Bölüm 4 – Ceza
Motor kazasının üzerinden bir gün geçmişti.
Okulda herkes aynı olayı konuşuyordu.
"Teoman onu kurtarmış."
"İnanmıyorum."
"O kimseye yardım etmez."
Koridordan geçerken fısıldaşmalar peşimi bırakmıyordu.
Ben ise tek bir şeyi düşünüyordum.
Teoman.
Neden beni kurtarmıştı?
Kendime defalarca aynı cevabı verdim.
"Sadece refleks."
Başka bir açıklaması olamazdı.
---
İlk ders matematikti.
Öğretmen tahtaya birkaç soru yazdıktan sonra sınıfa döndü.
"Bu soruyu kim çözecek?"
Sınıf sessizdi.
Öğretmenin bakışları benim üzerimde durdu.
"Deniz, sen gel."
Ayağa kalkıp tahtaya yöneldim.
Soruyu çözmeye başladım.
Tam işlemi bitirecekken arka sıralardan alçak bir ses duyuldu.
"Yanlış."
Sınıf bir anda Teoman'a döndü.
Öğretmen kaşlarını çattı.
"Teoman, madem yanlış diyorsun, gel sen çöz."
Teoman ağır adımlarla tahtaya geldi.
Elimden kalemi aldı.
Hiç bana bakmadan işlemi sildi.
İki satırda soruyu çözdü.
Sonucu yazıp kalemi masaya bıraktı.
Öğretmen başını salladı.
"Doğru."
Sınıfta alkışlayanlar oldu.
Yana çekildim.
Sinirden ellerim titriyordu.
Yerime dönerken Teoman alçak sesle konuştu.
"Daha çalış."
O an ona cevap vermemek için kendimi zor tuttum.
---
Öğle arasında bahçeye çıktım.
Bir banka oturmuş defterime notlar alıyordum.
Tam o sırada gölgem düştü.
Başımı kaldırınca Teoman'ı gördüm.
"Eksiğin var."
"Ne?"
"Tahtadaki çözüm."
"Senden yardım istemedim."
"İstemedin."
"O zaman?"
"Yanlış yapman hoşuma gitmiyor."
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Benim yanlış yapmam seni neden ilgilendiriyor?"
Cevap vermedi.
Arkasını döndü.
Tam giderken seslendim.
"Teşekkür etmeyeceğim."
Durdu.
"Neden?"
"Dünkü olay için."
Teoman başını hafifçe çevirdi.
"Buna gerek yok."
"Neden kurtardın beni?"
Birkaç saniye sessizlik oldu.
"Orada kim olsaydı aynısını yapardım."
Bu cümle nedense içimi rahatlattı.
Demek özel bir anlamı yoktu.
Tam düşündüğüm gibi...
---
Son ders beden eğitimiydi.
Öğretmen öğrencileri ikişerli eşleştirdi.
"Basketbol maçı yapacağız."
İsimleri okumaya başladı.
"Deniz..."
İçimden, Lütfen Teoman olmasın.
"...Teoman."
Sınıftan kahkahalar yükseldi.
"Yine başladılar."
"Savaş çıkacak."
Sahaya çıktık.
Maç başladı.
Top bana geldi.
Potaya doğru ilerlerken Teoman önüme geçti.
"Hadi."
"Çekil."
"Geçebilirsen geç."
Sinirle topu sürmeye devam ettim.
Bir hamlede topu elimden aldı.
Arkasına bile bakmadan sayı attı.
Takımı alkışlamaya başladı.
Ben yumruklarımı sıktım.
İkinci pozisyonda top yine bendeydi.
Bu kez hızla sağından geçmeye çalıştım.
Teoman omzuyla hafifçe temas etti.
Dengemi kaybedip yere düştüm.
Salonda sessizlik oldu.
Öğretmen düdüğü çaldı.
"Faul!"
Teoman hiçbir şey olmamış gibi geri çekildi.
Elini uzatmadı.
Ben kendi kendime ayağa kalktım.
Tam yanından geçerken fısıldadım.
"Senden nefret ediyorum."
Bu kez ilk kez cevabı gecikmedi.
"Alış."
---
Ders bitiminde öğretmen ikimizi odasına çağırdı.
"Siz ikiniz."
Kapıyı kapattı.
"Bu kavga daha fazla devam etmeyecek."
İkimiz de sustuk.
"Yarın okulun kütüphanesinde birlikte proje hazırlayacaksınız."
"Hocam..."
"İtiraz istemiyorum."
"Üç saat boyunca aynı masada oturacaksınız."
İçimden derin bir of çektim.
Teoman ise ifadesizdi.
Tam çıkarken öğretmen son kez konuştu.
"Eğer yine kavga ederseniz..."
"...ikiniz de okulun sonbahar festivalindeki organizasyon ekibine ceza olarak yazılacaksınız."
Koridora çıktığımızda sessizlik vardı.
Birkaç adım yürüdük.
Sonra Teoman durdu.
Bana bakmadan konuştu.
"Yarın geç kalma."
Şaşırdım.
"Sen bekleyecek misin?"
"Soğuktan nefret ederim."
"Ne alakası var?"
"Boşuna beklemem."
Cevabımı bile beklemeden yürüyüp gitti.
Onun arkasından bakarken kendi kendime söylendim.
"Bir gün seni gerçekten çıldırtacağım, Teoman."
Koridorun sonunda yürümeye devam eden Teoman'ın dudaklarının kenarı, kimsenin fark etmeyeceği kadar hafif kıvrıldı.
Belki de bu, Deniz'in henüz görmediği ilk çatlağıydı.