İçeriğe geç

Tek Yön

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Tek Yön

Bölüm 3

Bölüm 3

Gözümü açtığımda hâla karanlıktı saatin kaç olduğuna bakmak için telefona uzandım. Ben normalde 7.30'ta uyanıyordum ve 8.30'ta evden çıkıyordum. Ama şimdi saat 5.43'tü tekrar uyumaya çalıştım ama bir türlü uykum gelmiyordu. Üzerimde hiç yorgunluk yoktu hatta çok enerjiktim, kalkıp biraz evde dolaştım. Balkona geçip sokağı izledim. Bu saatlerde hava çok güzeldi, içime temiz havayı çektim.Kuş cıvıltıları bedenimi rahatlatıyordu. Vicudumun gevşediğini hissediyordum bi an bir titreme geldi ama öyle acı bir titreme değil üzerimdeki bütün olumsuzlukları temizleyen bir titremeydi bu. Mutfağa geçip kendime bir tabak kurabiye ve bir bardak kahve aldım balkondaki masanın üzerine bırakıp odadan ince bir battaniye aldım. Sandalyeme geçip dışarıyı izledim hiç bukadar güzel bir kahve içmemiştim. Hayatımın en sakin saatleriydi kahvemi bitirip içeri geçtim. Saate baktığımda 7.12'ydi, odaya geçip kıyafetlerimi değiştirip kırmızı bir crop ve palazzo pantolonumu giydim. Aynadan kendime bakıp saçlarımı düzelttim ve odadan çıktım, saat 7.56'ydı hâla vaktim vardı. Biraz telefona girdim, ben telefondayken vakit hızlıca geçmişti. Çantamı alıp dışarı çıktım, gördüğüm ilk taksiye binip okula gittim. İçeriye girdim ve sırama geçip hocayı bekledim. Ben beklerken Chole yanıma gelip durdu ve göz devirip gitti ben ise onun arkasından öylece baktım. Neden yapmıştı bunu? Neyse zaten herkes bi tuhaf. Önüme dönüp hocayı bekledim, fazla uzun sürmedi içeriye yaşlı bir hoca girdi boyu kısaydı. Yerine geçip adını söyledi adı"Miller Dav"mış. Baya bi disiplinli biriydi ve derli topluydu çünkü bütün eşyalarını düz bir şekilde bırakıyordu bozulmasına izin vermiyordu. Zil çaldığında eşyalarını toparlayıp çıktı. Bende çıkıp kantine gittim, kendime bir tane tost aldım hemen bitirip dışarı çıktım. Bahçede biraz dolaşıp içeri girdim, artık yanlızlıktan iyice sıkılmıştım. Arkadaşa ihtiyacım vardı ama burada arkadaş olunabilecek kim vardı ki? Hepsi çok samimiyetsiz görünüyordu. Biri hariç, birtane kız çok tatlı görünüyordu. Hafif kızıl saçları siyah gözlerini daha çok ön plana çıkarmıştı. Onu sevmiştim, oflaya oflaya hocayı bekledim. İçeriye Genie hoca girdi, bu gün ders işleyecektik. Tahtaya bir şeyler yansıtıp anlatmaya başladı. Hocayı dikkatle dinledim, biyolojiyi seviyordum bilim hoşuma gidiyordu. Hocayı dinlerken zaman hızla geçmişti, çantamı alıp dışarı çıktım. Hızla eve gittim biraz telefona girdim ve sonra markete gittim. Marketten patates krokan ve çikolata aldım eve geçip bir süper kahraman filmi izledim. Film çok hoşuma gitmişti başka bir gezegenden gelen bir tür uzaylı topluluğundan bahsediyordu. Tabletimi kapatıp yatağa geçtim fazla beklemeden uyuya kaldım.

.・。.・゜✭・

"Burası neresi? Heryer neden karanlık? Önümü göremiyorum" diyerek uyandığım gibi etrafa bakındım hiçbir şeyi göremiyorum. Bide yetmezmiş gibi aklımda bir sürü soru vardı. Ben neredeyim? Bir saniye ağağa yoksa kaçırıldımmı yada körmü oldum? Vicudum titriyordu bedenimi bir korku sarmıştı. Gözlerim yerindemi diye ellerimi kafama götürdüğümde bir şey hissettim, pamuklu bir şey. Elimle pamuklu cismi kavrarken utançtan ölüyordum, gözlerimde uyku bandı varmış. Kaçırılmadığıma yada kör olmadığıma sevinirken utancım bütün duygularımı ezip geçiyordu. Kalp atışlarım yeni düzelmeye başlarken yataktan çıktım. Bu gün okul yoktu, alışverişe gidecektim nede olsa yarın konser vardı.

Bir saniye, saat kaç?

Koşarak telefonu elime aldım saat bir buçuk olmuştu, hayvan gibi uyumuştum. Hemen üzerime bir şeyler geçirip mutfağa koştum. Koridorda giderken bir an ayağım kaydı ve yüz üstü düştüm.

Bir defada işim rast gitse.

Yüzüm yanıyordu, ne zaman böyle stresli olsam hep bir şey oluyordu. Biraz da burada oyalandığımı fark edince ayağa kalkıp yere düşmeden yavaşça mutfağa geçtim. Artık düşmek yok!

Dolabı açıp kahvaltılık malzemeleri çıkarttım, bir tane salatalık bir tane de domates çıkarttım. Güzel bir salata yapıp yumurtaya geçtim. Yumurtayı sarı sevdiğim için beyazlar kaybolana kadar iyice yaydım. Yumurta biraz kızarınca tavayı sofraya koydum ve yerime geçtim. Yumurtayı yediğimde tamda tadında olduğunu farkettim.

Ben neyim be!

Gerçekten yumurta işinde iyiydim. Kahvaltımı yapıp evden çıktım. Hava mükemmeldi, yürüyerek gitsem daha iyi olacaktı. Kalabalık bir sokağa girdim, biraz yürüdükten sonra karşıma bir mağaza çıktı. İçeri girdiğimde klimadan gelen sıcak hava yüzünden midem bulandı. Bu sıcakta klimaya ne gerek varsa. İnsan soğuk havaya ayarlardı, burada pişiyoruz. Mağaza sahibine söve söve içeri girdim. İlk kat çocuk giyim bölümüydü.

Iyy bir sürü küçük çocuk.

Çocukları pek sevmezdim aslında şımarık çocukları pek sevmezdim. O ne öyle etrafta koşuşturuyorlar, bağırıyorlar, ağlıyorlar hiç bana göre değil ama çocuklara saygım sonsuz. Onları hayatta üzmem, onlara hayatta kızmam gerekirse onlarla eğlenirim, oynarım ama sevmem.

"Bir saniye, sende çocuktun Emily."

"Yine vicdan yapma iç sesim."

"Ama haklı değilmiyim."

"Canım haklısın ama ben böyle şımarık değildim."

"Şeyy... "

"Şey mey yok, haklımıyım değilmiyim? "

"Haklısın."

"O zaman konuşmaya gerek yok."

İç sesimle minik bir konuşma yaptıktan sonra yukarı çıkmak için merdivenlere doğru gittim. Oradaki yürüyen merdivenleri görünce duraksadım, aklıma annem gelmişti. Annem yürüyen merdivenden korkuyordu. Ben ise onu hep bindirmeye çalışıyordum ama o yine binmiyordu.

2 YIL ÖNCE

"Anne hadi gel gidelim."

"Geliyorum kızım."

"Anne bir şey söyleyeceğim ama korkma."

"Söyle."

"Anne şey, burada ne asansör var nede merdiven."

"Ay kızım ne komiksin, insanlar uçarakmı üst kata çıkıyorlar. "

"Anne hayır burada sadece yürüyen merdiven var. "

"Ne! "

"Anne hemen korkma iki dakika yukarı çıkıcaz. "

"Hayır olmaz kızım gelemem. "

"Anne lütfen. "

"Hayır."

"Anne."

"Hayır."

"Sadece bir defa denesen. "

"Olmaz kızım korkuyorum. "

"Sadece bir defa. Benim için. "

"Tamam sadece deniyeceğim. "

"Gel yardım edeyim. "

"Ayy! "

"Anne ne oldu? "

"Kızım bu hareket ediyor. "

"Anne zaten hareket ediyor. "

"Kızım ya ben binmeden bu giderse? "

"Tamam anne ya gel gidelim. "

"Oh, sonunda. "

ŞİMDİKİ ZAMAN

Onları gerçekten özlemiştim, hiç bu kadar uzakta olmadım, biz hep yan yanaydık.

Derin bir nefes alıp merdivene bindim. Yukarı çıkarken etrafa bakındım, acaba burada kamera varmıdır? Adamlar beni deli zannedecekler, saniye başı bir duruyordum. Nede olsa yeni geldiğim bir mağazada deli olarak görünmek istemem.

Sonunda bana uygun kıyafetlerin olduğu bölüme gelmiştik. Burada kıyafetler rengine göre ayrılmıştı, çok tatlı duruyordu. Biraz ilerledikten sonra elime bir pantolon aldım. Acaba alt ve üst olarakmı alsam yoksa sadece tek parça bir elbisemi alsam? Ben bunları düşünürken yanıma bir çalışan geldi.

"Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim? "

"Merhaba, ben yarın bir konsere gidicemde sizce bir elbisemi alsam yoksa iki parça alt ve üstmü alsam? "

"Bence bir elbise alın efendim. "

"Peki, bir elbise alayım. Elbiseler ne tarafta acaba? "

"Buyrun efendim bu tarafta. "

"Tamam, teşekkür ederim. "

Kız gittikten sonra elbiselerin arasında dolaştım. Gözümle biraz aradıktan sonra hemen mor kıyafetlerin olduğu bölüme geçtim. Hepsi cıvıl cıvıldı elime bir kaç tane elbise aldım ama hiç biri istediğim gibi değildi. Biraz daha aradıktan sonra gözüme bir tane elbise çarptı. Şöyle diz üstüne kadar uzun, mor renkli, kare yakalı, uzun ve balon kolluydu. Çok şık ve tatlıydı tam bana göre. "Evet, elbise işi tamam sıra ayakkabıda. "Elbisemi elime alıp ayakkabı bölümüne geçtim. Ayakkabılara teker teker baktım ama bu mağazada bana göre bir ayakkabı yoktu. Kasaya geçip elbiseyi kasiyere verdim. Elbiseyi kasadan geçirdiği gibi patlama sesi geldi. Başımı eğip elimle kendime siper yaptım. Önüme düşen renkli parçaları görünce başımı kaldırdım ve etrafıma bakındım her yerde renkli kağıtlar vardı. Başımı kaldırıp tavana bakınca konfeti patlattıklarını gördüm.

Ne gerek var dı şimdi?

Tekrar bana otuz iki diş gülen kasiyere döndüm. Bir saniye, otuz dişi var.

Bu boş ayrıntıya takıldığım için kendimden utandım. Daha fazla uzatmadan kasiyere az önce ne olduğunu sordum.

"Bir şey sorucam, az önceki patlama nedendi? "

"Efendim, tebrikler. On bininci müşterimizsiniz. "

Ne yani bu kadar aksiyon bunun içinmiydi.

"Buyrun hediyeniz."

Elindeki kartı alıp "Bu ne acaba? "diye sordum.

" Bu mağazada kullanabileceğiniz iki yüz elli euro'luk hediye çeki kazandınız. "

Vay be! Bu kadar şanslı olduğumu bilmezdim. Kendi kendime düşünürken arkamdan birinin omuzuma dokunmasıyla bir anda irkildim. Arkama dönüp kimin dokunduğuna baktım. Mavi gözlü, uzun boylu, sarı saçlı... Of anlatmaya ne gerek var ki klasik İngiliz bir adam işte ama bir ayrıntı var bu fazla gıcık. Bana küstahça bakıp"Tamam, tebrik ederim ama zahmet olmazsa çekilsenizmi acaba? "Dedi. Kıskanç, yok zahmet oluyor efendim. Yemedik sıranızı.

" Tamam çekiliyorum"diyip hediye çeki ile elbiseyi aldım.Beleş elbise.

Poşetimi koluma geçirip mağazadan çıktım. Mağazadan çıkarken yine yüzüme sıcak hava vurunca mağaza sahibine söylenerek dışarı çıktım.

Bir ayakkabı mağazası aramaya başladım sokaklar çok kalabalıktı. İnsanlar iç içe girmişti, heryer tıklım tıklımdı.

.・。.・゜✭・

Ayaklarıma kara sular inmişti, sabahtan beridir girmediğim mağaza kalmamıştı. Tam tamına beş ayakkabı mağazasına girdim ama hiç birinde istediğim ayakkabını bulamadım, internetten de sipariş veremezdim bir gün içinde kargonun geleceğini sanmıyordum. Çözüm yolları araya araya başka bir mağazanın önüne geldim. Umutsuz bir şekilde içeri girdim. Topuklu ayakkabı bölümüne geçip ayakkabılara göz gezdirdim. Gözüme çarpan mor ayakkabıyı elime alınca bütün yorgunluğum bir anda gidiverdi. Şu an da elimde tuttuğum ayakkabı sabahtan beridir aradığım ayakkabının ta kendisiydi. Elbisemin tonuna yakın olan mor rengi, diz altının yarısına kadar uzanan bağcıkları, altın gibi görünen simgelerle süslenmiş bu sivri topuklu ayakkabı beni güzelliğiyle büyülemişti. Arkamdaki puf koltuğa oturup ayakkabıyı denedim, ayağıma tam oluyordu. Ayağa kalkıp yürümeye çalıştım, tam da istediğim gibiydi.

Ayakkabıyı alıp üst kata çıktım. Burası çanta bölümüydü, çantalar rengine göre ayrıldığı için çanta seçimim uzun sürmedi. Tamam çok fazla seçenek vardı ama aralarındaki en icon çantayı bulmak zor olmadı. Bu gold zincirli mor çanta gerçekten icon'du. Çanta ve ayakkabıyı alıp kasaya gittim.

"Merhaba efendim"

"Merhaba" diyip çanta ve ayakkabıyı adama verdim. "Kart mı? Nakit mi? " diye sordu, bende "nakit" dedim.

Poşetlerimi alıp mağazadan çıktım. Buraya gelirken bir tane takıcı görmüştüm geriye dönüp oraya gittim. İçerisi ışıl ışıldı, takıların arasında dolaşarak göz gezdirdim. İlk gözüme çarpan kolye ve küpe setini aldım. Kolye kiraz çiçeğinin pembeliğinde bir kalbin etrafını saran gold sarmaşık ile zincirle birleşiyordu. Kolye gerçekten dikkat çekiciydi.

Takıcıda fazla oyalanmadan dışarı çıktım. Acayip derecede yorulmuştum yürüyerek gidemeyecektim. Karşıma çıkan ilk taksiye binip eve gittim.

.・。.・゜✭・

Merdivenleri zor çıkmıştım. Ağğ salak kafam bu binada asansör vardı. Yorgunluktan asansörü unutmuştum. Anahtarı çantamdan çıkartıp kapıyı açtım. İçeri geçtiğim gibi kendimi koltuğun üzerine attım, ayak tabanlarım yanıyordu çok fazla yürümüştüm.

Biraz dinlendikten sonra sıcak bir duş aldım, pijamalarımı giyip mutfağa geçtim bir şeyler atıştırıp yatağa geçtim. Göz kapaklarım bile o kadar yorulmuştuki saniyesinde uyuya kaldım.

Bölüm sonu

1 yorum