Bölüm 1 – İlk Karşılaşma
Okulun ilk günü...
Koridor, öğrencilerin konuşmalarıyla uğulduyordu. Yeni eğitim yılının ilk sabahıydı. Herkes arkadaşlarıyla buluşmuş, yaz tatilini anlatıyordu.
Ben ise kimseyi tanımıyordum.
Omzumdaki çantayı düzelterek müdür yardımcısının verdiği sınıf kâğıdına baktım.
11-A.
"Şu sınıfı bulsam yeter..." diye söylendim.
Tam koridorun köşesini döndüğüm anda biri omzuma sertçe çarptı.
Dengemi kaybettim.
Kitaplarım yere düştü.
Sinirle başımı kaldırdım.
Karşımda uzun boylu, altın Sarı saçlı bicepsli bir çocuk vardı.
Elleri cebindeydi.
Yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu.
Sadece bana boş boş bakıyordu.
"Önüne baksana!"
Sesim koridorda yankılandı.
Etrafımızdaki öğrenciler bir anda sustu.
Çocuk tek kelime etmedi.
Sadece yere düşen kitaplardan birine baktı.
Sonra bana.
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Şaşkınlıkla arkasından seslendim.
"Seninle konuşuyorum!"
Durdu.
Yavaşça bana döndü.
İlk kez göz göze geldik.
Bakışları öyle sertti ki istemsizce yutkundum.
Ama geri adım atmadım.
"Bana mı bağırıyorsun?"
Sesi sakindi.
Ama o sakinliğin içinde tehdit vardı.
"Evet."
"Yanlış yapıyorsun."
"Yanlış olan sensin."
Birkaç adım bana doğru yürüdü.
Artık aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Koridordaki herkes bizi izliyordu.
"Kitaplarını kendin düşürdün."
"Sen çarptın."
"İspat et."
Sinirden ellerim titremeye başladı.
"Ne kadar kibirlisin."
"Bitirdin mi?"
"Hayır."
"Ben bitirdim."
Tek omzuyla bana hafifçe çarpıp yanımdan geçti.
Sanki orada yokmuşum gibi...
O an arkamdan fısıltılar yükseldi.
"Deli misin sen?"
"Kime bağırdığını biliyor musun?"
"Teoman o."
İlk kez adını duydum.
Teoman...
Yanımdaki kız kolumdan tuttu.
"İyi misin?"
"Kim bu?"
Kız etrafına bakındı.
"Sessiz konuş."
"Neden?"
"Çünkü Teoman'dan herkes çekinir."
"Niye?"
"Kimse tam olarak bilmiyor. Ama onunla kavga eden herkes sonunda pişman olur."
Gözlerimi devirdim.
"Abartıyorsunuz."
Kız cevap vermedi.
Sadece Teoman'ın uzaklaşan arkasına baktı.
---
Sınıfa girdiğimde öğretmen beni tanıttı.
"Arkadaşlar, yeni öğrencimiz Deniz."
Kısa bir alkış koptu.
Tam yerime otururken sınıfın kapısı sertçe açıldı.
İçeri Teoman girdi.
Ne özür diledi.
Ne de açıklama yaptı.
Öğretmen bile sadece derin bir nefes aldı.
"Yine geç kaldın."
Teoman cevap vermedi.
Çantasını sıraya bıraktı.
Öğretmen, "Yerine otur." demekle yetindi.
Bunu görünce şaşırdım.
Hiç kimse ona hesap sormuyordu.
Ders boyunca tek kelime konuşmadı.
Defter bile açmadı.
Camdan dışarı baktı.
Sanki burada olmak istemiyordu.
---
Öğle arasında kantine indim.
Tam masaya oturacaktım ki biri omzuma çarptı.
Bu kez bilerek.
Başımı kaldırdım.
Teoman.
"Soğuk sandviç."
Ne dediğini anlamadım.
"Ne?"
"Benim masama oturuyorsun."
Masaya baktım.
Üzerinde isim falan yazmıyordu.
"Boş masa."
"Artık değil."
"Kalkmıyorum."
Teoman birkaç saniye bana baktı.
Sonra sandalyeyi tek ayağıyla sertçe itti.
Sandalye geriye savruldu.
Dengemi zor sağladım.
Kantin bir anda sessizliğe büründü.
Hiç kimse nefes almıyordu sanki.
Teoman eğilip bana alçak sesle konuştu.
"Bir daha karşıma çıkma."
Arkasını dönüp arkadaşlarıyla birlikte uzaklaştı.
Kimse tek kelime edemedi.
O an içimde tek bir duygu vardı.
Öfke.
Bu okuldaki ilk günümde bana hayatı zehir eden o çocuğa karşı duyduğum öfke...
Kendi kendime sessizce fısıldadım.
"Seninle işim bitmedi, Teoman."
Koridorun diğer ucunda yürüyen Teoman durmuştu.
Beni duymuş gibiydi.
Ama arkasına bile bakmadı.
Sadece yumruğunu sıktı.
Ve yürümeye devam etti.
İkimiz de henüz bilmiyorduk.
Bu, sadece bir karşılaşma değildi.
Bu, yıllarca unutamayacağımız bir savaşın başlangıcıydı.