Evet rezalet hayatımda bir takım radikal değişikliklere gitmeye karar verdim. Geçen dönem berbat bir okul dönemi geçirince bana arkadaşlık vazifesinin yanında part-time terapistlik yapan kankam bir hobi edinmemi söyledi. Ben de o kadar okul okumuş vardır bir bildiği diyerek resim kursuna yazıldım. Aslında bilerek de yazılmadım. belediyenin beleş kurslarına girdim bunda sanat manat eğitimi yazıyordu. dedim sanat tarihi gibi bir şey herhalde tablo sergi falan yorumlanır iki kültürlenirim. Meğerse sanatı icra ederek eğitilecekmişiz. neyse ilk hafta tanışılma haftası ders olmaz ikinci hafta kar tatili üçüncü hafta ben uyumayı tercih ettim (ve ders yapmamışlar) ve gitmedim derken sonunda bu pazar kursa başlayabildim. klasik kara kalem falan çiziktiriyoruz başta.
Bir de özellikle lokasyonu Mecidiyeköy seçmiştim gideceğim kursa bakarken Kİİİ böylelikle muhtemel kekolardan uzak kalayım. Bir de mümkün mertebe kimseyle iletişime geçmek istemiyorum. Haftalarım harika danışman hocam sağolsun iğrenç geçiyor zaten. derse gitmemdeki tek amacım sessiz sakin altı saat; kalem, kağıt, arkada müzik sakince vakit geçirip eve defolup gideyim. Ama gelin görün ki hayatta hangi istediğim oldu ki bu olsun.
Sınıf ortamı sanki güldür güldür ekibinin kaleminden çıkmış koca bir skeç. ders sabah saat dokuzda başlıyor, akşam üzeri dörtte bitiyor. ben tabiki yarım saat geç kaldım. çünkü uyudum (yani tabi ki doğal olarak). Neyse bir şekilde kalkmayı başarıp hazırlanıp çıktım. bu arada ders için açılmış olan grupta bir dolu alınması gereken malzeme falan atılmıştı. ben de evde olan ortaokuldan kalma resim klasörüm ve evde olan başka ne varsa (kalem ve silgi) içine atıp aldım yanıma. bir saat yol gittim. önceden gitmiştim bir ke ama unutmuşum binayı, dersin katını sınıfını falan. Buldum yine döne dolaşa bir şekilde. Eveeet artık sınıfa giriyorum hazırsak.
Öncelikle sıralar bir garip konumlanmıştı. Yani u desem değil düz desem değil. açıklamaya çalışayım ama belki anlarsınız. sınıfın girişi sol tarafta kalıyor. yani girince hocanın masası ve tahta sağda. Girdikten sonra karşıda üç dört sıra öğrencilerin yüzü sınıfın ortasına bakacak şekilde duruyordu. sırtları duvara dönük yani. sağ tarafta da bir sıra bu şekilde. sınıfın ortası boş. bu iki karşılıklı sıraların arasında bu sefer yüzü hocaya dönük 2 kişilik bir sıra var. Buraya kadar U düzeni gibi duruyor AMA. sağdaki (suratı ortaya bakan 2 kişilik sıra) sıranın yanında yüzü yine hocaya dönük 2 kişilik bir sıra daha var. Evet hiçbir şey anlaşılmadı ama ben en azından betimlemeyi denedim. yani düzeninden belliydi aslında saçma sapan bir sınıf olduğu.
Öncelikle sınıfa girdiğim ilk an dikkatimi cetveller çekti. dedim Allah Allah hani alınacaklar listesine de bir göz ucuyla bakmıştım hani ama orda da yoktu cetvel. Ne alaka yani yanlış yere mi geldim acaba dedim başta. Sonra hocayı gördüm. Dünya tatlısı tipte bir kadın bu arada resim hocası. en fazla otuzlarının ortalarındadır. Şişmanca, kıvırcık saçlı, herkese de siz diye hitap ediyor sağolsun, enerjisi aşırı iyi bir kadın. Onu görünce tanıdım dedim tamamdır doğru sınıf. Sağ taraftaki sırtı duvara bakan sıranın hocaya uzak köşesi boştu oraya oturdum. Solumda yine otuzlarında olduğunu tahmin ettiğim bir abi -arada bir kişilik yer boş tabi-, sağımda benimle yaşıttır diye düşündüğüm, yüzünden hayata karşı nefret ve kin akan bezmiş bir kız, onun yanında da yine otuzlarında normal bir abla vardır. kızla ablanın suratı hocaya dönük, haliyle kızın yüz direkt bana bakıyor. ablaysa sağ arka çaprazımda kalıyor. çünkü dediğim gibi salakça bir sıra düzeni var. ortadaki sırada bir teyzeyle yine bir abla. karşımda da giriş tarafından cama doğru sırasıyla bir teyze -iki kişilik boş yer- bir kız - bir kişilik boş yer- ve kırklarına giden bir abla daha var. Sonradan aralarına punkçı mı emo mu anlayamadığım tarzda bi kız ve yanına da dünyanın en düzzz erkeği olan bilgisayar mühendisi kankası geldi. Bilgisayar mühendisi olduğunu nerden biliyorum tabi dimi. hemen anlatayım.
Üç hafta önce, yani asıl ilk derste, arkamda bir çift vardı. yalnızca seslerini duyduğum. asla yok yüzleri kafamda. ilk dersin bitiminde hoca wp sınıf grubu kuracağım dedi. mantıklı. neyse hepimiz giriyoruz gruba falan. O esnada;
Arkadan bir erkek sesi: Girmek zorunda mıyız?
Hoca: yani değil tabi ki ama dersten haberdar olmak adına girmeniz daha iyi olur.
erkek sesi: Yani ben girmemeyi tercih ederim.
Ama var ya duysanız bir ciddiyetle konuşuyor eleman üf. Sanırsınız devlet meselesi. Hoca en son dayanamadı yanına kadar gitti. Fısıldaşmaya başladılar. Ama arkamda olduğu için net duyuyorum tabi.
Hoca kısık sesle: Iııı yani tam olarak neyden çekiniyorsunuz?
Erkek birey: Yok yani çekinmek değil de...
Hoca: Güvenlik sebebi ile mi?
Erkek birey: Yani tabi...
O esnada olaya bir kız sesi dahil oluyor.
Kız: Mesleği sebebiyle istemiyor yani.
O esnada benim iç sesim: OHA HARBİDEN DEVLET MESELESİ GALİBA. ELEMAN MİT AJANI.
Hoca: Güvenlikle ilgili bir şey olmaz. Yani numaranızı kimse almaz.
Benim iç ses: Belediyenin kursu alsa ne olur numaramı. zart zurt butiğinden alışveriş yaparken bir tek DNA örneği vermediğim kalıyor zaten. KESİN MİTÇİ.
Erkek: Ama yani yine de tercih etmiyorum.
Hoca: yani mesleğiniz de..?
içimin sesi: Ayy ajan de ajan de
Kız: Arkadaşım BİLGİSAYAR MÜHENDİSİ DE.
.
.
.
YA BİR SAATTİR BUNUN İÇİN Mİ KIVRANDIN BE. NE VAR BEN DE DİYETİSYENİM HAMBURGER GÖRÜNCE BAYILAYIM O ZAMAN.
hayallerim yıkıldı. şahsen o an göz devirip bu ikilinin de (kibar bir tabir bulmaya çalışıyorum) MAL olduğuna kanaat getirdim. E ne kayıtta ne de başka bir zaman diliminde çift bulunmadığından otomatik olarak emo kız ve düzz erkek ikilisi bunlar oluyor. yani aslında o kadar zaman iç sesimle ajan beklemek yerine arkaya bir bakış atsaymışım da mitçi yerine simitçi beklemem gerektiğini anlarmışım.
Neyse ben ve rengarenk sınıfım bu şekilde derse başladık. Yani ders başlamıştı ama geç de olsa ben de teşrif edebildim. Cetvelli teyzeleri görünce yanlış mı geldim teredütü yaşarken naif mi naif hocamcım geldi ve yapmamız gerekeni anlattı. Altı üstü 5 yuvarlak 15 kare çizip içini kara kalem dolduracakmışız. Allah'ım bu insanlar zeki mi salak mı karar de veremiyorum. Hayır çünkü dışardan bakınca akıllı da gözüküyorlar (düzz mühendis erko hariç). Cetvel nalaka yani elimnen çiziktirdim abi. yuvarlak, kare al işte. OKB'li gibi didik didik etmeye ne gerek var konu kare çizmek değil ki BOYAMAK?? neyse millet, şakasız iki derse yakın bir süre, cetvelle uğraşırken ben yaklaşık beş dakikada çizdim kare yuvarlak falan neyse. yamuk mamuk (asla yamuk değillerdi bu arada baya da iyi çizdim). Arada millete bakınıyorum hayretle. Mazur görün hayatımda bu kadar boş bir işe bu kadar önem atfeden insan görmemişim ama ne yapayım. O esnada hocayla göz göze geliyoruz, hoca bana 'Evet farkındayım değişikler ama buraya ne tipler geliyor bir bilsen' bilgeliği ile edilen bir tebessümle bakıyor bana.
En son 3. tebessümden sonra ben telefonuma yönelince hoca geldi ve ' isterseniz biraz daha düzeltmeler yapabilirsiniz dairelerde' dedi. peki ben ne dedim?
Sakin bir tebessümle: silgim yok ki.
hoca bakındı biraz masama. yaklaşık 5 sene önce alıp açmadığım hamur silgiyi alıp. 'bu olur.' dedi. dedim 'eski biraz ama?'. 'yok yok sorun değil.' dedi. Bir de ne yalan söyleyeyim ömrümde adamakıllı hamur silgi de kullanmamışım. kağıda bastırıp çekmek ve ortaokulda resim derslerinde dersten sıkılınca mıncıklamak dışında GERÇEKTEN SİLMEK gibi bir eylemi gerçekleştirmeye yaradığını bilmiyordum. Cahilim.
Milletin hayatta başka bir amaç yokmuşçasına nizami bir şekilde kare çizmesini bir saat bekledikten sonra yaklaşık yarım saat kadar hoca çizdiğimiz boş kare ve çemberleri nasıl boyamamız gerektiğini gösterdi. YANİ ASIL YAPMAMIZ GEREKEN ŞEYİ. Neyse ben başladım tabi daireleri boyamaya. çizgi tekniği, noktalama tekniği... derken birkaç saat daha geçti. tabi benim kalemin ucu da köreldi bu esnada. Hoca geldi 'kalemi açmak lazım.' temalı birkaç cümle kurdu ama benim açmaya falçatam da yoktu. Yalan değil biliyordum almam gerektiğini ama uğraşamadım. Ders iyi geldi ne yalan söyleyeyim. Arkadaşımın varmışbir bildiği. Arkada klasik müzik. elimde kağıt kalem. oh mis. Arada bana eğlence malzemesi de çıkıyor tabi derste. Baya eğlenceli ya. MESELA:
Hoca bir ara sıkılır gibi olunca muhabbet olsun diye 'herkes çalışıyor galiba.' dedi. ben çalışmayan olarak kendimi belirttim. bir de hayattan nefret eden kız (yan tarafımda kalan) çalışmıyor sanırsam. Benim de canım sıkılmış olacak ki 'ben anca yüksek lisans YAPMAYA ÇALIŞIYORUM.' dedim gülerek. zaten ilk kayıt günü 'neden bu kurs?' temalı konuşmada bunu belirtmiştim, 'hobi edinmem lazımdı. geldim.' şeklinde. Net bir insanımdır. O yüzden ek bir bilgi değildi o an bunu belirtmek. hoca da hayattan nefret eden kızın yanındaki kadına bakarak ekledi: Siz de doktora yapıyordunuz sanırım?
Kadın gülümseyerek 'evet' dedi. kadına döndüm ben de görmek için hafif arkamda kalıyordu çünkü. o esnada kadın gülerek ekledi ' Emin misiniz?' AHHH abla ahh! akademinin taşlı yoluna yalınayak çıktık bir kere. Babadan miras bizde yanlış seçimler. (Babam Fenerbahçeli.)
Kadına böyle söylemedim tabi. Yalnızca tebessüm ettim. Bugünlük bu kadar iletişim yeter diye düşünüyordum ki Hoca ortadaki, cetvel reis OKB teyzeye dönerek 'siz de sanki doktora mı yapmıştınız?' gibi bir şey soru. Herkes, ama bakın herkes teyzeye döndü. Teyze kafayı kaldırmadı.
Garip bir sessizlik anı.
Yanında oturan kadın bile döndü sana bakıyor be teyze bi kaldır kafayı. Hoca sorusunu tekrar etti ama bu sefer ismini de ekleyerek. Garip bir sessizlik anı daha.
Teyzede yine tık yok. Hoca adını mı karıştırdım diye düşünürken benim iç ses: OKB TEYZE UYUZ Bİ TİP. duymaza yatıyor yani bariz. kibir nokta net teyze.
Hoca en son kadının sağır olabileceğini düşündü (yaşlı çünkü baya) ve ayağa kalkıp yanına gitti kadının. Ayy iyi niyetli hocam yaa kadın geçen derse kadar fısır fısır yanındaki kadınla konuşuyordu oysa. 'o zaman kulakların sağlamdı da şimdi mi bozuldu be teyze?' demezler mi adama.
En son hoca başında dikilip sorunca da yanıt gelmedi.
TÜMMM SINIF İŞİ GÜCÜ BIRAKTIK TEYZEYE BAKIYORUZ AN İTİBARİYLE. Baktı ki kaçış yok yanındaki kadının dürtmesiyle kafayı kaldırdı ve yarım ağız 'Profesörüm ben' dedi.
Bilgisayar mühendisi vakası no:2. OXFORDDA KIDEMLİ PROFSUN SANKİ TEYZE TÜRKİYE BURA. Hayır yani ne gerek var bu kibre.
Naif hocam tatlı tatlı: Aa öyle mi.
teyze yine gömdü kafayı. Hoca hala ortamı yumuşatma çabasında 'Iıı alanınız neydi?'
garip bir sessizlikle (yine) bekleme seansı sonrasında teyze (yine) yarım ağız 'çene cerrahi' dedi. Hoca aşırı tatlı bir şekilde (yine) tebessüm ederek ' Aa muayenehaneniz de vardır o zaman.' dedi.
YA TEYZE SEN DE BİR TEBESSÜM ET DE GİTSİN YERİNE HOCA. TERLETTİN BE BİZİ.
O esnada teyze sanki hiç görmezden gelmemiş gibi kaldırdı kafayı bir cv saydı. Yok efendim cerrahmış da, profmuş da bilmemne üniversitesinde hocaymış da. Ay ama en saçması şeydi, muayenehanem var demek yerine MALİKANEM VAR dedi. Yok dudu perinin şatosu var teyze.
Yani tamam ağlaya zırlaya yüksek lisans yapmaya çabalarken böyle bir kariyer etkiledi tabi beni. Ama teyzenin uyuzluk kapasitesi sağolsun özenmek yerine tövbe ettim. sola üç kez tükürüldü 'Allah'ım böyle bir hoca olmaktan sana sığınırım' denildi ve kare boyamaya devam edildi.
Yanımdaki abi deseniz ayrı bir olay (IQ büyük nimet bakın gerçekten). sağımdaki hayattan nefret eden kız ayrı, ders aralarında teletabi gibi gezen şenşakrak teyze (maşallah bu teyzeye öteki gibi gudubet değil sevdim onu.) ayrı. Mitçi çocuk ve emo zaten... ama neyse kalanları da bir ara aklıma gelirse anlatırım. He bu arada sınıfın en iyi çizenlerinden biri de bendim. Cetveller, profluklar, doktoralar burada sökmedi hehe. Dersin sonunda da sıkılıp erkenden çıkıp eve kaçtım.
Eveettt benim en sıradan günlerimden biriydi diyebiliriz. Genelde çok daha saçma insanlarla karşılaşırım yok yerden. Ya da bilmiyorum şu monoton hayatın içinde biraz olsun renk görebilmek adına farklı insanlara odaklanmayı seviyor da olabilirim. Ama olsun ya eğleniyorum ben.
Bakalım önümüzdeki haftalarda neler olacak. Belki hiçbir şey olmaz ve yazmam. belki de olur da yazmam. hepten kursa gitmeme ihtimalim de var tabi. Zaman gösterecek.
09.03.2025