İçeriğe geç

Tek Çatı Altında Çifte Aşk

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Tek Çatı Altında Çifte Aşk

Bölüm 2

Bölüm 2

Sabah, otelin kalın perdelerinden sızan solgun ışık odanın içine ağır ağır yayılıyordu. Dışarıda kuş sesleri vardı ama içeride boğucu bir sessizlik hâkimdi.

Tuna gözlerini açar açmaz başındaki zonklamayla irkildi. Boğazı kurumuştu. Yatağın kenarına oturup avuçlarını yüzüne sürdü. Birkaç saniye hiçbir şeyi hatırlayamadı.

Sonra gözü yere devrilmiş tütsü kabına takıldı.

Bir anda gece yaşananlar zihnine üşüştü.

"...Lanet olsun."

Yavaşça yerden tütsüyü aldı. Kapağını açıp kokladı. Yüzü bir anda sertleşti.

"Bu normal tütsü değil..."

Askerlikte aldığı eğitim sayesinde kokuyu hemen tanımıştı. İçine bilinç bulanıklaştırıcı bir madde karıştırılmıştı.

Demek hissettiği baş dönmesi gerçekti.

Demek biri onları hedef almıştı.

Fakat...

Kapıya gelen tek kişi Alev'di.

Tuna yumruğunu sıktı.

"Tesadüf müydü..."

Odasının kapısını sertçe açıp koridora çıktı.

Tam o sırada karşı odanın kapısı aralandı.

Alev elinde ilk yardım çantasıyla dışarı çıktı. Gözlerinin altı mosmordu. Sanki bütün gece uyumamış gibiydi.

İkisi de birkaç saniye konuşamadı.

Alev başını eğdi.

"...Günaydın."

Tuna'nın yüzünde en ufak bir ifade yoktu.

"Bana yaklaşma."

Alev duraksadı.

"Ben sadece..."

"Yaklaşma dedim."

Koridorun sessizliği ikisinin arasındaki mesafeyi daha da büyütüyordu.

Alev derin bir nefes aldı.

"Dün gece ne olduğunu bilmiyorum. Ben gerçekten..."

Tuna sözünü kesti.

"Biliyor musun?"

"Hayır."

"Güzel yalan."

Alev'in gözleri dolmaya başladı.

"Yalan söylemiyorum."

Tuna birkaç adım yaklaştı. Bakışları buz gibiydi.

"O tütsüyü kim koydu?"

"Bilmiyorum."

"Odama neden geldin?"

"Garson..."

"Garson mu gönderdi?"

"Evet."

"Buna inanmamı mı bekliyorsun?"

Alev cevap veremedi.

Çünkü kendisi de her şeyin ne kadar garip olduğunu yeni yeni düşünmeye başlamıştı.

Tuna sessizce yanından geçti.

"Bir daha benim odama yaklaşma."

Alev arkasından bakakaldı.

Boğazındaki düğüm büyüyor Tam o sırada koridorun diğer ucundan Kıvanç geldi.

Elinde kahvesi vardı.

"Sabah sabah ikiniz de cenazeden çıkmış gibisiniz."

Kimse cevap vermedi.

Kıvanç önce Tuna'ya, sonra Alev'e baktı.

"Hâlâ konuşmuyor musunuz?"

Tuna soğuk bir sesle,

"Konuşacak bir şey yok."

deyip yürüyüp gitti.

Kıvanç, Alev'in gözlerindeki yaşları görünce kaşlarını çattı.

"Ne oldu?"

Alev başını iki yana salladı.

"Hiç."

"...Hiç gibi durmuyor."

Alev cevap vermeden odasına döndü.

Kapı kapanınca Kıvanç uzun süre kapıya baktı.

"Bu otelde bir boklar dönüyor..."

---

Aşağı katta...

Otel müdürü resepsiyonda çalışan genç bir görevliye sinirle bağırıyordu.

"Dün gece VIP katına kim çıktı?"

"Kimse efendim."

"Kameralarda kör noktalar oluşmuş."

"Anlamadım efendim."

"Ben de anlamadım."

Tam o sırada görevlinin cebindeki telefon titreşti.

Kimseye fark ettirmeden tuvalete girdi.

Telefonu açtı.

Karşı taraftaki ses kalın ve sakindi.

"İçeri girdiler mi?"

"Evet."

"Şüphelendiler mi?"

"Sanmıyorum."

"İyi."

Hat kapandı.

Görevli aynaya baktı.

Alnındaki teri sildi.

"Bu iş başıma bela olacak..."

---

Aynı saatlerde...

Şehrin diğer ucunda.

Mert başındaki bandajı sinirle söküp yere attı.

Alnındaki yara hâlâ kanıyordu.

Ev darmadağındı.

Kırık tabaklar.

Kan lekeleri.

Boş sandalyeler.

Her şey onu delirtmeye yetiyordu.

Duvara sert bir yumruk attı.

"Kaçtınız..."

Yerde dolaşırken gözü küçük gümüş bir kolyeye takıldı.

Eğilip aldı.

Bu, Alev'in yıllardır boynundan çıkarmadığı kolyeydi.

Dün gece kaçarken düşürmüştü.

Mert kolyeyi avucunda sıktı.

Yüzüne yavaşça ürkütücü bir gülümseme yayıldı.

"Demek bunu bıraktın..."

Telefonunu çıkardı.

Rehberden kayıtlı olmayan bir numarayı aradı.

"Onları bulun."

Karşı taraftan tek cümle geldi.

"Şehir büyük."

Mert pencereye yürüdü.

"Gerekirse bütün şehri satın alırım."

Telefon kapandı.

---

Öğleye doğru...

Nur Hanım, otelin restoranında kahvaltı hazırlatıyordu.

Masaya dört tabak koydurdu.

Tuna gelmedi.

Beş dakika.

On dakika.

Sonunda Kıvanç tek başına geldi.

"Anne, Tuna dışarı çıktı."

"Nereye?"

"Bilmiyorum."

Tam bu sırada Tuna içeri girdi.

Elinde siyah bir poşet vardı.

Poşetin içinden biraz önce laboratuvara gönderdiği tütsünün kalan parçaları görünüyordu.

Masaya bıraktı.

"Bunun incelenmesini istiyorum."

Nur Hanım şaşırdı.

"Neden?"

"Çünkü biri dün gece odama girdi."

Masadaki hava bir anda değişti.

Kıvanç doğruldu.

"Ne diyorsun sen?"

"Biri bilinç bulanıklaştırıcı madde kullandı."

Alev'in elindeki çay bardağı titredi.

Tuna bunu fark etti.

Bakışlarını ondan ayırmadan konuştu.

"Bu otelde hiç kimseye güvenmiyorum."

Sessizlik çöktü.

Alev başını eğdi.

İlk defa bulunduğu yerde gerçekten yalnız hissetti.

Tam o sırada restoranın girişindeki güvenlik görevlisi koşarak içeri girdi.

"Efendim..."

Kıvanç ayağa kalktı.

"Ne oldu?"

"Bir adam otelin çevresinde sürekli dolaşıyor."

"Kim?"

Görevli cebinden telefonunu çıkarıp güvenlik kamerasından çekilmiş görüntüyü gösterdi.

Görüntü bulanıktı.

Yüzü tam seçilmiyordu.

Ama siyah deri ceketi...

Kalın postalları...

Ve yürüyüşü...

Eftalya'nın elindeki çatal yere düştü.

Dudakları titredi.

"...Mert."

Bölüm sonu

4 yorum