildikten sonra Seungmin gülümseyerek ayaklandı.

"Benim biraz işim var, izninizle."

Selam verdikten sonra salondan ayrılmış, o çıkana kadar da Jisung da Jeongin de arkasından bakmışlardı. Felix ortamdaki gerginliği dağıtmak için başka bir konu açtıktan sonra yemek faslı bir saat daha sürmüş, sonrasında misafirler dinlenmek için onlar için hazırlatılmış odalarına geçmişti. Jisung yürüyüş yapmak istediğini söylemiş, Minho da ona eşlik etmek istemişti.

Havaların ısınmasıyla hava bunaltıcı olsa da akşamları hafif hafif esen rüzgar iyi hissettiriyordu. Sarayın etrafında pek ışık olmadığı için gökyüzü parlıyor, yıldızların arada göz kırpar gibi yanıp sönmesi net bir şekilde belli oluyordu.

"Seungmin ne olacak böyle?" Jisung'un hüzün dolu ses tonu Minho'nun iç çekip elini onun beline yerleştirmesine sebep olmuştu.

Eli eşinin belinde, vücudunu kendi vücuduna yaslamış şekilde yürürlerken birkaç saniye sessiz kaldı Minho. "Bilmiyorum. Chan'ın ne yapmak istediğini anlamıyorum. Seungmin'e nasıl teselli vereceğimi de bilmiyorum."

Jisung, Minho'nun kendisinden daha stresli olacağını tahmin edebiliyordu. Onun için de her şey birbirine girmişti. Kuzey'deki sıkıntılar, yaşlılar heyetinin hâlâ süregelen baskısı derken bir de sarayın içindeki huzursuzluk eklenmişti.

Jisung aslında Kyungjin meselesini konuşmak istiyordu fakat Seungmin ve Chan'ın durumu yüzünden Minho'yu bir de bununla uğraştırmak istemiyordu. Seungmin'in sürdüğü krem de iyi gelmiş, cidden sızısını almıştı. Bunda elbette Minho'nun sakinleşmesi de etkiliydi.

Eşine teselleri vermek için başını onun omzuna yaslayıp dudaklarını araladığı sırada duyduğu ses kafasını tekrar kaldırmasına sebep olmuştu. Minho'nun da belindeki tutuşu sıkılaşırken kaşlarını çattı.

"Ne oluyor?" Arka taraftan gelen Chan'ın sesi ikilinin yönünü o tarafa çevirirken ikisinin de adımları hızlı ve telaşlıydı.

"Sevme beni Seungmin, sevme! Lan ben babanı öldürdüm senin, aileni elinden aldım Seungmin! İnsan ailesinin katiline aşık olur mu?"

Chan'ın gür sesinin yanısıra hafiften gelen kül kokusu Jisung'un burnunu sızlatmıştı. Alfa ne zaman sinirlense kül kokuyordu ve Jisung hiç bu kadar ağır feromon solumamıştı.

Gözleri yüzü kızarmış ağlayan Seungmin'i bulunca hızla ona yönelecekken Minho nazikçe kolundan tutmuştu. "Bırak içlerini döksünler."

"Chan sen katil falan değilsin, yeter artık! Babam senin için canını verdi, sen babamın canını almadın Chan. Babam senin için beni umursamadan kendini öldürdü, annem babam için beni umursamadan kendini öldürdü! Şimdi de sen kendin için beni öldürüyorsun!"

Seungmin'in çığlık atarak kurduğu cümleler Jisung'un gözlerini doldururken arkadan gelen adım seslerine çevirmişti kafasını. Felix duyduklarıyla ağlayarak kendilerine doğru yürüdüğünde arkasından Hyunjin ona eşlik ediyordu. Minho kollarıyla kardeşini sarmalarken Jisung gözlerini tartışan ikiliye çevirdi tekrar.

"Ya bir kere ya, bir kere bana sarılsaydın ne olurdu ya? Çok mu şey istedim senden? Tamam sevmedin, sevmedin ama neden kendini suçladığın için bana hayatı dar ettin ya!"

Seungmin'in cümlelerine karşılık Chan sadece susuyordu. "Evet sen katilsin, ama ailemin değil; benim duygularımın katilisin Chan. Feromonlar kişiliğimizi yansıtır ve ben senin neden böylesine kül koktuğunu merak ederdim. Şimdi anlıyorum, yakıp yıktığın ruhumun kokusu sinmiş bedenine."

Tek duyulan şey cırcır böceklerinin rahatsız edici gürültüsü olurken Chan'ın ağzını bıçak açmıyordu. Seungmin sinir bozukluğuyla bu duruma gülerken kafasını iki yana sallayıp elleriyle yanaklarını kuruladı.

Bir şeyler daha söylemek için dudaklarını aralasa da vazgeçti. Derin bir nefes verdikten sonra orada olduklarını yeni fark ettiği dörtlünün yanından hızlıca geçip bahçenin iç tarafına adımlayarak gözden kaybolmuştu.

"Ben ve Hyunjin Chan ile konuşalım, siz de Felix ile Seungmin'in yanına gidin hadi güzelim."

Minho'nun yanağını okşayarak kurduğu cümleye karşılık usulca başını salladıktan sonra kızarmış gözlerle Hyunjin'in yanında duran Felix'in omzuna kolunu atıp kendisine doğru çekti Jisung. Onlar Seungmin'in peşinden giderken Changbin de bahçeye inmişti.

Bu karışıklık ne zaman bitecekti bilmiyordu fakat Jisung kendisini yorulmuş hissediyordu. Sarayın içinde misafirlerinin olması, Minho'nun rahatsız hissetmesi ve Seungmin'in ruh hali derken gücü kalmamış olsa da arkadaşı için biraz daha dayanacaktı.

Bölüm sonu

14 yorum