İçeriğe geç

The Black Dahlia [Yoonjin Fanfiction]

Bölüm 7 · 9 dk okuma

The Black Dahlia [Yoonjin Fanfiction]

Bölüm 7

~Bölüm 5~

Oyunlar için burada değilim. Sana ne olduğunu söyledim, kalmayı seçtin. Bebeğim, sen acıyı seçtin çünkü sen beni değil sadece adımı biliyorsun.

Aaryan Shah - Renegade

!UYARI: Rahatsız edici derecede detaylı cinsel sahneler içerebilir!

~Bölüm 5: Kızgınlık~

Min Yoongi ne kadar yağmurdan nefret ederse Kim Seokjin de bir o kadar severdi. Gökyüzündeki yıldırımdan sonra saymayı, kaç kilometre ötede bu olayın yaşandığını tahmin etmeye çalışmayı ve ansızın kulağına çalınan gök gürültüsüyle dünyanın haşmetini görmeyi severdi. Gökyüzü, sürprizlerle doluydu. Nahif ve kırılgandı, eğer ona nasıl yaklaşmanız gerektiğini bilmezseniz sizi yerle bir edebileceğini ara ara hatırlatırdı. Jin biliyordu ki bu, onun -gökyüzünün- yapabileceklerinin yalnızca bir kısmıydı.

Şemsiyesini, herkesin aksine aşağı doğru tutarken dirseklerinden bileklerine kadar akan yağmurun soğuk hissiyle istemsiz bir biçimde titriyordu. Tahta sapını kavradığı şemsiyeyi kibarca serbest bırakıyor ve esen hafif rüzgarla dönmesi için cesaret veriyordu. Etrafında döndü, yüzüne düşen iri damlalara karşı gülümsemeden edememişti. Gözleri göz kapaklarının arkasına saklanarak refleksel olarak titreyen bedeninin bozduğu anı, daha fazla romantize etmeye çalışıyordu.

Güçlü bir motor sesi doldurdu kulaklarını, gözleri göz kapakları arkasından çekilirken kendisine yaklaşmakta olan arazi tipi araca baktı şaşkınlıkla. İçindeki adam, Min Yoongi'den başkası değildi. Araba biraz ötede durduğunda Jin de sonunda şemsiyesine vadettiği fakat bir türlü bahşetmediği özgürlüğü verebilmişti.

Bizim için geldi, değil mi?

Kimin için geldiğinin ne önemi var? Geldi işte. Yüzüne yerleşen aptal gülümsemeye engel olamıyordu. Yorgun bedenini ele geçiren kurdu, Jin'in güzel koyu kahvelerine tatlı bir sarılık katmak için hemen oradaydı.

"Bu soğukta ne halt yediğini sanıyorsun!? Hasta olacaksın!" Gözleri kıpkırmızı kesilmiş adamın gözlerinden bir an olsun çekilmiyordu gözleri. Yoongi'yle aralarına girmiş o deli çekime resmen kendisini adayan bir kurdu varken sakin kalmakta zorlanıyordu.

"Burada ne arıyorsun?" Diyebildi Jin. Yoongi, onun her bir santimini incelerken bir yağmur damlası kadar ıslak üstünü nasıl yapıp da değiştirebileceğini düşünüp duruyor, kurdu da baskı yapmayı kesmiyordu.

Hasta olacak!

Omegamız hasta olursa hayatımız cehenneme döner.

Onu yanımda istiyorum, bırak sarılıp ısıtayım!

Tüm kontrol zaten ondayken hala neyin derdinde olduğunu bilmese de sevgilisinin omuzlarına siyah ceketini atmaktan çekinmedi. Kollarını sardığı adamın yanağına uzun bir öpücük bıraktı. "Her gece yaptığım gibi seni kontrol etmeye geldim."

"Her gece beni kontrol etmeye mi geliyorsun?" Tüm bedenini onun verdiği alevle ısıtıyor, ona sığınıyordu Jin. Güvenebileceği tek liman o iken aksini isteyemiyordu bile.

"Elbette geliyorum, sen benim biricik omegamsın. Sağlıklı ve mutlu olduğundan emin olmam gerekir." Ellerini tutmuş, üstlerine öpücükler bırakırken buzluktan çıkardığı buz küplerinden farkı olmadıklarını hissetmek, sinirlenmesine sebep oluyordu. "Benimle gel."

"Gelemem, biliyorsun." Jin, istemeye istemeye reddetmişti. Kurdu onu içeriden parçalamaya ant içmiş gibiydi fakat Jin, her ne kadar gözü dönerse dönsün onunla gidemeyeceğini biliyordu.

"Benimle gel, omegam. Kimden korkuyorsun?"

"Ama babam-" dudakları kavuştuğunda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, ikisini de esiri etmişti nihayet. Yoongi derin derin öptüğü adamın beline sarılırken onu ne kadar arzuladığını da tekrar tekrar hissetmeye başlamıştı. Her ne kadar ilaçlarla geciktirmeye ya da tamamen yok saymaya çalışsa da kızgınlığı geliyordu. Ne onunla geçirmeye kıyabiliyordu ne de onsuz kalmaya kurdu razı geliyordu. Dürtüleriyle verdiği bu savaş, ilk defa biricik aşkının önünde patlak veriyordu.

"Kimse... kimse benim olana elini süremez."

Jin ona neden uyduğunu bilmiyordu. Babasının bu paranoyak dönemlerinde böylesine büyük bir risk almış olması bile ona ders vermesi gerekirken hala gözleri kör bir biçimde sevgilisini takip ediyordu. Adımlarını, onun adımlarına uyduruyor; nefeslerini, onun nefesleriyle bütünleştirme arzusu güdüyordu. Takip etmiyordu ama içindeki bu derin arzunun sebebi kızgınlık mıydı? Belki de girmek üzereydi. Eğer öyleyse Yoongi'den uzaklaşabildiği kadar uzaklaşması gerektiğini biliyordu. Omegası, bu kızgınlık dönemlerinde ucu görülemez bir istekle yanıp tutuşurdu. Yoongi'yi ikna etmesi, mühürlenmeleri, saniyeler alabilecek basit şeyler konumuna düşüveriyordu.

İkisi beraber arabaya bindiklerinde Yoongi, yalnız ikisinin kadıklarına ikna olduğu o güzel anda yavaş yavaş sevgilisini soymaya başlamıştı. İçindeki kurdu, aylardır açlıkla boğuşan bir aslan kadar saldırgan olsa da omeganın yatıştırıcı kiraz çiçeği feromonları altında nefesinin kesildiğini, ona karşı yumuşadığınını hissediyordu. Gömleği bir kenara itip pürüzsüz, buz kesmiş tenine öpücükler bırakırken bir anda yoğunlaşan kokuyla sırıtarak doğrulmuştu, gözleri kan kırmızısıyla parlıyordu.

"Beni öldürmeye ant mı içtin? Feromonlarınla bunu başaramayacağını söylememe izin ver, lütfen."

Kızarmış yanakları ve kulaklarıyla sevgilisine bakmayı zorlukla sürdüren Jin, sonunda toparlanmak için doğrulmuş, sırtını koltuğa yaslamıştı. "Feromonlarımı kontrol edemiyorum. Sana karşı ne hissediyorsam her şey öylece açığa çıkıyor."

"Seni yaramaz..." dudaklarını yalayıp sevgilisinin boynuna yaklaşan alfanın, gözlerinden fırlamaya çalışan kurdunu zapt etmesi zor geliyordu. Kendi kakao feromonları, ilk defa böylesine sert bir korkuyla salgılanıyordu. "Seni mühürleme isteğime ne kadar karşı koyduğum hakkında fikrin var mı?"

Jin ellerini usulca karşısındaki alfanın gömleğin yakalarında gezdirirken dudaklarını yalıyor, derin bir öpücük için ruhunu satmaya hazır görünüyordu. "Beni delirtiyorsun."

Yoongi sert bir atılımda bulunmak üzereyken araba yavaşlamış, durmuştu. "Tanrı bana tüm sabrını bahşetmiş olmalı, başka türlü nasıl sana böyle yanaşabilirim?"

Baskın alfa, biricik omegasını odasına götürürken sessizdi. Onun hakkında türlü türlü fantezilere girmiş kurduna söz geçiremez hale gelmişti. Kurduğu baskılar o kadar artmış haldeydi ki bedensel olarak da ne yazık ki arzulu görünüyordu. Küçük omega, hem korkmuş hem de çekinmiş bir haldeydi. Bir şekilde bu durumun buralara gelmesinden memnun olsa da karşısındaki adamla olan birlikteliklerinden beri ilk defa onu okuyamaz olmuştu. "Bana kendini aç, hiç anlamıyorum!"

"Ne istiyorsun, çiçeğim?" Etraflarını sarmış feromonların etkisiyle ne dediğinin bile farkında olmayan alfa, yalnızca omegasının mutluluğu için ona karşılık veriyor, ne istiyorsa sunmaya çalışıyordu.

"Sen... duygularından arınmış bir robotu andırıyorsun. Kafanı masaya geçirmek istiyorum."

Alfa, usulca kafasını kaldırarak karşısındaki omegaya üstün bir bakış attı. "Benim kafamı mı? Bu konuda şüpheliyim." Meydan okuyuşuna hayrandı Jin. Onun o özgüvenine, her bir noktasından yayılan üstünlük göstergelerine hayrandı.

Omega göz devirdi. Bildiğini biliyordu. Sadece sözden ibaret olduğunu anladığını, kendisiyle uğraşmak için sarf edilmiş sözler olduğunu anlıyordu fakat yine de onun yerine 'sana daha açık olurum' demesini tercih edeceği de yadsınamaz bir gerçekti.

"Sadece istiyorum, dedim. Geçireceğim demedim." Alfa hayranlıkla süzdüğü omegasına baktı, onun yüz ifadelerini çözmekle uğraşmak istiyor olsa da kurdu artık zirvesine ulaşmış, kucağındaki omega hakkında türlü türlü fanteziler sunmuştu.

"Biliyorum." Derin sesinden dökülen tek bir kelime bile korkutucuydu o anda.

Jin, derin ve titrek bir nefes alırken başını, alfasının omzuna güvenle yaslayıp sımsıkı sarıldı. "Bildiğini biliyorum, yine de kendimi güvence altına almak istedim."

"Benim böyle fantezilerim yok, daha iyisini biliyorum ama sana kıyabileceğimi sanmam."

Omega bir anda başını kaldırıp yine o kızıla çalan karanlık gözlere baktı aşkla. "Kıyma da zaten. Her ne kadar fiziksel olarak hazır olsam da psikolojik olarak asla hazır olamam."

"O duruma gelirsek psikolojin hazır olur, merak etme." Onun, nasıl böyle soğuk olduğunu anlayamıyordu omega. Kendisini köşeye her anlamda sıkıştırmayı seven alfaya karşı fazla cesurca atılımlarda bulunduğu ve her seferinde hüsrana uğradığı açıktı.

Başını tekrar alfasının omzuna koyan omega "Öyle san..." diye fısıldadı usulca.

"Niyeymiş? Öyle olamaması konusunda fazla eminsin, seni ne ikna ediyor?"

Omega usulca parmak uçlarını ensesinden sırtına doğru gezdirirken alfasının kulak memesinin altına ıslak bir öpücük bırakarak feromonunun yoğun kakao kokusunun burnuna çarpmasına izin vermişti. Onun feromonu, tüm o sarhoş edici maddelerden daha ağır ve daha hoş hissettiriyordu. "Sana karşı her şeyimi kaybedebilirim ama aşkımı asla kaybedeceğimi sanmıyorum da ondan. Kalbim de zihnim de senin ne yapmaya çalıştığını bana söylese de ruhum, hepsini susturup sana olan bağlılığını sürdürmeye devam ediyor. Senden nefret ettiğimi haykırsam, ölmen gerektiğini savunsam bile ruhum benimle uzun süre yaşamaz. Aşkım, senin üzerine su döküp de kolayca yok edebileceğin kadar küçük bir kamp ateşinden fazlası, sevgilim. Sana olan aşkım, sık çam ağaçları arasında başlayan ve sönmek nedir bilmeyen bir orman yangını, sönmüş sanılan bir yanardağın sönmeyen lavları gibi. Sandığın kadar basit bir kıvılcım değil." Alfasının gözlerine bakabilmek için başını kaldırmak yerine elini kibarca yanağına yerleştirip kendisine döndürdü. "Eğer söndürmeye kalkarsan beceremezsin, sadece senin tabirinle siktir olup gider ve ölürüm."

"Ölmene göz yummam." Yoongi'nin ince çizgisi, sevgilisini korumaya ant içtiği bir kişisel meseleydi. Jin bunu ustaca kullanmayı başarsa da şu an tam olarak içgüdülerine sığınmış bir haldeydi.

"Yumacağını söylemedim, sadece sana olan duygularım bittiğinde ben de öleceğim, dedim." Parmaklarını okşayan siyah perçemlere öyle dalmıştı ki gülümsediğini bile fark edemiyordu. Alfasının sert kuralları olsa da omega, ona karşı kimsenin olamayacağı kadar açık olmayı severdi. Bir kuralı yoktu, bir sınırı da yoktu. Alfası isterse tam şu an onu mühürleye de bilirdi, izin almaya ihtiyacı bile olmamalıydı. Tek isteği sadakatti ve bu konuda da alfasına güveni sonsuzdu. İki eli kanda da olsa Jin'in elini her daim tutmayı başaracağını bilirdi güzel omega. "Beni aldatsan da seni affederim."

"Böyle bir şeyin yaşanmayacağını biliyorsun." Omega sırtını soğuk duvarla ister istemez kavuşturduğunda sessizce inledi. Alfasının kıpkırmızı kesilmiş gözlerinin arkasındaki öfkeyi görebiliyordu. Ondan nefret ettiğini, tam buracıkta öldürebileceğini biliyor gibiydi. Sert sözlerdi, sert suçlamalardı fakat ona olan sevgisini anlaması için damarına basması gerektiğini de biliyordu.

"Seni başkasıyla yakalarsam 3 gün ağlar ve sonrasında beni de öyle sevmen için sana yalvarırım." Jin, kurdunun bile sakıncalı gördüğü sadakat duygusunun bu kadar irdelenmesine karşılık çekilmesi üzerine bedeni üzerindeki hakimiyetini geri almıştı. Hala karşısındaki öfkeden deliren gözlere bakmaya bayılıyordu. Birkaç saniye sonra sırtını tekrar adet duvara çarptıran adamın yüzünü elleri arasına aldı. "Beni yargılama, alfam, bu aşk beni çıldırttı."

"Beni de çıldırtsın mı istiyorsun!?" Sıktığı tüm yüz kaslarını gevşetmek için hafif hafif okşamaya başladı yüzünü saf omega. Karşısındaki adamın ne kadar kirli işlere girdiğini bilmiyormuş, kendisine acımayacağını düşünmüyormuş gibi hala ondan duymak istedikleirni duyabilmek için kışkırtıyordu.

"Hayatımın sonunda bile tanrının adı yerine yaşantımın tanrısı olan senin adını sayıklayacağım."

"Hayatının sonu geldiğinde benimkinin de sonu gelmiş olacak. Nasıl bir tanrı ölebilir ki? Hangi kitapta yazar?"

"İnatçısın." Omega iç geçirirken gözlerini kapattı, bıkkınlığını her zerresiyle yansıtmayı amaçlar gibiydi. "Ne olur ki beraber yaşayalım, desen?" Cevap beklemeden dudaklarını kavuşturduğu alfaya yakınlaşabilme umuduyla hareketlenen omega kurdu, korkutucu ruhtan uzaklaşmamın huzuruyla alfasına kavuşmanın rahatlığını tatmıştı. İkisi şehvetle öpüşürken alfanın kakao feromonları adeta ele geçirmişti omegayı. Kucağındaki omegamın ne kadar etkilendiğini kıpkırmızı kesilmiş teni ve güneş gibi sarı ışıklar saçarak parlayan gözlerinden rahatlıkla anlayabiliyordu.

Alfanın yatağına bırakılana kadar hareket halinde olduklarının bile farkında değildi omega. Üzerindeki sırılsıklam olmuş tüm kıyafetler kenara atılırken normalde çıplak kalmaktan çekinen, uzun olmayan hiçbir şeyi giyemeyen genç üniversiteli gitmiş, yerini arzunun ateşiyle kavrulan bir omega almıştı. Bu düşünceler, zihninin bir köşesinden hızlı hızlı geçerken alfanının uzaktaki hissi yüzünden daha fazla feromonlarını salgılamaya başlamıştı. Yanında, yakınında olsun istiyordu. Onu kimseyle paylaşmak gelmiyordu içinden, alfası niye anlamıyordu?

Etraf, tatlı bir kiraz çiçeği kokusunun yanı sıra sert kakao kokusunun birleşimiyle bahar pastası gibi kokuyordu. Tatlıların en güzeli, beraber oluşturdukları bu güzel kek olabilirdi. Kiraz ve çikolata... pembe ve siyah... içlerinde bir yerde gizledikleri her gerçeğin ortaya çıkışı gibiydi.

Omega sarı harelerini aralayıp da baktığında bacakları arasından ona yaklaşan alfanın biçimli vicudunu inceliyordu. İlk defa onu çıplak görmüyor olsa da içinden bir ses, ne kadar çekiciği olduğunu haykırması gerektiği hakkında öğütlerde bulunuyordu.

Alfa artık emindi. Her ne kadar bunun sebebinin omeganın çekiciliğinden kaynaklandığını sansa da ikisi aynı anda kızgınlığa girmişti. Onun, tıpkı üzerinden çıkarılan kıyafetleri gibi sırılsıklam olmuş deliğine yaptığı ufacık bir dokunuş bile onu kendinden geçirirken ne kadar ihmal ettiğini düşündü. İlişkilerini, birkaç küçük bıçak parçası ve paramparça olmuş insan organları adına çok fazla ihmal etmişti. Telafi etmek istiyordu.

Deliğinden ittiği parmağının hızla içine kaymasına karşılık neredeyse ağlayacak olan omegasına baktı. Titreyen, zevkle sarsılan bedenine hükmetmek eşsiz hissettiriyordu alfaya. Deliğini genişletmek için bir parmağını daha itip alıştırırken karnına ıslak öpücükler bırakıyordu. Ona aitti ve bunu tüm dünyaya göstermek istiyordu.

Parmaklarını çıkarıp da bu ıslaklığı tüm penisine yayarken zevkle süslenmiş yüz hatlarını inceledi. Gözleri her seferinde kaçsa da ânın sonunda tekrar onu buluyor, tekrar aşkını sessiz bir şiir olarak okuyordu.

Bileklerini kavrayıp başının üzerine yerleştirdikten sonra feromonlarının yayıldığı boynuna sürttü burnunu. Kalbi penisinde atarken omegasının ıslak deliğine sürttü ve sertçe içine iterken iniltisinin döküldüğü dudaklarını emerek öpmeye başladı. Onun eşsiz sarı harelerinde kaybolurken birbirine sürtünen çıplak bedenleri, odanın sıcaklığını tek başına arttırmaya yetecek kadar yanıyordu.

"Evlenelim." Diye fısıldadı alfa.

Omegasının iniltili sesleri arasındansa cilveli bir "Olur." Yükseldi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.