İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 17 · 8 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 17

16

Önündeki tabağa bırakılan tofuya karşılık olarak Jisung, Prens Minho'ya dönüp gülümseyerek teşekkür etti. Dünkü balodan sonra Prens misafirlerle ilgilenmek zorunda olduğu için görüşememişlerdi fakat şimdi Jisung, Prens Minho ve Prens Felix beraber kahvaltı yapıyorlardı.

"Yemin törenini ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz?"

Felix'in sorusu Jisung'u düşündürürken kafasını masanın başında oturan Prense çevirdi. Minho da ona bakarak gülümsemişti. "Çok geciktirmesek iyi olur, bir an önce tacı takmam lazım. Yoksa heyet işleri daha da karıştıracak."

Alfanın ağzından çıkanlar Jisung'un aslında neden burada olduğunu hatırlatmıştı ona. Buraya ilk getirilme amacı Prens Minho'nun taç takıp ülkenin Kralı olmasına yardımcı olmak değil miydi? Öyleydi. Jisung'un zehirlenme olayı yüzünden gereğinden fazla uzamıştı zaten süreç. Bu yüzden onun da dediği gibi, bir an önce yemin etmeleri gerekliydi.

"O zaman, töreni yarın yapsak nasıl olur?"

Tören demek, yemin etmeleri ve gerçekten eş olarak mühürlenmeleri demekti. Mühürlenme olayı aklına geldikçe Jisung'un midesi kasılsa da gülümseyerek sunmuştu bu teklifi.

"İyileştiğine emin misin?" Minho'nun eli masanın üstündeki elini tuttuğunda Jisung onu düşündüğünü biliyordu.

"Eminim. Tacını tak ve şu heyetten kurtul."

Prensin en büyük dileği de buydu. Artık yozlaşmış ve eski kafalı heyet üyelerini değiştirmek istiyordu. Daha önce hiç iç savaş görmemiş bu kraliyetin uzak bölgelerinde yavaş yavaş sıkıntılar baş göstermeye başlamışken heyet Minho'nun bu konuda bir şey yapmasına izin vermiyordu.

"Tacımı takmadan önce mühürlenmemiz gerekiyor."

Jisung titrek bir nefes alırken Minho emin olup olmadığını anlamak istercesine gözlerinin içine bakıyordu. İkisi de dikkatle onları izleyen Felix'i unutmuş gibiydi. "Yemin etmeden mühürlenmemiz mümkün mü ki?"

"Yemin sadece sembolik bir şey Jisung, önemli olan mühür. Dün baloda yüzüğü takarak beni şereflendirdin zaten. Yaşlıların önünde yemin etmemizin benim için bir önemi yok. Hazır tören için heyet toplanmışken taç törenini de aradan çıkarmak istediğim için istiyorum yemin törenini."

Anladığını belirtircesine kafasını aşağı yukarı salladıktan sonra yine de yarın töreni yapabileceklerini söylemişti. Jisung'un kararıyla Prens Minho da hizmetli omegalardan birisini çağırmış, omeganın eşyalarını Kraliyet odasına taşımalarını istemişti.

Kahvaltının kalanı sessizlik içinde biterken Prens Felix, Jisung'u Seungmin'in odasına sürüklemişti. "Seungmin, Jisung'u hazırlamamız lazım!"

Uykulu gözlerle onlara bakan Seungmin'den önce Jisung göstermişti şaşkınlığını. Büyümüş gözleriyle Felix'e bakarken Prens onu hiç umursamadan genç betayı oturduğu yerden kaldırmaya çalışıyordu.

"Felix kolumu çekme bir dur, ne hazırlığı?"

"Abim ve Jisung bugün mühürlenecek, geleneksel çayı yapman lazım hadi!"

Jisung'un kafası iyice karışırken gerginlikle yere çöküp ellerini saçlarının arasına yerleştirdi. "Geleneksel çay ne?"

Seungmin oturduğu sandalyeden kalkarken omeganın çaresizliğine gülüyordu. Jisung'un telaşını anlayabiliyordu. Eğilip Jisung'un saçlarını karıştırdıktan sonra içine kurutulmuş bitkilerini koyduğu cam kapaklı dolaba yöneldi.

"İçinde bilmediğin hiçbir şey yok merak etme. Vücudunu mühüre ve birlikteliğe hazırlamak için demlenen bir çay. Ben hazırlayacağım zaten, endişelenme."

Seungmin'in güven dolu sesi biraz daha sakinleşmesini sağlarken Felix'in onu kaldırmasıyla sandalyeye oturmuştu. "Biraz korkuyorum ve gerginim."

"Ben sabırsızlanıyorum, hadi abimle mühürlenin de ben de Hyunjin ile mühürleneyim artık."

Seungmin Jisung'un korkusunu tahmin edebildiği için boşboğazlık yapan Felix'in koluna vurduğunda Felix acıyan yeri ovuştururken mızmızlanmıştı. "Ne ya?"

"Derde bak, kuduruk."

Neyseki beta hekimin küçük Prens ile dalga geçmesi Jisung'u güldürmüştü. Bu iki arkadaşı kendisi ve Jeongin'e benzetiyordu. Jeongin dün balodan sonra ailesiyle kasabaya dönmüştü ve Jisung bu konuda biraz buruk hissediyordu. Onun yokluğunu aratmamaya çalışan Seungmin ve Felix'e minnettar olsa da iç çekmeden duramadı. "Keşke Jeongin olsaydı."

Felix karşısındaki sandalyeye çökerken Seungmin kuruttuğu birkaç çiçeğin demlenmesi için lazım olan sıcak suyu almaya mutfağa gitmişti.

"Çöpçatanlık işine daha erken başlamalıydım, böylece gitmesine gerek kalmazdı. Gerçekten Changbin hyung ile yakışıyorlar. Saraya sizden başka omega alamam, koydum kafaya."

Felix'in tatlı ve isyankâr sesine karşılık Jisung parmağındaki yüzükle oynuyordu. "Jeongin ailesini özlemişti, hem yaşı da küçük. Evlilik istememesi normal."

Prensin kaşları çatıldı. "Evlilik istemiyor mu?"

"Yok, tahmin sadece. Öyle bir şey söylemedi. Kasabada insanlar ileri geri konuşmayı seviyor. Kalbini kırarlar diye korkuyorum."

"Seo Changbin'in yapacağı bir ziyarete bakar seslerini kesmeleri, sen merak etme."

Felix geçirdikleri bir buçuk aylık süreçte Jisung'un sevdiklerine verdiği değerin farkına varmıştı, bu yüzden üzülmesini de istemiyordu. Jeongin'e sarayda kalması için ısrar etmeyi düşünmüştü fakat hiçbir şey yokken sarayda kalması Jisung hakkında da asılsız dedikodulara sebebiyet verebilirdi. İnsanlar Jeongin'in onun metresi olabileceğini düşünecek kadar arsız olabilirlerdi, bu da kaosa yol açardı.

Bu yüzden Changbin'in Jeongin'e emin adımlar atmasını bekleyecekti. Alfanın aklına çoktan düşürmüştü karamel saçlı omegayı, gerisi çorap söküğü gibi gelirdi.

Seungmin sonunda elinde bir fincan sıcak suyla odaya geri döndüğünde Jisung oturduğu yerde doğrularak sözcükleri toparlamaya çalıştı. "Açıkçası ben mühür olayının tam nasıl olduğunu bilmiyorum."

Odanın içindeki üç tecrübesiz genç arasında sessiz bir bakışma geçmişti. Yine de Seungmin açıklamayı denedi.

"Bedenleriniz birleşirken ruhunuzun da birleşmesinin simgesi gibi düşün. Tek vücut olurken aynı zamanda tek ruh olacaksınız mühürlenince. Feromon bezlerin bir iki gün sızlar tahminimce, onu da en aza indirmek için bu çayı içeceksin."

İçine birkaç gül ve lavanta da koyduğu fincanı Jisung'un önüne bıraktı. Genç omega da kafa sallayarak dudaklarını birbirine bastırmıştı.

Felix yüzüne güven dolu bir gülümseme yerleştirdi. "Korkma, eminim abim nazik davranacaktır."

Konuşmanın utanç verici bir hâle gelmemesi için geçiştirip başka bir konuya geçmişlerdi. Jisung fincanındaki pembe renkli çayı bitirmiş, zamanın nasıl geçtiğini anlamazken güneşin batmaya başladığını fark etmişlerdi. Prens Minho'nun heyet ile toplantısı olduğunu duyunca da Komutan Hwang'ın da onlara katılmasıyla akşam yemeğini beraber yemişlerdi.

Jisung yemek yemiş sayılmazdı. Stresten bir iki lokma yiyip odasına çekilmek istediğinde hizmetliler eşyalarının Kraliyet odasına taşındığını haber vermişlerdi. Devasa büyüklükteki odaya girdiğinde onu rahatlatan tek şey Prens Minho'nun daha gelmemiş olmasıydı.

Yatağın üstüne bırakılmış mor renkli şortlu ipek gece takımını ve onun elbise versiyonunu görünce ellerini yanaklarına yaslayıp bir süre ne yapması gerektiğini düşündü.

"Yapabilirsin Han, utanacak bir şey yok. Alfanla mühürleneceksin sadece. Eşin o senin, parmağında yüzüğün var."

Omega bir ebeveyni olmadığı için, ki annesi öldüğünde Jisung bu tarz şeyler için küçük bir yaştaydı, ona neyin ne olduğunu anlatabilecek kimsesi yoktu. Kendi kendisini telkin etmeye çalışıyor, ne yapabileceğini düşünüyordu.

Sabah duş almış olmasına rağmen temiz kokmamaktan endişe duyduğu için önce banyoya adımladı. Çeşit çeşit esansların ve sabunların bulunduğu büyük banyoda sıcak bir duş alıp havluya sarınarak tekrar odaya geçmişti.

Başta eli elbiseye gitse de vazgeçerek şortlu takımı geçirmişti üstüne hızlıca. Elbiseyi katlayıp dolaba yerleştirdiği sırada gözüne aynadaki yansıması çarptı.

Şort kısaydı, üstündeki ise askılı olduğu için omuzları çıplak kalmıştı. Kendisini giyinmiş gibi hissetmese de elbise seçeneğinden daha iyi gibi duruyordu. Uzamış perçemlerini kulağının arkasına sıkıştırırken odanın kapısının açılmasıyla yerinden hafifçe sıçradı.

Prens Minho sıkıntılı bir nefes vererek odaya girdiğinde ilk başta Jisung'u fark etmemişti. Kafasını kaldırıp da ürkek ve büyümüş gözlerle ona bakan Jisung ise attığı adımın duraksamasına sebep oldu.

Dalgınlığı ve yorgun yüzü Jisung'u telaşlandırmıştı istemsizce. "Bir sorun mu var?"

Prens sorusuna cevap vermek yerine aralık kalan kapıyı kapattıktan sonra emin adımlarla hâlâ aynanın karşısında durup kendisine bakan bedene adımladı. Jisung'un bacakları incecik olmasına rağmen omuzları geniş, göğsü bir omega için yapılı denilebilecek haldeydi. Üstündeki mor takımsa hafif kavruk teni için yaratılmış gibiydi.

Omegalar için kusur sayılabilecek her özelliği Jisung öyle güzel taşıyordu ki, Minho onu her gördüğünde bir öncekinden daha fazla seviyordu.

Boncuk gözleriyle kendisine bakan omeganın bel kıvrımına yerleştirdi ellerinden birisini. Hareketleri aceleci değil, aksine temkinli ve rahattı. Karşısındaki görüntünün tadını çıkarıyor, ağırdan alıyordu.

"Çok güzel olmuşsun." Boştaki eli önce nazikçe saç tutamlarını okşamış, sonrasında yumuşak yanağını sevmişti. Jisung ise ne yapacağını bilemeyerek onun omuzlarına tutunmuştu. Minhonun giydiği takım elbisenin kalın kumaşı parmaklarının arasında eziliyordu.

Önce Prensin yavaşça eğilmesiyle dudakları buluştu. Jisung'un parmakları baskısını arttırırken gözleri çoktan kapanmıştı. Yumuşak dudakları birbirini ezerken Minho belinden tuttuğu bedeni birkaç metre arkalarında kalan devasa yatağa sürüklüyordu.

Jisung'un gözlerini aralamasına sebep olan şey yumuşak yatağa değen sırtı ve dudaklarından çekilen baskıydı. Prens gözlerini onun gözlerinden bir saniye bile ayırmadan önce üstündeki ağır ceketten, sonraysa gömlekten kurtulmuştu.

Karşısındaki alfanın vücudunu incelemek istese de heyecandan eli ayağı titrerken düşünemeyecek durumdaydı. Saç dipleri karıncalanıyor, karnı kasılıyordu. Odayı çoktan kozmos çiçeğiyle karışmış fesleğen kokusu sarmıştı ve bu koku Minho'nun kontrolünü sarsıyordu. Yine de bu durumdan şikayetçi değildi.

Kendi yükünden kurtulmanın verdiği rahatlıkla sıcak parmakları Jisung'un açıkta kalmış karnına dokunarak üstündeki askılısının uçlarını tutmuştu. Ona yardımcı olmak için Jisung da üst vücudunu kaldırdı. İpek kumaş yerle buluşurken ikilinin dudakları da ayrı kalmaya daha fazla dayanamayarak birbirini bulmuştu.

Minho'nun teni öyle sıcaktı ki, sıcağı sevmemesine rağmen Jisung parmaklarının altında ezilen omuzlar tenini cayır cayır yaksa da bundan vazgeçemeyeceğini hissediyordu. Minho'nun belinde gezen sıcak parmakları tarafından kavruluyordu ama şikayetçi değildi. Aksine, daha fazlasını istiyordu.

Minho ateşse, Jisung onu harlayacak olan oksijendi. Jisung artık onun nefesi, bedeninin bir parçasıydı Prense göre.

Birbirinden ayrılan dudaklar omeganın derin nefesler almasına sebep olurken Minho altındaki teni daha çok hissetmek istiyordu. Dudakları boynundan köprücük kemiklerine hafifçe sürtüyor, ilk kez tattığı bu tenin tadını çıkarıyordu.

Öpücükleri naifti, ellerini yerleştirdiği kalçayı bile hafifçe okşuyordu. Avcının avına gösterdiği acımasızlıktan ziyade bir çiçeğin yapraklarına yanaklarını sürtercesine seviyordu.

Jisung'un vücudu gevşedi, onun sakinleştiğini hissedince Minho da ikisinin üstündeki son parçalardan kurtuldu ama her zerresiyle ilgilendi bunları yaparken. Bacaklarının iç tarafını okşadı, öpücüklerinden mahrum etmedi ve sürekli sevgisini fısıldadı omegasına.

"Prensim.."

Minho Jisung'un ona böyle hitap etmesini seviyordu sevmesine ama öyle arzulu kullanmıştı ki bu kelimeyi, ilk kez titrediğini hissetti. "Jisung'um."

Jisung vücudunun pelteleştiğini düşünüyordu. Sanki Minho ona hangi şekli verirse bir hamurmuşçasına o şekle bürünebilirdi. Feromonları kontrolden çıkmıştı, tutmaya çalışmanın da lüzumu yoktu. İlk defa fesleğenin gerçekten şehvet koktuğunu anlıyordu.

"Lütfen."

Omeganın yalvarış dolu fısıltısı Minho'nun kanına bile işlerken ince ayak bileklerini tutup dizlerinin kıvrılmasına sebep oldu. Canını en az acıtacak pozisyonun bu olduğunu biliyordu. Aralanmış bacakların arasına girdiğindeyse ellerini omeganın sırtından geçirdi. Jisung'un elleri de onun boynunda birleşmiş, anın gerginliğiyle ensesinde saçları parmakları arasına almıştı.

Yavaşça içine kaydığında Jisung'un derin inlemesi kulaklarına hoş bir melodi gibi gelmişti. Acının zevke dönmesi için zorlamadan hareketlerini hızlandırırken ayrı kalmış dudaklarını tekrar buluşturdu.

Minho kalçasını daha sert oynattıkça Jisung'un onun dudaklarının arasına bıraktığı inlemelerin sesi de artıyordu.

Jisung yanıyordu. İçini dolduran Minho onu yakıyordu. Gözlerinden şakağına süzülen yaş damlalarının verdiği serinlik dışında her hücresi alev alevdi.

Vücudunu saran titremeye karşılık kıvranacak hâle gelmişken Minho'nun kendisi gibi sıcak olan nefesini boynunun arkasında, ensesinin yakınındaki feromon bezlerinde hissetti. Sonrası ise acı ve zevk dolu inlemeyle karışık kısık bir çığlıktı.

İçindeki Minho'nun düğümü ve feromon bezlerine geçirdiği dişleri hıçkırmasına sebep olurken acısını yansıtmak istercesine tırnaklarını onun omuzlarına bastırdı.

Birkaç saniye süren bu andan sonra Prensin hafifçe geri çekilmesiyle içini dolduran histen kurtulmuş, ensesindeki yanmanın biraz olsun azaldığını hissetmişti.

"Seni çok seviyorum."

Yaşlı gözlerine kondurulan öpücüklerle yorgunluktan gözleri kapanırken aynı cümleyi mırıldandı Minho'ya. "Ben de seni çok seviyorum Minho."

Gecenin ilerleyen saatlerinde başını yaslayarak uyuduğu ve tatlı rüyalar gördüğü uyku, bu zamana kadar hissettiği bütün eksikliğin son bulmasını sağlamıştı.

Bölüm sonu

11 yorum