Prens Minho tıklatılan kapının sesine gözlerini araladığında birkaç saniye kendisine gelmeye çalışmıştı. Göğsüne sığınmış olan Jisung'u fark ettiğinde gülümseyerek onun sırtından aşağı kaymış örtüyü düzeltti.
İçeri giren hizmetli sessizce kahvaltılarını getirdiğini söyleyip büyük tepsiyi odadaki boş masaya bırakarak çıktığında Minho burnunu göğsüne sürtüp rahatsızca kıpırdanan omegasının saçlarını öptü. Kahvaltıyı muhtemelen Jisung'u düşünerek Felix göndertmişti.
"Hayatım."
Prensin uykusundan yeni uyanmış olmanın etkisiyle kalınlaşan sesi Jisung'a ninni gibi geliyordu. Normalde rahatça uyuyabilen birisi olmamasına rağmen gece boyunca deliksiz uyumuştu. Ensesinde garip bir sızı, vücudunun belli bölgelerinde ise kıpırdandıkça kendisini gösteren ağrılar olsa da öyle huzurluydu ki kalkmak istemiyordu.
"Jisung'um, güzel eşim. Kalk da bir şeyler ye hadi."
Uyandığını belli etmek için Prensin beline sarılı kollarını gevşetmeden kafasını kaldırıp sert göğse çenesini yaslayarak gözlerini buluşturdu. Uykudan kısılmış gözleriyle gülümsediğinde ne kadar tatlı göründüğünün farkında değildi.
"Günaydın Prensim."
Uyku mahmuru sesiyle odayı dolduran mırıltısı Minho'nun kendisini tutamayarak dudaklarını tekrar buluşturmalarına sebep olduğunda Jisung da bu durumdan şikayetçi değildi. Yumuşak dudaklara bağımlı olduğunu hissediyordu.
Prens yavaşça geri çekildikten sonra Jisung'un yanaklarında duran ellerini saçlarına çıkarıp omeganın dağılmış saçlarını düzeltti. "Karnını güzelce doyuralım, güçten düşme."
Jisung'un doğrulmasıyla Prens de önce oturuşunu düzeltti, sonra üstündeki örtüyü atarak yataktan kalktı. Gece aldıkları duştan sonra Prens altına saten bir pijama altı geçirmekle yetinmiş, Jisung da dolaba onun için bırakılmış şortlardan birisini giymişti sadece.
Öylece yatakta oturup kendisine bakan eşine gülerek eğilip boynundaki geceden kalma kızarıklığa dudaklarını bastırdı. "Canın acıyor mu?"
"Biraz. Boynum yanıyor."
"Seungmin merhem hazırlamıştır. Kahvaltıdan sonra söylerim yanına uğrar."
Jisung gülümseyerek kafasını iki yana salladı. "Ben giderim."
Minho onu onayladığında beraber kahvaltılarını yapmışlar, Prens akşam olacak yemin töreni için heyetle görüşmeye gitmişti.
Jisung da kalçasındaki varla yok arası ağrıya aldırış etmeden kalkmış, özenle dolaba yerleştirilmiş takımlardan bebek mavisi olanı seçmişti. Gümüş detaylı korseyi eline alırken takmak ve takmamak arasında gidip geldikten sonra güzel görünmek istediği için takmaya karar verdi. Bugün Minho'nun mühürlü eşi olarak ilk günüydü ve ona laf getirtmek istemiyordu.
Korseyle olan savaşı tahmin ettiğinden daha çetrefilli geçtiğinde kan ter içinde kalsa da başarmıştı. İplerini iyice sıkıp saçlarını taradı. Minho'nun evlilik hediyesi olarak yaptırdığı birkaç özel takıyı da taktıktan sonra Seungmin'in odasına adımladı.
Normalde ne zaman gelse Seungmin bu odada ya yalnız olurdu, ya da Felix ile sohbet ederken bulurdu Jisung onu. Fakat şimdi önünde durduğu kapının arkasından bağırışlar geliyordu. Genellikle sakin kişiliğiyle bildiği beta arkadaşının böylesine bağırması onu endişelendirse de kapıyı açıp açmama konusunda tereddütte kalmıştı. Diğer sesin kime ait olduğunu pek anlayamasa da kapıyı sertçe yumrukladı geldiğini belli etmek için.
Sesler kesildikten birkaç saniye sonra kapı açılmış, içeriden Komutan Chan çıkmıştı. Jisung'un kaşları şaşkınlıkla havaya kalkarken alfa onu selamlayıp sinirli feromonlarını arkasında bırakarak koridorda gözden kaybolmuştu.
Aralık kapıdan içeri girdikten sonra hızlıca kapıyı kapatıp ellerini şakaklarına yaslamış arkadaşına döndü.
"Seungmin? Ne oluyor?"
Seungmin sessizce sandalyeye oturduğunda odadaki büyük camları aralayarak kendisini bile etkileyen feromonların biraz dağılmasını sağladı ve sakince betanın karşısına oturdu.
Jisung'un gördüğü kadarıyla Seungmin'in suratı kireç gibiydi, üstelik gözleri de kızarmıştı. "İyi misin?"
Küçük bir kafa sallamasıyla iyi olmadığını kabul ettiğinde ortama tekrar sessizlik hakim olmuştu. Omega, arkadaşını sıkmak istemediği için sessizce onun kendisini açmasını bekliyordu. Çok geçmeden de Seungmin yaşlarla parlamış gözleriyle kafasını kaldırmıştı.
"Jisung ben çok yoruldum artık."
Jisung'a göre Seungmin soğukkanlıydı, en azından öyle görünmeyi seviyordu. Sert surat ifadesinin arkasında yakın olduğu insanlarla şakalaşmayı sever, kocaman gülümsemekten de zevk alırdı. Onun yıkılmaz duvarlarının böyle çöktüğünü görmek Jisung'u da sarsmıştı.
Oturduğu sandalyeden kalktıktan sonra kollarını hâlâ oturan Seungmin'in omuzlarına sardığında betanın kolları da onun ince beline dolanmıştı. "Benim yanımda dinlenebilirsin Seung."
Genç betanın omuzları sarsılırken Jisung ne yapabileceğini düşünüyordu. Belli ki sorun Komutan Bang ile alakalıydı. Odada hâlâ varlığını sürdüren boğucu kül kokusu da bunun en büyük kanıtıydı.
"Gel bahçede dolaşalım biraz, odan da havalansın. Hadi bebeğim."
Jisung benimsediği insanlara kıyamazdı. Aralarında yaş farkı olsun veya olmasın hepsini sarıp sarmalar, ebeveynleriymiş gibi sahip çıkardı. Tıpkı şu an Seungmin'e yaptığı gibi.
Genç hekim zorluk çıkarmadan ona uyum sağlarken Jisung onları boğan feromonlardan uzaklaştığı için mutluydu. Komutan Bang baskın bir alfa olduğu için feromonları pasif türleri daha çabuk etkiliyordu. Saraya geldiğinden beri doğru düzgün iletişim kurmadığı bu alfanın neden böyle yaptığını anlayamasa da sinirleri bozulmuştu. Seungmin daha önceki sohbetlerinde onların çocukluk arkadaşı olduğunu söylemişti. Bu yakınlıklarına rağmen neden betayı rahatsız edip böylesine ağlattığını anlayamıyordu.
Bahçedeki çimenlerin üstüne, koca ağacın gölgesine oturduklarında Jisung korse yüzünden rahat edemese de sesini çıkarmadı. Seungmin'in kendisini açmasını beklerken elinin altındaki çimenleri seviyor, saraya girip çıkan muhafızları izliyordu. Güneşin batışıyla saray balkonunda yapılacak olan tören için hazırlıklar devam ediyordu.
"Babam bir komutandı."
Seungmin kısık sesiyle konuşmaya başladığında Jisung gözlerini ona çevirmişti fakat genç beta bahçeye bakıyordu. "Saray askeriyesi onun elinin altındaydı. Savaşları komuta eder, annem harici kimseye kolay kolay gülümseyen yüzünü göstermezdi. Kral ona canını ve sarayını emanet ettiğinden geceleri uyuyamazdı bile."
Kısa bir sessizlik olduğunda Jisung destek olmak için onun parmak uçlarını tuttu. Seungmin bu gevşek tutuşu sıkılaştırırken devam etmişti. "Annem şifacı bir betaydı. Ona hekim diyip geçemiyorum çünkü sadece bitkilerle uğraşmaz, tılsım yapmayı da bilirdi. Kraliçe onu severdi. Babam da bir komutan olduğundan sarayın bir köşesinde yaşardık, ben de burada doğup büyüdüm bu yüzden. Küçüktüm, altı-yedi yaşlarındaydım belki, savaş çıktı."
Yutkundu Seungmin. "Krallığa sıçramayacağı için bir sorun yoktu fakat savaş tahmin edildiği gibi geçmemişti. Babam vurulduğu zehirli bir okla hayata gözlerini yumdu, annem de babamın öldüğünü duyunca kendisini zehirledi. Bunlar olurken ben her şeyden habersiz bahçede Felix ile oynuyordum."
Genç betanın sesindeki hüzün Jisung'un kalbini ağrıtırken ne diyeceğini bilemediği için sessiz kalmıştı.
"Bu olaydan birkaç ay önce askeriyeye alım yapılmıştı. Bang Chan ilk o zaman girdi hayatıma. Asker olmak için küçüktü, daha on dört yaşındaydı fakat kılıcı tutuşu bile öyle sağlamdı ki babam ilk görüşte onun kendisinin yerine geçeceğini anlamıştı. Akşam gelip gözleri parlayarak anneme anlattığını hatırlıyorum. Benim bile mutlu edemediğim babamı kim bu kadar mutlu etti diye meraklandığımdan gizli gizli Chan'ı izlerdim. Babamın kanından olmayan alfa oğlu olmuştu birkaç ayda."
Askerlerin sert sesi arada ikisinin arasına girse de Seungmin yanakları ıslanmış şekilde boşluğa bakarken dış dünyayla bağlantısını kesmiş gibiydi. "Felix Hyunjin'i izlerdi, ben de Chan'ı. Bacak kadar boyumuzla eğitimlerimizden kaçar, onların talimlerini izlerdik gizlice. Çıkan savaşta babamın topladığı birliğin içinde Chan ve Hyunjin de vardı."
Seungmin kelimeleri toparlamak için sustuğunda Jisung birleşik ellerini kendi kucağına çekmiş, onun parmaklarıyla oynuyordu.
"Babam Chan'ı hedef alan okun önüne atlamış. Saraya getirildiğinde çoktan ruhunu teslim etmişti. Annemin ölümü de hemen ardından oldu. Bu durumu herkes atlattı bir şekilde, ben bile üstesinden geldim fakat Chan yapamadı."
Jisung'un gözleri o an Komutan Hwang ile konuşan Komutan Bang'ı buldu. Ne hissettiği anlaşılmasa da duruşunun sertliği uzaktan bile belli oluyordu.
"Bir süre yüzüme bakmadı. Küçüktüm, hiçbir şeyi anlamlandıramıyordum fakat babam Chan'ı benden daha çok sevdiği için onu sığınak olarak görmüştüm. Peşinden koşsam da suçluluk hissettiği için benden kaçtı. Felix'e abilik yaptı, diğerlerinin en yakını oldu fakat benden sadece af diledi. Yıllar oldu, hâlâ her sarhoş olduğunda o dağ gibi adam gider yerini on dört yaşındaki Chan'a bırakır. Kapıma dayanır, ağlayarak benden özür diler."
Seungmin'in yüzünde acı dolu bir tebessüm oluştu. "Sabah olduğundaysa yine her şey aynı seyirinde ilerler. Beni görmez, duymaz ve dinlemez. Çocukluğumda ona duyduğum hayranlık koca bir sevgiye dönüştü ama Chan beni hiç görmedi."
Genç beta tekrar hıçkırıklara boğulduğunda Jisung onu kendisine yaslamıştı. Canı yansa da arkadaşının rahatlaması için biraz feromon salgılamaya çalıştı.
Seungmin ağlarken Jisung da onu düşündü. Babası Chan'a gösterdiği sevgiyi ona göstermemesine rağmen küçük Seungmin'in Chan'ı kıskanmak yerine örnek almaya çalışıp peşinde koştuğu anları hayal etti. Ne kadar yalnız hissettiğini anlamaya çalışıp, Chan'ın suçlu hissetmemesi için ne kadar çabaladığını düşündü.
"Seungmin'im," Kısık sesinin Seungmin'e ulaştığından emin olduktan sonra saçlarına dudaklarını bastırıp devam etti. "Küçük Seungmin'i böyle güzel büyüttüğün için teşekkür ederim. Chan senin merhametin altında ezilmiş, ve ayağa kalkamıyor. Ona kızmanı beklemiş, ağlamanı beklemiş ama sen kendi yaralarını bırakıp onun yaralarını sarmaya çalışmışsın. Sen kendini görememişsin, ama o senin yara bere içinde kaldığını görmüş. Bu yüzden senden kaçmış."
Haklıydı. Chan, Seungmin'i kendi eliyle ailesiz bıraktığını düşünüyordu. Önce babasını, babasının yokluğuyla da annesini almıştı elinden. Küçük betayı da kendisi gibi annesiz babasız bırakmıştı. Seungmin ise bunun onu suçu olmadığını, kasti bir şey olmadığını bildiği için böyle yapmasına dayanamıyordu.
Seungmin'in hıçkırıkları iç çekişlere dönerken devam etti Jisung. "Bu sabah neden tartışınız? Anlatmak istersen dinlemek için buradayım."
"Dayanamadığımı söyledim."
Seungmin derin bir nefes alıp başını kaldırarak uzaktaki Komutana baktı. "Ona aşık olduğumu ve artık dayanamadığımı söyledim. İlk defa bu kadar sinirliydi Jisung. Ailenin katiline nasıl aşık olabilirsin diyerek bağırdı çağırdı."
Bu sözlerin üzerine omega sessiz kalmıştı. İkisi arasındaki mevzu çok eskiye dayanıyordu ve Chan bir şeyleri kabul edemediği sürece kimsenin elinden bir şey gelmezdi.
Bir süre daha sessizlikle oturdular, Seungmin kendini iyice toparladığında ayaklanıp saraya döndüler. Jisung bile sabah neden onun ya ına uğradığını unutmuşken gömleğinin ensesinden görünen yarayı Seungmin fark ederek dün hazırladığı merhemi sürdü.
"Dikkat et iltihaplanmasın, birkaç gün bu merhemi sürersek çabucak iyileşir zaten."
Ağladığı için boğuk çıkan sesi Jisung'u ister istemez üzüyordu. Yine de onu biraz yalnız bırakmak için zorla yanaklarını öptükten sonra Prens Minho'yu özlediğinden sarayın içinde dolaşmaya başladı.
Sonunda birkaç muhafızdan onun çalışma odasında olduğunu öğrenince adımları oraya ilerlemişti. Tıklatıp izin alarak girdiği odada Prensi kağıtlar arasında görünce istemsizce kıkırdadı.
"Kralım?"
Dudaklarından bağımsızca çıkan bu hitap şekli Minho'nun kafasını hayretle kaldırmasına sebep olduğunda hızlı ve çarpık adımlarla kendisini gülerek onun kollarına atmıştı omega. Alışkanlıkla Minho'nun kolları da onun belini sarınca Jisung oturduğu kucağa iyice yerleşti.
"Birkaç saat görmeyince özledim hemen seni."
Omeganın samimi ve sıcak sözcükleri Prensin keyfini iyice yerine getirirken dudaklarını eşinin boynuna bastırdı. Jisung'un ona alışması kadar güzel bir şey yoktu onun için.
"Ben de seni özledim. Yorgundum, kokunu alınca hiçbir şeyim kalmadı."
Jisung hafifçe güldükten sonra kendisine bakan alfasının alnına dudaklarını bastırarak nazik bir öpücük bıraktı. "Bundan sonra kollarımda dinleneceksin alfam."






