🩸
Gülümsemen bir yara bandı gibi kapattı yaramı...
🩸
2 HAFTA SONRA
Alaca karanlığın bir perde gibi gökyüzüne indiği dakikalarda penceremin kenarına oturmuş elimde telefonum yeni arkadaşımla sohbet ediyordum. Evet, sonunda kendime bir arkadaş bulmuştum. Bu iki hafta çok yoğun geçmiş , bu yoğunluğun en güzel yanı gerçek bir arkadaşımın olmasıydı. Onunla çok tuhaf tanışmıştık. Ben konturu bol bulup avaralık yaptığım günlerden birinde yine numara sallayıp milleti işletiyordum. O gün aramalarıma tek cevap veren
oydu. Bende işte işletmeye çalışıyorum. Sonra kafalarımız uyuştu ve konuşma uzadı da uzadı. Bende bir buçuk saat konuşmuşuz. Benim kontur umun bitme durumuna karşın akabinde o aramış ve iki saatte onun konturunu yemiştik.
Şimdi ise mesajlaşıyorduk. O da kitap okumayı seviyordu. Adı Ayşe Gül idi. Ben Kore de yaşıyordum. Annem Türk babam ise bir Koreli idi. O benim ilk Türk arkadaşımdi. Hoş, başka arkadaşımda yoktu zaten. Ona bir kampa gideceğimden bahsettim. Meğersem onun babası da bu ormanların güvenliğinden sorumluymuş. Genelde ailelerin ormanlara girmesi yasakmış ama babası bir şekilde izin alıyor ve pazar günlerinin bir kaç saatini orman da geçire biliyorlarmış. Ve duyduğuma göre babası yakında terfi alacakmış. Terfisi sonucu Kore' ye gelmek zorunda kala bilirlermiş.
Bende ona Kore' ye erken gelip benimle birlikte bu etkinliğe katılıp katılamayacağını sordum. Oda bir haftadır, hem ailesinden buraya gelme konusunda hemde kuruldan bu etkinliğe katılmak için izin almaya çalışıyordu. Bütün çabalarının sonuç verdiğini ve etkinlik gününden bir gün önce Kore' ye gelip bir otele yerleşeceği ile ilgili uzunca bir mesaj gönderdiğinde neredeyse sevinçten dolayı pencereden aşağı düşecektim.
Ona bunu söylediğimde bana kahkaha dolu bir ses kaydı göndermişti. Onu seviyordum. İyi bir arkadaş olmuş bu bir haftada pek çok şeyi paylaşmıştık. Benimle yaşıttı. Bu iki haftada yeni bir arkadaş bulmaktan ziyade gündeliğe pirinç toplamaya gitmiştim. Günlüğü yüz atmış Won idi. On üç gün çalışmıştım. Çalışmakta ne çalışmak ! Esas götüm çıktı şu on üç günde. Allah'ım sen bütün amelelere güç kuvvet ver, amin ! Kazandığım para beni baya bir idare ederdi. Bir çadır almıştım. Zaten diğer mağzemeleri şirket ödüyordu.
Ayşe Gül ile olan sohbetime son verip ona- hiç demek istemesem de - güle güle demiştim. Yarın buradaydı. Bu gerçek tekrardan kanımın kaynamasını sağlarken genişçe gülümsedim. Başımı kaldırıp batmakta olan güneşin sergilediği muhteşem manzaraya baktım. Gökyüzü sarı,turuncu ve kırmızı renklerin dansına tanıklık ediyordu. Sarı turuncuyla birlikte bir birine girmiş bir şekilde dalgalı bir şekilde hareket ederken kırmızı ise dingin bir denizin dalgalarını taklit edercesine yumuşak ve hafif duruyordu.
Bu kendine aşık eden görüntüyü daha fazla izlemek istesem de guruldayan karnıma acıyıp pencereden ayrılmak için hareketlendim. Pencereden inince oturmaktan uyuşmuş olan popomu ovup gerindim. Faturaları ödemiş ve biraz şarap almıştım. Mutfağa doğru ilerleyip dolabı açtım ve daha yeni doldurduğum dolabın içinden domates , biber , yumurta çıkarıp tezgaha koydum. Yemek yapmayı seviyorum. Yemek yaparken stres attığımı bilmek hoşuma gidiyor. Kabul etmek istemesem de, bu kamp işi beni içten içe endişelen diriyor. Yeni bir arkadaş edinip üstüne birde onunla kampa gidecek olmamda cabası.
Biberleri kesme tahtasında doğrayıp kızmış yağa döktüm. Aynı şeyi soğan ve domatese yapıp onları da tavaya döktüm. Onları biraz pişirdikten sonra yumurtaları da kırıp pişmesi için ara ara karıştırdım. O sırada kapımda bir siluet belirdi. Kaşlarımı kaldırıp merakla gelene baktığımda bunun annem olduğunu fark ettim. Yine sarhoştu. Şaşırdık mı ? Tabi ki de hayır !
Kendi düşüncelerime gülüp anneme bir selam verdim. O ise kaşlarını çatmış bir bana bir mutfağa bakıyordu. O kadar sarhoştu ki evi nasıl bulduğunu merak etmeden edemedim. Kurumuş dudaklarımı ıslatıp, " Hey anne bak yemek yaptım. Bana eşlik etmek ister misin ? " dedim. Kaşlarını daha çok çatıp oda konuştu. " Anne mi ? Ben nereden senin annen oluyormuşum. Ayrıca Kazuki' nin yattığı kızlardan birisi isen hemen evimi terk etsen iyi edersin. Ve hayır yemeyeceğim." dedi. " Siktir git o zaman. " dedim gözlerimi devirerek. Kazuki babamdı. Baba demeye bin şahit isteyen bir baba. Ama annem ondan beş beterdi. En azından babam bir kızı olduğunu hatırlıyordu. Hoş , bunu hatırlamasının bana hiç bir faydası da yoktu ya. Annem böyleydi işte. Bir çocuğu olduğundan bile bir haber bir kadın benim annemdi. Evet biliyorum bu korkunç bir şey ama ne onun nede babamın umurunda bu durum.
Ben mi ? Benim düşüncelerim kimsenin umurunda olmaz.
Bu hayat benim hayatım ve benim hakkımda alınan kararlar, benim hakkımda unutulan gerçekler en çok beni ilgilendiriyor. Bunu kimse umursamayınca da insan kendi kendini sevmeyi kendi kendinin annesi olmaya başlıyordu. Her şeyi kendi halletmek zorunda kalıyordu. Mesela ben ilk adetimi görmeye başladığımda ne yapacağımı bilememiş amansız bir hastalığa kapıldığımı düşünmüştüm. O zamanlar da komşumuz Mia ailemin ne kadar kötü olduğunu bildiği için bana yemek yapıp getiriyordum.Bende komşumuz Mia ya anlatmıştım durumumu. O benim ikinci annem gibiydi. Onun çocuğu olmadığı için öldüğünde geride bıraktığı her şeyini bana vermişti. Zaten pek bir şey yoktu sadece bir kolye bırakmıştı kendinden geriye.
Onu- banyo yapmadığım zamanlar hariç- hiç bir zaman boynumdan çıkarmadım. Çıkarmıyorum da. Çıkarmayacağım da. Onun öldüğü gerçeği benliğimi adeta küflü bir demirin etimi sıkması gibi canımı acıttığında kalbim sızladı ve bir gözyaşı gözümden firar etti. Çok iyi bir kadındı, belkide hayatımda karşılaşa bileceğim en iyi insandı. kendini " İyilik Melekleri " olarak zannedenleri kıskandıracak kadar iyi bir kalbi vardı. Bu hüzünlü halimi başımdan savuşturmaya çalışarak yemeğimi tabağıma koydum.
Bir bacağı kırılmış ve kırıldığı yere bantla sabitlenmeye çalışılmış bir adet masa aynı durumdan daha kötü duran birde sandalyeye sahiptim. Ne lüks ama ! Bu durumu takmamaya çalışarak yemeğimi masama koyup yemeye başladım. Oturduğum sandalyeden kalkıp dolaptan çıkardığım buz gibi şarabın birazını bir bardağa doldurdum. Şişeyle birlikte bardağı da masaya koyduğumda her şey tamamdı. Güzelce yedikten sonra oluşan bulaşık dağına bir kaç tabak daha ekleyip büyümesine yardım ettim.
Şarap şişesini de alıp odama ilerledim. Penceremin kenarına doğru ilerleyip biraz daha gök yüzünü izledim. güneş aşık olduğu gök yüzünü terk etmişti. Zifiri karanlığın içinde hınzırca parıldayan maviliklere gülümsedim. Onlar bana kendimi hatırlatıyorlardı. Deli dolu bir o kadar da olgun kızı.
Beni.
Daha fazla edebiyat yapmamak için bakışlarımı elimdeki şişeye indirip biraz bakıştıktan sonra onu kafama diktim. Pencerenin kenarından ayrılıp elimde şarap şişesi le biraz etrafıma bakıp en yakın dostlarıma yani kitaplarıma doğru ilerledim ve şu anda okumakta olduğum kitaba bakındım. En sonunda gözlerimi yatağın üzerinde açık bir şekilde duran kitaba kaydı. Yavaşça ona doğru ilerleyip yatağa oturdum.
Yatağımın üzerinde duran okuma kitabımı alıp şarabımla birlikte okumaya başladım. Bir süre öylece kitap okumaya devam ettim. Kitaptaki karakterlere sinirlenip bir yandan küfrederken bir yandan da içeceğimi yudumluyor idim. Ya şu kitaplardaki " İYİ KIZLAR KÖTÜ ÇOCUKLARI SEVER " algısı beni mahvediyor ya. Ne alaka abi. Orada gül gibi çocuk dururken kendini " BED BOY " sanan aptal kendini beğenmiş, artık nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde, egosu ile aynı bedeni paylaşan bir geri zekalıya aşık oluyorlar. Bu kitaptaki başrolleri öldüreceğim yakında ya !
Ben bir kitabın içinde olsaydım daha adam akıllı olurdum bu ne ya. Bazen yazarlara mektup yazıp baş rolun benimle yer değiştirmesini bile rica edeceğim. O kadar sinir bozucu bir durum.
Sarhoş olmuş sızmak üzereyken kitabımın da son sayfasına gelmiştim. Gözlerim yarı açık yarı kapalıyken okumaya çalıştığım satırlar sanki benim hayatımı değiştirecek mış cesine okumaya çalışıyordum. En sonunda günün yoğunluğunun da getirdiği yorgunlukla uykuya daldım.
YAZARIN ANLATIMIYLA
Genç, içerinin boğucu havasından kurtulmak için bahçeye çıktığında en yakın dostu da peşinden gelmişti. İkisi çocukluk arkadaşı olup aynı zamanda Adam, Gilbert' in sağ koluydu. Küçükken de ikiz kardeşler gibi hep beraber gezerler, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi.
Gilbert, dışarı çıktığında güneş gözlerini almıştı. Gözlerini hafif kısıp gözlerini kırpıştırdı. Bir kaç dakika sonra gözleri bu ışık kümesine alışmıştı. Bu gerçek güneş değildi. Aslında gerçeğe bakarsan burada ki hiç bir şey gerçek değildi. Bu dünyanın olması bir mucizeydi. Yine sihirle yapılmasına rağmen nasıl bu kadar gerçekçi ve büyüleyici olduğunu bir türlü anlam veremedi. Gökyüzünden kahverengi gözlerini çekti. Üstünde olan sorumluluklar kamburunu ağrıtmaya başlamıştı.
Hala Mühürlüsünü bulamamanın sıkıntısı bir yana arkadaşları da onunla dalga geçmeye başlamıştı. Topukların da dönüp iki katlı eve baktı. Beş arkadaşı ve teyzesi ile birlikte kalıyordu. Gilbert, pek çok alfa dan daha güçsüz durumdaydı.Bunun sebebi hâlâ mühürlüsünü bulamaması idi.
Adam gömleğinin cebinden çıkardığı sigara kutusunun dan bir dal alıp Gilbert' a uzattı. Gilbert hiç uzatmadan sigarayı alıp iki dudağının arasına yerleştirdi.
Genelde çıkmaza girdiği günlerde iç sıkıntısından içerdi bu zehri. Sigarasının ucunu yakmak için elini sigarasının önüne siper etti. En sonunda yaka bildiğin de derin bir nefes çekti içine. Normalde bu "Mühür " işi fazla umurunda olmasa da. Çenesi ile başını etini yiyen bir Hürü Teyzesi olunca işin rengi değişiyordu.
Evet, o bir Türktü. Çenesi de bir Türk kadar kuvvetliydi de. Annesi vefat ettikten sonra adeta onu koruyup kollamıştı. Ona vefa borcu çoktu, bu yüzden o ne isterse yapmaya çalışıyor yana döne mühürlü olduğu kişiyi arıyordu. Adam konuşmaya başladığında başını çevirmeden ona odaklandı.
" Bir gün sonra öbür dünyada bir kamp olacakmış. Şu balta girmemiş ormanlara yapılan nadir gezilerden biri. Bir ziyaret edelim bakalım." dedi. Gilbert minnettar bir bakış attı.
Mühürlü olduğu kızı bulmasında en çok onun yardımı dokunmuştu. Tabi ki de en çok onun yardımı dokunacaktı, aksi düşünülemezdi bile. Gilbert kolunu kardeşinin omzuna atıp kafasını kendine doğru çekti ve sanki küçük bir köpek yavrusunu seviyormuş gibi saçlarını karıştırdı.
Adam gülerek bağırıp kaçmaya çalışmıştı ama nafileydi. Kim bir Alfanın kıstırdığı kolları arasından bu kadar çabuk kaça bilirdi ? Gilbert gülerek ellerinde ki, çirkin ördek yavrusu gibi çırpınıp duran Adam' ın kafasını saldı.
Adam," Ulan hayvan herif bu hareketlerini kıza gösterme de korkup kaçmasın senden. " dedi gülerek. Gilbert gülerek onun ensesine vurmaya çalıştığında Adam kız gibi kaçıştı. Onların bu hallerini izleyip huzurla gülümseyen kişiden habersizlerdi. Hürü buğulanan gözlerini silip bakışlarını kaçırdı. Gilbert onun bu halini görse kesin dalga geçer ve Hürü ' yü sinir ederdi. Sonra mı ? sonra ise Hürü sihirli terliklerinden birini ona fırlatır ve anlının çatından oradan olmaz ise poposundan vururdu onu.
O da kırılan kıçının acısı ile yüzünü ekşitirdi. Sizinde anlayacağınız üzere Türk anneleri sihirli dünyada bile aynıydı. Asıl bu sefer daha fenaydı. Sanırım Hürü' nün terlikleri diğer dünyada olsaydı NASA ' nın yeni füzeleri olurlardı.
Hürü düşüncelerine gülüp hala bahçede kuduz köpek gibi tartışan ikiliye bakıp sahte bir kızgınlık yerleştirdi yüzüne ve camı açıp onlara seslendi.
"Üşaaaaak millet deliye bizimkinler de akıllıya hasta valla ! Geçin içeriye ! " diye bağırdığında Adam annesinden azar işiten çocuklar gibi dudağını büktü. Hürü ise onun bu tatlı haline daha fazla dayanamayıp sıcacık gülümsedi. Seviyordu bu sıpaları. Onları yemeğe geç kalırlarsa başlarına neler geleceği konusunda uzun bir tehdit çektiğinde ikisi de itaatkar bir biçimde başlarını sallamıştı.
Aksi taktirde Hürü'nün vaat ettiği bütün tehditlerinin gerçek olabileceğinden haberdarlardı. Adam ve Gilbert beraber konuşarak eve girdiklerinde bir kız koşarak sürat ile onlara doğru yaklaştı ve yavaşlayarak Adam' a sıkıca sarıldı.
Bu Ava idi. Adam' ın sevgilisi.
Aslında onlar mühürlü değildi. Bir birlerini sevdikleri için bir büyücüyle anlaşmışlardı. Adam ' ın mühürlenme bağını bir şekilde gizlemişlerdi. Bu sayede Adam bütün ilgi ve sevgisini Ava' ya vermişti. En azından bir süreliğine bu böyle olacaktı.
Ava hızla sevgilisi- aynı zamanda nişanlısı olan bu adamın- yanağından hafifçe öptü. Adam ise dönüp sevdiği kadının anlına minik bir öpücük kondurdu. Ne kadarda özlemişti onu. Oysaki aynı evin içinde yaşıyorlardı.
Gilbert onlara yüzünü ekşiterek baktı. O mühürlendiğin de asla böyle şeyler yapmayacaktı. En azından milletin ortasında yapmazdı. Olan vardı olmayan vardı yahu !
Gilbert aptal aşıkları yalnız bırakarak yemek masasına doğru ilerledi.Bir kaç dakika sonra yanına oturan Adam ' döndü. Biraz daha havadan sudan konuştuk dan sonra yemeklerini yemeye başladılar.
Hürü ' nün elinin lezzeti kesinlikle tartışmaya kapalıydı zaten. Jake yemeğine ara verip boğazını temizledi. Ama kimse o konuşana kadar dikkatini tamamen ona veremedi.
" Kardeşlerim ve abla, biliyorsunuz ki artık mühürlümüzü bulmamız gerek. Aklında bir fikri olan ?" Dedi. Bende kaşığımı tabağma dayayıp konuştum.
" Bildiğim kadarıyla yarın değil bir gün öbür dünyada bir kamp gezisi olacak. Adam ile ben o kamp gezisine katılmayı planlıyoruz. " Dedim. Masadaki çoğu kişi düşünceli bir biçimde başını salladı.
Diğerlerinden ses çıkmayınca aslında sadece Gilbert ' in bir planı olduğunu anladılar. Hürü konuştu bu sefer. " Aferin kuzum aferin. Bakın görün sizde azıcık örnek alın." Diyip cık cıkladı. Gilbert onun bu haline güldü.
Herkes yemeğini yeyip dağılınca Gilbert bu gün ki avda çok fazla yorulduklarını anladı.
Gilbert ise çalışma odasına çıkmıştı. Yavaş adımlarla boydan boya pencere ile kaplanan duvara doğru ilerledi. Bu duvarın böyle olmasını o istemişti. Bu sayede dışarıyı her daima görebilecekti. Ancak odanın içi dışarıdan katiyen görünmüyordu.
Sanırım, bu odanın, en çokta bu özelliğini seviyordu. Derince bir nefes çekti içine. Gökyüzü sarı,turuncu ve kırmızı renklerin dansına tanıklık ediyordu. Sarı turuncuyla birlikte bir birine girmiş bir şekilde dalgalı bir şekilde hareket ederken kırmızı ise dingin bir denizin dalgalarını taklit edercesine yumuşak ve hafif duruyordu.
Gilbert bu manzara karşısında tekrar tekrar büyülenirken bir kaç dakika daha orada durduktan sonra iç çekerek çalışma masasına doğru ilerleyip sandalyesini çekip oturdu. Bu dünya tamamen sihirden oluştuğu için D vitaminini sağlayan güneşte doğal olarak yoktu.
Bu yüzden bu dünya da D vitamini su gibi içilirdi. Çok fazla D takviyesi yapılmasına rağmen bilgilerin çok hızlı unutulması kaçınılmaz oluyordu. Gilbert de bir alfa bile olsa kaçınılmaz olarak gireceği üniversite sınavına hazırlanmak ve konuları unutmamak amacına matematik kitabını eline aldı.
Bir kaç saat boyunca matematik konularını çalıştıkdan sonra Tarih kitabını eline aldı. Bir kaç dakika boyunca elindeki Tarih kitabının kapağını inceledi. Ardından Kurt Adamların tarihini anlatan sayfaları açtı. Gibert derin bir nefes aldı. Yıllardır bildiği satırları tekrar okuyacak olsa da yinede ilk defa öğreniyormuş gibi heyecanlanmıştı.
Yıllar önce sefil bir ailenin çocuğu olan Jacques Rollet in beş kardeşi daha vardı. O en küçükleriydi. Yıllar geçti. Çocukların hepsi büyüdü, biri hariç. Jacques . Ailesi Jac için endişeliydi. Çünkü on bir yaşından sonra hiç uzamamıştı. Babasının götürdüğü hiç bir doktor onun hastalığına bir tanı koyamamıştı. Artık ailesi bu duruma alışıp ondan umudunu kestiği yıllarda Tanrılar Tanrısı Olimposlu Jupiter dünyaya bir insan formunda indi. O günde Jac bir gölün kenarında acıyla yansımasına bakıyordu. Gök yüzünün içinden ışıklar içinden inen birini fark edince korkup çalılıkların arasına girdi.
Gizlice saklandığı yerden gördüğü kadarıyla o ışık huzmesi bir insana dönüşmüştü. Adamın kürek kemiğinin üstündeki simgeden onun Tanrılar Tanrısı olduğunu tanımıştı. Çünkü bu Olimposlu ' nun ilk dünyaya inişi değildi. En azından söylentiler öyle diyordu. Ve gördüklerine göre doğruydu da. Jac yavaşça çalıların arasından çıktı.
Olimposlu onun orada olduğunu zaten görmüştü. Bu yüzden pekte şaşırmayarak ona döndü. Jac hızla ayaklarına kapanıp ona boyunu uzatması için yalvarmaya başladı. Olimposlu onun bu yalvarışlarına karşı onu uzattı, yakışıklı kıldı. Güçlendirdi kuvvetlendirdi. Ve onu uyardı. Eğer bu verdiklerini kötü yolda kullanırsa cezasını ağır bir şekilde alacağını söyledi.
İlk bir kaç yıl sorunsuz geçerken Jac yavaş yavaş bozulmaya başladı. Yakışıklılığını kullanıp pek çok kızı ağına düşürüp onlara tecavüzde bulunduktan sonra Olimposlu ile karşılaştığı gölde boğdu.
Bu olay karşısında Olimposlu'nun gazabı da pek gecikmedi. Jac'ı bir kurda çevirdi. O da bu kimlikle sonsuza dek kaldı ve çevreye korku saldı.
Gilbert kitabın kapağını yavaşça kapattı ve derin bir nefes aldı. Bu gün yeterince çalıştığına kanaat getirdi ve yavaşça sandalyesinden kalıp gerindi. Sonrada masasını toplamadan çalışma odasından çıkıp yatak odasına gitti .
EVEEEEET arkedeşler bölüm sonu ! Lütfen bölüm hakkındaki sorularınızı bana söylemekten çekinmeyin Ayol ! Bu yorum yeri siz bakın geçin diye konulmadı ! Alınıyorum kırılıyorum canım, cık cık cık ! ertyuıkuytrdertyuıol
Şaka maka cidden yorum yapın yaaa
söyleyin bakalım
Gilbert'i nasıl buldunuz ?
Peki ya Adam'ı
Ava ?
Aliye 'yi sevdiniz mi ?
Jake ?
En önemli soruya geldim şimdi. Bundan sonra 3. kişi azından mı yazayım yoksa 1. kişi mi ?
Dip Not ; Gelecekteki okuyucularım, Bu arlar çalışmaya başladım. Oyüzden çok sık bölüm atamayacağım. Kusura bakmayın. Şahsen hayvan gibi çalışıp eve gelincede camış gibi yattığım için bölüm atacak vaktim olmuyor. = )
Dip not: bana Ter.sDunya Instagram hesabından ulaşa bilirsiniz
