İçeriğe geç

Ters Dünya

Bölüm 4 · 17 dk okuma

Ters Dünya

Bölüm 4

= 3 =

🩸

"Siz benim çığlıklarıma nasıl kulak tıkadıysanız şimdi bende size öyle kulak tıkıyorum."

🩸

Heyecanla önünde durduğum otel binasına baktım. Sonunda saçma sapan bir şekilde tanışıp arkadaş olduğum o kızla buluşacaktım! Aman Allah'ım, o kadar heyecanlıyım ki anlatamam. Öküzün trene baktığı gibi otel binasına bakmayı bırakarak seri adımlarla içeriye doğru ilerledim.

Burası büyük bir oteldi. O yüzden bir kaç dakika kadar duraklayıp danışmana bakındım. Sanırım otelin sahipleri nerede pahalı, şatafatlı eşya gördülerse almışlar ve yerleştirmişlerdi. Yani şöyle bir bakıyorum da eşyalar resmen " Ulan fakir senin burada ne işin var" diyorlar.

Tam gösterişten boğulup öleceğim sırada gözüme, masasında danışman yazan bir kadına takıldı. Çölde su bulmuşcasına bir mutlulukla kadına doğru ilerledim. Danışmanın yanına vardığımda kocaman gülümseyerek kadına baktım. O ise robot gibi sahte bir gülümseme ile " niye geldin moruk" bakışı attı. Artık nasıl yaptıysa.

Fazla umursamadan " Şey burada Ayşe Gül Çağlar isimli biri kalıyor. Arkadaşım da onu görmeye geldim acaba oda numarası kaç ? " dedim. Kadın bakışlarını önündeki ekrana çevirerek büyük ihtimalle dediğim ismi aratıyordu. En sonunda araştırmasını bitirmiş olacak ki bana döndü.

" Burada öyle biri kalmıyor hanım efendi." dedi. Kaşlarımı çatarak kadına bakmayı sürdürdüm.

" Emin misiniz bu otel olduğundan eminim. Rica etsem bir kere daha kontrol eder misiniz ? " dedim.

Kadın tekrar

kontrol etmek için bilgisayara tekrar döndüğünde sabırsızlıkla ve endişeyle kontrol etmesini bekledim. Kadın bana tekrar dönüp yine olumsuz bir cevap verince çantamı açıp çöplük gibi olan çantamı karıştırdım.

Bitmiş çikolata kabuklarını kenara iterek telefonumu bulmaya çalıştım. İşim uzun sürünce hala bana bakan kadına gergince gülümsedim. Ulan nereye gitti bu telefon. Tam telefonumu evde unuttuğumu düşünecekken bana adeta sırıtan telefonumu gördüm. Zaferle gülümseyerek telefonumu aldım ve parmak izi okutma ile açıp kankamın adını tuşladım.

Telefon ikinci çalışında açıldı. Hızla atılarak, "Kızım neredesin sen ya ben bahsettiğin otele geldim de burada öyle biri kalmıyor diyorlar. " dedim.

" Tabi ki de orada kalmıyorum. Hani sana demiştim ya babamın bir tanıdığı var diye."

" EEE"

"İşte o tanıdığı kişi burada temizlik yapan bir kadın. Onun yanında kalıyorum."

" Kızım manyak mısın sen?"

" Ne manyaklığı knk benim bu otele param nasıl yetsin, benim açlıktan nefesim kokuyor ayol!" dedi. Kadının yanından ayrılıp binadan dışarı çıktım. Gülerek fakır arkadaşımın tarif ettiği gibi binanın arka tarafına geçtim ve onu beklemeye başladım.

Elinde bir tane valizle benim cancaz arkadaşım geldi. Önce bir birimize sarıldık sonra her türkün de yaptığı gibi yanaktan öpüştük. Sonrada en yakındaki bir marketten çekirdek ve kola alıp bir parka oturduk.

Kenardaki kamelyalardan birine oturup aldıklarımızın paketlerini açıp ilk önce kolayı kafaya diktik. Sonrada çekirdeği açıp dedikoduya başladık.

Ayşe," Kız anam , bizim mahallede bir Gül diye kız var anam tam bir orospuuuuu" dedi uzatarak.

" Hiiii gız neden ? " Dedim.

" Bak şimdi Osmanla sevgili iken aynı zamanda Kerem ve Ahmet ile flortleşiyor. Aynı zamanda odan 13 yaş büyük olan Muhammed'le kikirdeşiyor. " Dedi Türk ağzıyla.

" Hiiiiih anam bu neciymiş böyleee Allah bizi bu ahlaksızlardan korusun gıııııı ! " Diye bir nida çektim. " He gı he " diyerek beni onayladı. Biraz daha sohbet ettikten sonra kamp yapacağımız yere bizi götürecek olan şirketi arayıp saat kaçta nerede buluşmamız gerektiğini sorduk.

Daha gitmemize bir saat falan olduğunu öğrenince çarşı da gezdik. Kahvecilerin önünden sadece geçtik çünkü çok ucuz olduğundan kahveler içemedik. Allah razı olsun cidden bir ucuz bir ucuz yani.

Yani buranın ekonomik durumu gayet iyiydi ama sorun fakire her şey pahalı işte naparsın.

Biraz daha dolaştıktan sonra bizi kampa götürecek olan firmanın binasına doğru ilerledik.

Binanın yanına vardığımız da başımı kaldırıp binanın sonunu görmeye çalıştım. Koreliler de parayı bol bulunca binaları hep yüksek yapmışlar. Binaya bakacağım derken boynum koptu resmen.

Otuz iki diş sırıtıp, " Ayşe Gül baksana dişim de bir şey var mı ? " Dedim. Ayşe Gül dikkatlice dişlerime bakıp, " Yok kanka." Dedi. Bende onun dişlerine baktıktan sonra ikimizde aynı anda boğazımızı temizledik. Akabinde birbirimize bakıp güldük. Bakışlarımı binaya çevirip ilerledim.

İçeriye girdiğimde danışmandan tam olarak nereye gitmemiz gerektiğini öğrenip, asansöre binip gitmemiz gereken katın düğmesine bastım. Asansör durur durmaz adamın tarif ettiği odaya doğru ilerleyip düşünmeden kapıyı çalıp içeriye girdim. Düşünmeden girdim çünkü düşünürsem kesin vazgeçerim.

Benim ardımdan Ayşe Gül de girip kapıyı kapattı. Oda binanın gösterişine karşın çok daha sadeydi. Orta da kahverengi büyük bir koltuk ve iki yanında tek kişilik birer koltuk vardı. Orta da ise büyük tahta bir sehpa. En baş köşede ise yine, tahtadan bir masa ve masanın iki yanında siyah deri iki tane koltuk vardı. Masanın diğer yanın da patron koltuğu vardı.

En sonunda bakışlarım patron koltuğunda oturan, büyük ihtimalle daha otuzlarının başında olan kadına kaydı. Hafifçe gülümseyip selam verdim. Kadın gülümsememe karşılık verip konuştu, " Hoş geldiniz kızlar bizde sizi bekliyorduk." Dedi. Kadın söyleyince fark etmiştim odadaki beş diğer kişiyi.

Ben nasıl bir kördüm ayol. Gergince gülümseyip odadaki beş diğer amcaya da selam verip kadına tekrar döndüm. Kadın masanın önündeki iki koltuğu gösterip, " oturun lütfen." Dedi. Bir an hiç söylemeyecek sandım. Hızla ilerleyip koltuklardan birine oturdum. Ayşe Gül de tam karşıma oturduğunda kadın bu kamp süresince neler yapıp neler yapmamamız hakkında uzun uzun konuştu.

Ardından hepimizin önüne birer sözleşme koyup birer de kalem verdi. Kadının anlattığı her şeyin yazılı hali olduğunu fark edince hızlı hızlı imzalayıp kadına geri verdim. Ayşe Gül de imzaladıktan sonra odadaki diğer beş kişiyle birlikte aşağıya indik. Kadının dediğine göre dışarıda bizi bir araba bekliyordu. Dışarı çıktığımızda Ayşe Gül' ün kulağına yaklaşıp " Sence o araba bu araba mı ki ? " Deyip olduğum yerde durdum. O da bilmiyorum dercesine omuzlarını kaldırıp indirdi.

Bizimle birlikte duran diğer beşkişiyle şüpheyle baktığımız arabadan bir tane adam inip bize doğru geldi. Adamı şöyle bir süzdüm de pek bir yakışıklı maşallah Allah sahibine bağışlasın. Adamın simsiyah saçları bembeyaz bir teni vardı. Yüzünün naif hatları ona çok yakışıyordu.Aynı zamanda kalıplı bir adamdı. Adam, " Buyurun efendim, sizi kampa götürecek olan araba bu." Dedi. Başımızı sallayıp adamın arkasından arabaya bindik.

Hemen cam kenarına oturdum. Yanıma da Ayşe Gül oturdu. Diğer beş kişi daha yerleşir yerleşmez yola koyulduk.

Karşımda ellilerini geçmiş bir tane amca oturuyordu. Bana sıcacık gülümseyip, " Senin adın ne hanım kızım." Dedi. Bende ona gülümseyip " Aliye." Dedim. Adam kaşlarını çatıp adımı söylemeye çalıştı " Atife " dedi. Gülmemek için kendimi zor tutup adımı tekrar söyledim. Bu sefer de " Atik" dedi. Yok patik. Uzun uğraşlar sonra adımı düzgün bir biçimde söylete bildiğim de ben de onun adını sordum. Onun adı da Earl mış.

Earl amacıyla birlikte biraz daha konuştuk. İşte okul nasıl? Dersler nasıl gidiyor ? Annen baban nereli ? Falan filan bildiğimiz klasik amca sohbetiydi işte.

Earl amcayla sohbeti kesip başımı pencereye çevirdim. Yavaş yavaş uykumun geldiğini fark edince Ayşe Gül'e dönüp Türkçe bir şekilde, " Kanka benim çok uykum geldi. Önce ben uyuyayım. Bir saat sonra uyandır beni. Sonra da sen uyursun ben nöbet tutarım." Dedim. Ne kadar iyi insanlara benzeseler de onlara güvenmiyordum. Aslında Ayşe' ye de güvenmiyordum ama herhalde hemcinsinin namusunu tehlikeye atmazdı. Ayşe Gül beni onaylamak için başını sallayınca başımı pencereye yasladım.

Araba sürekli titriyordu. Otururken bunu fark etmiyordunuz ama başını pencereye yaslayınca hipotermi geçirir gibi titriyordun. En sonunda oflayıp sırtımda ki ceketi çıkarıp yastık niyetine kullanmaya karar verdim.

Tam uykuya dalmak üzereyken araba bir anda durdu. Hay ben böyle işin ta şeyinden şeyine dıtlayayım yani. Oflayarak gözlerimi açıp ceketimi geri giydim. Herkes arabadan inince bende indim.

Etrafa bakınınca önümde uzun bir deniz ve çok uzaklarda nokta kadar küçük görünen bir ada gördüm. Karaya demirlenmiş bir adet kocaman gemimiz de vardı. Gemi Titanik filmindeki gemi gibi dışı siyah güvertesi beyaz duruyordu. Kendimi bir an kamp yapmaya değil de yeni evlenmiş kocasıyla balayına giden yeni gelinler gibi hissettim.

Aman Allah korusun daha evlenmek için çok gencim valla.

Bize aradığımız arabanın bu olduğunu söyleyen adam da bizimle birlikte inmişti. Adam ellerini bir birine vurup dikkatleri kendine çekti. Adam," Evet arkadaşlar ben sizin bu yolda rehberiniz olacağım. Yolun geri kalanını gemiyle gideceğiz. Lütfen sizleri gemiye alayım." dedi.

Başımı sallayıp gemiye doğru ilerledim. Hepimiz gemiye bindiğinde Ayşe Gül ile ikimiz güverte de ki oturma yerlerinden herhangi birine oturup geminin hareket etmesini bekledik.

" Biliyor musun ?" dedim Ayşe Gül' e dönerek ,

" Ben gemi kullanmayı biliyorum. " dedim.

Ayşe Gül gözleri ışıldayarak bana döndü. " Gerçekten mi ? " dedi.

Gülümseyerek başımı salladım. " Evet, okuduğum bir kitaptan etkilenip öğrenmek için bir kursa gitmiştim. " dedim.

Ayşe beğeniyle dudaklarını kıvırıp, " Sanırım sen hayatına kitaplarla yön veriyorsun. " dedi. Onaylamak için başımı salladım.

On beş dakika geçmesine rağmen gemi hareket etmeyince endişeyle Ayşe ile bakıştık. " Ben bir ne olup olmadığına bakıp geleyim." dedim. Ayşe, " Dur tek başına gitme." dedi. Başımı sallayıp yerimden kalkıp tedirgin adımlarla içeriye girdim. Yakışıklı rehberimiz içeride hararetli bir şekilde telefonda konuşuyordu. Bizim yaklaştığımızı görünce telefon da ki kişiye onu daha sonra arayacağını söyleyip telefonu kapattı.

Bize dönerek ," Evet ?" dedi.

"Şey acaba neden hala hareket etmedik ? " dedim.

Adam sıkıntılı bir nefes alıp konuştu," Küçük bir teknik aksaklık oldu. "

Kaşlarımı çatıp, " Nasıl bir teknik aksaklık ki bu bizi böyle bekletiyorsunuz ? " dedim.

Adam siyah gözlerime bakıp, " Doğrusunu söylemek gerekirse hanım efendi kaptanımız buraya gelirken bir kaza geçirmiş. Onun yerine yeni bir kişinin gelmesi ise bir saate kadar uzaya bilirmiş. Yani anlayacağınız biraz daha buradayız. " dedi.

Ayşe ile birbirimize baktık tedirgince. Ayşe kolumu dürtüp fısıldayarak bağırdı, " Hadi söyle!"dedi. Artık nasıl yaptıysa. Bir anlık gaza gelip, " Ben gemi kullana biliyorum. Eğer sizin için de sorun olmazsa ben gemiyi kullana bilirim. " dedim. Söyledim söylemesine ama nasıl heyecanlıyım. Titriyorum resmen !

Adam şaşkın gözlerle bana bakıp, " Gerçekten mi ? " dedi. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Neden kimse gemi kullana bildiğime inanmıyordu ? Ne kadar sinir olsam da gülümseyerek başımı salladım. Adam, " Aslında benim için sorun olmaz ama ben yine de üstlerime bir sorayım. " dedi.

Adam biraz bizden uzaklaşıp birini aradı. Heyecanla Ayşe'ye baktım o da bana gözleri parlaya parlaya bakıyordu. Adam arkası dönük bir şekilde telefonda konuşuyordu. Ayşe ile el ele tutuşup heyecanla zıplayıp sessizce çığlık attık. Ardından ise hemen ayrılıp saçımızı başımızı düzelttik. İkimizde o kadar heyecanlıyız ki !

Adam en sonunda bize dönüp gemiyi kullanmamda herhangi bir sorun ya da problem olmadığını söylediğinde yine heyecanla zıplamak istesem de kendimi tutup, adamın da yönlendirmesiyle kaptan köşküne geçtim.

Kapıdan girer girmez bizi siyah, kendi etrafında döne bilen, bir sandalye karşısında ise kocaman beyaz bir masa ve masa da da gemiyi kullanmam için olan binlerce düğme bulunuyordu. Dönen sandalye ye oturup şöyle bir bakındım. Tamam ya yaparım ben. Hem o kadar da karışık görünmüyor ki ! Alt tarafı cuma günü okul çıkışında çocuğunu bulmaya çalışan anneler gibi gerekli düğmeleri sırayla bulacağım.

Aniden gelen özgüvenle ellerimi masaya vurmaya karar vermişken masada düğmeden yer kalmadığını fark edince ellerimi bir birine vurdum. Heyecanla, dönen sandalye de Ayşe ve yakışıklı rehberimize dönüp," Çalıştırıyorum o zaman. " dedim. Ayşe başını sallayıp, " Bismillah la başla kız!" dedi. Gülerek Bismillah çekip gemiyi çalıştırdım. Aklıma gelen şeyle yakışıklı rehberimize dönüp, " Biz böyle çalıştırdık falan ama siz bu gemiyi karadan kurtardınız mı ? " dedim.

Adam " Ben şimdi hallederim" der gibi başını sallayıp dışarı çıktı. Nasılda sözümü dinliyor öyle. Sandalye de kendi etrafımda bir kaç defa döndüm. Ayşe, " Kız anam kalk da iki de ben döneyim. " dedi. Çocuk gibi omuz silkip dudak büktüm. Ayşe, " Hadi ya " diye ısrar edince kollarımı çiçek yapıp, " Hayır." dedim. O da kollarını çiçek yapıp, " İyi be götün yosunlaşsın orada." dedi. Çocuk gibiydik ya.

Adam içeri girer girmez çocuksu halimizden hemen kurtulduk. Adam bana dönüp, " Her şey hazır kaptan." deyince kıkırdayıp masaya geri döndüm.

Şimdi gözlerimizi kapatıyoruz.

Derin nefes alıyoruz.

Ve bütün bilgiler aklımıza geliyor.

Geliyor.

Geliyor.

Geliyor.

Acaba bilgiler gecikmeden dolayı para alıyorlar mı ? Ne saçmalıyorum ya ben !

Geliyor.

Geliyor.

Geliyor.

Bu ne oğlum yoga gibi.

Geliyor.

Geliyor.

Geliyor.

Bok geliyor. Geldiği geleceği yok vallahi. BEN HEYECANDAN HER ŞEYİ UNUTTUM!

Omuzum da bir el hissedince irkilerek gözlerimi açtım. Beni derin yogamdan uyandıran yakışıklı rehberimizdi. Eğer bütün uykularımdan sen uyandıracaksan ben her an uyuya bilirimm. " Sizi korkuttuysam çok özür diliyorum ama acaba neden hala hareket etmedik ? " dedi.

Anlamazlığa vererek, " Ne hareket etmedi ? " dedim.

" Gemi ? " dedi.

" A ne olmuş gemiye ?!" dedim. Oskarlık oynuyorum ha!

Adam sabır dilenir gibi derin bir nefes alıp," Hanım efendi hani siz. Gemiyi. Kullanacaktınız. Ya." dedi salağa anlatır gibi. Ayşe' ye baktığımda gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark ettim.

" Ha o iş ben halledeceğim ya o işi." dedim gergince. Adam tam bir şey daha söyleyecekti ki araya Ayşe girdi. " Durun, onu şimdi ben kendine getireceğim. " dedi. İkimizde merakla ona dönünce boynunda ki fularını çıkarıp yüzüme doğru savura savura, " Sağdan sola, üsten alta, önden arkaya doğru donaa-" derken fularını tutup gülerek sözünü kestim, " Ne yapıyorsun ulan sen ? " dedim. O da gülerek, " Ay ne bileyim içine cin girdi sandım ! " dedi.

Adam da bizimle birlikte halimize güldü. Gülmeyi kesmeye çalışarak, " İçimde cin yoktu ama senin taktiğin bilgilerimi geri getirdi. " dedim. Ayşe gururla kollarını göğüsünde birleştirip, " Ben yaptım ya ondandır." dedi. Onun bu haline gülüp tekrar önüme döndüm.

Hatırladığım bilgilere güvenerek Gemiyi güzelce çalıştırdım ve tam karşımda ki ekran da beliren haritadan gitmem gereken rota da ilerlemeye başladım. Yarım saatin sonunda bir ada göründüğün de adaya yaklaşıp gemiyi demirledik. Rehberimiz, gemideki bir yeri tarif etti. O tarif ettiği yerde kampta kullanmamız gereken araç ve gereçler vardı. Eşyaların neredeyse hepsi doğa dostuydu. Yani tabi ki hepsinin bir zararı dokunurdu ama bu zararı en alt seviye de tutmaya çalışmışlardı.

Bunun karşısında olmayan göz yaşlarımı silip bana verilen küçük çadırın düğmesine basıp büyümesini sağladım. Kenarındaki demirleri ise toprağa sabitleyip çadırı kullanıma hazır hale getirdim. Ellerimi belime koyup baş yapıtıma gururla baktıktan sonra Ayşe'nin çadırına baktım.

Benimkinin aksine onunki pekte iç açıcı görünmüyordu. Kamp geneline baktığımda ise neredeyse hiç kimsenin çadır kurmayı pek de beceremediğini ve yakışıklı rehberimizin onlara teker teker yardım etmeye çalıştığını fark ettim.

Ayşe' ye yardım etmek için onun yanına ilerledim. Ayşe'nin yanına vardığımda daha çadırın düğmesine basmadığını ve elindeki çadıra değişik bakışlar attığını fark ettim. Gülerek çadırı elinden alıp düğmesine bastıktan sonra önümdeki açık alana doğru yavaşça attım. Çadır hemen açıldı.

Ayşe şaşkınlıkla gözlerini açıp," Oha cin." dedi. Gülerek başımı salladım. Bu kızın cinlerle ne alıp veremediği vardı. Elime çekici alıp, " Bak şimdi." diyerek yapması gerekeni anlatıp çadırın üstünde gösterdim. O da anladığını belirten mırıltılar çıkarınca bizde yakışıklı rehberimize yardım etmek amacıyla diğer amcalara çadır konusunda yardım ettik. Kesinlikle tek amacımız yardım etmek. Başka bir şey düşünen varsa düşünmesin.

Herkesin çadırı tamamlandığında odun istemeyen ateşimizi yaktık. Bunu nasıl mı yaptık ? Şöyle ki Yakışıklı rehberimizin getirdiği taşlar kendinden ısıtmalı böyle çember şeklinde birbirine değecek şekilde yerleştirince yoğun bir sıcaklık yayıyorlar. Hepimiz çemberin etrafında minderlerimizin üstünde çember şeklinde oturduğumuzda sağımda yakışıklı rehberimiz solumda ise Ayşe oturuyordu. Rehberimiz bana dönerek, " Kamp hakkında pek çok şey biliyor gibi siniz. " dedi.

Başımı sallayarak," Evet."dedim.

" Acaba bu konuda eğitim falan mı aldınız ? " dedi.

Başımı iki yana sallayarak, " Yok hayır hepsi tecrübe. " dedim.

Adam şaşırarak," Tecrübe mi ? " dedi.

Başımı sallayarak," Evet. Orman da kamp yapmayı çok severim. O yüzden sık sık ormanlardayım. Tarzan gibi." dedim gülerek.

Adam da güldü. " Hobileriniz ne kadar güzel." dedi.

Başımı sallayarak," Öyledir. Ayrıca ben Aliye." dedim.

Adam, " Bendeniz Alex." dedi. Kendini tanıtma şekline gülüp,

" Memnun oldum beyefendi." dedim.

O da gülerek," Bende memnun oldum hanım efendi." dedi.

Gülerek Ayşe'ye döndüğümde imalı bakışlar attığını fark edince millete çaktırmadan koluna bir tane geçirdim. Alt tarafı gülüştük. Niye abartıyor ki bunu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ortada dönen sohbete bek katılamadım. Çünkü kendimi aşırı yorgun hissediyordum.

Zaten kısa bir süre sonra herkes kendi köşesine çekildi. Güneşte batmıştı zaten. Bende başımı kaldırıp sonsuz geceye baktım. Gece ne kadar da güzeldi öyle. Sanki elimi uzatsam yıldızlardan birine dokuna bilecekmişim gibi duruyorlardı. Ama biliyordum ki bu asla olmazdı. Sanırım asla asla kuralı bir burada işlemiyordu.

Gökyüzün de bir peri kızı gibi uçmak isterdim. Karışmak isterdim sonsuz karanlığa ve bütünleşmek isterdim müthiş parlaklıktaki yıldızlarla.

Ağzımın esnemekten yırtılmamamsı için kafamın içindeki felsefemi bir kenara bırakarak Ayşe'ye iyi geceler dedikten sonra minderimi ve bir adet uyku tulumunu da alıp çadırıma girdim. Uyku tulumunu kurduktan sonra içine girip derin bir uykuya dalmam çok uzun sürmedi.

🩸🩸🩸

Sabahın ilk ışıklarına bir düdük sesiyle uyanınca homurdanarak uyku tulumunu biraz daha kafama doğru çekiştirdim. Düdük sesi daha yakınlardan gelmeye başlayınca sinirle üstümdeki uyku tulunu kaldırdım. Sinirle uyku tulumunu tekmeleye tekmeleye içinden çıktığımda düdük sesi daha yakınlardaydı.

Çadırımın fermuarını açar açmaz güneş ışığı gözlerimi yaktı. Bende yarı kör bir biçimde düdük çalan kişiye doğru, bir elim havada bir biçimde çemkirdim,

" Sabahın köründe ne ötüyorsun lan cırcır böceği gibi !" dedim. Karşımda ki kişinden ses gelmeyince gözlerimi gün ışığına daha az maruz bırakmak için ellerimi gözlerime siper etmeye çalışıp, " Bak sana şimdi şuradan bir çarparım o çaldığın düdüğü yutarsın. Sonrada konuşurken şaban gibi hü hü diye öttürür durursun." dedim sinirle.

Sonunda gözlerim güneş ışığına alıştığında, aslında çemkirdiğim kişinin yakışıklı rehberimiz olduğunu fark etmemle susmam bir oldu. Ne yaptım ben ! Adamı taramalı tüfek gibi taradım resmen ! Ayşe bir anda sol yanımda beliri verdi. Gülerek omzuma vurduktan sonra yakışıklı rehberimize dönüp, " Siz bu salağın kusuruna bakmayın. O böyle sabahları yumurtası çalınan tavuk gibi kabarır. " dedi.

Ama haklıyım ben şimdi. Gelmiş adam sabahın köründe başımda düddürü düddüt düddürü düddüt düdük öttürüyor. Hala şoku atlatamamış olan adam bana dönerek, " Ne yapalım Aliye akşama kadar yatalım mı ? " dedi.

Vallahi benim için hiç sorun olmaz. " Sizde haklısınız. " dedim.

Adam başını sallayarak şok olmuş bir biçimde ambar olarak kullanacağımız çadıra doğru ilerledi. Ayşe de bana dönerek," Ulan senin içinden bir canavar çıktı ayol ! " dedi. Kaşlarımı kaldırıp, " Haklıyım ama. " dedim. Cebinden telefonunu çıkarıp gözüme sokmak istercesine tuttu," Hıhı haklısın." dedi. Gözüme girmek üzere olan telefondan biraz uzaklaşıp ekrana baktım. Saat dokuz buçuk olmuş. Bence hala sabahın körü ama çaktırmayın.

Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak," Neyse o kadar laf saydık bari gidip adama yardım edelim. " dedim. Alex' e yardım edip el birliği ile kahvaltıyı hazırladıktan sonra güzelce kahvaltımızı ettik. Yer sofrasında. Kahvaltı faslı bittikten sonra yine el birliği ile toplayıp temizledik. Bende uzun zamandır kitap okumadığım için işimizi bittikten sonra telefonumu kitabımı ve yanıma bir şişe su alıp tek başıma ormanın içine doğru ilerledim.

Ormanı gezerken neredeyse upuzun ağaçların içinde kayboluyordum. Kamp alanından pek de uzaklaşmamaya çalışarak yakınlarda ki bir dere kenarında oturmaya karar verdim. Derenin etrafındaki taşlar yosunla doluydu ve basınca aşırı kayıyordu. Dikkatli bir şekilde derenin kenarında ilerleyip bir çınar ağacına sırtımı dayayarak oturdum.

Bir süre dereyi izledim. Daha doğrusu güzelliğinin büyüsünden kurtulmam uzun sürdü. Derenin suyu o kadar berraktı ki altında ki çakıl taşlarını göre biliyordunuz. Bir an ayaklarımı suya sokma ihtiyacıyla dolup taştım. Ayakkabılarımı çıkarıp yanıma koyduktan sonra ayaklarımı soğuk suyla buluşturdum. Su resmen buz gibi ! Su o kadar soğuktu ki bir süre sonra ayaklarımın tamamını değilde bir kısmını suyun içinde tutmaya karar verdim.

En sonunda bakışlarımı doğanın bu mükemmel güzelliğinden gözlerimi alıp kitabımı elime aldım. İlk defa etrafımda böylesine bir canlılık vardı. Müthiş çiçek kokuları burnuma dolarken ilk defa ölmek istemedim. İlk defa ölümsüz olmak istedim.

Derin bir nefes alıp içimdeki müthiş hayat enerjisiyle kitabımın kapağını açıp kaldığım sayfayı aradım. O kadar mutlu ve huzurlu hissediyordum ki kitaptaki hüzünlü olaylara bile adam akıllı odaklanamayıp sürekli gülümsüyordum. Sanki birazdan harika bir şeyler olacaktı da evren sübliminal olarak mesajlar gönderiyordu. Ya evrenin de işi gücü yok bana mesaj gönderecek. Peh!

Ayaklarımın da içinde olduğu dere suyu biraz fazla dalgalanınca dikkatimi o yöne çevirmek zorunda kaldım. Tam o anda bir çift kahve rengi gözle karşılaştı gözlerim ve sanki o an zaman durdu. Sanki orada sadece o yabancı ve ben vardım. Bütün sesler durdu. Her şey ağır çekim de gerçekleşti ve bir anda kendimi suyun içinde ona doğru yavaş yavaş adımlarken buldum.

Bölüm sonuuu! Nasıldı? Biliyorum yeni bölümün gelmesi çok uzun sürdü ama değdi tamı tamına 3120 kelime !

Vote ve yorumlarınızı eksik etmeyin !

Sizce rehberimizle Aliye' yi şiplememiz doğru olur mu ?

Dip not: bana Ter.sDunya Instagram hesabından ulaşa bilirsiniz.

Bölüm sonu

4 yorum