İçeriğe geç

Tek Yumruk

Bölüm 30 · 8 dk okuma

Tek Yumruk

Bölüm 30

27.bölüm/ Çözülen sorun

Helloooo

Nasılsınız. Biliyom sizi çok beklettim ama sınav haftası.

Neyse vote vermeyi unutmayıııın hadi iyi okumalaar 💜

____________________________________________

Karşımdaki kıza şaşkınlıkla bakıyordum.

Bu okula ilk geldiğimde bana şaşkınca bakan kızdı.

Ne yani bu ‘komik’ şakayı bu kız mı yapmıştı?. İnci. Ben kıza mal gibi şaşkınca bakarken kız bana gülümseyerek bakıyordu. O kadar rahat ki. Şaşkınlığımı bir tarafa atarak kıza doğru bir adım attım.

Ama adım atar atmaz kolumu biri tuttu. Tutan kişiyi umursamadan kıza doğru bir adım daha attım. Kız da ne yaptığımı bilmeden bir adım geri gitti. Yüzünde korku vardı. Beni hâla kim tutuyordu bilmiyorum ama beni kendine doğru çekince Barış olduğunu anladım. Beni kendisine çekip birkaç adım geriye giderken ona baktım. Sinan önümüze geçmişti. Kız, Barış'a bakıyordu, Barış ise bana.

Sinan rahat bir ses tonuyla “Nasılsın İnci?” dedi. “Seni görmeyeli uzun zaman olmuş” rahat tonlaması ile İnci de rahatlamıştı. Az önceki korku ifadesinden eser yoktu. O da gülümseyerek Sinan'a baktı sonra ellerini utanıyormuş gibi önde birleştirip parmakları ile oynamaya başladı.

Bu kız da az fena değil ha

Aynen öyle

Ben ve diğerleri ne yapacaklar diye beklerken Sinan hiç beklemediğim birşey yaparak; “Biraz dolaşmak ister misin?” diye sordu. “Konuşuruz?” Kız salağa mı yatıyor yoksa bilerek mi böyle davranıyor bilmiyorum ama kafasını hızlıca ve sevindiğini belli ederek salladı.

Ben hayretle onlara bakarken Barış rahatlamış olacak ki nefes verdi. Ona kaşlarım çatık bakarken yakalanmış ifadesi ile hiçbir şey olmamış gibi davranarak Burak ve Mert'e baktı. Onlara bakmayı kesip Sinan'a baktı sonra beni yavaşça bırakarak Sinan'a doğru ağır adımlarla yürüdü ve sol elini omuzuna kattı. “Tamam o zaman biz gidiyoruz” dedi ve arkasını dönmeden önce Sinan'ın onaylayarak kafa salladığını gördüm. Sonra Barış arkasını dönerek yanımıza geldi ve benim elimi tutarak Burak ile Mert'e de kafa işareti yaparak oradan uzaklaştırdı.

Ben hipnoz olmuş gibi arkasından yürürken kafamı arkaya çevirdim ve Sinan ile İnci'nin arkalarını dönüp konuşarak uzaklaştığını gördüm. Nedendir bilmiyorum ama sinirlenmiştim. Aniden Barış'ın benim elimi tutan elini bırakarak durdum. Diğerleri de durduğunda Barış bana baktı.

“Neden bu kadar rahat davranıyorsunuz?” diye aniden sordum. Sorum ile beraber durduklarında bana baktılar ama Barış bu durumdan bıkmış olacak ki nefes verdi. Burak ve Mert bize bakarken Barış bana doğru bir adım attı ve önümde durarak iki elini omuzuma koydu ve çok hafif hizama gelmek için eğildi. Gözlerime çok yoğun bir ifade ile baktı ama ben o ifadeye ad koyamadım. Beklemediğim anda gülümseyince “Sinan onunla konuşacak,” dedi “Merak etme”

Ela gözlerinde kaybolduğumda sıkıntılı bir şekilde derin bir of çektim. Ne zaman ortalık karışsa veya istemediğim birşey olsa derin bir of çekerdim. Barış bunu anlamış olacak ki elini omuzumdan çekip kollarını belime sardı. Ben de ona karşılık verdiğimde eğilip kulağıma “Halledeceğiz, merak etme” dedi.

Ben de sıkıca sarıldıktan sonra ondan ayrıldım. O da benden ayrıldığında Burak'ın imâlı bakışlarını ve sırıtışını gördüm. Ona göz kırptığımda Barış'da Burak'a baktı ve güldü. Sonra tekrar elimi tutup beni önüne aldı yürümeye başladı.

Bir süre öyle yürüyünce yine parka geldik. Tam konuşacağım sırada benim yerime Burak önce boğazını temizledi; “Iıı,” diye önce bir geveledi sonra nihayet konuşmaya başladı. “Parka gidelim mi?” masumca sorusuna gülümsemeden edemedim. Burak da bana bakıp göz kırptığında Barış, Burak'ın sorusunu yanıtladı. “Bence bugün gitmeyelim”

Konuşması ile yüzümü buruşturdum. Bunu gören Mert, Barış'a gülerek bakıp. “İdil istiyor gibi” dedi beni göstererek. “Onun için gidelim” Mert'in konuşması ile sevinmiştim. Barış'ın elini çekiştirerek onun bana bakmasını sağladım. Bana baktığında; “Bence gidelim,” dedim normal ses tonu ile çıkan sesimle “zaten bu olanlar...” lafımın devamını getirmedim. O kızı da hatırlamak istemiyordum ama olmuyordu. Hâla neden böyle birşey yaptığını anlamıyordum ve mantıklı bir nedeni olduğunu da düşünmüyorum.

Sessizliğimi fırsat bilen Barış önce çocuklara şöyle bir baktı. Mert ve Burak kafalarını sallarken tekrar ela gözlerini bana dikti. Ben de ‘kabul et’ dercesine kafamı salladığımda boğazını temizledi ve kabule ettiğini göstererek kafasını ağır ağır salladı. Elini çenesine götürdü ve orayı sıvazlarken gözlerini üzerimizde gezdirdi. “Tamam o zaman,” dediğinde elini çenesinden çekti ve işaret parmağını salladı. “Fazla uzun kalmayacağız,” sonra parmağını sadece Burak'a sallayarak “Özellikle sen,” dedi “Gitmek istediğimizde itiraz edersen..”

Burak elini sallayıp; “Yav tamam,” diyerek Barış'ın lafını böldü. “Allah Allah, sende bizi iyice kıt belledin” Barış tam birşey diyecekken Burak onu dinlemeyip Mert'in elinden tutarak parka doğru koştu. Mert ona, onu bırakması için bağırırken Burak onu döndürmek ile tehdit ediyordu. Bu hallerine güldügümde kafamı Barış'a çevirdim ve sabır çektiğini duydum. Bu sefer sesli güldüm ve Barış'ın bana bakmasını salladım. Bana ‘ne var’ dercesine kafa salladığında ‘yok birşey’ diye kafa salladığımda gülmemi durdurmuştum. Bana doğru yaklaşıp önümde durdu ve biraz üzerime eğildi. Ben onun ela gözlerine bakarken o da benim gözlerime bakarak “Bana mı gülüyorsun sen?” diye sordu.

Hızlıca kafamı iki yana salladığımda yine gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama başaramamış yine gülmüştüm. Neye güldüğümün bile farkında değildim ama gülüyordum. Sonunda gülmeyi kestiğimde bu sefer o gülümsedi ve yanağıma doğru eğilip dudaklarını bastırmadan önce durdu. Ne olduğunu anlamaz iken sıcak ses tonunu duydum. “İzin var mı?”

Beni öpmek için benden izin istiyordu. Ama ben bu izni ona vermiyecektim. Kafamı iki yana sallayıp reddettğimde o da verdiğim cevap ile doğruldu ve tam karşımda bana hayretle baka kaldı. “Neden ki?” diye masumca sordu. Ben de mızmız çocuklar gibi omuzumu kaldırıp indirdim sonra işaret parmağımı yavaşça kaldırıp göğsüne bastırdım. “Bu İnci denen kızın oyunu ortaya çıkana kadar sana izin yok” parmağımı çekip ellerimi cebime koydum ve yerimde dikleştim. “Hatta elimi tutmakta yok”

Söylediklerimden sonra arkama bile bakmadan parka, çocukların yanına doğru ilerlemeye başladım. Biraz burnu sürsün biraz. Ona bakmamayı başararak bizimkilerin yanına vardım. Burak yine Mert'i zorla salıncağa oturtturuyor, Mert'de dersini almış gibi omuzlarını indirip kaldırıyordu. Onlara gülerek ben de boş bir salıncağa oturdum ve ağır ağır sallanmaya başladım.

O sırada da bulunduğum salıncağa doğru gelen Barış'ı fark ettim. Yanımdaki salıncak boştu. Oraya biner diye düşündüm ama benim arkama geçince ona bakmadan edemedim.

İyi ki bakmayacaktık

Amaan boşver

Ben hâla ona ne yapacak diye bakarken o salıncağı tuttu ve beni yavaş yavaş sallamaya başladı. Hayır taviz vermeyecektim. Hayır bakmayacaktım. Ve bakmadım da. Beni sallamayı bıraktığında bu durumdan bıktığını belli ederek sesli bir şekilde nefes verdi. Ayaklarım ile kendimi durdurduğumda normal hızlı adımlarla önüme geçti. Ellerini azarlayan anneler gibi belinde birleştirip sanki onun ocağına incir ağacı dikmişim gibi bakıyordu. Bu haline gülmek istedim ama direnme sonucu gülmedim.

Hekal lan yusufi

Eyvallah

Ben konuşmadan ona bakınca o konuşmaya yeltendi. “Neden böyle yapıyorsun?” diye sorunca ona tek kaşımı kaldırıp ‘ben mi?’ dercesine alaya aldım. O da ellerini belinden indirip “Evet, sen” bir adım attı. “Ben sana ne yaptım?” üzgün ve masumca sorduğu soruyu hiç düşünmeden yanıtladım. “Neden bu kadar rahatsın?”

Sorduğum soru ile salıncaktan indim. Tam karşısına geçtim. İşaret parmağımı kaldırıp az önce yaptığım gibi yine göğsüne bastırdım. “O kız sana yazdı ya,” itekledim. “Sen neden bu kadar rahatsın!?” biraz bağırmıştım ama bunu umursamadan bir kere daha itekledim ve ona doğru bir adım attım. Her adım atışımda sınırları aşıyordum. Amacım taviz vermemekti ama aklıma geldikçe yavaş yavaş sinirleniyordum.

Bağırmam ile Burak ve Mert'de gelmişti. İkiside bize şaşkınca bakıyordu ama şu an onları bile umursamıyordum. Barış omuzlarımdan tutarak beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Sanırım faydalı olmuştu çünkü az da olsa iyiyidim. “Noluyo ya?” Mert'in sorusuna tam yanıt verecektim ki bir bildirim sesi geldi. Önce kimden geldiğini öğrenmek için etrafıma bakarken diğerlerine gelmediğini anladım. Hepsi bana baktığında elimi cebime atıp telefonumu çıkardım.

Yabancı birinden bildirim gelmişti. Telefonu açıp mesajı okuduğumda şaşırmadan edemedim. Mesajda;

-0541****: Özür dilerim. Emin ol bana isteyerek o mesajı ben atmadım. Beni Buse zorladı

Yazıyordu. Buse mi? O ne alaka? Buse mi yaptırmıştı? Öfkeyle Buse yazısına bakarken bir mesaj daha geldi. Sinan'a aitti. Mesajda; “Sanırım hallettim(:” yazıyordu. Sinan, İnci ile konuşacaktı. Bahsettiği buydu sanırım. Yani bu özür mesajını İnci yazmıştı. Yüzümde tebessüm belirdiğinde diğerleri de yanıma gelerek mesajı okudular. Burak zafer kazanmış “İşte bu be!” derken Mert'de gülümsemek ile yetinmişti. Barış'a baktığımda o da gülerek bana bakıyordu. “Sanırım artık elini tutabilirim ha?”

Tek düşündüğü bu olduğu için yumruğu suratına geçirdim.

***

Sinan'dan...

Diğerleri giderken İdil'in öfkesini fark etmiştim. Haklıydı. İnci ile biraz yürüdükten sonra sessizliği böldüm. “Neden böyle birşey yaptın?” şaşkınlıkla yüzüme baktığında bu soruyu beklemediği açıktı. “Ne?”

Sesli bir şekilde nefes verdiğimde artık sıkılmıştım. “Neden Barış'a öyle bir mesaj attın?” her sorduğumda karşımdaki ifade daha da şasırıyordu. Durduğunda ben de durdum. “N-ne demek istediğini anlamıyorum” ona doğru bir adım attım. O da aynı esnada bir adım geriledi.

“Bana bak kızım. Öyle sakın yalana filan başvurayım deme,” işaret parmağım ile onu gösterdim “O mesaj atanın senin olduğunu biliyorum. Neden böyle birşey yaptığını söyle!” karşımdaki kız korkarken artık herşeyi itiraf edeceğini tahmin etmiştim. Ve öyle oldu da.

“Biri beni zorladı” diye korku ile konuşunca hiç beklemeden “Kim?” diye sordum. Karşımdaki kızın yavaş yavaş gözleri dolmaya başlamıştı. Ağlayan insanlardan nefret ederdim ve şu an karşımdaki görüntüye yüzüm buruşuk şekilde bakıyordum.

Sude bile daha güzel ağlıyor. Lan! Sude ne alâka. İçten içe kendime kızarak kızın konuşmasını bekledim. Çok şükür göz yaşını sildiğinde konuşmaya başladı.

“Buse beni öyle bir mesaj atmama zorladı” Buse? Ha şu İdil'in önceki okulunda kavga ettiği kız. Bir adım daha attım ve o bir adım daha gitti. “Neden,” dedim. “Neden böyle birşey yaptırdı?” karşımdaki kız sonunda ağlamayı kestiğinde rahatlamaya başlamıştı. “Bilmiyorum”

Verdiği cevap ile kızın gerçekten zorlandığını anladım. Bir adım geri gittiğimde telefonum çaldı. Cebimden çıkardığımda ekranda “Barış” yazısını gördüm. Hemen telefonu açarak kulağıma dayadım. “Birşey mi oldu?”

Barış hemen konuşmaya geçti. “Oğlum acil hallet şu işi” ne işi olduğunu anlamıştım ama neden acele etmem gerektiğini anlamamıştım. “Neden?” diye sorduğumda

“İdil bu iş hal olana kadar onun elini bile tutamayacağımı söyledi. Acele et!” dedi ve suratıma kapattı.

Barış'ı ilk defa böyle görüyordum. İdil onu iyi yola getirmiş. Barış'ın bu haline tebessüm ettiğimde karşımdaki kızı hatırlayarak kendimi düzelttim. Telefonu tekrar cebime atıp kıza baktım. “Özür mesajı at” kız şaşkınca bana bakarken “Kime?” diye sordu.

Hiç beklemeden “İdil'e” dedim. “Senin yüzünden ortalık karıştı. Özür mesajını hak ediyor” dediğimde kız da kafasını sallayarak onaylamıştı. Hemen ona İdil'in telefon numarası vererek mesaj atmasını bekledim.

Kafasını telefondan kaldırıp “Tamamdır” dedi. Ben de telefonu çıkarıp İdil'e yazdım. Bu işin hâl olduğunu bilsin istedim. O zaten mesaj atanı tahmin eder.

“Bir daha sakın böyle birşey yapma” diyerek son uyarımı yaptığımda kızın yanından uzaklaştım. Ama daha bir adıma attığımda karşımda gördüğüm kişi ile olduğum yerde kaldım.

Sude?

____________________________________________

Helloooo

Biliyosunuz ki sınavlar basliyo e haliyle ben de çalişcağim için şimdilik bölümler iki hafatda bi

r gelebilir.

Yıldıza basmayı unutmayın 💜

Sonraki bölümde görüşürüz

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

34. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

3 yorum