İçeriğe geç

Tetikteki Yemin

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Tetikteki Yemin

Bölüm 4

~Anarşinin dalgası SoA~

Calista mağazanın cam kapısını iterek içeri girdi.

Kapının üzerindeki küçük zil çaldı.

Çın.

İçerisi beklediğinden daha sakindi.

Tavan lambalarının sıcak ışıkları rafların üzerine düşüyor, mağazanın içindeki hafif kumaş kokusu hastaneden beri üzerinde taşıdığı kan ve barut kokusunu bastırıyordu.

Kasada genç bir görevli telefonuyla ilgileniyordu.

Başını kaldırıp kısa bir tebessüm etti.

"İyi akşamlar."

Calista da karşılık verdi.

"İyi akşamlar."

Sonra doğrudan kadın kıyafetlerinin bulunduğu bölüme yöneldi.

Omzu her hareketinde hafifçe sızlıyordu.

Ama en azından artık hastane kokusundan ve üzerindeki üniformadan kurtulabilecekti.

Rafların arasında dolaşırken rahat pembe bir kazak ve krem tonlarında bir eşofman altı seçti.

Tam başka bir reyonun önüne geçtiği sırada...

Bir ses duydu.

Motorcu yeleklerinde bulunan kalın deri kumaşın sürtünme sesi.

Çok hafifti.

Ama sessizlikte fark ediliyordu.

Calista istemsizce başını çevirdi.

Mağazanın diğer ucunda küçük bir terzi köşesi vardı.

Ve orada biri duruyordu.

Bir adam.

Siyah deri ceketi omzundaydı.

Terzi, ceketin sırt kısmına büyük bir yamayı yeniden dikiyordu.

Adam yarı dönük durduğu için yüzü tam seçilmiyordu.

Ama Calista onu tanıdı.

Daha doğrusu...

Tanıdığına emindi.

Motor.

Bakış.

Otoyolda geçen o birkaç saniye.

Aynı adamdı.

Adam da sanki bir şey hissetmiş gibi başını kaldırdı.

Gözleri mağazanın içini taradı.

Ve Calista'da durdu.

Bir an.

İki an.

Üç.

İkisi de bakışlarını kaçırmadı.

Ne garipti.

Bankada silahlı suçlularla karşı karşıya gelirken bu kadar gerilmemişti.

Ama şu an...

Bir yabancıyla göz göze gelmek nedense daha karmaşıktı.

Adamın bakışları sakindi.

Telaşsızdı.

Sanki acele etmeyen biri gibi.

Calista ise ilk bakan taraf olmamaya kararlıydı.

Sonunda adamın dudaklarının bir köşesi hafifçe yukarı kalktı.

Belirsiz bir gülümseme.

Çok küçük.

Ama fark edilmeyecek gibi değildi.

Calista'nın kalbi istemsizce bir vuruş kaçırdı.

Ve tam o anda...

Görevli kasadan seslendi.

"Hanımefendi, kabinler bu tarafta."

Calista refleksle başını çevirdi.

"Ah, teşekkürler."

Sadece bir saniyeliğine gözünü ayırmıştı.

Bir saniye.

Ama geri baktığında adam çoktan başka tarafa dönmüştü.

Dakikalar sonra Calista kabinden çıktı.

Üzerinde yeni kıyafetleri vardı.

Daha rahat.

Daha temiz.

Eski üniforması ise katlanmış halde kolunun altındaydı.

Kasaya yöneldi.

Ve kader onunla yine oyun oynadı.

Çünkü aynı anda adam da terzi köşesinden ayrılmıştı.

İkisi neredeyse aynı anda kasaya ulaştı.

Bir adım farkla.

Sonra ikisi de durdu.

Birbirine yol vermeye çalıştı.

Ve aynı anda konuştu.

"Önce siz."

"Önce siz."

İkisi de sustu.

Görevli gülümsemesini saklayamadı.

Calista da istemsizce güldü.

Adam bu kez daha belirgin bir şekilde gülümsedi.

Ve geri çekildi.

"Bu sefer gerçekten siz."

Sesi ilk kez duyuluyordu.

Derin.

Sakin.

Beklenmedik şekilde yumuşak.

Calista birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sadece baktı.

Sonra kaşını hafifçe kaldırdı.

"Teşekkürler."

Adam başını eğdi.

Hepsi buydu.

Sadece bir teşekkür.

Sadece birkaç kelime.

Ama ikisi de nedense devamını getirmedi.

Ödeme tamamlandı.

Calista poşetini aldı.

Kapıya yöneldi.

Kapının önüne geldiğinde içinden geçen şey çok basitti.

Dön.

Sadece dön.

Bir şey söyle.

Bir soru sor.

İsmini öğren.

Herhangi bir şey.

Ama dönmedi.

•••

Calista ödeme işlemini tamamlayıp poşetini aldıktan sonra mağazanın çıkışına yöneldi.

Pembe tişörtü omzundaki kalın beyaz bandajı tamamen gizleyemiyordu. Kumaşın altından belli belirsiz seçiliyordu.

Kapıyı açtı.

Çın.

Gece havası tekrar yüzüne vurdu.

Sokak önceki gibi sakindi.

Birkaç sokak lambası.

Boş kaldırımlar.

Uzaklardan gelen trafik uğultusu.

Calista birkaç adım attıktan sonra istemsizce omzunu tuttu.

Yara düşündüğünden biraz daha fazla sızlamaya başlamıştı.

Tam o sırada arkasından mağazanın kapısı tekrar açıldı.

Çın.

Motorcu dışarı çıktı.

Elinde deri ceketi vardı.

Bu kez sırtındaki kulüp amblemi daha net görünüyordu.

Adam birkaç adım ilerledi.

Sonra gözleri Calista'nın omzuna takıldı.

Pembe tişörtün altındaki bandajı fark etmişti.

İlk kez bakışlarını biraz daha dikkatli topladı.

Sonra konuştu.

"Omzun kötü görünüyor."

Calista dönüp ona baktı.

Beklenmedik şekilde hazırlıksız yakalanmıştı.

"İdare ediyor."

Adam kaşını hafifçe kaldırdı.

"Bu genelde insanların iyi olmadığı zaman söylediği şeydir."

Calista istemsizce güldü.

"Doktor musun?"

"Hayır."

"İyi."

"Çünkü tavsiyelerim daha kötü olurdu."

Bu kez ikisi de hafifçe gülümsedi.

Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.

Sonra adam sokağın sonuna baktı.

Hastanenin ışıkları uzaktan görülebiliyordu.

Tekrar Calista'ya döndü.

"Yürüyerek mi döneceksin?"

"Öyle görünüyor."

"Bu saatte?"

"Bu şehirde yaşıyorum."

"Omzun dikişli."

Calista cevap vermedi.

Çünkü haklıydı.

Adam birkaç saniye düşündü.

Sonra başıyla motorunu işaret etti.

"Seni bırakabilirim."

Calista'nın gözleri motora kaydı.

Sonra tekrar adama.

Sonra tekrar motora.

"Ben..."

Bir an durdu.

"...motorlardan pek hoşlanmam."

Adamın yüzünde ilk kez belirgin bir tebessüm oluştu.

"Pek hoşlanmamak mı?"

"Tamam."

Calista iç çekti.

"Korkuyorum."

Adam kahkahayı bastırmaya çalıştı.

"Bu daha dürüst oldu."

"Dalga geçersen vazgeçerim."

"Geçmiyorum."

Ama sesi biraz fazla eğleniyordu.

Adam motorun yanına yürüdü.

Kaskını aldı.

Sonra durdu.

Sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi.

"Normalde kimseyi almam."

Calista kaşını kaldırdı.

"Ne kadar misafirperversin."

"Hayır. Ciddiyim."

Adam motorun selesine hafifçe vurdu.

"Arkamda sadece lady oturur."

Calista birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gözlerini kırpıştırdı.

"Lady?"

"Lady."

"Bu biraz eski moda değil mi?"

"Muhtemelen."

"Ve sen bunu ciddi söylüyorsun."

"Kesinlikle."

Calista gülmemek için dudağını ısırdı.

Adam omuz silkti.

"Kurallar kuraldır."

"Ee o zaman neden teklif ettin?"

Bu kez adam birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir şekilde cevap verdi.

"Çünkü bir lady'm yok."

Calista'nın istemsizce gülmesine neden olan şey bunu söylerkenki ciddiyetiydi.

Sanki dünyanın en mantıklı açıklamasını yapıyordu.

Adam devam etti.

"Yollar boş."

Başını caddeye çevirdi.

Gerçekten de boştu.

"Neredeyse gece yarısı."

Sonra tekrar ona baktı.

"Ve senin omzunda dikiş var."

Calista motoru süzdü.

Sonra adamı.

Sonra tekrar motoru.

Hayatında pek çok şey yapmıştı.

Silahlı çatışmalara girmişti.

Onlarca rehine kurtarmıştı.

Banka soyguncularıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ama nedense şu an bir motosiklete binmek daha korkutucu geliyordu.

Adam bunu fark etmiş gibiydi.

"Hey."

Sesi bu kez daha yumuşaktı.

"Yavaş giderim."

Calista ona baktı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

"Motorcular böyle der sonra saatte üç yüz yaparlar."

Adam güldü.

"Üç yüz yapanlar genelde bunu önceden söylemez."

Birkaç saniye sonra Calista pes etti.

"Tamam."

Adam şaşırdı.

"Tamam?"

"Tamam."

"Bu kadar mı?"

"Fikrimi değiştirmeden önce kaskı ver."

Adam ilk kez açıkça güldü.

Kaskı uzattı.

Calista kaskı alırken kendi kendine söyleniyordu.

"Bu çok kötü bir fikir!."

"Muhtemelen."

"Sen yardımcı olmuyorsun!."

"Özür dilerim."

Bir dakika sonra Calista motorun arkasına oturmuştu.

Ve hayatında ilk kez bunun ne kadar dengesiz hissettirdiğini fark ediyordu.

İki eliyle koltuğun yanlarını tutmuştu.

Adam omzunun üzerinden hafifçe baktı.

"Bu şekilde düşersin."

"Teşekkür ederim, şimdi çok rahatladım."

"Belimi tut."

Calista'nın gözleri büyüdü.

"Ne?"

"Belimi tut."

"Hayır."

Adam motoru çalıştırdı.

"Tamam."

Motor hafifçe titredi.

Calista anında panikledi.

Ve refleksle adamın ceketini tuttu.

Adam sırıtıyordu.

"Belimi tutman daha güvenli."

"Tek kelime daha edersen yürüyerek giderim."

"Anlaşıldı."

Ama sesi hâlâ gülüyordu.

Ve birkaç saniye sonra motor, Los Cielos'un neredeyse boş gece sokaklarında yavaşça ilerlemeye başladı.

•••

Motor hareket ettiğinde Calista ilk birkaç saniye boyunca olabildiğince dik oturmaya çalıştı.

Bu plan yaklaşık üç saniye sürdü.

İlk virajda refleksleri korkusundan daha hızlı davrandı.

İki kolunu adamın etrafına doladı.

Sıkıca.

Gerçekten sıkıca.

Adam bunu fark etti ama yorum yapmadı.

En azından ilk başta.

Gece rüzgârı sahil tarafından esiyordu.

Calista'nın uzun sarı saçları omuzlarından kurtulup havalanmaya başladı. Bazı teller rüzgârla savrulup Adam'ın ceketine, omzuna ve zaman zaman boynuna kadar ulaşıyordu.

Adam bir an dikiz aynasına baktı.

Calista gözlerini kapatmıştı.

Adamın ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Bu kadar mı korkuyorsun?"

Calista gözlerini açmadan cevap verdi.

"Konuşma."

"Tamam."

"Gerçekten konuşma."

"Emredersiniz memur hanım."

Bu kez Calista istemsizce güldü.

Ama kollarını bırakmadı.

Adam sözünü tutmuştu.

Ne ani hızlanmalar yaptı ne de gösteriş hareketleri.

Motor sakin ve kontrollü ilerliyordu.

Los Cielos'un gecesi etraflarında akıp giderken hastanenin ışıkları uzaktan görünmeye başladı.

Birkaç dakika sonra motor giriş kapısının önünde durdu.

Motorun sesi sustu.

Gece yeniden sessizleşti.

Calista yavaşça indi.

Kaskı çıkarırken saçları omuzlarına döküldü.

Bir an nefes aldı.

"Tamam."

Daven kaskını aldı.

"Tamam ne?"

"Hayattayım."

"Beklentiler gerçekten düşükmüş."

Calista gözlerini devirdi.

Sonra istemsizce bakışları adamın sırtındaki yamaya kaydı.

Bu kez daha dikkatli baktı.

Büyük harflerle yazılmış isim dikkatini çekti.

SOA

Kaşları hafifçe çatıldı.

"SOA ne demek?"

Adam motorun anahtarını çevirirken cevap verdi.

"Surf of Anarchy."

Calista birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yüzünde yaramaz bir gülümseme oluştu.

"Dalgamı geçiyorsun?"

Adam başını kaldırdı.

"Hayır."

"Anarşinin Dalgası mı?"

"Surf of Anarchy."

"Bu gerçekten kulağa çizgi film kötü adamlarının kulübü gibi geliyor."

Adam kahkaha attı.

İlk kez gerçekten güldüğünü duyuyordu.

Calista devam etti.

"Bir sonraki toplantınızda ne yapıyorsunuz? Dünyayı ele geçirme planları mı?"

"Henüz o gündeme gelmedi."

"Henüz?"

"Henüz."

Calista gülerken bir an durdu.

Sonra yüzündeki ifade biraz değişti.

Polis tarafı yeniden devreye girmişti.

SOA.

Motor kulübü.

Kalabalık üyeler.

Kulüp armaları.

Bunlar ona akademide öğrendiği şeyleri hatırlatıyordu.

Bazı motosiklet kulüplerinin yıllar boyunca suç örgütlerine dönüşmüş olduğunu.

Uyuşturucu.

Kaçakçılık.

Silah ticareti.

Yasa dışı işler.

Bakışları biraz daha dikkatli hale geldi.

Adam bunu fark etmişti.

"Ne oldu?"

Calista birkaç saniye düşündü.

Sonra dürüstçe sordu.

"Bu tür kulüplerin kötü bir ünü var."

Adam'ın yüzündeki gülümseme hafifçe söndü.

Ama rahatsız olmuş gibi görünmüyordu.

Sadece ciddileşti.

"Bilirim."

"Ben polis memuruyum."

"Onu fark etmiştim."

Calista omzundaki bandajı işaret etti.

"Bu yüzden bazı şeyleri sorgulamam normal."

Adam başını salladı.

"Buna itiraz etmiyorum."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra adam motoruna yaslandı.

"Surf of Anarchy bir çete değil."

Calista kollarını göğsünde bağladı.

"Her kulüp bunu söyler."

"Olabilir."

"Uyuşturucu?"

"Hayır."

"Kaçakçılık?"

"Hayır."

"Silah?"

"Yasal olanlar dışında hayır."

Calista dikkatle onu izliyordu.

Adam ise gözlerini kaçırmıyordu.

"Biz birlikte sürüyoruz."

"Bu kadar mı?"

"Birbirimize yardım ediyoruz."

"Bu kadar mı?"

"Birlikte yemek yiyoruz."

Calista istemsizce güldü.

Daven da hafifçe gülümsedi.

Sonra daha ciddi bir tonla devam etti.

"Çoğumuzun ailesi yok."

Bu cümle ilk kez ortamın havasını değiştirdi.

"Ya da eskisi gibi yok."

Adam bakışlarını kısa süreliğine hastane ışıklarına çevirdi.

"Bu yüzden kulüp var."

"Bir aile gibi."

Calista bir şey söylemedi.

Çünkü adamın söylediği şey ezberlenmiş gibi gelmiyordu.

Savunma konuşması gibi de değildi.

Daha çok inandığı bir şeyi anlatıyor gibiydi.

Adam tekrar ona baktı.

"Yasa dışı işlerle uğraşanlardan hoşlanmıyorum."

"Çünkü?"

"Çünkü sonunda birileri zarar görüyor."

"Ve sen buna karşısın."

"Kesinlikle."

Birkaç saniye boyunca ikisi de sustu.

Gece rüzgârı tekrar aralarından geçti.

Sonra Calista hafifçe başını yana eğdi.

Yüzünde yine o alaycı gülümseme vardı.

"Yani sen anarşi dalgasının başındaki adamsın."

Adam iç çekti.

"Tekrar başlayacağız galiba."

"Muhtemelen."

"Pes etmeyecek misin?"

"Hayır."

"Harika."

Calista gülümsedi.

Daven da istemeden gülümsedi.

Sonra elini uzattı.

"Bu arada."

"?"

"Adımı söylememiştim."

Calista bakışlarını eline çevirdi.

"Doğru."

"Daven."

Kısa bir duraksama.

Sonra:

"Daven Saint."

Bu kez Calista gerçekten şaşırdı.

"Saint mi?"

"Saint."

"Bu da kulağa sahte isim gibi geliyor."

Daven kahkahayı bastı.

"Gerçek."

Calista başını iki yana salladı.

"Surf of Anarchy."

"Evet."

"Daven Saint."

"Evet."

"Sen gerçekten çizgi roman karakteri gibisin."

Ve ikisi de istemeden güldü.

Ama ne Daven ne de Calista farkında değildi ki, bu konuşma ikisinin de birbirini son görüşü olmayacaktı. Çünkü Los Cielos, insanların yollarını bir kez kesiştirip sonra tamamen ayırmayı pek seven bir şehir değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.