İçeriğe geç

Tekrar

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Tekrar

Bölüm 1

Monoton Bir Hayat - 1

“Hadi kalk artık Nicola öğlen oldu neredeyse!”. Onun sesiyle uyanmayı çok sevdiğimden bilerek geç kalkıyordum. Odamın kapısını açtı içeri girdi ve sürahiyle su damlatmaya başladı. En nefret ettiğim şey zorla kaldırılmak. Zaten uyanıktım, böyle yapmasa ona evlenme teklifi bile edebilirdim. Evlenince de böyle yapacaksa çok işim var.

“Daha düzgün kaldırana kadar yataktan kalkmayacağım Lina.”

“Nasıl kaldırmamı istiyorsunuz beyefendi?”

“Mesela… Yanağıma bir öpücük kondurabilirsin”

“Ya da gözüne UV ışını tutarak retinanı yakabilirim. Ne dersin?”

“Tamam! Kalktım kalktım. Ama öpücük teklifim hala geçerli.”

“Nicola!”

Onunla böyle uğraşmak çok hoşuma gidiyor. Yapacağım başka aktivite de yok ki zaten. Çalış çalış ve evet sürekli çalış. Ben Nicola Pride bu da benim hikayem.

19 yaşındayım ama sanki 35 yaşın yorgunluğu var üzerimde. Cambridge’den atıldıktan sonra daha da bir çökme geldi. Özel ders vererek hayatımı devam ettiriyorum. Kendi buluşlarımı yapmaya çalışıyorum aslında. Özel dersten aldığım paraları da hedeflerim doğrultusunda kullanıyorum. Bu hedeflerim Cambridge kariyerimi bitirdi.Cambridge’e girebilecek kadar iyi bir öğrenci olsam da atıldığımı söylediğimde insanlar gözlerini kısarak bakıp tiksinircesine nasıl atıldığımı soruyorlar.

“Nicola! Kahvaltı hazır masaya bekleniyorsun.”

“Geliyorum Lina!”

Sucuklu yumurtanın kokusu odama kadar gelmişti. Yumurtalı sucuk desek daha doğru olur sanırım. Lina ve ben sucuk aşığıyız bu yüzden sucuğunu biraz fazla koyuyoruz, biraz.

Bu koku beni yatağımdan çıkartmaya yetmişti. Terliklerimi giydim, laboratuvar önlüğümü üstüme geçirdim, mutfağa yöneldim derken bir şeyi unuttuğumu fark ettim ya da Lina fark etti sanırım.

“Yüzünü yıkamadan sofraya mı geldin sen?”

“Iı-şey sanırım e-evet.”

O bakışlardan her zaman korkmuşumdur. Arkama bile bakmadan yüzümü yıkamaya banyoya koştum. Aynaya baktım ve gözlerimin altındaki torbaların morluğunu gördüm. Cilt bakım aletlerinden benim de alma vaktim geldi de geçiyor bile, ya da uykumu düzene sokmalıyım sanırım ama çok çalışıyorum. Gün içinde özel ders verdiğim insanlara gidiyorum -otobüste 1 saat falan şekerleme yapıyorum- döndüğümde projelerime odaklanıyorum. Üniversite yarıda kaldığı için çok fazla bilgi eksikliğim var. Aynı anda bilgi eksikliğimi kapatıp aynı anda ders verip aynı anda projelerime odaklanmak… Bu da beni bitap bir hale sokuyor. Maksimum 3-4 saat uyku ile geçiriyorum günlerimi. Hepsi ideallerim için.

Koridordaki ayak seslerini duydum ve Lina’nın yaklaştığını anladım musluğu kapattım ve koridora yöneldim.

“Deliğe düştün sandım Nicola. Çok korktum.”

Bir an garip hissettim, gerçekten de bu kadar değer veriyor muydu ki bana.

“Saçmalama Lina bir kızdın diye bayılacak halim yok ya.”

“Kızdığım için değil. Ne zamandır geç saatlerde uyuyup erken kalkıyorsun, bu duruma çok üzülüyorum. Düşüp bir yerde bayılacaksın diye çok korkuyorum kendine çok zarar vermiyor musun? Dinlenme vaktin gelmedi mi?”

“Önümde daha çok yol var Lina bir şeyleri başarmak için çok yol katetmem lazım. Kanıtlamam lazım kendimi, beni küçük düşürenler için daha da fazla çalışmalıyım.”

“Şu an kendini yıpratırsan ileride nasıl yardım edeceksin peki? Nasıl yaşadığına şaşırıyorum Nicola?”

“Bilmem ki kanımda vardır belki.”

“Nicola-”

“Lina bana değer verdiğin için teşekkür ederim. Bazen neden verdiğini anlayamıyorum çünkü her şeyimi kaybettim ve hala yanımdasın. Eskiyi unutamıyorum. Çocukça düşündüğümü düşünürlerdi ve bu yüzden atıldım sanırım. Projelerime kimse değer vermedi -senden başka kimse- beş parasız kaldım ve hayata tutunacak bir dalım bile kalmamışken hala yanımdasın. Sana o kadar minnettarım ki.”

“Sus! Ağlatacaksın bak beni.”

“Tamam tamam hadi gel kahvaltı yapalım.”

Bana değer veren tek kişi ve onun da kadın olması ister istemez ona duygu beslememe neden oluyor aslında. Ama onu da kaybedemem bu sır bende sonsuza kadar saklı duracak. SONSUZA KADAR…

Bana karşı çok kaygılı. Önden mutfağa ben gittim ve arkada boynu eğik bir şekilde arkamdan gelişini hissettim. Ama bana üzülmesine gerek yok ki hayatımı ben seçtim ne kadar zor olsa da ulaşması güç hedeflerim olsa da bu güçlükle başa çıkmam lazım. Çünkü ben Nicola’yım. Nicola Pride.

“Ne düşünüyorsun?”

“Ne hakkında Lina?”

“Görmüşsündür. Radyo kulesinin çanağına gelen heykelsi bir şey kaskatı kesilmiş sanki. Radyo kulesi görevlisi öyle bir şeyi ilk defa gördüğünü söylüyor. Önceki araştırdıklarımıza benziyor sanki. Sence de öyle değil mi?”

“Duvarın içinde bulunan heykelden mi bahsediyorsun?”

“Heykel biraz eksik kalmıyor mu sence. Şekilleri insanı andırıyordu sanki öyle değil mi?”

“Yani evet aslında. Kim neden böyle bir şey yapsın ki.”

“İlk olduğu dönem çok araştırmıştık. Kimse üstüne düşmedi, araştıran bir gazeteci intihar etmiş. Sanırım.”

“Evet o olay da var. Gazetecinin bir arkadaşı tanıdığımızdı evinde bulduğumuz eksik dosyaları iyi ki almışız. Bence saklamak istemişti hepsini saklayamadı. Aklımda kötü şeyler var ama hadi bakalım. Bunda da aynısı olacak mı acaba.”

“Maalesef. Yalnız dosyaları daha dün gibi hatırlıyorum. Sen okuldan atılmadan önceydi değil mi?”

“Evet okuldan atılmadan birkaç hafta önceydi. Dosyayı hatırlayalım mı birazcık ne dersin?”

“Olur aslında. Sen işe ben okula giderken vakit geçmiş olur.”

Eski püskü sandığımdan çıkarttığım mavi, eskimiş, tozlu dosyayı masaya koyduğumda çıkarttığı tozların havada uçuşunu Lina ile seyrettik yüzüne doğru üfledim ve o da bilerek yüzüme hapşırdı.

“Al gördün mü ceza böyle kesilir.” İkimiz de birbirimize gülüp mavi kapaklı dosyayı açmaya karar verdik.

“Bakalım ilk sayfadan başlayalım belki kaçırdığımız bir yer vardır.” Diyerek eskimiş o gazete kupürlerine baktık.

Tabii ki de ilk sayfada meşhur duvarın içinde bulunan heykel. Tarih 14 Mayıs 1983 Lambeth Caddesi’nde Aziz George Katedrali ana girişi önündeki duvarın içinden dışına geçmiş bir heykel bulunmuş. Sabah işe giden bir vatandaş durumu piskoposa bildirmiş bunun üzerine sessiz sedasız kırılmış fakat yoldan geçen vatandaş önceden resmini çekmiş ve bu sayede gazete kupürlerine skandal olarak girmiş. Halk çeşitli teoriler üretmiş piskopos olayla ilgili açıklama yapmamış. Bir anda gözüme ilişen nota baktım. Önceden okumamıza rağmen ilk kez görüyordum aslında. Saman kâğıt kullanılarak yazılmış bu notu elime aldım. Dokusu o kadar rahatlatıcıydı ki. Güzel bir el yazısı kullanılmıştı. Gazetecinin olduğunu düşünerek arkasına da baktım ve sadece önünde yazı vardı.

“Lina bunu görmüş müydün.” Elimdeki notu göstererek yüzümü ona çevirdim.

“Hayır ben de ilk defa görüyorum. Ne yazıyor ki acaba?” diyerek notu okumaya koyulduk. Birbirimize baktık ve kısa bir şaşkınlık geçirdikten sonra aynı şeyi düşündüğümüzü anladık.

“Ne demek fotoğrafı çeken adam artık yok. Bir anda nasıl çekip gidebilir. Bu işin içinde sanırım başka bir şey var fazla kurcalamamalıyız Nicola.”

Gazetecimiz -sözde- intihar etmeden önce fotoğrafı çeken adamın eşini bulmuş. Eşi ona bu fotoğraf çekildikten -heykelin fotoğrafı- 2 gün sonra işten eve bir daha dönmediğini söylemiş. Kadın kayıp ilanı vermiş fakat pek dikkate alınmamış. Herhangi bir iz de yok veya geride bırakılmış bir not.

“Nicola bu işe bulaşmayacağız. B-biz dedektif değiliz. Bu çok kan dondurucu bir şey. Gözümün önüne çok fazla ihtimal geliyor ve bunların biri gerçek. Bunları tekrar güzelce saklayalım birine bahsetmemeye de devam edelim. Ya- ya seni. Neyse.”

“Tamam Lina geçti. Bize bir şey yapamayacaklar çünkü bulamayacaklar. Ya seni derken devamını getirmedin.”

“Önemli değil bakmaya devam edelim başka kaçırdığımız yerler de vardır.”

O an üstüne pek düşmedim ama anlamıştım sanırım. Beni kaybetmek istemiyordu. Bunları fazla düşünmek zararlıydı. Bu sebeple tekrar gazete kupürlerine doğru yöneldim.

Benzer bir vaka da 28 Haziran 1987’de Hindistan Yeni Delhi’de bir esnaf marketinin önünde gerçekleşiyor. İngiltere’de yaşanan olayla aynı saatlerde. Esnaf dükkânı açmaya gittiğinde önünde heykel olduğunu ihbar ediyor. Bu sefer adamımız yaşıyor çünkü diğer vakada fotoğraf gibi delil olsa da bu vakada böyle bir delil yoktu. Devamı da benzer kupürlerle doluydu. Gazete kupürlerini yerine sakladık ve son çaylarımızdan son yudumumuzu da alarak masayı toplamaya koyulduk.

“Nicola?”

“Efendim Lina.”

“En sevdiğim özelliğin de bu biliyor musun?”

“Hangisi tam olarak?”

“Temiz ve düzenlisin. Bir işi yaparken dağıtmıyorsun ve dağınıklığı da çok doğru ve düzgün şekilde topluyorsun.”

Böyle dediğinde biraz düşündüm ve aslında doğru olduğuna karar verdim. Bunun üstüne teşekkür edip işimi yapmaya devam ettim. Azıcık düzensizliğe gelemiyordum. Her şey koyduğum yerde olmalıydı ki zamandan tasarruf edebilmeliydim. Bu zamana kadar hiç fark etmemiştim.

O okula ben ise özel ders vermeye gitmek için durağın yolunu tuttuk. Londra sokaklarında sonbahar günüydü. Yaprakların rengi adeta sokağı turuncuya boyamıştı. Güzel bir nefes aldım ve bu turunculuğu eskimiş mor büyük kasalı Mitsubishi bir kamyonet bozuyordu. Kamyonet hareket ederken kasası sanki ondan bağımsız hareket ediyordu. Az daha sallansa devrilecek gibiydi ve tekerlekleri çok gıcırdıyordu. Hemen karşımızdaki evde durdu. Üstündeki silik “Alfred Nakliyat” yazısını gördükten sonra yeni birinin taşındığına kanaat getirdik. Kamyonetin yan koltuğundan sarı saçlı, alımlı, siyah takım elbise ve elinde de dosya ile inen bir kadın gördük. Sanırım 20’li yaşlarına yakındı. 30 da denilebilirdi aslında belki de uzaktan öyle gözüküyordu. Yanına gidip tanışmaya karar verdik

“Merhaba yeni taşındınız sanırsam. İsmim Nicola ve Arkadaşım Lina. Mahallemize hoş geldiniz.”

“Merhaba Hoş buldum. Ben Freya. Freya Smith.”

“Amerikalısınız sanırım”

“Evet New York’tan taşındım işim gereği”

“Bürokrat edası veriyorsunuz. Mesleğinizi sorabilir miyim?”

“Belediyede denetmenlik yapıyorum. Sizler öğrencisiniz sanırım.”

“Biz değil de ben. Cambridge’de okuyorum arkadaşım ise oradan maalesef atıldı.” dedi Lina.

“Atıldı mı, nasıl?”

Sanırım o ünlü -benim açımdan öyle- hikayemi anlatma vaktim geldi sanırım. 5 ay önce olmuştu her şey. Fikirlerim insanların hayalinden öteye gidemeyen fikirlerden bir tanesiydi. Zamanda yolculuk. Bazı mantıksal analiz ve bilime uygunluk açısından araştırma yaptım. Nasıl gidebiliriz, gidebilir miyiz, aynı dünyada iki beden mi olur yoksa ruhum o bedene mi geçer sürekli bu şekilde kendi kendime soru sorarak başladım. Manyetik hızlandırıcı yaparsam ve gerekli hız, sıcaklık ve enerjiye ulaşırsam gidebileceğimi düşündüm. Kuantum mekaniği ve elektromanyetizma ile alakalı çok fazla kaynak okudum ve bunu da Bay Parvus -Fizik öğretmeni- ile paylaştım. Müdürle konuşmuş ve böyle şeylerin boş bir fikir olduğunu hayalden öteye gidemeyeceğini ve araştırılmasının da saçma olduğunu, okulumuzda da böyle şeylere yer verilmediğini söyleyip okuldan attılar.

Bunu Bayan Freya’ya anlattıktan sonra bana sakin gözlerle baktı. Sanki bunu ilk defa duymuyor gibiydi. “Üstüne çalışmaya deva etmiyorsun sanırım.” diye sordu. Ben de sadece araştırma yaptığımı ve fiziksel herhangi bir makine yapmaya başlamadığımı söyledim. Tanıştığımıza memnuniyet gösterdikten sonra ayrıldık ve durağa doğru yola koyulduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.