Melisa Koral, kapının önünde bir an durdu. Askeri Harp Okulu yazan tabelaya baktı. Yüzünde gurur vardı,ama korku yoktu. Ailesini sesi kulaklarındaydı. “Doktor olacaksın sen,” “Askerlik eşittir ölüm,” “Bu iş asla sana göre değil,” Ama Melisa bu sözlerin içinden geçti. Artık o hayalini kurduğu okulun önündeydi. Kapıdan içeriye girdi. Kayıt işlemleri hızlıydı, kimse neden tek başına geldiğini sorgulamadı. Buradı askeri okuldu. Bahanelerin yeri değildi. İlk gün... Soğuktu. Koğuş, dolaplar, disiplin, yataklar, komutlar... Herkes yabancıydı. Herkes mesafeliydi Zaman burada akmıyordu, saatler uzuyor, dakikalar kısalıyordu. Yemek, ders, koğuş, antrenmanlar... Derken Biraz koşturuyordu Melisa. Yatağına oturdu. Ayakkabılarını çıkarmadan önce bir an durdu. “Burası artık senin yerin.” dedi içinden. Ne alışkanlık vardı bu cümlede ne de güven. Sadece kabulleniş. 2 gün... Daha da zordu. Çünkü ilk günün şaşkınlığı geçmişti. Artık ne olacağını biliyordu: Koşu, disiplin, sessizlik, tekrar. Ders sırasında not alırken fark etti. Eli ağıyordu. Ama durmadı. Yanındaki kız fısıldadı :“Alışabilecek misin?” Melisa başını kaldırmadan cevap verdi. “Başka seçeneğim yok,” dedi. Bu bir meydan okuma değildi, gerçeklerdi. Bahçede yürürken kalabalığın içinde erimediğini fark etti. Ama öne de çıkmıyordu. Ne hızlıydı, ne yavaş,ne güçlüydü, ne zayıf. Sadece dayanıyordu, biliyordu hiçbir şey kolay olmayacaktı. Akşam defterinin köşesine ikinci çiziğini attı. İki çizik. “Üçüncü gün biraz daha zor olacak,” diye düşündü. Koğuşun ışığı kapandı ve derin düşünceler içerisinde uykuya daldı. Henüz bilmiyordu ama bu okulda en çok fark edilenler, parlayanlar değil tüm bu zorluklara rağmen ayakta kalabilmekti, pes etmemekti. 3.gün... Üçüncü gün, vücudumun aklımdan önce pes etmek istediği gündü. Sabah içtimasında ayakta dururken baldırımın titrediğini fark ettim. Nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Kimseye göstermemem gerekiyordu. Burada zayıflık, elenmek demekti. Koşu bittiğinde herkes olduğu yere çöktü. Ben ise çömelmedim, dizlerimin üzerine indim ama başımı eğmedim. Tam o sırada birinin bakışlarının benim üzerinde olduğunu hissettim. İlk başta bunun yorgunluk olduğunu sandım. Ama ikinci turda da aynı his vardı. Bahçenin kenarında, gölgede duran bir adam... Sivil kıyafetliydi ama duruşu hiçte sivil bir insan gibi değildi. Gözlerimi kaçırdım, sonra tekrar baktım. Adam hala oradaydı. Gün boyunca bu his peşimi bırakmadı. Yemekhanede, koridorda, Bahçede... “Tesadüf,” dedim kendi kendime. Ama tesadüfler bu kadar ısrarcı olmazdı. Akşam koğuşa döndüğümde, yatağıma oturdum. Defterimi açtım bir çizik daha attım. Üçüncü çizik. Sonra kendi kendime düşündüm. “Müdüre mi söylesem?” ya da “Başka bir yetkiliye,” Sonra aklıma başka bir ihtimal geldi. “Ya beni attırırsa.” susmak için bir neden bulmuştum. Defterimi kapattım ve yatağa uzandım. Ertesi gün, öğleden sonra bahçede yalnız kaldığı bir ana yakaladı onu. “Melisa Koral.” Sesi çok netti. Emir gibi değildi, itiraz kabul etmiyordu. Ayrıca benim adımı nereden biliyordu? Arkamı döndüğümde adam tam karşımdaydu. “Ben Yüzbaşı Kaan Emir Yalçın.” Kalbim hızlandı, demek üst rütbeydi. “Direkt konuya giriyorum. Seni bir süredir izliyorum,” dedi. Kaan Emir açıkça. Gerildim ama yüzümde mimik oynatmadım. Ne oluyor? Bu bir test mi? Yanlış bir şey mi yaptım? “Söyleyeceklerim hoşuna gitmeyebilir,” dedi, Kaan Emir. “Ama açık konuşacağım, sende Cevher var,” Kaşlarım hafifçe çatıldı. Bu gerçek olmaz, biri benimle dalga mı geçiyor? “Seni timim de istiyorum,” dedi, sesi dalgalandı. Nasıl yani? Bu adamın timi mi var? “Ben burada yeniyim yüzbaşı,” dedim ve devam ettim. “Kimseye güvenmiyorum, şaka yapmadığını nerden bileceğim?” dedim. Yüzbaşı, yani Kaan Emir'in yüzünde en ufak bir tebessüm yoktu. “Şaka yapar gibi mi duruyorum?” sessizlik düştü aramıza. Biraz düşündükten sonra cevabımı verdim. “İstemiyorum, Yüzbaşı.” dedim. Gergindim, tedirgindim ama yansıtmamam gerekiyordu. “Ben burada koğuşta, Mutluyum.” Yalandı. Bunu ikiside biliyordu. Sadece alışmaya çalışıyordu. Yüzbaşı, başını hafifçe yana çevirdi. “Peki,” sanki bu cevabı bekliyor gibi. Tam arkasını dönüp gidecekken. “Bu konu burada bitmedi,” dedi ve gitti. Arkasından bakarken içimden tek bir cümle geçti. “Yüzbaşı, peşimi bırakmayacak.” çünkü sözleri çok netti. Bakışları bile “Seni alacağım,” diye bağırıyordu.
Bölüm 1
Giriş...
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.