İçeriğe geç

Tek Kurşun

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Tek Kurşun

Bölüm 4

Bölüm 3: Zorlu Başlangıç

Odayı geçip ortak alana girdiklerinde hepsi oradaydı.

İlk fark ettiğim şey sessizlikti.

Masaya yaşlanmış iri yapılı esmer bir adam vardı. Kollarını göğsünde birleştirmişti. Bakışları bir saniye bile bana kaymadı. Maya başıyla onu işaret etti.

“Mahir Aras. Astsubay Kıdemli Çavuş.”

Mahir sadece başını salladı. Ne gülümsedi, ne de konuştu. Yanında duran koyu kahverengi saçlı, kahverengi gözlü iri yapılı adam konuştu. “Serkan Altuğ,” dedi kısaca. Bakışları bir an Melisa da durdu, sonra geri çekildi. Duvara yaslanmış atletik bir adam. Diğerlerinden farklı olarak sarışın mavi gözlü. O da konuştu sadece, “Alp,” dedi.

“Hoş geldin aramıza,” dedi Alp.

Ve sonra...

“Vay be.”

Bu sesi duyunca istemsizce baktım.

Esmer, hafif dağınık saçlı bir adam ona sırıtıyorum. Gözlerinin içinde hiç askeri disiplin yokmuş gibi bir rahatlık vardı.

“Komutanım,” dedi Maya'ya dönerek, “Bu sefer gerçekten kız getirmişsiniz ha. Hayırlı olsun.” dedi.

Maya ona sert bir bakış attı.

“Tuna.”

“Tamam tamam,”dedi Tuna ellerini kaldırarak. “ Şaka. ama bak, ilk günden odaya alınmış. Belli ki özel.”

Kaşlarını çattım.

Bunlar neyin kafasında?

Maya, Melisaya döndü.

“Bu da Tuna Demirtaş, Uzman Çavuş. Ciddiye alma ama hafife de alma.”

Tuna, “Beni bu kadar övdüğünüzü ilk defa görüyorum komutanım. Gözlerim yaşardı,” dedi ve göz yaşlarını siliyormuş gibi yaptı.

Hafif gülümsedim. İçimden“Komik çocuk” dedim.

Ve o an...

Kapıdan biri girdi.

Ortam bir anda değişti, herkes hazır ola geçti. Ben ne olduğunu anlamadım ve kapıya baktım. Kumral saçlı, net duruşlu, ela gözlü o adam içeriye girdiğinde kalbim hızlandı. Onu tanımam için ismini duymama gerek yoktu.

Yüzbaşı Kaan Emir Yalçın.

Bakışları Bana kaydı. Kısa, ölçen, sakin.

Tanıştınız mı?” diye sordu.

Herkes başını salladı. Kimseden çıt çıkmadı. Kaan Emir, Melisaya döndü.

“Burası Yemin Timi,” dedi. “Ve sen artık buradasın.”

İçimden geçenleri bastırmaya çalıştım. Nefret ediyorum bu adamdan, diye düşündüm. Ve bu daha başlangıç.

Maya hafifçe yanıma yaklaştı. “Merak etme, alışırsın zamanla.” dedi alçak sesle. Onun yüzüne baktım. “Bundan emin değilim,” dedim.

Maya bu kez gülümsedi, “Kimse emin gelmez zaten,” dedi.

Geçmiş...

Ev sessizdi.

Ama o sessizlik huzurdan değil, bastırılmış öfkeden geliyordu.

Kaan Emir, salonun ortasında dimdik duruyordu. Üniforması yoktu üzerinde ama duruşu tam bir asker duruşuydu. Karşısında babası vardı. Oturmuyordu. Oturmayı hak etmiyormuş gibi ayakta bekliyordu onu. “Bunu yapamazsın,” dedi babası sonunda. Sesi ne bağırıyordu ne titriyordu. Daha beteri vardı içinde: kesinlik.

“Askerlik senin harcın değil. Akıllı bir çocuksun, masa başında yükselirsin ya da hiç giremezsin bu işe.”

Kaan Emir cevap vermedi. Bu cümleleri ondan çok kez duymuştu.

“Gidersen...” diye devam etti babası.

Gözlerini kaçırmadan, “ Ve ölürsen... Mezarına gelmem...” işte o an bir şey koptu.

Ne bağırdı Kaan Emir, ne yumruğunu sıktı. Sadece başını kaldırdı ve babasının gözlerinin içine baktı. “Vatan değildi o,” dedi sakin bir sesle. “ zaten görev.”

Babası bir an duraksadı.

“Şehitlik değil,” diye devam etti Kaan Emir. “O zaten Kader.”

Bir adım attı öne. Geri çekilmedi, eğilmedi.

“Bayrak değil,” dedi.

“O zaten sebep.”

Sesindeki ton değişmedi ama kelimeler ağırlaştı.

“Ben bunu sana inat yapmıyorum hayalim olduğu için yapıyorum.” dedi ve devam etti. “Ve yemin olsun ki senin inadına komutan olup kendi timimi kuracağım,” dedi ve hızla kapıyı çarpıp evden çıktı.

Ve oldu da Kaan Emir kendi Timini kurmayı başardı ve adını YEMİN TİMİ koydu çünkü babasına yemin etmesiyle çıkmıştı bu yola.

Kaan Emir ve Melisanın hayatları ne kadar çok birbirine benziyordu. İkisininde bir hayali vardı çocukluktan bu yana. Ve başarmışlardı, aileleri onları desteklemiyordu ama buna rağmen ikisi de başarmıştı. Akıllarında askerlik vatan uğruna savaşmak vardı. Başardılar bakalım onlar daha ne zorluklar çekecekler...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.